İçeriğe geç

KIRIK YEMİN

Bölüm 11 · 7 dk okuma

KIRIK YEMİN

Bölüm 11

Eski Hesaplar

KIRIK YEMİN

11. Bölüm – Eski Hesaplar

Sabahın ilk ışıkları Altunay Holding'in camlarına vururken Kerem toplantı masasının başında oturuyordu.

Masada üç dosya vardı.

İhale.

Sistem kayıtları.

Ve dün gece gelen tehdit.

Üçünü de önüne koymuş, saatlerdir aynı noktaya bakıyordu.

Kapı açıldı.

Asya içeri girdi.

"Babam seni çağırıyor."

Kerem başını kaldırdı.

"Neden?"

"Bilmiyorum. Ama sesi pek iyi değildi."

Kerem dosyaları kapattı.

"Tamam."

Asya çıkmak üzereyken durdu.

"Bir şey daha var."

"Neymiş?"

"Sancaktarlar bugün basın toplantısı yapacakmış."

Kerem'in yüzü sertleşti.

"İhale meselesi yüzünden mi?"

"Muhtemelen."

Kerem sandalyesinden kalktı.

"Demek savaş yeniden başlıyor."

---

Aynı saatlerde Sancaktar Holding'de...

Duru toplantı odasına girdiğinde babası çoktan yerini almıştı.

Kaan'ın önünde birkaç gazete vardı.

Hepsinin manşetinde aynı konu bulunuyordu.

ALTUNAY–SANCAKTAR GERİLİMİ YENİDEN TIRMANIYOR.

Duru sandalyeye oturdu.

"Baba, basın toplantısı gerçekten gerekli mi?"

Kaan ona baktı.

"Artık geri adım atamayız."

"Fakat henüz suçlunun kim olduğunu bilmiyoruz."

"Bilmemize gerek yok."

Duru kaşlarını çattı.

"Nasıl yani?"

Kaan dosyayı kapattı.

"Altunaylara karşı dikkatli ol."

Duru birkaç saniye sustu.

"Kerem'e mi?"

Kaan'ın bakışları sertleşti.

"Özellikle ona."

Duru'nun içi huzursuz oldu.

Çünkü son günlerde Kerem'in davranışlarında, babasının anlattığı düşman görüntüsünden farklı bir şey görmüştü.

Ama bunu babasına söylemedi.

"Anladım."

Kaan başını salladı.

"Umarım gerçekten anlamışsındır."

---

Öğleden sonra basın toplantısı başladı.

Kameralar açıldı.

Gazeteciler sorularını peş peşe yöneltiyordu.

Kaan kürsüye çıktı.

"Şirketimiz hiçbir şekilde başka bir kurumun projesini kullanmamıştır."

Arka sıralarda Duru sessizce oturuyordu.

Tam o sırada kapılar açıldı.

Kerem ve Asya salona girdi.

Bütün kameralar onlara döndü.

Kerem'in bakışları doğrudan Duru'ya kaydı.

Duru da ona baktı.

Dünkü sakinlikten eser yoktu.

İki aile yeniden karşı karşıyaydı.

Kerem kürsüye yaklaşırken Kaan'ın sesi yükseldi:

"Altunay Holding'in de bu konuda söyleyecekleri varsa dinleyelim."

Kerem mikrofonun karşısında durdu.

"Elbette var."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra sakin ama sert bir sesle konuştu:

"Biz kimseyi suçlamıyoruz."

Kaan kaşlarını çattı.

Kerem devam etti:

"Ama bizi suçlayanların da önce kendi şirketlerinin içini temizlemesi gerektiğini düşünüyoruz."

Salonda uğultu yükseldi.

Duru'nun bakışları sertleşti.

Kerem ona baktı.

Bu kez aralarında anlayış değil, yeniden o eski rekabet vardı.

Ve Duru'nun aklından tek bir düşünce geçti:

**"Demek yine eski Kerem'e döndük."**

Kerem'in son cümlesi salonda yankılanırken gazeteciler bir anda hareketlendi.

Mikrofonlar ona doğru uzatıldı.

"Kerem Bey, Sancaktar Holding'i mi suçluyorsunuz?"

"İçeriden bilgi sızdırıldığını mı düşünüyorsunuz?"

"İki şirket arasındaki rekabet yeniden mi başladı?"

Kerem sakinliğini bozmadı.

"Ben kimseyi suçlamıyorum."

Kaan'ın bakışları sertleşti.

Kerem devam etti.

"Fakat elimizde olmayan bilgiler üzerinden bizi suçlamalarını da kabul etmiyoruz."

Duru'nun içi sıkıldı.

Kerem'in söyledikleri teknik olarak doğruydu.

Ama bunu söyleme biçimi...

Tam bir meydan okumaydı.

Kaan mikrofonu kendisine çekti.

"Biz de kimseyi suçlamıyoruz."

Kerem'in gözlerine baktı.

"Fakat geçmişte yaşananları unutmadık."

Salondaki hava bir anda değişti.

Kerem'in yüzündeki ifade sertleşti.

"Geçmişi yeniden açmak istiyorsanız..."

Bir adım öne çıktı.

"...bu konuda sizin kadar konuşabilecek kadar bilgim var."

Duru'nun gözleri büyüdü.

Babasıyla Kerem'in arasında görünmeyen bir savaş vardı.

Ama ikisinin de ne hakkında konuştuğunu tam olarak anlamıyordu.

Kaan'ın çenesi gerildi.

"Bu tehdit mi?"

Kerem başını iki yana salladı.

"Hayır."

Kısa bir sessizlik.

"Uyarı."

Toplantıdan sonra Duru hızla dışarı çıktı.

Kerem'in arkasından yetişti.

"Kerem."

Kerem durdu.

"Ne oldu?"

"Az önce ne yaptın?"

"Ne yaptım?"

"Babamla resmen kavga ettin."

Kerem'in yüzündeki ifade sertleşti.

"Önce o başladı."

"Bu bir bahane değil."

"Sen de onun tarafındasın."

Duru bir an sustu.

"Ben kimsenin tarafında değilim."

Kerem kaşını kaldırdı.

"Öyle mi?"

"Evet."

"Az önce salonda bana öyle bakmıyordun."

Duru'nun sabrı tükendi.

"Çünkü seni anlamaya çalışıyordum!"

Kerem'in yüzündeki sertlik bir anlığına kayboldu.

Duru da söylediğinin farkına vardı.

Ama geri adım atmadı.

"Son birkaç gündür bana başka davranıyorsun. Sonra bugün çıkıp babamın karşısında meydan okuyorsun. Ne yapmaya çalışıyorsun?"

Kerem birkaç saniye sustu.

"Hiçbir şey."

"Yalan."

Kerem ona yaklaştı.

"Sen de bana yalan söyledin."

Duru şaşırdı.

"Ne zaman?"

"Dün."

"Ne hakkında?"

"Benim hakkımda ne düşündüğünü."

Duru'nun nefesi kesildi.

"Ne düşündüğümü nereden biliyorsun?"

Kerem'in bakışları yumuşadı.

"Bilmem."

Bir adım geri çekildi.

"Belki de bilmek istemiyorum."

Arkasını dönüp yürümeye başladı.

Duru olduğu yerde kaldı.

Sinirliydi.

Kızgındı.

Ama en kötüsü...

Kalbinin hızlandığını fark etmişti.

Akşamüstü...

Demir, Asya'yı şirketin terasında buldu.

Asya şehri izliyordu.

"Bugün iyi geçmedi."

Demir yanına geldi.

"Hiçbir şey iyi gitmedi."

Asya ona baktı.

"Kerem ile Duru'nun birbirlerine bakışlarını gördün mü?"

Demir güldü.

"İkisi de birbirinden nefret ettiğini sanıyor."

"Sanıyor mu?"

"İkisi de farkında değil."

Asya başını iki yana salladı.

"Belki de farkındalar ama kabul etmek istemiyorlar."

Demir bir süre sustu.

Sonra Asya'ya döndü.

"Sen olsan kabul eder miydin?"

Asya şaşkınlıkla ona baktı.

"Neyi?"

Demir gülümsedi.

"Bir düşmanına karşı hislerinin değiştiğini."

Asya birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra bakışlarını kaçırdı.

"Belki..."

dedi.

"...bazı şeyleri kabul etmek için zamana ihtiyaç vardır."

Demir onun yüzüne baktı.

Bu kez gülümseyen kendisi değildi.

Çünkü Asya'nın cevabı düşündüğünden daha fazla dokunmuştu.

Ve o an...

İkisinin arasında da sessiz bir şey başladı.

Henüz adı olmayan.

Ama ikisinin de fark ettiği bir şey.

Gece...

Duru odasında tek başına oturuyordu.

Telefonunu eline aldı.

Kerem'in numarasına girdi.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra telefonu kapattı.

"Ben neden onu arayacaktım ki?"

Telefonu yatağın üzerine bıraktı.

Birkaç saniye sonra yeniden aldı.

Bu kez mesaj ekranını açtı.

"Bugün söylediklerin için..."

Yazdı.

Sildi.

Tekrar yazdı.

"İyi misin?"

Bunu da sildi.

Sonunda telefonu tamamen kapattı.

Ama uyumadan önce aklına gelen son kişi yine Kerem oldu.

Aynı saatlerde Kerem de telefon ekranına bakıyordu.

Duru'nun ismi rehberde açıktı.

Aramak istedi.

Aramadı.

Çünkü ikisi de aynı şeyi biliyordu:

Birbirlerine yaklaşmak, ailelerinin yıllardır koruduğu düşmanlığı daha da tehlikeli hâle getiriyordu.

Gece yarısını çoktan geçmişti.

Duru yatağında dönüp duruyordu.

Gözlerini kapatıyor, birkaç saniye sonra yeniden açıyordu.

Aklında babasının sözleri vardı.

“Altunaylara güvenme.”

Sonra Kerem'in yüzü geliyordu gözlerinin önüne.

Bugün ona kızmıştı.

Hem de gerçekten.

Ama bütün gün boyunca, istemeden de olsa onun söylediklerini düşünmüştü.

Kerem'in bir an bile geri adım atmaması...

Babasına karşı çıkarkenki o sert tavrı...

Ve sonra ona bakarken değişen gözleri.

Duru iç çekti.

"Bu çocuk aklımı karıştırıyor."

Telefonunu komodinin üzerine bıraktı.

Tam uyumaya çalışırken telefon titredi.

Bir mesaj.

Kerem.

Duru birkaç saniye ekrana baktı.

Mesajı açtı.

"Yarın saat dokuzda eski proje dosyalarını inceleyeceğim. Gelmek istersen haber ver."

Duru'nun kaşları çatıldı.

Bir süre düşündü.

Sonra cevap yazdı.

"Bana emir verme."

Mesaj birkaç saniye içinde görüldü.

Kerem cevap verdi.

"Emir değildi."

Duru:

"Öyle hissettirdi."

Kerem:

"O zaman dokuzda gelme."

Duru sinirlendi.

Telefonu yatağın üzerine bıraktı.

Birkaç saniye sonra tekrar aldı.

"Dokuzda oradayım."

Kerem'in cevabı gecikmedi.

"Biliyorum."

Duru istemeden gülümsedi.

Sonra telefonu kapattı.

Ertesi sabah...

Saat tam dokuzdu.

Duru, Altunay Holding'in arşiv bölümüne girdiğinde Kerem çoktan oradaydı.

Masada eski dosyalar vardı.

Kerem başını kaldırdı.

"Geç kalmadın."

Duru çantasını masaya bıraktı.

"Şaşırdın mı?"

"Biraz."

"Alış."

Kerem hafifçe gülümsedi.

"Çalışalım."

İkisi karşılıklı oturdu.

Saatler boyunca eski kayıtları incelediler.

Kim, hangi dosyaya ne zaman erişmişti?

Hangi bilgisayardan giriş yapılmıştı?

Hangi belgeler değiştirilmişti?

Derken Duru bir dosyada durdu.

"Kerem."

"Ne?"

"Şuna bak."

Kerem yanına geldi.

Duru parmağıyla ekrandaki tarihi gösterdi.

"Bu kullanıcı hesabı geçen hafta da kullanılmış."

Kerem'in yüzündeki ifade değişti.

"İhale dosyasından önce."

"Evet."

"Yani biri sadece son olay için hesabı ele geçirmemiş."

Duru yavaşça başını kaldırdı.

"Bir süredir içeride."

İkisi birbirine baktı.

Artık mesele yalnızca bir ihale değildi.

Birileri uzun zamandır iki şirketin içine sızmıştı.

Ve kim olduğunu bilmiyorlardı.

Kerem dosyayı kapattı.

"Kimseye güvenemeyiz."

Duru ayağa kalktı.

"Bir kişiye güvenebiliriz."

Kerem ona baktı.

"Kim?"

Duru birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini kaçırmadan cevap verdi:

"Şimdilik birbirimize."

Kerem'in yüzündeki ifade değişti.

Ama bu kez alay etmedi.

Sadece başını salladı.

"Şimdilik."

İkisi de bilmiyordu...

Bu küçük anlaşmanın, aralarındaki düşmanlığın yönünü değiştirecek ilk gerçek adım olduğunu.

Duru'nun sözleri aralarında asılı kaldı.

“Şimdilik birbirimize.”

Kerem başını hafifçe eğdi.

“Şimdilik.”

Tam dosyayı yeniden açacakken koridorun dışından ayak sesleri geldi.

İkisi aynı anda sustu.

Kapının camından bir gölge geçti.

Duru hemen Kerem'e baktı.

“Birisi bizi dinliyor olabilir.”

Kerem parmağını dudaklarına götürüp sessiz olmasını işaret etti.

Ayak sesleri birkaç saniye sonra uzaklaştı.

Kerem kapıya yöneldi.

Koridora çıktığında kimse yoktu.

Yerde ise küçük bir kâğıt parçası duruyordu.

Eğilip aldı.

Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı:

“Yanlış kişiye güveniyorsunuz.”

Kerem'in yüzü sertleşti.

Duru arkasından geldi.

“Ne yazıyor?”

Kerem kâğıdı ona uzattı.

Duru okuduğunda gözleri kısıldı.

“Demek bizi izliyorlar.”

“Evet.”

“Ve bizim birbirimize güvendiğimizi biliyorlar.”

Kerem kâğıdı katladı.

“Daha kötüsü...”

Duru ona baktı.

“Nesi daha kötü?”

Kerem'in gözleri koridorun sonuna kaydı.

“Bizi birbirimize karşı kullanmaya çalışacaklar.”

Duru birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra kararlı bir ifadeyle başını kaldırdı.

“Bırakalım denesinler.”

Kerem ilk kez gülümsedi.

“İşte şimdi eski Duru'yu gördüm.”

Duru kaşlarını kaldırdı.

“Ben hiç değişmedim.”

“Bundan emin değilim.”

“Kerem.”

“Efendim?”

“Sinirimi bozma.”

Kerem hafifçe güldü.

“Tamam.”

Ama ikisi de fark etmişti.

Eskiden bu konuşma kavga ile biterdi.

Şimdi ise...

Birbirlerine karşı hâlâ sertlerdi.

Hâlâ rakiplerdi.

Hâlâ ailelerinin geçmişi aralarında duruyordu.

Fakat artık aralarında başka bir şey de vardı:

Güvenmeye başladıkları bir sır.

Ve bu, ikisinin de düşündüğünden çok daha tehlikeliydi.

  1. Bölüm Sonu
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.