"Hadii uyan artık uyansana!"
Alice Lilith'in bu bağırışıyla gözlerini açmıştı, Lilith fazla telaşlıydı ve Alice'i kolundan tutmuş hemen kaldırmaya çalışıyordu. Alice uykulu haliyle bu sarsılmaya anlam verememişti.
Alice ayağa kalkarken sordu : "Ne oluyor böyle? Bu acele nede-"
Lilith Alice'i kolundan tutmuş koşturuyordu, hızlıca hareket ettiklerinden Alice Lilith'in cevap vermesine gerek kalmadan etrafta olanları anlamıştı. Etraf dağılmış, yıkılmıştı. Buranın bir baskının altında olduğu çok açıktı.
"İşte oradalar! Yakalayın!"
Bu generalin sesiydi, Alice başlarının çok büyük belada olduğunu anlamıştı çünkü general o güne kadar kralı neredeyse hiç hayal kırıklığına uğratmamıştı. Lilith ise hızla ilerlemiş, prensesin elini sıkıca tutmuş Bo'nun bahsettiği arka geçitten önce prensesi geçirip sonra kendisi geçmişti. Peşlerindeki ayak sesleri oldukça fazlaydı ve nereden kaçtıklarını şövalyeler görmüştü, neyse ki Lilith dışarıdan geçiti kapatarak zaman kazanma fırsatı bulmuştu, prensesi tekrar kolundan yakalayarak ilk bulduğu ata atlayıp sürmeye başladı. Bindikleri at prensesin gelirken kullandığı attı, prensesin atı olduğundan oldukça güçlü ve hızlı bir attı. Bu, kızları güvende hissettirmişti. Arkadaki kargaşanın sesi hâlâ sürse de peşlerine kimse takılmamış gibiydi, belli ki şövalyeler bardaki diğer kişilerin peşine düşmüşlerdi. Biraz ilerleyince o kargaşa ortamından eser kalmamış ama gerginlik devam ediyordu.
Alice atın kuyruğunu okşayarak : "Neyse ki Maximus burda, bizi güvende tutar!"
Lilith sessizdi, Maximus'u olabildiğince hızlı sürmeye çalışıyordu. Etrafına bakınıp duruyordu. Düzensiz nefes alıyordu. Alice ise onun bu halini kısa bir sohbet yatıştırabilir diye düşünmüştü.
Alice : "Şey, Maximus atımın ismi."
Lilith bulundukları bu durumu idrak edemediğini düşünerek Alice'e ister istemez kızıyordu : "Hayatımız tehlikede Alice, bunu görmüyor musun? Arkayı kontrol etmeye devam et ve şövalye görürsen haber ver."
Alice utanmıştı, sonuçta kaçmışlardı ama Lilith'e çok hak veriyordu. Bir süre sessizlik içinde Lilith atı sürmeye devam etti ve hızlandıkça Alice Lilith'in omuzlarına tutunan kollarını Lilith'in beline doladı, bir süre sonra olay Alice için daha ciddi bir hâl almıştı.
Alice telaşla sordu : "Bekle, diğerleri nerede? Yoksa şövalyeler onları..."
Lilith Alice'in cümlesini devam ettirmesine izin vermeden cevapladı : "Merak etme, biz bunlardan çok kez kaçtık eminim herkes başının çaresine bakıyordur. Ama maalesef bu kez herkes ayrıldı veee..."
Lilith iç geçirdi, farkına varmadan atı yavaşlatmıştı. Kendine gelince konuşmaya girdi ve Maximus'u tekrar hızlandırdı.
Lilith : "Ve yalnız kaldık, yani onlar nerede bilmiyoruz ayrıca bu şövalyeler peşimizdeyken bulamayız da."
Alice bundan çok korkmuştu, içinden korku dolu senaryolar geçirip duruyordu : "P-peki ya yakalanırsak?"
Lilith elini sağ botuna attı, elini botunun içinde biraz hareket ettirdikten sonra ortalamanın altı boyda bir bıçak çıkarıp prensese verdi : "Al şunu, eğer ben seni korumayı beceremezsem sen kendini koru olur mu prenses?"
Alice bıçağı tuttu ve Lilith'e arkasından iyice sarıldı : "Bibirimizi kollayalım! Ben de seni koruyacağım Lilith emin ol bundan."
Lilith sözlere takılmıyordu. Biraz sonra Maximus'u bir anda durdurup etrafı dinlemeye koyuldu.
Bir süre sessiz bekleyişten sonra Lilith hâlâ bir şeyler duymaya çalışıyor gibiyken Alice beklemekten sıkılmıştı ve sessizce sordu : "Neden durduk burad-"
Lilith hızlı ve keskin bir cevapla prensesi susturdu : "Şşş, bu ciddi."
Lilith Maximus'u yavaşça geldikleri yönde çevirdi tekrar dört nala sürmeye başladı, uzun yılların tecrübesi sayesinde Lilith etraflarının sarılmak üzere olduğunu fark etmiş ve risk almadan onları oradan kurtarmıştı. İz ve yön bulmada Lilith oldukça becerikliydi ve yol boyunca ikiliyi güvende tuttu, Alice ise elinden geldiğince etraflarına bakıyor ve Lilith kadar iyi olmasa da gözlem yapıp bunları atı süren Lilith'e aktarıyordu. Böyle sürüp giderken atlı kovalamaca uzun sürmüştü ama birkaç saatin ardından artık güvende oldukarından emin oldukları bir an durdular, bir tepenin yanında gözden uzak bir bölgede dinlenmeye karar verdiler. Maximus'un dinlenmeye ihtiyacı olduğu apaçıktı. Alice bir süre sessiz kalıp Lilith'i izledi, konuşmak istiyordu ama ciddi anlarda konuşma başlatmak belli ki Lilith'in hiç hoşuna gitmemişti, oldukça üzgün bir şekilde yere bakan Lilith'i bir süre izledi.
Lilith Alice'in bu haline dayanamadı ve sohbeti kendisi başlattı : "Konuşabilirsin prenses, şuan güvendeyiz merak etme."
Alice acıyarak sordu : "Emin misin Lilith? Hiç iyi görünmüyorsun."
Lilith hüzünlü bakışlarla yüzünü yerden çevirip Alice'e bakarak devam etti : "Çünkü hayal kırıklığına uğradım. Erzaklarımız bardaydı ve şimdi birçok şeyi kaybettik, sadece umarım..."
Birkaç saniyenin ardından Lilith her zamankinden daha soğuk bir yüz ifadesi takınarak devam etti : "Umarım herkes iyidir, bizim gibi. En azından hayatta olduklarını umuyorum. Neyse ki eğer hayatta kaldıysalar gideceklerini tahmin ettiğim bir yer var, biz de oraya gidiyoruz ve şanslıysak onları orada buluruz."
Alice Lilith'e yaklaştı, elini omzuna koydu : "Ah yapma Lilith, bunlardan defalarca kaçtığınızı sen söylememiş miydin? Eminim hepsi iyidir."
Lilith her şeye tahammülünü kaybetmiş gibi duruyordu. Omzunu geri çekmesiyle beraber Alice'in eli de geri çekildi. Sonra kılıcını çıkarıp toprakta belirsiz desenler çizmeye başladı, Alice de Lilith'in ona verdiği bıçak ile aynısını yapmaya çalıştı ve öylece zaman geçirdiler. Alice kendisi çizmekten çok Lilith'i izliyordu, Lilith'in sanatçılık becerisi bir kez daha ortaya çıkmıştı, kılıcıyla toprakta adeta resim çiziyordu. Lilith yerde bir taç, iki yüzük çizmişti, yanında ise başka neler çizdiği pek belli olmuyordu ama Alice bunu bir ağaca benzetmişti.
Bir süre sonra Lilith belli belirsiz bir sesle söylendi : "Baban seni bulmak için bu kadar hevesli olmasa kimse barı bulamazdı."
Alice buna şaşırmıştı, suçlu hissetse de bunu kabul etmedi : "Suçlu ben mi oluyorum yani? Ama Lilith, siz beni kaçırdınız."
Lilith tekrar topraktan kafasını kaldırıp Alice'e baktı, soğuk davranmaya devam ediyordu : "Ben sana suçlusun demedim sadece sen yanımıza katıldıktan sonra şövalyeler ve baban başımıza bela oldu dedim."
Alice titizliğini kaybetmeden karşı çıkmaya devam etti : "Bunun olacağı belliydi Lilith, buna ben sebep olmadım. Lütfen beni suçlu hissettirme, ben ortalıktan kaybolunca babam her yeri arayacaktı zaten, bunu sen de biliyorsun."
Lilith düpedüz sinirleniyordu ve pek hakim olamıyordu bir süre yumruğunu ve dişlerini sıksa da kendini tutamadı ve ağzından sert sözler döküldü : "Haklısın belki de o kalede daha rahat yaşardın neden burnumuzu soktuk ki! Böylece kimse bizi bulmazdı."
Artık Alice de epey kızgındı : "Tamam, beni şövalyelerin önüne at ve Maximus'u alıp gidin Lilith ben seni yavaşlatmayayım."
Lilith ayağa kalktı, gerginliği her halinden belliydi : "Hayır benimle kalıyorsun ve bu konuyu kapatıyoruz."
Alice gözleri dolmak üzere olduğu için bu kez kendisi yüzünü toprağa çevirmişti. Arkasını dönmüş, konuşurken yalvarıyor gibiydi : "Beni suçlu hissettirip öylece emir mi vereceksin yani? Lilith lütfen kes şunu..."
Lilith Alice'in yüzünü yere çevirdiğini görünce yumuşadı ve kendini suçlu hissetti, işleri toparlamaya çalıştı : "Alice, yanlış anladın bak özür dilerim." Lilith Alice'e yanaşıp onu bir kolundan zarifçe tuttu, konuşurken de oldukça hassas olmaya çalıştı : "Alice şuan iyi bir psikolojide değilim, emin ol-"
Lilith'in konuşması dört nala giden bir atın sesiyle son buldu, Lilith bunun sadece bir kişi olduğu anlamışı, hemen Alice'i kaldırıp arkasında durmasını işaret etmiş ve kılıcını çekmişti. Beraber küçük bir tepenin arkasında duruyorlardı ve bu tepenin diğer tarafından gelen at sesinin kaynağını beklediler, giderek artan gerginlik ve at sesleri sonrası gelen kişinin Eliot olduğunu gördüler.
Eliot tepenin yanından geçerken kılıcını doğrultmuş Lilith'i görünce durumun ciddiyetine uygun olmayan bir laubalilikle : "Ohh, Lilith sen de mi o şövalyelerdensin yoksa, üzgünüm ama kellemi ne sana ne de onlara vericem indir şu kılıcı lütfen." dedi.
Lilith eliyle yüzünü kapatıp kendini yatıştırmaya çalışıyordu, aynı zamanda Alice Eliot'u karşıladı : "İyi misin Eliot, her şey yolunda mı?"
Eliot kendini esnetirken cevapladı : "Gayet iyiyim sarışın, sizden naber? Ve bu Lilith niye delirmiş gibi davranıyor?"
Alice biraz üzülerek ve kısık sesle cevapladı : "Şey, bana karşı da çok sert davrandı. Galiba tüm bu olanları kaldıramadı ve kafası çok karışık." Alice takılarak devam ediyordu : "Şey, herkes nerde haberin var mı?"
Eliot atının eyerine asılı bir çantadan biraz ekmek çıkardı ve Alice'e uzattı, Alice kabul etmeyince kendisi bir ısırık alarak ağzı dolu şekilde konuşmaya girdi : "Aslında kim nerde bilmiyorum tek yaptığım kaçmaktı. Ama eminim iyilerdir."
Alice tatmin olmuş bir şekilde : "En azından sen iyisin, ve dediğin gibi diğerleri de büyük ihtimalle iyidir!"
Lilith bir süre kafasını toparladıktan sonra yavaş adımlarla yanlarına dönerek araya girdi : "Böldüğüm için üzgünüm ama bir şeyler yapmamız gerekiyor. Etrafımız tehlike dolu ve kimsenin zarar görmesine izin veremeyiz. Diğer direnişçilerle anlaşıp örgütlenme zamanı geldi, haksız mıyım Eliot?"
Eliot pek istekli olmasa da kafasıyla onayladı : "Evet bunun vakti geldi,ahh uzun bir serüven olacak."
Alice olanları anlamamış, şaşırıp sormuştu : "Ne serüveni? Diğer direnişçiler kim?"
Lilith : "Bu bar sadece bizim kaldığımız yerdi Alice, direnişcilerin toplantı bölgesi gibi bir yer var ve ciddi şeyler olunca oraya hemen bildiririz. Bu yaşananlar çok ciddi ve örgütlenmenin başlaması gerekiyor. Beraber hareket edicez ve devrim başlayacak, yani umarım."
Diğer ikili hazır olmadığını belli etse de Lilith hemen bu fikri devreye sokmaları gerektiğini düşünüyordu. Bir süre çimenlerde oturdular. Üçü de bir mucizenin gerçekleşmesini bekliyor gibiydi. Biraz sonra etraftan belli belirsiz kalabalık at sürme sesleri gelince ekip kendi atlarına binip ses yaratmadan uzaklaştı. Lilith Maximus'un başındaydı ve Alice arkasında oturuyordu, hemen arkalarında Eliot kendi atında onları izliyordu.
Eliot gittikleri yerden hiç haz etmediğini belli ederek söylendi : "Lilith sence bu doğru zaman mı? Yani belki bizimkileri kurtarırdık ve sonra-"
Lilith aniden Eliot'un sözünü kesti : "Doğru zaman, devrim için her zaman doğru zamandır. Sadece şuan en doğru zaman."
Eliot gülmek üzereydi ki Lilith'i sinir etmek istemedi : "Bunca gerginlik ve duygusallık arasında özüne dönmüşsün ha?"
Lilith gülümsemişti fakat bunu arkasındakilere belli etmemişti : "Evet, işte devrimci canavar Lilith."
Bu konuşmalar sonrası uzun bir yol gittiler, yolculuk çok uzamış karanlık çökmüştü. Herkes yavaş yavaş yorgunlaşırken aynı yolda giden başka bir atlı gördüler, bu benzersiz kıyafetleriyle çabucak belli olan Dina'ydı. Her ihtimale karşı sessiz şekilde ona yaklaştılar ve bir süre sonra Dina seslerini alıp arkasına döndü, üçlüyü görür görmez atından inip kollarını açarak koştu.
Dina Önce Lilith sonra Alice ve en son Eliot'u kucakladıktan sonra söze girdi : "Ah sizi iyi bulmak ne güzel, siz de mi haber vermeye gidiyorsunuz?"
Eliot cevapladı : "Ah evet aynen öyle ama Lilith bunun yanı sıra bizi yem edip kaleyi fethetmeyi falan da hayal ediyor."
Lilith aldırmadan kendi cevabını verdi : "Evet olanları bildirecektik, seni bulmak iyi oldu."
Alice meraklılıkla sordu : "Başka kimseyi gördün mü Dina? Güvendeler mi?"
Dina iç geçirdi ve konuştu : "Ben Bo ve Gucket ile beraber kaçıyordum ama yaşlı adam Bo'ya zaman kaybettirince ayrılmak zorunda kaldık. Şimdi neredeler bilmiyorum ama iyi olduklarına eminim."
Lilith kararlılıkla kılıcını havaya kaldırarak konuştu : "Öyleyse daha hızlı olmalıyız, biraz daha ilerleyip şu nehri geçersek ulaşmış olacağız, hadi gün bitmeden varalım şuraya."
Eliot ve Dina birbirlerine baktı, yol epey uzundu ve gün bitmeden varmanın imkansız olduğunu ikisi de biliyordu. Bu bakışmayı Lilith de fark etmişti.
Lilith iç geçirdi ve teşvik etmeye çalıştı : "Tamam en azından deneriz, acele etmeliyiz."
Buna kafalarını salladılar ve atlara bindiler. Bu kez Lilith Maximus'la en önde, Alice hemen arkasında ve Eliot sonra da Dina kendi atlarıyla arkalarındaydı.
Alice kısa bir süre sonra Lilith'in kulağına fısıldadı : "Sana sarılmamı ister misin?"
Lilith gülümsedi, tekrar kimseye belli etmiyordu : "Zararı yok ya."
Alice bu cevaba biraz bozulmuştu, sanki sadece Lilith plana sadıkmış da kendisi onu yavaşlatıyormuş gibi hissetti ama yine de sıkıca sarıldı.
Lilith bu kez sıcacık gülümsemesini Alice'e göstererek konuştu : "Teşekkürler Alice, ikimize de çok iyi geldi anlaşılan, böyle devam etmeye ne dersin?"
Alice mutlulukla başıyla onayladı ve yolculuğa öyle devam ettiler, bunları gören Eliot atını biraz geri çekip Dina'yla aynı hizaya gelince fısıldadı : "Bunlar da iyice abarttı ha, bu kadar sarılma lazım mı cidden?"
Dina sırıtarak açıkladı : "Bunlar birbirine baya baya aşık tatlım."
Eliot buna şaşırmıştı ama aslında çok açık olduğunu fark etti : "Anlaşıldı anlaşıldı Lilith aşkı için bizi tehlikeye attı yani."
Dina buna kızmıştı, Lilith aralarında en çok çabalayan ve plan yapandı, dedikoduyu çok sevse bile Lilith'in arkasından konuşmayı asla kabul edemezdi : "Biz hep tehlikedeyiz ahmak, prenses gelmeden önce de generalden kaçmıyor muydun?"
Eliot geçiştirdi : "Amaaan epey uzattın canım. Şakadan da anlamıyorsun."
Eliot atını eski yerine alırken Dina'nın yargılayıcı bakışlarına maruz kaldı. Lilith ve Alice hiç bozmadan sarılmaya devam ediyorlardı. Artık Alice iyice Lilith'in sırtına yaslanmış ve kafasını dayayıp gözlerini kapatmıştı. Yolculuk devam ederken karanlık baş göstermeye başladı ve yavaşladılar.
Eliot : "Uyusak mı artık? Ne diye devam ediyoruz önünde kuyu olsa görmez içine düşersin bu karanlıkta."
Lilith ise devam ediyordu : "Abartma Eliot, vaktimiz dar ve devam etmeliyiz."
Biraz sonra yanlarında bir yerde ateş yandı, herkes tedirgin oldu ve silahlarını çıkardı. Çok geçmeden ateşin etrafındakileri fark etmişlerdi. Onları hemen tanımışlardı, Bo Gucket ve Fran ateşin başında durmuş şaşkınca karanlığa doğru bakıyordu, karanlıktaki silüetleri görünce Fran önlerine geçmiş yayını germişti. Tedirgin olan dörtlü ellerini kaldırıp yaklaştılar, Eliot Fran'e seslendi : "Merak etme Fran biziz."
Ateşin etkisiyle yüzleri belli olunca birbirlerini fark edip sarıldılar. Herkes güvendeydi ve yüzleri gülüyordu bununla beraber 'acaba diğerlerine ne oldu' kaygılarından kurtulmuşlardı, birbirlerini iyi görmek güvende hissettirmişti.
Bo söze girdi : "Sanırım herkes toplanma yerine gidiyor. Çok şanslıyız ki birbirimizi bulduk."
Alice her zamanki meraklılıkla sordu : "Kalanlar nerede peki? Henüz Violet Elvin ve Snecko'yu hiç görmedik biz."
Bo : "Merak etme, Violet ve Alvin Margeretlara katıldı, güvendeler ve etraftaki diğer barlara haber gönderiyorlar. Biz de toplantı yerine her şeyi bildirip çok büyük bir şeyi başlatıyoruz. Kralın suikastı için!"
Buna hep beraber tezahürat etseler de Alice hâlâ Snecko'yu merak ediyordu. Meraklıca sordu : "Peki ama Snecko?"
Bo üzülerek cevapladı : "Üzgünüm ama Snecko artık aramızda değil."
Herkes üzülmüştü özellikle Alice gözyaşlarını tutamayıp hemen Lilith'e sarılmıştı. Eliot da arkasını dönmüş yumruğunu sıkıyordu. Bir saniye sonra erzakların ve atların arkasında saklandığı yerden çıkan Snecko berbat bir kahkaha patlattı.
Snecko olduğu yerde kahkaha atıp zıplayarak : "Sürprizzzzz! HAHAHAHAHAH şu halinizi görmeliydiniz! Merak etmeyin sizden önce ölmem ben."
Bo mahçup hissetti ve Alice'den özür dileyerek : "Üzgünüm öyle söylememi o istedi." dedi.
Dina ve Eliot sakinleşirken Lilith Snecko'yu affetmemişti. Lilith peşine verip Snecko'yu 3 saniyede yakalamış ve yere yığmıştı. Snecko'yu sert bir şekilde kollarından tutuyor, kötü şakalarının bedelini ödetme fırsatı bulduğu için sırıtıyordu.
Lilith gururla Alice'e yöneldi : "Buyurun majesteleri, pataklayın şu soytarıyı."
Alice yanaşmamış diğer üçlüyü izlemeye koyulmuştu, fırsat yakalayınca Dina ve Eliot da katılmıştı ve Lilith ile beraber Snecko'yu biraz patakladılar. Snecko'nun bundan pişman olmayacağını ve ders çıkarmayacağını hepsi biliyordu ama sinirlerini atmak iyi gelmişti.
Bo ayağa kalkmış elleri arkasında ciddi bir bakışla söze girdi : "Uyumamız gerek artık. Gece sırayla nöbet tutarız. Ateşi söndürünce zaten hiç fark edilmeyiz, hadi herkese iyi geceler."
Bo bunu söyler söylemez ateşi söndürmüştü. Yatak namına hiçbir şey yoktu ve herkes çimene öylece yayılıyordu.
Dina uykulu bir sesle : "İyi geceler millet." dedi.
Bununla beraber herkes iyi geceler dileyip yatıyordu, Bo hariç çünkü ilk nöbet onundu. Biraz sonra Lilith Alice'i arkasından dürtüp kalkıp yanına gelmesini istediğini belli eden bir işaret yaptı, Alice'in yüzü gülmüştü ve hemen Lilith'in koynuna geçti, yorucu ve gerginlik dolu bir gün sonrası beraber mışıl mışıl uyuyacakları kesindi.
Gece devam ederken Bo nöbeti devretmek için Eliot'u uyandırmaya çalışsa da bir türlü uyanmadı. Böylece ilk nöbeti Fran'e verdi. Sonra Dina, Snecko Eliot derken sıra Lilith ve Alice'e gelince beraber yapmak istediler. Lilith aklına gelen bir fikirden bahsedince zifiri karanlıkta dans etmeye karar verdiler. Lilith'in bahsettiği dans kraliyet standardından uzaktı ama neyse ki Alice bu konuda becerikliydi ve hemen ayak uydurdu, güneş doğarken ikisi mutlulukla dans ediyordu. Biraz sonra nöbete dinlenerek devam ettiler çünkü kendilerini bekleyen şey çok korkunç olabilirdi ve dinlenmeye ihtiyaçları vardı.

