Kral tacını düşürdü gecenin kızı senin de oyuna dahil olma vaktin gelmedi mi sence de?
Kral tacını düşürdü.
Oyuna dahil olma vaktin gelmedi mi?
Beynimin içinde dönen sözlerin etkisinden çıkabildiğimde diğer kâğıda odaklandım.
Eğer artık piyon olmaktan sıkıldıysan sana bir şans, şah olmak da senin elinde mat olmakta. Eğer kabul ediyorsan eksik kalan son şarkınız yerine bu şarkıyı tüm ülkede senin sesinle yankı bulmasına izin vermelisin. Akşam saat sekizde nerede olman gerektiğini biliyorsun.
Ve şarkı sözleri ardındansa tanıdık bir el yazısıyla yazılmış notalar...
Gözümden bir damla yaş firar ederken dengemi sağlayamayıp ışıklandırmalı makyaj aynasına tutundum. Nottaki sözler boğazımda bir yumru oluşturmuş sadece yutkunmamı değil nefes almamı da engeller olmuştu.
Kral tacını düşürdü.
Yenilmişti.
Başaramamıştı.
Beni bırakmasına sebep olan her şeyi benden sonra yıkılmıştı.
Bir gözyaşı daha düştü yanaklarıma. Aldığım titrek soluk bedenime yetersiz gelmiş olmalı ki başımın döndüğünü hissettim. Yerinse içine çekmek istercesine beni çağırdığını.
Başaramadı gecenin kızı. Tutunduğu tüm dalları kırıldı.
Gözlerimdeki yaşları silip sinirle makyaj eşyalarını aynaya fırlattım. Kendimi kontrol edemeyişimle beraber Reha odaya daldığında beni omuzlarımdan tutup sakinleştirmeye çalıştı fakat başarılı olamadı çünkü onu duymuyordum bile.
Kafamda nottaki sözler yankılanırken onun sesini nasıl duyabilirdim ki?
Ozan 10 dakika gecikme olacağını belirtirken kapı kapatıldı ve biz hariç herkes dışarıya çıkartıldı. Kendimi tutamayıp Reha'nın omzunda sarsılarak ağlamaya başladığımda etraftaki korku dolu bakışları üzerimde hissedebiliyordum.
Nasıl olmuştu? O kadar yaklaşmışken hem de... Nasıl yenik düşmüştü?
Bunu öğrenmek zorundaydım. Üç yıldır yazıldığı gibi oyun dışındaydım ve her şeyden habersiz belirsizlikle yaşamak ölümden beterdi.
Şimdi yeniden ondan gelen bir haberle soluk aldığımı hissetmiştim. Aynı zamanda soluğumun da kesildiğini...
Bir gün birinin kapımı çalıp bu zarfı bana uzatacağını biliyordum fakat kendimi bir türlü buna hazırlayamamıştım. Peki onun şimdiye kadar beni her şeyden uzak tutma çabasına rağmen benim bodoslama atlamam ona haksızlık sayılır mıydı?
Buna cevap bulabilecek miydim bilmiyordum fakat etrafı griyle bezenmiş duvarlarımı yıkıp tek bir rengi görmek istiyordum. Ya siyah ya da beyaz ötesi değil.
Reha'yı hafifçe kendimden uzaklaştırıp elimle gözlerimi sertçe sildim ve ağlamamı durdurdum. Yavaşça ayağa kalkıp kırık aynanın önüne geçtim ve dağılan makyajımı titreyen ellerimle toparlamaya başladım. Arkamda üç meraklı göz benim ne yapacağımı izlerken bir şeyler sormak istiyor fakat temkinle yaklaşmak için kendilerini frenliyorlardı.
Beş dakika içinde yeniden eski halime dönmüştüm ve cam kenarına doğru geçip biraz nefes almaya çalıştım. Üzerimde siyah bir crop ve deri bir şort üzerinde ise kapüşonlu deri bir ceketim vardı. Siyah süet topuklularım ve üzerimdeki siyah lotus çiçeği kolyemle aynı küpelerim.
Bana özel mikrofonumu çekmeceden çıkartıp camı kapattım ve Reha'ya döndüm.
"Son şarkımız bulundu. Konserde onu seslendirebileceğiz ve eksik şarkı çıkardığımızı duyurmamıza gerek kalmayacak. Çıkalım ve bitsin artık" dedim ardından seslenmelerini umursamadan sunucunun yanına gidip sunucunun yanına gidip hazır olduğumuzu söyledim.
Sunucu ismimizi söylediğinde son kez boynumdaki kolyeye tutundum. O sırada beynimde yankılanan sesse tüylerimi ürpertecek kadar keskindi.
"Nankör Lotus çiçekleri," dedi sinirli bir ses tonuyla ardından televizyonu kapatıp kumandayı koltuğun köşesine fırlattı ve sözlerini devam ettirdi. "Aptallar hatta."
Kıkırdayarak yüzümü ona döndüğümde içinde olduğumuz sıcak yorganı hafifçe üzerimizden ittirip yüzünü kendime çevirip gözlerine baktım. "Niye öyle diyorsun çiçeklere ya bence çok güzeller." dediğimde gözleri bir süre gülüşüme takıldı fakat kendini toparlayıp ciddi haline büründü. Ve kendini öyle bir hırsla ve ciddiyetle açıklamaya başladı ki bej rengi duvarlara pembe dese inanacak raddedeydim.
"Geceleri yapraklarını kapatıp gündüzleri açıyormuş. Gecenin güzelliğinden kendini esirgeyen bir çiçeği tabi ki de sevemem. En güzeli ayçiçeği gecenin izlerini isminde bile taşıyor."
Söylediği üzerine gözlerim dolarken yine yaptığım gibi ondan saklanırken bile yine ona sığındım ve omzuna kapandım. Duygulandığım için uzun süre dilinden kurtulamasam da bahçeyi sadece geceleri açan akşam sefası ve ayçiçekleriyle bezettiğinde yeniden ve yeniden kalbimi kapmayı başarmıştı.
Gözlerimi kırpıştırıp geçmişin izlerini en azından birkaç saatliğine sineye çekmeyi denedim. Emin adımlarla sahneye yürüdüğümde kopan alkış tufanı beni kendime getirdi ve yüzüme küçük bir tebessüm kondu. Sahnenin tam ortasına geçtiğimde heyecanım yeniden gün yüzüne çıktı ve binlerce kişinin bulunduğu kalabalığa ve arkamdaki büyük yansıtma ekranına bakıp mikrofonu elimde sıkıca tuttum ardındansa konuşmaya başladım.
"Herkese merhaba öncelikle, hoş geldin İzmir!"
Bir alkış tufanı daha etrafı sararken Melodi'ye baktım ve bana destek verircesine gülümsediğinde yeniden insanlara döndüm.
"Sadece kafamızı dağıtmak için çıktığımız bu yolda çığlıklarımızı işitip bizi görmezden gelmediğiniz, bizi yükseltmek ve bu mertebeye getirmek uğruna elinizden geleni yaptığınız için kendim ve ekibim adına çok teşekkür ederim." dedim duygu yüklü bir sesle.
"Hepimiz bizden bir parçayı geride bırakıp yaşamaya devam etmeyi öğrendiğimiz bir zaman diliminde duyuldu ilk sesimiz. Daha sonra yükseldi yükseldi ve tüm ülkeye hitap etti. Her şeyi geride bıraktık ve bugün buradayız. Daha fazla sizi sıkmak istemiyorum ama bizim için çok değerli olduğunuzu bilmenizi isterim. Harika bir atmosfer harika bir aura İzmir gerçekten. Şimdi dile getirmekten çekindiğim şarkıyı sizlere sunmak istiyorum. İlk parçamız bize albümümüze en son katılmış olan Kırık Ruhlar Mahzeni... Amor sevgiyle sunar"
Öncesinde hazırlanmış olan şarkı sözlerine döndüğümde Ozan baterisiyle Reha elektro gitarıyla ve Melodi de gitarıyla giriş yaptığında ben de yavaşça sözlere girdim.
Karanlık çökünce sokak lambaları yanar,
Karanlığı sevenler bile geceye kibrit çakar,
Lakin aşkın anlamı değil miydi kabullenmek,
Olanı olduğu gibi kusurlarıyla sevebilmek.
Sözlerin derinliği ve bizi yansıtan ruhuyla gözyaşlarım yeniden gözlerimi esir alırken sesimi kontrol altına alıp devamını getirdim.
Lambaları patlamış bir sokaktı ruhum,
Aydınlansın diye herkes yaktı bir mum,
Oysaki bir gece vakti sen çıkageldin,
Benimle birlikte karanlığımı sevdin.
Dile getirdiğim şarkının sözleriyle bulunduğumuz durum için çocuk gibi ağlarken kulağına fısıldadığım sözler can buldu kulağımda "Sokak lambalarının bir bir patladığı kimsenin uğramadığı o gönlüne ben kibrit çaktım demeyi çok isterdim lakin ben seni öyle çok sevdim ki karanlığınla kabullenip seninle karayı sevdim.
"Göz göze geldiğimiz zaman sanki yıldızlar,
Yeryüzüne inmiş gibi raks ediyorlar,
Şimdi iyi dinle beni gecenin kızı,
Aşkından tutuştum içimde bir sızı.
Daha fazla dayanamayıp gözümden yaş firar ettiğinde kararmaya başlayan göğe bakıp sanki karşımda o varmış ve onun ruhundan geçen sözleri onun gözlerinin içine bakarak dile getiriyormuşum gibi hayal etmeye başladım. Çünkü gündüzün bana en büyük armağanı gözleri gibi masmavi gökyüzünü hediye etmesiydi.
Senin gibi hayallerin de kardan bile beyaz,
Ruhumun katran karası asla sizi boğamaz,
Bizim aşkımızın kanunu sanırım intizar,
Sensiz geçen her günüm bana bir intihar.
"Senin aksine ben gündüzü seviyorum." diyişim geldi aklıma. "Sen olmadığında gökyüzünden beni izliyormuşsun gibi hissettiriyor çünkü bana." Gülümseyişi geldi sonra ve aramızdaki mesafeyi azaltıp fısıldayışı, "Gündüzleri sevmene gerek kalmayacak sevgilim çünkü her başını kaldırdığında benim gözlerim seni izliyor olacak."
Üzgünüm gecenin kızı ben de istemezdim gitmek,
Ama aynı zamanda vazgeçebilmektir sevmek,
Kırık ruhlar mahzenine esir düşmüş kalbim,
Hep senin için çağıldayacak benim karbeyaz sevgilim.
Şarkıyı usulca sonlandırdığımda, sahne yıkılırcasına bir alkış sesi koptu ve gözlerimi hafifçe silip gülümsedim.
Kral tacını düşürdüyse kraliçe o tacı yerden alacak ve kralın canını yakan herkesin canına okuyacaktı.
Madem oyuna dahil olmam isteniyordu. Daveti geri çevirmek yakışmazdı. Savaş meydanı hazırlansındı beklenen savaşın çanları kulakları uğuldatacak kadar keskin çalıyordu.
