"Günaydın millet"
Derin bir esneyiş sonrası bu kelimeler belli belirsiz Lilith'in ağzından dökülmüştü, Lilith ayağa kalkıp etrafına baktığında endişeli gözüken Alice dışında kimseyi görmemişti, Alice bir şey saklıyormuş gibi oturmuş, utanarak bakıyordu.
Lilith kaşlarını çattı ve sertçe sordu : "Nerdeler?"
Alice tane tane konuşuyor, Lilith'in tekrar o sinirli hâlini almasını istemiyordu : "Şey, onlar daha erken kalkınca bana burada kalıp erzakları korumamız gerektiğini söylediler, Bo söyledi daha doğrusu."
Lilith çıldırmış gibi bakıyordu, telaşla söylendi : "Yani diyorsun ki bana haber bile vermeden gittiler, ve sen de beni uyandırmadın?"
Alice durumu toparlamaya çalışıyordu : "Bunu Bo istedi, ikimiz de dans sonrası çok yorulmuştuk zaten, hem bak kahvaltımız hazı-"
Lilith sert bakışını koruyordu ve sesini yükseltmişti : "Çok saol Alice çok tatlısın ama ne erzaklar ne de bu aptal..." Lilith bir an duraksadı, önceki gün Alice'i üzdüğünü hatırlayıp bu kez kendini kontrol etmeye çalışarak derin bir nefes aldı ve sözünü devam ettirdi : "Neyse hiç biri umrumda değil işte, hemen peşlerinden gidiyoruz bu toplanmayı asla kaçıramam, şunlara baksana."
Lilith atının eyerine asılı çantadan birkaç büyük kağıt çıkardı, eski oldukları ve yıpranmış oldukları göze çarpıyordu. Üzerlerinde harita çizimleri, kalenin bir taslağı ve X şeklinde kırmızı işaretler bulunuyordu.
"O kargaşadan sadece bunları kurtardım, onca şeyin arasından sadece bunları çünkü toplantıda sunacak bir sürü plan biriktirmiştim, biliyor musun Alice sana vermek için bir hediye saklıyordum barda, o da şuan paramparça olmuş olmalı HAHAHAHAHAHAHA!"
Lilith kafayı yemiş gibi gülerken Maximus'a bindi. Alice şaşkınca bakıyordu. Tek başına kalmaktan korkuyordu, tedirgince Lilith'in ona verdiği bıçağı aradı, kaybetmişti ama bunu Lilith'e söylemekten çekindi.
Alice sessizce söze girdi : "Lilith ben buradaki erzaklara tek başıma göz kulak olamam."
Lilith gururla atı Alice'e yanaştırdı : "Atla prenses, buradaki her şeyin canı cehenneme, zaten öylece duracaklar. Acele edelim de katılabileyim."
Alice emin olamasa da aralarından en çok Lilith'e güvendiğine emindi. Lilith'i böylesine istekli görünce, elini uzatmış saçları rüzgarda dalgalanırken öfkeli olmasına rağmen prensese nazik davranmak için kendini tutan bu gözükara hanımın teklifini kabul edip elini tutarak hemen arkasına atlamıştı.
Lilith gülümseyerek arkasını döndü ve : "Sıkı tutun prenses, yani belime sarılabilirsin tamam mı?"
Alice başıyla onaylayıp sımsıkı sarıldı, kafasını da Lilith'in sırtına yaslamış iyice gülümsüyordu, tüm bu stresten kaçmış öylece Lilith'i kucaklamaktan inanılmaz bir keyif alıyordu. Lilith Maximus'u hızla sürmeye başlamıştı ama hayvancağız yorulmuş olacak ki eski hızında değildi. Lilith bir kez daha öfkelense de Maximus'un yelesini okşayarak kendini sakinleştirdi. Biraz sonra Alice kafasına takılmış ve kendi kafasında tahminler yürüttüğü o soruyu sormaya karar vermişti :
Alice : "Lilith, biliyorum şuan oraya yetişmeye odaklanmak senin için daha önemli ama bir şey sormak istiyorum."
Lilith bunun üzerinde bir anlığına üzüldü, suçlu hissetti : "Ah hayır, seni dinlemek çok daha önemli. Dün sana kötü hissettirdiysem beni affet Alice inan bana oraya yetişmek yerine seni saatlerce dinlemeye razıyım."
Alice bunun üzerine güven hissetti, içi kıpır kıpır oldu ve daha daha sıkı sarıldı : "Merak etme bazen herkes saçma şeyler söyler Lilith, bütün olanları çoktan unuttum... Neyse şeyi soracaktım, senin bahsettiğin su bana vermeyi planladığın ama şövalyeler saldırınca barda paramparça olan o hediye, neydi o?"
Lilith belli ki bu soruyu beklemiyordu, soruyu dinlerken kafasını çevirip Alice'e gülümseyerek bakmıştı ama hepsini duyunca yüz ifadesini gözlemek için önüne döndü.
Lilith kısık bir sesle : "Önemsizdi canım, şey bir buket çiçek toplamıştım da onları verecektim!"
Alice şüpheyle sordu : "Peki neden hemen vermedin? Solmalarını mı bekledin? Hadi ama Lilith yalan söyleyeceksen bile en azından yüzüme bak."
Lilith bunun üzerine yüzünü Alice'e çevirdi ve mutsuz bir yüz ifadesiyle cevap verdi : "Prenses, bir gün eğer biz başarılı olursak eninde sonunda ben, ben sana onu hediye edicem, ama şuan sürprizi bozmak için erken, beni anlıyor musun? Doğru zaman gelince inan bana çok seveceksin."
Alice heyecanlanmıştı, öyle ki Lilith Alice'in bakışı karşısında sıcacık bir gülümseme takınmıştı.
Alice heyecanla ve saçıyla oynayarak söyledi : "Merakla bekliyorum Lilith, hiç acelesi yok. Beraber... beklemeye ne dersin."
Alice beraber dedikten sonra yüzü kızarmış, gözlerini kaçırıp yere bakmıştı. Bu ikisinin de kalbini ısıtmıştı, Lilith belli etmese de bir yandan hemen toplanma alanına varmayı düşünüyor ama bir yandan da Alice ile geçirdiği anlara çok değer veriyordu.
Lilith kısa bir süre sonra cevapladı : "Ben varım prenses!"
Alice bundan sonra biraz utanmış ve tekrar konuşma başlatmamıştı, Lilith ise iyice odaklanmış Maximus'u hızlıca sürüyordu.
Bir süre sonra toplanma alanına vardıkarında insanları dışarı çıkarken buldular. Burası büyük ihtişamlı bir yerdi, etrafındaki uzun tepeler burayı saklıyordu, ahşaptan yapılma büyük bir yapıydı, dışında birçok tuhaf sembolle süslenmiş duvarlar, asılı birkaç bayrak vardı. İnsanlar bir bir ayrılırken anladılar, geç kalmışlardı. Lilith hayal kırıklığına uğramıştı, kimseyle planları hakkında tartışamamıştı ve o çok beklediği gün böylece çoktan bitmişti, şimdi üzerinde hiç söz hakkı olmayan bir plana sadık kalmak zorundaydı. Sinirden yanında getirdiği tüm kağıtları yırtmaya başladı. Etrafta birçok direnişçi toplanmıştı ve çoğu da ünlü kral suikastçisi Lilith'i tanımıştı. Bazıları Lilith'i toplantıda görmediği için şaşırmıştı ama hepsinin saşırdığı bir şey olduysa bu da Lilith'in elindeki kağıtları parçalamasıydı. Alice Lilith'i tutmaya çalıştı.
Alice Lilith'i sakin tutmaya çalışırken : "Hayır Lilith dur! Lütfen mantıklı düşün onlar hâlâ işimize yarayabilir."
Etraf kalabalıktı ve prensesi görenler parmakla gösteriyordu, bunca bakış altında Alice Lilith'i durdurmaya çalışıyordu. O sırada ekip de dışarı çıkarken olanları gören Fran arkadan Lilith'i yakalayıp geri çekmiş kalanları yırtmasını engellemişti. Lilith sakinleşmek yerine daha çok kızmıştı ama onu en çok kızdıracak şey birazdan duyacaklarıydı.
Bo telaşla sordu : "Alice, Lilith? Neden buradasınız? Erzaklarımızı kim koruyor?"
Lilith ruhsuz bir bakış takınmıştı ama öfkesi gözlerinin derinliğinden okunuyordu, Alice Fran'i geri çekilmesi için uyardı. Fran de çekilince Lilith Bo'nun üzerine yürüdü.
Lilith her adımda daha çok öfke biriktiriyor gibiydi : "Erzaklar evet, bana bu görevi verdin. Neden Bo? Planlarım hoşuna gitmedi mi? Toplantıya gelmemi engellemek zorundaydın değil mi? Onca uğraş hiç umrunda değil. Erzak bahanesiyle beni toplantıdan uzak tuttun. Neden beraber gitmedik hâ?"
Bo ürkmüştü, Lilith'i bu kadar öfkeli görmeye alışık değildi : "Sakinleş Lilith, ben bunu asla seni engellemek için yapmad-"
Lilith bağırarak sözünü kesti ve yumruğunu havada salladı : "BU BENİM İÇİN NE KADAR ÖNEMLİYDİ HABERİN VAR MI?"
Böylece etraftakiler olaya dahil olmaya başlamış sorular sorup Lilith'i geri çekiyordu, Lilith tanınsa da çoğu kişi onu agresif bir suikastçıden farksız sanıyordu, zaten kralı öldürme girişimi başarısız olmuştu bu da onu pek kıdemli bir konuma çıkarmıyordu. Aksi halde Bo daha az tanınsa da onu tanıyan tüm direnişçiler ondan oldukça memnundu, her şeye rağmen Lilith bile. Etraf kalabalıklaştıkça Lilith geri çekildi ve konuşmayı kesti, Alice'in elini tuttu ve ikili beraber Maximus'a bindi. Lilith çok merak etse de örgütlenme ve konuşulan planlar hakkında kimseye bir şey sormadı, Maximus'u geceyi geçirdikleri yere doğru sürüyordu.
Ekibin kalanı da aynı yere geliyordu. Alice yolculuk sırasında etrafı izleyince etrafta hiç beklemediği bir kalabalık vardı 'demek bunca insan krallıktan nefret ediyor.' diye geçirdi içinden. Lilith içinse üzülüyordu ama yapabileceği bir şey yoktu. Biraz sonra geceyi geçirdikleri yeri görecek konuma geldiler ama gördükleri hiç iç açıcı değildi. Tüm erzaklar dağıtılmıştı ve etrafta şövalyeler vardı. Bu Alice ve Lilith için iyi bir haber olmasa da etraflarında borazan sesleri ile kişneme sesleri bir araya giren bir grup direnişçi şövalyelere ilk baskını yapmaya başlamıştı. Büyük bir grup isyancı üç yandan şövalyelerin üstüne saldırmıştı. Şövalyeler sayıca az olduklarından yenilecekleri kesindi. Bazıları çatışmayı denese de çoğu teslim oldu, teslim olmayanlar bir bir kılıçtan geçirilirken etrafa bolca kan dökülmüştü, düşmanlarının ölümünü izlemekten keyif alan kimi direnişçiler buna tezahürat yapıyordu. Şövalyelerin öldürüldüklerini gören Alice bakmaya dayanamadı ve başını çevirdi, etraftaki direnişçiler zafer çığlıkları atarken Lilith, Alice ile ilgileniyordu.
Lilith Alice'in omzunu okşarken kulağına doğru eğilip narince sordu : "Ne oldu prenses, dayanamadın mı?"
Alice dehşete düşmüş gibi konuşuyordu : "Ben bunlara hiç bakamam, kalede idam edilen insanlara da bakmazdım, prenseslik görevi olarak giderdim ama hep gözümü kapatırdım."
Lilith ciddileşti ve bir elini Alice'in yanağına koyarak Alice'in yüzünü kendi yüzüne çevirdi : "Bak Alice, bu kanlı olacak. Artık başladı, şey plan nedir hâlâ bilmiyorum ama eminim kanlı olacak, teslim olmayan tüm kral yanlıları bizim düşmanımız ve onları infaz etmeden bir şey başaramayız. Bu yüzden kan dökülecek ve en kötüsü de kimin kanı dökülecek bilmiyoruz. Eğer bizden biri hatta ben bile devam edemeyecek hâle gelirsem, biz olmadan da devam edeceğine ve kralı indireceğine söz ver olur mu..."
Alice ağlayacak gibiydi : "Hayır hiç birimize bir şey olmayacak, ben elimden geleni yapacağım. Lütfen olumsuz konuşma Lilith."
Konuşmalar devam ederken ekibin kalanları kızlara yetişmişti. Alice gelenleri gördüğüne mutluydu ama Lilith tahammülü kalmamış gibiydi.
Bo azarlar gibi söylendi : "Ah işte bu yüzden erzaklarımızın korunması gerekiyordu."
Lilith buna tepkisiz kalamazdı, atından indi ve sağ elinin işaret parmağını sallayarak Bo'nun üstüne yürüdü, sesi sinirliden çok üzgün çıkıyordu : "Bu günü çok uzun zaman bekledim ben, nasıl öylece beni burada bırakmayı düşünebildin, o aptal erzaklar ve orada her ne varsa işte, bu planlardan daha mı önemliydi Bo? Baksana Gucket bile gelmiş. En azından benden özür dilersin sanıyordum Bo."
Gucket ağzını açmış ama Lilith'in kızacağını düşünerek geri kapatmıştı. Bo ise düşünceli görünüyordu, hatasını kabul edercesine iç çekti.
Bo : "Tamam, sen haklısın Lilith çok düşüncesiz davrandım. Özür dilerim."
Lilith tatmin olmamış gibiydi, ona hâlâ öldürecekmiş gibi bakıyordu ama Bo ile el sıkıştılar. Kalabalıkta her kafadan bir ses çıkarken bir grup isyancı Alice'e yanaştı.
İçlerinden biri söze girdi : "Sayın prenses, ben Valbond. Liderimiz plana hazır olup olmadığınızı soruyor."
Alice şaşkındı ve kendisinin haberi olmadan plana dahil olduğunu anlamıştı. Kendisi bir süre irkilmiş olarak kalsa da Lilith lafı ondan aldı.
Lilith : "Söyler misin Valbond, neymiş bu plan?"
Valbond belli ki şaşırmıştı, sarı saçlarını oldukça kısa tutmuş ama sakallarını iyice uzatmış yaklaşık Bo kadar kısa bir vücudu vardı, sol gözünün altındaki yara dikkat çekiciydi. Yanındaki arkadaşlarına bakıp tekrar yüzünü Lilith'e çevirdi.
Valbond : "Liderimiz prensesi yanına alarak kaleye hücum edecek ve Alexandr'ı prenses ile tehdit ederek tahtından edecek. Prenses sayesinde köylülerden de destek alıp herkesi ayağa kaldıracak, lider Lanin'den bahsediyorum tabii ki."
Lilith elini yüzüne vurdu, kendi kafasındaki planlar bundan daha iyiydi.
Lilith : "Bunca kişi Alexandr'ın zaten Alice'i öldürmek istediğini bilmiyor muydunuz, planı yaparken bunu hiç düşünmediniz mi?"
Valbond omuz silkti. Biraz sonra lider çıkageldi. Bu önceki direnişçi faaliyetlerinde de başı çeken lider Lanin'den başkası değildi. Bazısı beyazlamış siyah saçlarıyla ve benzersiz zırhıyla göze çarpıyordu, boyu Fran kadar vardı, teni oldukça beyazdı ve Bo'nun yaşlarında gibi duruyordu. İhtişamlı ve büyük atının üzerinde Alice'e yanaşmıştı. Bunca insanın Alice'le ilgilenmesi neredeyse Lilith'i rahatsız edecekti ama zaten planlarda sözü geçmediği için oldukça sinirliydi.
Lanin gülümseyerek sordu : "Prenses, bize katılmaya hazır mısın?" Lanin şaşkın Alice'in cevap vermesini beklemeden devam etti : "Mora, prensesi yanına al."
Mora oldukça güzel ve siyah tenli biriydi, kıvırcık saçları ve hoş elmacık kemikleri vardı, yüzünde güven veren bir yüz ifadeiyle atıyla prensese yanaşıp elini uzattı. Alice tutmadan önce Lilith'e baktı ve onu somurturken buldu. Lilith ağzını açıp bir süre düşündü.
Bir anlığına düşündükten sonra Lilith ileri çıkıp rica etti : "Lanin, Alice'i koruma görevini ben istiyorum, lütfen. Tek ricam bu olacak."
Lanin önce Lilith'e sonra Mora'ya baktı ve başıyla reddederken : "Üzgünüm Lilith, ama bu görev alındı. Mora da en az senin kadar beceriklidir merak etme. Plana göre prenses benimle geliyor. Yani güvenliği hakkında şüphe etmene gerek yok." dedi.
Alice Lilith'e üzülerek bakıyordu : "Merak etme Lilith, çok geçmeden tekrar bir araya geliriz." dedi.
Böylece Alice, Lanin ve ekibiyle beraber gitmişti, giderken Alice arkasına el salladı, özellikle Lilith'e tabii. Bo planın kendilerine düşen kısmını anlatmaya hazırlanıyordu. Kalan herkes orada planın tamamını öğrenmişti ama Bo suçlu hissediyor hepsini Lilith'e açıklaması gerektiğini düşünüyordu.
Bo : "Evet, öncelikle-"
Lilith hemen sözünü kesti, moralinin çok bozulmuş olduğu ortadaydı : "Merak etmiyorum, yapalım bitsin."
Fran teselli etmeye çalıştı : "Yapma ama Lilith, Alice Lanin'le gitti. Güvende olacaktır emin ol."
Lilith yüzünü yerden kaldırdı, herkesin yüzünde aynı yüz ifadesi vardı. Hepsi Lilith için üzülmüştü, Snecko bile.
Lilith : "Gerçekten önemi yok çocuklar, sadece yapalım tamam mı? Alice'in iyi olmasını umuyorum sadece."
Dina teselli etmeyi sürdürmek istedi : "Yapma canım, baksana Lanin'le beraber gitti üstelik koruması da var, Mora! İsmini ilk defa duyuyorum ama eminim harika bir savaşçıdır yoksa Lanin onu seçmezdi."
Lilith bir an 'neden herkes Lanin'e bu kadar hayran' diye düşündü, Lanin'e saygı duyardı ama onu gözünde büyütmeyi reddederdi, böyle düşünse de bunu dışa yansıtmadan söze girdi : "Saol Dina, haklısın plana sadık kalmak en önemlisi. Alice sonunda benim kraliçem olacak..."
Lilith söylerken hayallere dalmışçasına gökyüzüne bakmıştı.
Snecko itiraz ederek : "Hayır Alice kraliçe falan olmuyor, plana göre bundan sonra Lanin yönetecek." dedi.
Lilith gökyüzüne bakmaya devam etti, ne şaşırmış ne de huzurlu halini kaybetmişti : "Umrumda bile değil, hem kraliçe olmazsa bana daha fazla zaman ayırabilir. Ah evet, ona kavuşmak her türlü harika olacak."
Konuşmalar sürdükten bir süre sonra harekete geçmişlerdi, büyük devrim günü başlamıştı. Herkes hem ölmeye hem de öldürmeye hazırdı. Etraftaki şövalyeler bir bir kaleyi korumaya dönüyordu. Yakalananlar ise hemen öldürüyorlardı. Ortalık kan ve ceset alanı olmuştu. Biraz sonra direnişçiler kale sınırlarına oldukça yakındılar. Kaleden mancınıklar getirilmesine hazırlanan bir grup direnişçi ateşli oklar yağdırarak mancınığı sabote etti. Artık general de dahil şövalyelerin kale sınırlarında savunma yapmak dışında şansı yoktu. Biraz sonra Lanin ve diğer tüm direnişçiler kaleye varmıştı, Lanin gür sesiyle bağırarak kocaman kılıcını havaya kaldırdı :
"Kralın ölümü, elimden olacak!"
Bolca tezahürat arasında şövalyeler de açıkça psikolojik baskı hissediyordu. İçlerinden bazıları yavaş yavaş geri çekiliyordu. Kılıcını bırakıp teslim olanlar gitgide artıyordu. Direnişçiler tüm güçleriyle kaleye saldırmaya hazırlanıyordu. Lilith ise Alice'i izliyordu. Tüm bu olanlar canını sıksa da Alice'in güzelliğine doyamıyor, kalan şeyleri unutup Alice'in güzelliğinin tadını çıkarıyordu. Alice de merak etmiş olacak ki dönüp Lilith'e bakmış göz göz gelince ikisi de gülümsemişti ama bu yalnızca Lanin Alice'e dikkatini toplaması gerektiğini söyleyene kadar sürmüştü. Öte yandan köylüler de birbirine girmiş karışıklık çıkmıştı, Alexandr'ı savunanlar ve Lanin'i savunanlar diye ayrılmışlardı. Alice iç geçirdi : 'birinin hayatta kalması için bir diğeri hep ölmek zorunda mı?'

