KIRIK YEMİN
10. Bölüm – İnce Çizgi
Sabah, Sancaktar Holding'in cam cephesine vuran güneşle başladı.
Duru, toplantı salonunun önünde birkaç saniye durdu. Elindeki dosyayı sıkıca tutuyordu.
Bugün ihale meselesi çözülecekti.
Ama onun aklında başka bir şey vardı.
Dün gece Kerem'in yüzündeki ifade.
Ona yalan söylediğini anlamıştı.
Evet, zarfı saklamıştı.
Bundan emindi.
Kapıyı açıp içeri girdi.
Demir ve Asya çoktan gelmişti.
Kerem ise pencerenin önünde durmuş, telefonuyla ilgileniyordu.
Duru onu görünce bakışlarını kaçırdı.
Kerem de aynı anda başını kaldırdı.
Birkaç saniyelik sessizlik.
Sonra Duru doğrudan konuştu.
"Bana dün ne sakladığını söyle."
Kerem'in kaşı hafifçe kalktı.
"Ne sakladığımı düşünüyorsun?"
"Yerde bulduğun zarfı."
Demir ile Asya birbirlerine baktı.
Kerem birkaç saniye sustu.
"Senin bunu görmediğini sanıyordum."
"Ben de senin dürüst olduğunu sanıyordum."
Kerem'in yüzündeki ifade değişti.
"Bu farklı."
"Nasıl farklı?"
"Çünkü seni ilgilendiren bir şey değildi."
Duru bir adım yaklaştı.
"Benim hakkımda bir tehditse beni ilgilendirir."
Kerem cevap vermedi.
Duru'nun sesi biraz daha sertleşti.
"Ben senden yardım istemedim."
"Biliyorum."
"Öyleyse neden kararları benim yerime veriyorsun?"
Kerem birkaç saniye boyunca gözlerinin içine baktı.
Sonunda alçak sesle konuştu.
"Çünkü bazen insan, istemese bile bir başkasının zarar görmesini engellemek istiyor."
Duru'nun öfkesi bir anlığına dağıldı.
Bu cümlenin altında başka bir şey vardı.
Ama ikisi de adını koymadı.
Duru bakışlarını kaçırdı.
"Bir daha benden bir şey saklama."
Kerem başını hafifçe eğdi.
"Söz veremem."
Duru kaşlarını çattı.
"Neden?"
"Çünkü sen de benden her şeyi anlatmanı istemeye devam edersen..."
Kısa bir gülümseme geçti yüzünden.
"...muhtemelen yine kavga ederiz."
Duru istemeden gülümsedi.
"Belki de sevdiğim tek tarafın bu."
Kerem bir an sustu.
Duru söylediğini fark edince yüzü ciddileşti.
"Yanlış anlama."
"Anladım."
Ama Kerem'in yüzündeki küçük tebessüm kaybolmadı.
Aralarındaki o ince çizgi...
Biraz daha bulanıklaşmıştı.
Duru'nun söylediği son cümle havada asılı kalmıştı.
"Belki de sevdiğim tek tarafın bu."
Söylediğini geri almak istiyordu.
Hem de hemen.
Ama Kerem'in yüzündeki o belli belirsiz gülümseme sinirini daha da bozuyordu.
"Öyle bakma."
Kerem kaşını kaldırdı.
"Nasıl bakıyorum?"
"Sanki bir şey yakalamışsın gibi."
"Belki yakaladım."
Duru gözlerini devirdi.
"Unut."
"Zor."
Duru tam cevap verecekken Demir masaya dosyayı bıraktı.
"Romantik tartışmanızı sonra yaparsınız."
Duru'nun yüzü anında kızardı.
"Ne romantiği?"
Asya kahvesinden bir yudum aldı.
"Ben de bir şey demedim."
Kerem gülümseyerek sandalyesine oturdu.
Duru ise ona ters ters baktı.
"Çok komiksiniz."
Demir dosyayı açtı.
"Tamam, şimdi ciddi olalım."
Duru da oturdu.
"İhale dosyasındaki değişiklikleri inceledim."
Kerem ona baktı.
"Bir şey buldun mu?"
"Bir ayrıntı."
Duru bilgisayarını açtı.
"Dosya sisteme gece 02.17'de yüklenmiş."
Kerem kaşlarını çattı.
"Şirketler o saatte kapalıydı."
"Evet."
Asya ekrana yaklaştı.
"İçeriden birinin hesabı kullanılmış."
Duru başını salladı.
"Ama hesabın sahibi o saatte binada değil."
Kerem düşünmeye başladı.
"Demek ki şifre ele geçirilmiş."
"Muhtemelen."
Demir sandalyesine yaslandı.
"Yani köstebeği bulsak bile asıl kişiyi bulamayabiliriz."
Duru'nun yüzü ciddileşti.
"Bu yüzden bunu şimdilik aramızda tutuyoruz."
Kerem başını salladı.
"Anlaştık."
---
Toplantıdan sonra Duru binadan tek başına çıktı.
Hava kapalıydı.
Yağmur yağacak gibiydi.
Otoparka doğru yürürken arkasından Kerem yetişti.
"Bekle."
Duru durdu.
"Ne oldu?"
Kerem elindeki anahtarı gösterdi.
"Arabanın lastiği inmiş."
Duru'nun yüzü düştü.
"Harika."
Kerem gülümseyerek,
"Ben bakarım."
dedi.
"Sen mi?"
"Merak etme. Araba tamir etmek de biliyorum."
Duru ona şüpheyle baktı.
"Senin her şeyi biliyor olman biraz sinir bozucu."
Kerem eğilip lastiği kontrol etti.
"İstersen hiçbir şey bilmeyeyim."
Duru birkaç saniye onu izledi.
Kerem'in takım elbisesinin kolunu hafifçe sıvamış olması, yüzündeki ciddi ifade...
Duru farkında olmadan gülümsedi.
Sonra kendini yakaladı.
"Ben ne yapıyorum?"
Kerem başını kaldırdı.
"Gülüyorsun."
Duru hemen ciddileşti.
"Yok."
"Gördüm."
"Yanlış gördün."
Kerem ayağa kalktı.
"Tamam."
"İnanmadım ama."
Duru ona doğru bir adım attı.
"Çok konuşuyorsun."
"Sen de çok inkâr ediyorsun."
İkisi bir an sustu.
Aralarında sadece birkaç santim kalmıştı.
Duru, Kerem'in gözlerine baktı.
Kerem de onun gözlerini bırakmadı.
İlk kez...
İkisi de geri çekilmedi.
Ama o an telefon çaldı.
Duru irkilerek telefonuna baktı.
Nermin.
Aramayı açtı.
"Alo anne?"
Karşı taraftaki ses telaşlıydı.
"Duru, eve gelirken beni ara."
"Neden?"
"Bir şey yok."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Sesini duymak istedim."
Duru'nun yüzündeki gerginlik yumuşadı.
"Tamam anne."
Telefon kapandı.
Kerem sessizce onu izliyordu.
Duru telefonu cebine koydu.
"Annem."
"Anladım."
Kerem bir an durdu.
Sonra sakin bir sesle ekledi:
"İstersen seni ben bırakayım."
Duru şaşırdı.
"Sen?"
"Evet."
"Babam görürse..."
"Muhtemelen beni vurmaz."
Duru güldü.
"Bu kadar emin olma."
Kerem de güldü.
"En azından denemiş olurum."
Ve o gün...
Duru ilk kez Kerem'in arabasına kendi isteğiyle bindi.
İkisinin de henüz bilmediği şey ise şuydu:
Bu küçük yolculuk...
Aralarındaki düşmanlığın ilk gerçek çatlağı olacaktı.
Arabanın içi sessizdi.
Dışarıda yağmur başlamış, damlalar camda ince çizgiler bırakmıştı.
Kerem radyonun sesini biraz kıstı.
Duru camdan dışarı bakıyordu.
Günün yorgunluğu sonunda üzerine çökmüştü.
Toplantı...
İhale...
Tehdit...
Babasıyla yaşadığı tartışma...
Hepsi üst üste gelmişti.
Kerem bir süre sonra ona baktı.
"İyi misin?"
Duru gözlerini kapatmadan cevap verdi.
"İyiyim."
"Yalan."
Duru hafifçe gülümsedi.
"Sen de her şeyi anlamak zorunda mısın?"
"Hayır."
Kerem tekrar yola baktı.
"Ama seni anlamaya başladım."
Duru cevap vermedi.
Birkaç dakika sonra gözleri ağırlaşmaya başladı.
Başını cama yasladı.
Kerem bunu fark edince hızını biraz düşürdü.
Duru'nun nefesi yavaşladı.
Uyuyakalmıştı.
Kerem birkaç saniye ona baktı.
Sonra tekrar yola döndü.
Yüzündeki sert ifade kaybolmuştu.
"Sonunda sustun," diye fısıldadı.
Duru uykusunda hafifçe kıpırdandı.
Başının cama çarpmaması için Kerem arabayı kenara çekti.
Arka koltuktaki küçük yastığı alıp dikkatlice Duru'nun başının yanına yerleştirdi.
Sonra yeniden yola çıktı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Duru gözlerini açtı.
"Neredeyiz?"
"Eve yaklaştık."
Duru etrafına baktı.
Başını hâlâ koltuğa yaslamış olduğunu fark edince utandı.
"Ben uyumuşum."
"Evet."
"Ne kadar?"
"Yarım saat."
Duru şaşkınlıkla ona baktı.
"Sen neden uyandırmadın?"
Kerem'in gözleri yoldaydı.
"Yorgundun."
Duru birkaç saniye sustu.
Sonra çok düşük bir sesle:
"Teşekkür ederim."
Kerem bu kez ona baktı.
"Rica ederim."
Duru tekrar cama döndü.
Ama dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme vardı.
Ve Kerem...
O gülümsemeyi fark ettiği hâlde hiçbir şey söylemedi.
Evet, haklısın. Sahne Duru'nun eve varmasıyla kapanmalıydı; yoksa bölüm havada kalıyor. Bir de Kerem'in onu uyurken korumasını biraz daha doğal ve roman havasında tamamlayalım.
10. Bölüm – İnce Çizgi (Part 3) – Düzeltilmiş Son
Arabanın içi sessizdi.
Dışarıda yağmur başlamış, damlalar camın üzerinde birbirine karışıyordu. Şehrin ışıkları ıslak yollara vuruyor, araba ilerledikçe geride bulanık çizgiler bırakıyordu.
Duru başını cama yaslamıştı.
Günün bütün yorgunluğu yüzüne çökmüştü.
Bir süre sonra gözleri ağırlaştı.
Kerem yan gözle ona baktı.
"Uyuyabilirsin."
Duru gözlerini açmadan mırıldandı.
"Uyumuyorum."
Kerem hafifçe gülümsedi.
"Tabii."
Birkaç dakika sonra Duru'nun nefesi düzenlendi.
Uyuyakalmıştı.
Kerem radyonun sesini daha da kıstı.
Bir süre sonra Duru'nun başı camdan yana kaydı. Kerem arabayı yavaşlatıp güvenli bir yerde durdu. Arka koltuktan küçük bir yastık alıp Duru'nun başının yanına dikkatlice yerleştirdi.
Sonra tekrar yola çıktı.
Yarım saat sonra Sancaktar Konağı'nın önünde durdu.
Kerem motoru kapattı.
Duru hâlâ uyuyordu.
Birkaç saniye ona baktı.
"Uyandırmak istemiyorum ama..."
Sessizce seslendi.
"Duru."
Duru gözlerini araladı.
"Ne oldu?"
"Eve geldik."
Duru doğrulmaya çalışırken nerede olduğunu hatırladı.
"Ben gerçekten uyumuşum."
"Fark ettim."
Duru mahcup bir şekilde saçlarını düzeltti.
"Çok özür dilerim."
"Niye özür diliyorsun?"
"Arabanda uyuyakaldım."
Kerem omuz silkti.
"İlk defa biri arabamda uyuyor diye şikâyet edecek değilim."
Duru kapıyı açtı.
Tam inecekken durup ona döndü.
"Kerem..."
"Evet?"
Duru birkaç saniye sustu.
"Bugün için teşekkür ederim."
Kerem başını hafifçe salladı.
"Rica ederim."
Duru arabadan indi.
Kapıyı kapatmadan önce tekrar ona baktı.
"İyi geceler."
"İyi geceler, Duru."
Duru konağa doğru yürümeye başladı.
Kerem ise birkaç saniye daha orada kaldı.
Duru kapının önünde durup arkasına baktı.
Kerem hâlâ gitmemişti.
Göz göze geldiler.
Duru bu kez gülümsemekten kendini alamadı.
Sonra kapıdan içeri girdi.
Kerem arabayı çalıştırdı.
Yolda kendi kendine mırıldandı:
"Başımıza iş açacaksın..."
Ama yüzündeki gülümseme, söylediklerinin aksini söylüyordu.
Konağın penceresinden Duru'nun silueti görünüyordu.
Ve o gece ikisi de aynı şeyi düşünüyordu:
Düşman olması gereken birine güvenmek neden bu kadar kolaylaşmıştı?
10. Bölüm Sonu.