İçeriğe geç

KIRIK YEMİN

Bölüm 8 · 6 dk okuma

KIRIK YEMİN

Bölüm 8

Ateşle Oynamak

KIRIK YEMİN

8. Bölüm – Ateşle Oynamak

Üç gün sonra...

Savunma Teknolojileri Fuarı'nın final günü gelmişti.

Bugün açıklanacak ihale sonucu, iki şirketten birinin önünü açacak, diğerinin ise aylarca geride kalmasına neden olacaktı.

Basın binanın önünü doldurmuştu.

Mikrofonlar...

Kameralar...

Canlı yayın araçları...

Türkiye'nin en büyük iki holdingi yine aynı karedeydi.

Kerem siyah takım elbisesiyle binaya girdiği anda flaşlar patladı.

"Kerem Bey! Sancaktar Holding'i bu kez geçebilecek misiniz?"

"Olası ortaklık iddiaları doğru mu?"

Kerem tek kelime etmedi.

Güvenliklerin arasında yürüyüp içeri girdi.

Aynı dakikalarda Duru da binaya giriş yapıyordu.

Gazeteciler bu kez onun etrafını sardı.

"Duru Hanım, Altunay Holding hakkında yorumunuz?"

"Gergin misiniz?"

Duru hafifçe gülümsedi.

"İhaleyi en iyi hazırlanan şirket kazanır."

"Gerisini sonuçlar gösterecek."

Kısa cevabıyla içeri geçti.

Koridorun sonunda Kerem'le göz göze geldiler.

İkisi de durmadı.

Yan yana geçerken Kerem alçak sesle,

"Bol şans."

dedi.

Duru ona bakmadan yürümeye devam etti.

"Şansa ihtiyacım yok."

Kerem'in dudaklarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"İşte tanıdığım Duru."

Sunumlar başladığında salonda tam bir sessizlik vardı.

Önce Altunay Holding sunum yaptı.

Kerem'in kendinden emin anlatımı, salondaki yabancı yatırımcıların dikkatini çekmişti.

Ardından sıra Sancaktar Holding'e geldi.

Duru kürsüye çıktı.

Dosyalarını açtı.

Sunumuna başladığı anda sesi kendinden emindi.

Kerem istemeden dikkatle onu dinlemeye başladı.

Duru rakibiydi.

Ama konuşurken salonu etkisi altına alıyordu.

Sunum bittiğinde alkışlar yükseldi.

Kerem de alkışlayanlar arasındaydı.

Bunu fark eden Duru, şaşkınlığını belli etmedi.

Öğle arasında fuarın terasına çıkan Duru, biraz nefes almak istiyordu.

Boğaz manzarasına karşı durdu.

Rüzgâr saçlarını savuruyordu.

"Kaçıyorsun."

Arkasındaki sesi tanımıştı.

"Dinleniyorum."

Kerem yanına geldi.

"İkisi farklı şeyler."

Duru gözlerini devirdi.

"Her konuşmayı tartışmaya çevirmek zorunda mısın?"

"Hayır."

"Sen varken kendiliğinden oluyor."

Duru istemeden güldü.

Güldüğünü fark edince hemen ciddileşti.

"Komik değildi."

"Bence komikti."

İlk kez aralarındaki konuşma hakaretle bitmemişti.

Tam o sırada güçlü bir rüzgâr esti.

Duru'nun elindeki dosyalar savrularak yere düştü.

Kâğıtlar terasın dört bir yanına dağıldı.

Duru telaşla eğildi.

Kerem de hiç düşünmeden yardım etmeye başladı.

İkisi aynı anda aynı dosyaya uzandı.

Parmakları birbirine değdi.

İkisi de refleksle ellerini çekti.

Kısa bir sessizlik oldu.

Kerem hafifçe gülümsedi.

"Sanırım ilk kez kavga etmeden aynı işi yaptık."

Duru da istemeden gülümsedi.

"Alışma."

"Alışmam."

Ama ikisi de biliyordu...

Artık birbirlerinden eskisi kadar nefret etmiyorlardı.

Tam o sırada terasın kapısı sertçe açıldı.

İçeri telaşla koşan görevli yüksek sesle bağırdı.

"Kerem Bey!"

"Duru Hanım!"

"Yönetim kurulu üyeleri sizi hemen toplantı salonuna çağırıyor."

Görevlinin yüzündeki telaş sıradan değildi.

Kerem ile Duru aynı anda birbirlerine baktılar.

İkisinin de aklından aynı düşünce geçti.

Bir şey olmuştu.

Kerem ile Duru, görevlinin peşinden hızlı adımlarla toplantı salonuna yöneldi.

Koridor boyunca kimse konuşmadı.

Görevlinin yüzündeki gerginlik, olayın basit olmadığını gösteriyordu.

Kapı açıldığında içeride iki şirketin yöneticileri, hukuk danışmanları ve ihale komisyonu üyeleri vardı.

Odadaki hava buz gibiydi.

Mahir Altunay ile Kaan Sancaktar birbirlerine sert bakışlar atıyor, ama tek kelime etmiyorlardı.

Komisyon başkanı ayağa kalktı.

"Bir sorun yaşandı."

Salondaki herkes dikkat kesildi.

"Bu sabah iki şirket de, ihale sistemine aynı teknik proje dosyasını yükledi."

Duru'nun kaşları çatıldı.

"Bu mümkün değil."

Kerem de aynı anda konuştu.

"Bizim proje tamamen bize ait."

Komisyon başkanı önlerindeki dosyaları gösterdi.

"İşte sorun da bu."

"Dosyaların büyük bir kısmı birebir aynı."

Salonda uğultular yükseldi.

Gazeteciler dışarıda bekliyordu.

Bu haber basına sızarsa iki şirket de zan altında kalacaktı.

Duru ayağa kalktı.

"Biz kimsenin çalışmasını çalmadık."

Kerem de sandalyesinden doğruldu.

"Biz de."

İlk kez...

İkisi aynı konuda aynı taraftaydı.

Toplantıya kısa bir ara verildi.

Duru sinirle koridora çıktı.

Elindeki dosyayı sıkıca tutuyordu.

"Bu nasıl olabilir?"

Kendi kendine konuştuğunu sanıyordu.

Arkasından Kerem'in sesi geldi.

"Olmaz."

Duru döndü.

"Ne?"

"Bu dosyalar tesadüfen aynı olamaz."

Duru sertçe karşılık verdi.

"Yani birimiz diğerinden çaldı?"

Kerem başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Birisi ikimizi de kullanıyor."

Bu cümle Duru'yu durdurdu.

İlk kez bu ihtimali düşündü.

Tam o sırada Asya ile Demir de yanlarına geldi.

Demir ikisine baktı.

"İçeridekiler birbirini suçlamaya başladı."

Asya derin bir nefes aldı.

"Eğer gerçek bulunmazsa ihale iptal edilir."

Duru dudaklarını ısırdı.

Aylarca emek verdikleri proje...

Bir anda yok olabilirdi.

Koridorun sonunda büyük camlardan fuar alanı görünüyordu.

Kerem sessizce dışarı baktı.

"Benim bir önerim var."

Üçü ona döndü.

"Ne önerisi?"

"Gerçek suçluyu bulana kadar..."

Sözünü tamamlamadan önce Duru'nun gözlerinin içine baktı.

"...birbirimizi suçlamayacağız."

Duru hemen cevap vermedi.

İçindeki gurur buna izin vermiyordu.

Ama mantığı...

Kerem'in haklı olduğunu söylüyordu.

Demir ilk konuşan oldu.

"Bence doğru söylüyor."

Asya da başını salladı.

"Dört kişi araştırırsak daha hızlı sonuca ulaşırız."

Duru birkaç saniye düşündü.

Sonunda istemeden elini uzattı.

"Bu sadece gerçek ortaya çıkana kadar."

Kerem hafifçe gülümsedi.

Elini sıktı.

"Anlaştık."

İlk kez...

Altunay ve Sancaktar ailelerinden dört genç, aynı amaç için aynı tarafta durmuştu.

Fakat tam o sırada...

Koridorun diğer ucunda onları izleyen siyah takım elbiseli bir adam, telefonunu kulağına götürdü.

"Soğuk savaş bitti."

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra alçak sesle devam etti.

"Planın ikinci aşamasına geçebiliriz."

Adam telefonu kapatıp kalabalığın arasında gözden kayboldu.

Dört genç ise...

Kendilerini izleyen gözlerden habersizdi.

Toplantı, uzun tartışmaların ardından ertesi güne ertelendi.

İki şirket de projelerinin orijinal olduğunu savunuyordu.

Komisyon, nihai karar verilene kadar dosyaların incelemeye alınacağını açıkladı.

Salon yavaş yavaş boşalırken Duru çantasını omzuna astı.

Tam kapıya yönelmişti ki arkasından Kerem'in sesi geldi.

"Duru."

Durdu ama arkasını dönmedi.

"Ne var?"

"Konuşabilir miyiz?"

Duru derin bir nefes aldı.

"Beş dakika."

İkisi fuar merkezinin arka bahçesine çıktılar.

Kalabalığın sesi uzaktan geliyordu.

Burası daha sakindi.

Aralarında birkaç adımlık mesafe vardı.

Kerem sessizliği bozdu.

"Sence gerçekten birbirimizin projesini çalar mıyız?"

Duru hiç düşünmeden cevap verdi.

"Hayır."

Kerem şaşırdı.

"Bu kadar emin misin?"

"Sen kibirlisin."

Kerem kaşını kaldırdı.

"Teşekkür ederim."

"İnatçısın."

"Sağ ol."

"Bazen sinir bozucusun."

Kerem gülümsememek için kendini zor tuttu.

"Ama..."

Duru ilk kez gözlerinin içine baktı.

"...emeğini çalacak kadar karaktersiz biri değilsin."

Bu cümle Kerem'in beklediği son şeydi.

Yavaşça gülümsedi.

"Ben de senin hakkında aynı şeyi düşünüyorum."

İlk kez...

İkisi birbirine açıkça güvenmişti.

Tam o sırada Duru'nun telefonu çaldı.

Ekranda Nermin yazıyordu.

"Alo anne."

"Duru, işin bitti mi?"

"Bitmek üzere."

"Bu akşam erken gelir misin?"

Duru annesinin sesindeki yorgunluğu fark etti.

"Bir şey mi oldu?"

"Yok kızım."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Sadece... seni görmek istedim."

Duru gülümsedi.

"Yarım saate evde olurum."

Telefon kapandı.

Kerem istemeden konuşmayı duymuştu.

"Annen mi?"

"Evet."

"Şanslısın."

Duru şaşkınlıkla baktı.

"Neden?"

"Sesinden bile seni ne kadar sevdiği belli oluyor."

Duru hafifçe gülümsedi.

"Evet."

"Öyle."

Kerem bir an sustu.

Aklına kendi annesi geldi.

Aylin de onu çok seviyordu.

Ama son zamanlarda annesinin Duru'ya karşı gösterdiği o açıklanamaz sıcaklık aklına takılıyordu.

Bu düşünceyi hemen uzaklaştırdı.

Sancaktar Konağı...

Duru eve girdiğinde Nermin salonda oturuyordu.

Elinde eski bir fotoğraf albümü vardı.

Duru yanına oturdu.

"Neye bakıyorsun?"

Nermin albümü hemen kapattı.

"Eski günlere."

Duru başını annesinin omzuna yasladı.

Çocukluğundan beri bunu yapardı.

Nermin de kızının saçlarını okşadı.

O an yüzünde huzurlu bir gülümseme oluştu.

"İyi ki varsın..."

diye geçirdi içinden.

Karşısındaki genç kadının aslında kendi öz kızı olduğundan emindi.

Çünkü yirmi üç yıldır onu büyüten oydu.

Kalbi başka türlüsünü düşünmeyi bile reddediyordu.

Aynı saatlerde...

Altunay Konağı'nda Aylin, Kerem'in çocukluk fotoğraflarını topluyordu.

Bir fotoğraf elinden kayıp yere düştü.

Kerem üç yaşındaydı.

Çamura bulanmış hâlde kahkahalar atıyordu.

Aylin gülümseyerek fotoğrafı aldı.

"Hiç uslu değildin."

Tam albüme koyacakken kapı çalındı.

Kerem içeri girdi.

"Anne."

Aylin başını kaldırdı.

"Hoş geldin."

Kerem annesinin yanına oturdu.

Bir süre birlikte fotoğraflara baktılar.

"Ne kadar büyümüşüm."

Aylin gülümsedi.

"Benim için hâlâ küçücüksün."

Kerem annesinin omzuna başını yasladı.

Uzun zamandır bunu yapmamıştı.

Aylin oğlunun saçlarını okşarken gözleri doldu.

"Dikkat et kendine."

Kerem gülümsedi.

"Son günlerde herkes bunu söylüyor."

Şehrin başka bir köşesinde ise...

Siyah takım elbiseli adam karanlık odada telefonunu kapattı.

Masanın üzerinde yine aynı dosya duruyordu.

Bu kez kapağını açtı.

İlk sayfada dört yeni doğan bebeğin ayak izi vardı.

Adam dosyayı birkaç saniye inceledi.

Sonra yeniden kapattı.

"Henüz değil..."

diye fısıldadı.

"Daha zamanı var."

Odanın ışığı söndü.

Sır...

Bir süre daha karanlığın içinde kalacaktı.

8. Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.