"Vay be, hiç uyumadın mı ahbap?"
Erkenden uyanmış olan Lilith ilk iş şövalyelere göz atmaya karar vermişti ve Bo'nun gerçekten bütün gece uyanık kaldığını görünce şaşırmıştı.
Bo bir şey okuyordu ve kafasını çevirince Lilith onun ne kadar yorgun göründüğünü fark etmişti. Bo söze girdi :
"Evet Lilith uyumadım, bu ahmaklara göz kulak oluyordum."
Bo konuşurken bile uykusuzluğu kendini belli ediyordu. Lilith şövalyelere baktı, hepsi birbirine zincirler ile bağlıydı ve zaten hareket etme şansları neredeyse hiç yoktu. Bunu Violet'in yaptığını tahmin ederek biraz daha inceledi ve şövalyelerin zırhlarının üstünde kesinlikle Violet'in yaptığı bıçak izlerini gördü. Bakınmayı bırakınca söze girdi :
"Uyumaya ne dersin ha? Hâlâ elindeki o şeyi okumaya çalışıyorsun bir de, hadi kalk nöbetçiliği devralıyorum."
Bo çalışkan ve görevine sadık biri olduğu gibi liderliğini kullanmayı da severdi, Lilith'i başıyla reddeddikten sonra içeceğini yudumladı ve okumaya devam etti. Lilith omuz silkerek odasına döndü ve en azından Alice'i bulmayı umdu ama odaya girince prensesin hâlâ uyuduğunu gördü. Erken kalkmasının bir amacı kalmamıştı, en azından henüz Snecko uyuyorken gözcülüğü ben yapayım dedi. Snecko'nun sürekli çıktığı bar tavanına çıktı , Snecko'nun dürbününü aldı ve etrafa bakınmaya başladı.
Etrafta olan pek bir şey yoktu, barın uzaklardan görünmesini engelleyen bir tepe görünüyordu, onun hemen yanında kalabalık ağaçlara doğru uzanan bir yol ve dağın diğer tarafında ise uzun bir düzlük vardı. Elbette Lilith bu manzaradan sıkılacak kadar bir süredir burada kalıyordu ama doğayı seyretmek bazen huzur veriyordu. Bir süre etrafta nadiren gezinen hayvanları izledi, kimi tavşanlar oradan oraya koşuyor, kuşlar sürü halinde ilerliyordu. Güneş iyice doğmuştu, Lilith de etrafı izlemekten sıkılmıştı ki herkesin uyanmaya başladığı bir an Lilith öncekinden daha kalabalık bir şövalye ordusunu gördü, Yapabileceği en hızlı şekilde aşşağı indi ve bağırdı :
"Millet! Daha fazla şövalye buraya doğru geliyor, çok fazlalar!"
Bunu duyunca herkes telaşlanmıştı ve bir süre herkesin eli ayağına dolandı fakat Violet'in yaptığı şey şövalyelerin zincirini açmaktı, aklındaki fikirden umutluydu, bıçağını sallayarak şövalyelere şunu söyledi :
"Bana bakın, şimdi canınız sağ kalsın istiyorsanız buradan çıkın ve diğer şövalyelere gidip etrafta bir şey bulamadığınızı söyleyin. Çok uzun aradığınız için baya vakit geçtiğini ama hiç bir şeye rastlamadınığınızı söyleyeceksiniz. Anlaşıldı mı?"
Fran planı mantıklı bulup hemen şövalyelerin kılıçlarını getirmeye gitti. Violet büyük bir ustalıkla bıçağını şövalyelerin derisinde hareket ettirmekten çekinmiyordu, zorunlu olarak kabul eden şövalyeler epey korkmuş görünüyordu, herkes bu fikri onaylamışken Bo kararsız duruyor, çenesini kaşıyordu. Şövalyeler Biraz sonra bıraktıkları kılıçları da alarak bardan çıkmıştı.
Eliot tebrik edercesine Violet'in sırtını sıvazladı :
"Tebrikler, bu bıçak sonunda gerçekten işe yaradı ha?"
Violet sırtındaki eli çekerek bıçağı Eliot'a yöneltti ve keskin bir bakış attı :
"Hem de ne işlere yarar, çok merak etme de sağ kal derim."
Eliot ellerini havaya kaldırarak : "Ah evet, Lilith ve sen beni öldürmeye niyetliydiniz bunu unutmuşum."
Bo hâlâ uykulu olsa da plandan şüphe ediyor ve sakince düşünüyordu. Barın arkasında gizli bir çıkış vardı ve tehlike anında kaçmak için iyi bir fikir olduğunu biliyordu. Biraz sonra herkesin fısıldaşmalarını kesti :
"Tamam, sessizlik artık. Gittiler mi bilmiyoruz. Ve eğer buraya doğru gelirlerse tek şansımız şu arka çıkış, anlaşıldı mı millet?"
Herkes başıyla onayladı, aynı anda Alice yavaş adımlarla Lilith'e yanaşmıştı, usulca söze girdi :
"Şey, günaydın kahraman! Bu sabah biraz meşgüldün ha?"
Alice kıkırdamıştı, Lilith de bunun üzerine kıkırdadı ve konuşmaya yeltendi, aynı anda birinin gülüşü duyuldu, elbette bu Snecko'ydu.
Snecko : "Hey, neye gülüyorsunuz siz bakıyım?"
Snecko'nun sesi duyulunca Lilith sevimsiz bir yüz ifadesi takındı.
Snecko : "Ah Lilith sen gülmüyorsun, sıkıcı kalmaya devam et o zaman."
Yanlarından ayrılmadan önce Lilith'in öfkeli bakışlarına maruz kalan Snecko gözcülük yaptığı yere çıkmaya gitmişti, öfkesini dindiren Lilith sıcak bir gülümseme ile Alice'e döndü :
"Ah şu Snecko, neyse neyse boşver. Sabahın nasıldı prenses? Ben bir avuç insanın hayatını kurtarıyordum da."
Bunları söylerken gururlu bir şekilde sırıtıyordu, bu Alice'i hem sevindiriyor hem kıkırdamasına sebep oluyordu, odalarına doğru yürürken sohbet devam etti.
Alice : "Doğrusu senin sesinle uyandım Lilith! Sesini çok yüksek duyunca telaşlandım tabii.-"
Kaldıkları odanın kapısına varmışlardı. Alice kapıyı açarken bariz şekilde karnı guruldadı, bunun karşısında Lilith gülmeye hazırlanıyordu ki Alice küçük bir gülümseme ile toparlamaya çalıştı :
"Bu kapılar da epey gıcırdıyor hahahaha..."
Lilith bir kahkaha kopardı ve Alice'e sarıldı, sırtını sıvazlayarak :
"Merak etme prenses karın guruldaman bile çok tatlıydı, gel bir şeyler yiyelim hadi."
Odalarından çıkıp mutfağa doğru giderlerken Alice 'çok tatlıydı' lafının etkisinde kalmış kızarmıştı, Lilith ise Alice'in karnı guruldadığı için utançtan kızardığını düşünmüş ve söz etmemişti. Mutfakta bir şeyler ararken Fran ile karşılaştılar, Fran onları arıyormuş gibi hemen söze girdi :
"Bo kahvaltı için herkesi yemek masasına çağırdı."
Fran sadece bunu söylemişti, Lilith başıyla onaylayınca Fran diğerlerine de bildirmek amacıyla mutfaktan çıktı. Biraz kahvaltılık alıp yemek masasına yöneldiler. Alice yürüken Lilith'in elini tutmuştu, diğer elinde kahvaltıyı taşıyan Lilith buna şaşırmıştı. Alice konuşmuyordu ama yüzünden mutluluğu okunuyordu. Lilith bir an umutlandı, 'bunlar prensesin ilk adımları mı?' diye düşündü ama düşünmek için fazla vakti olmadan masaya varıp oturdular.
Bo dirseklerini masaya dayamış, herkesin geldiğinden emin olunca ayağa kalkıp düşünceli bakışlarla konuşmaya başlamıştı, tuhaf şekilde daha az uykusuz görünüyordu :
"Evet bugün büyük bir tehlike atlattık, bunun için Violet'e teşekkür ediyoruz."
Herkes alkışlamaya başladı. Küçük bir alkış Violet'in gururunu okşamaya yetmişti. Bo devam etti :
"Ama bu daha büyük tehlikelerin varlığını örtmüyor maalesef. Her an daha büyük bir baskınla karşı karşıya kalabiliriz. Her an temkinli olun çünkü her an tehdit altında olabiliriz."
Dina : "Şövalyeler gitti Bo, bunları düşünmeyi bırak ve uyu. Hepimiz en az birkaç kez bu ahmak şövalyelerden kaçtık zaten."
Bo bu cevaptan hoşlanmamış gibiydi , konuşmasına devam etme gereği duymadı ve ısrarla kahvaltı yaptı, uykusuzluğunu hiçe saymaya devam ediyordu. Sabah yaşanan aksiyondan eser yoktu, Alice etkisinde kalmış olsa da herkesin böyle sakin olması, bir de Lilith'in her zamanki sıcak tavrı onu da rahatlatıyordu, sıradan bir kahvaltı sonrası Lilith ve Alice herkese afiyet olsun diyerek masadan kalkıp odalarına geçtiler, yolda bu kez Lilith Alice'in elini tuttu, ikisinin de kalbi küt küt atarken odaya vardılar, sanki ikisi de bir an için bu koridorun daha uzun olmasını umut etmişler gibi adımları küçük ve yavaştı.
Lilith tuttuğu eli sallayarak Alice'e gülümseyerek : "Prenses, alıştın ha?"
Alice Lilith'in neyden bahsettiğini çok iyi bilerek gülümsedi ve diğer elini saçına atarak cevapladı : "Şey, zararı yok ya?"
Lilith'in daha da yüzü gülmüştü : "Kesinlikle yok!"
Konuşurken Alice'in yatağına, ranzanın altındaki yatağa geçmişlerdi. Oturup biraz bakıştıktan sonra Lilith beklenmedik bir hamleyle Alice'i kendisine doğru çevirip diğer elinden de tuttu, Lilith narince Alice'in parmaklarını tutarken doğruca Alice'in gözlerinin içine bakıyordu. Sanki tüm bu telaştan kaçma şansı bulmuştu. Alice günün başından beridir tahmin ettiği şeyleri yaşıyor gibiydi, hâlâ tuhaf hissediyordu ama bu kez alıştığı kuralların duygularına engel olmasını istemeden Lilith'in dudaklarına odaklandı.
Lilith tane tane ve duygu dolu konuşuyordu : "Alice, bana karşı nasıl duygular besliyorsun?"
Alice'in gözlerinin içi parlamıştı, heyecanlanıyordu ve bu onu gülümsetiyordu. Lilith de hafifçe gülümsüyordu yüzündeki hafif bir kaygı ifadesi de vardı.
Alice : "Şey, harika duygular elbette! Sen içimi mutlulukla dolduruyorsun ve bana hep yardımcı oluyorsun Lilith, sana sahip olduğum için çok şanslıyım!"
Lilith'in yüzü durgunlaşıyordu, duygularını kaybetmeden daha sakin bir hâl alıyor gibiydi, kafasını yavaşça iki yana sallayarak cevapladı :
"Hayır Alice bunlar pek duygularını tanımlamadı, örneğin sevgiden de ötesini hissediyor musun bana karşı, benimleyken burası daha hızlı atmaya başlıyor mu?"
Lilith bunu söylerken Alice'in elini tutmuş kalbine doğru götürmüştü, Alice'in kalbi çok kuvvetli atıyordu ve Lilith bunu kolayca fark etmişti, Alice ne diyeceğini biledemen kızarmış ve telaşlı bir hâlde Lilith'e bakıyordu, Lilith bir an için Alice'in kızaran yanaklarının ve güzelliğinin tadını çıkardı, sonra gülümseyerek konuştu :
"Tuhaf olduğunu biliyorum, ben de ilk kez böyle hissediyorum. Bak."
Lilith bunu söylerken Alice'in elini bu kez kendi kalbine götürdü, Lilith'in kalbi de neredeyse Alice'inki kadar hızlı atıyordu. Elini kalbinden ayırmadan Alice'e biraz yaklaştı ve devam etti :
"Ama acele etmek zorunda değiliz, buna alışabilir misin?"
Alice artık bunun aşk olduğuna çok emindi. Birçok romantizm eseri okumuş ve dinlemişti, bir gün bulacağı gerçek aşkını bazen düşünür umutlanırdı ama kadınlar aklından geçmezdi, burada geçirdiği zamanda arkadaşlığı daha iyi tanıdığını düşünen Alice artık kabullenmek zorundaydı, kendisi bir kadına aşık olmuştu. Önceden bunun bir hastalık olduğunu düşünürdü çünkü eğitimcileri ve babası böyle öğretmişti. Alice bir anlığına çok özgür hissetti, kafasında dönen onca sesi susturup sadece Lilith'e odaklandı. Lilith'in güven verici bakışları karşısında gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı, duygularını tarif edemiyor ama göstermekten de kendini alamıyordu. Lilith Alice'e sarıldı ve bir süre öylece kaldılar.
Lilith yüzünü çevirip Alice'in yanağına küçük bir öpücük kondururken : "Eminim beraber alışırız tatlım..."
Alice konuşurken takılıyordu : "Biz ha-hsta mıyız Lilith? İkimiz de kadınız ama biz, a-aşığız... Bu normal mi Lilith?"
Lilith şaşırmıştı, 'demek Alice bu saçma kurallarla büyümüş' diye geçirdi içinden, sarılmayı bırakıp Alice'i karşısına alarak iki omzundan tuttu ve çok bekletmeden cevapladı :
"Asla hasta falan değiliz! Asıl bunun hastalık olduğunu düşünenler hastadır. Bu gayet normal Alice, sakın farklı düşünme. Kendinle gurur duy ve hislerini kabullen Alice, bak kendimi düşündüğüm için söylemiyorum ama inan bana bir kadına aşık olduysan erkeklere aşık olan kadınlardan daha şanslısın demektir, buna emin olabilirsin."
Alice gözleri yaşlarla dolmuş mutluluk içinde Lilith'e bir bakış attı, kalkıp arkasını döndü, deniz manzarasına doğru yürüdü ve pencereden dışarı baktı, özgür hissediyordu, ilk defa bu kadar özgür hissediyordu. Beklenmedik bir bağırış yükseldi :
"ÖZGÜRÜMMMM!!!!!!!"
Lilith Alice'i böyle görünce gülmeden edemedi, ayağa kalkıp yanına gitti ve arkasından beline sarıldı. Alice kafasını arkaya çevirirken hemen söze girdi :
"Beraber biraz at sürelim mi? Hem yemlerini de veririz, güzel vakit geçirmiş oluruz."
Lilith kafasını onayladığını belli edecek şekilde sallarken : "Hay hay prenses! Kaptan sensin."
İkili tekrar el ele tutuşuyordu ama ikisi de utanmıyordu, prenses her zaman olduğundan daha sevimliydi, baskılaması gereken duygulardan kurtulmuş gibiydi. Lilith ise bir eli cebinde onu izliyordu. Dina'nın gözünden bu halleri kaçmamıştı, zaten bu ikisinden şüphelenen Dina aralarında bir şeyler olduğuna daha fazla inanmaya başlamıştı ama onları görünce sırıtıp el sallamakla yetindi, kızlar da boşta kalan elleriyle el sallayıp devam ettiler. Biraz sonra çıkıp atlarına binip yavaşça sürmeye başladılar. Lilith siyah bir at sürüyordu, pek güçlü görünen bir at değildi. Alice ise güçlü ve güzel görünüşlü bembeyaz bir at sürüyordu, bazen Alice Lilith'e aynı hızda gitmek için atını geri çekiyordu.
Yavaşça sürerlerken Alice Lilith'in hizasına gelerek ona döndü : "Kalede hiç yaşayamayacağım şeyleri yaşıyorum, ve hissedemeyeceklerimi hissediyorum. Hepsini öncelikle sana borçluyum Lilith, sen harikasın!"
Bunu söyler söylemez atını biraz yaklaştırıp Lilith'i yanağından öpen Alice hemencecik atını geri çekmişti, Lilith öpülmekten çok hoşnut olacak ki bir şey söyleyemeden Alice'e baktı ve diğer yanağını çevirdi, buna ikisi beraber güldü ve Alice Lilith'in diğer yanağına da bir öpücük verdi.
Aynı anda barın tavan arasından etrafı izleyen Snecko onları görmüştü, daha fazla şaka malzemesi işine yarardı ama romantizmden pek hoşlanmazdı bu yüzden onlara çok da dikkat etmedi.
Kızlar at sürerken bazen birbirlerine dalıyor, uzun bakışlar atıyorlardı bir an Lilith kollarını bağdaş kurarak atının yelesine atmış Alice'i izlemeye dalmış olacaktı ki beklenmedik bir tümsekte atından düştü. Alice başta endişelenip Lilith'in yanına sürse de Lilith'in gülüşünü fark etmesiyle ciddi bir şey olmadığını anlaması bir oldu, bunun üzerine gülümseyerek Lilith'e yardım ederken söylendi : "Ne de çabuk dikkatin dağılıyor öyle, bensiz sürmen senin için daha güvenli sanki."
Lilith sırıtarak yanıtladı : "Haklısın ama sensiz asla bu kadar eğlenceli olmazdı."
Alice'in yardımıyla Lilith kalkıp tekrar bindi ve yine sürmeye başladılar. Alice ve Lilith boş çayırda ilerliyor, bazen hızlanıyor bazen ise yarışıyorlardı, kahkaha ve keyif dolu anlar sonrası hem fazla uzaklaşmamaları gerektiğinden hem de çok geç olduğundan bara dönme kararı aldılar. Atlarından inip bir süre çimende uzandılar.
Lilith hızlı bir hareketle kafasını çevirip Alice'e sordu : "Henüz yoruldun mu? Korkarım bara yetişecek enerjin varmış gibi durmuyorsun."
Alice her zaman olduğundan daha özgüvenli bir şekilde cevap verdi : "Şuna bakın, attan düşen kadın bana neler söylüyor, şuna ne dersin bara ilk varan kazanır!"
Lilith : "Ah bunu başka zaman yapalım canım, şimdilik beraber sürmenin keyfini yaşamak istiyorum da."
Bu sözler sonrası ikili dinlenmiş şekilde ayağa kalkmıştı. Tekrar atlarına binip bara dönmüşlerdi. İkili Atları besleyip temizleyene kadar herkes yemek masasına oturmuştu. Biraz sonra Lilith ve Alice de katıldı.
Dina gelenleri görünce alaycı bir tavırla konuştu :
"Hoşgeldiniz hanımlar, iyi eğlendiniz mi bari?"
Aralarındakini Dina ve Snecko artık az çok biliyordu, yine de kimseye belli etmediler.
Lilith : "Atlara egzersiz yaptıralım dedik, malum daha fazla şövalye bizi bulursa umudumuz onlarda değil mi?"
Alvin Lilith'i başıyla onayladı. Herkes yemeğini yerken Alice Bo'nun eksikliğini fark etti, genelde Lilith'e fısıldamayı seçerdi ama artık kendini buranın bir parçası olarak hissettiğinden seslice sordu :
"Bo'yu gören oldu mu? Yemeği kaçırması tuhaf."
Gucket cevapladı : "Uyumaya gitti o sersem, kendisi bir şeyler atıştırıp uyudu."
Alice etrafına bakındı Fran ve Eliot sohbete dalmıştı, Dina sırıtarak Alice ve Lilith'e bakıyordu, Snecko ve Gucket birbirine kızgın bakışlar atıp duruyordu ama kimse buna şaşırmamıştı, Violet ve Elvin de bir şeyden bahsediyor gibiydi, Alice ilk defa Alvin'i böyle heyecanlı görmüştü, sessiz konuşsa da anlatmaktan haz aldığı belli oluyordu. Alice etrafını gözlemeyi bırakınca Lilith'e döndü, içinden sarılmak gelse de bunu kafasından atıp yemeğine devam etti. İkili oldukça yorgun olduğundan yer yemez odalarına döndüler, Alice Lilith'in elini tutmaktan geri durmamıştı, Snecko ve Gucket'ın tartışmalarının yarattığı ses eşliğinde odalarına vardılar.
Lilith : "Hey prenses, ranzanın alt katından sıkılmadın mı? Yukarı gelmeye ne dersin?"
Alice Lilith'e karşı fazlasıyla güven kazanmış olsa da bu soruyu beklemiyordu. Buna rağmen biraz düşününce iyi bir fikir olduğuna karar verdi :
"Evet deneyebiliriz!" Sevimli halini bir anlığına düşünceli bir ifadeye bıraktı : "Şey, sıkışmazsın ama değil mi?"
Lilith 'zaten bunu istiyorum' diye düşünse de prensesi onaylayarak başını salladı :
"Evet evet, kolaylıkla sığarız merak etme!"
Alice buna gülümsedi, beraber üst kata çıktılar, yorgunluktan uykuya dalacak gibiydiler. Uyumadan önceki son dakikalar birbirlerine sarıldılar. Sarılırken Alice'in yüzü Lilith'in göğsüne gelmişti, Lilith de kafasını Alice'in omuzlarının üstünde tutmuş onu sarmalıyordu. İlk önce Alice, sonra ise uyuyan Alice'i alnından öpen Lilith uykuya daldılar. O gün tüm direnişçiler için güzel geçmişti, yalnızca Bo kötü ihtimalleri fazla düşünüyordu ama zaten erkenden uyumak zorunda kalmıştı. Kale halkı ise prensesini özlüyor ama hayatta olduğunu umarak kendilerini teselli ediyordu.

