İçeriğe geç

Kırık Ruhlar Mahzeni

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Kırık Ruhlar Mahzeni

Bölüm 4

3.Bölüm: Annen Evde Mi?

Şarkının bitimi ardından bazı şarkıların coverlarını yaptık. Mod yükseltici şarkılar seçtiğimiz için şanslı günümdeydim sanırım çünkü benim de moralim yerine gelmiş ve üzerimdeki ölü toprağından biraz daha olsa sıyrılmıştım.

Sahneden ayrılacağımız sırada herkes Ozan'a tezahürat yapmaya başlayınca Ozan mikrofonu eline alıp konuşmaya başladı.

"Herkese bizi desteklediği için teşekkür ediyoruz arkadaşlar. Bu aşamaya gelmemizde solistimiz Aksel'in çok büyük katkıları oldu ve sabahtan beri konseri çok iyi yönetti. Şimdi daha fazla boğazının ağrımaması için solistlik görevini devralmak istiyorum." dedi Son söylediğiyle hepimizin gözleri fal taşı gibi açılınca Reha'yla göz göze geldik ve mesajı gibi direkt arka tarafa doğru koştu fakat biraz geç kalmıştı.

"lacoste dan gömlek! barbour dan montlar! hep ayaklarda. davidson botlar" herkes gülmeye başladığında Reha sahneden içeriye girmişti fakat biz Melodi'yle dumura uğramış gibi kaskatı kalmış ve şokla etrafa bakıyorduk.

"Caddede kızlar. Hep karizmalar. Bizde para yok. Kaldık biz bekar!" dedi ve nakarata geçiş yaptığında herkes birden coşmuştu "Annen evde mi annen evde miiii!!!!Annen evdeyse bize gelir mi?!" şarkıyı devam ettirdiği sırada birden ses kesildi. Reha Ozan'ın yanına gelip mikrofonunu, ses cihazlarını asıldı daha sonra ise yeniden sahneye çıkıp durumu toparlamak için "Evet ne yazık ki doktor masraflarınızı biz ödeyemiyoruz arkadaşlar bu kısa süreli kulak kanaması için sizden özür dileriz teknik bir aksaklık oldu. Her şey için tekrardan teşekkürler yeniden görüşmek üzere İzmir!" dedi gülüşme sesleri ardından bir alkış tufanı koptu ve hepimiz sahne arkasına geçip derin bir nefes verdik.

"Lan amına koyduğumun malı beynini İstanbul'da bırakıp da mı geldin oğlum sen!" diye kükreyen Reha'nın arkasından Melodi'yle daha fazla dayanamayıp kahkahayı bastığımızda Reha da küçük bir tebessümle aslında ciddi olmadığını kanıtlamış oldu.

Herkes kostümünü çıkarmak üzere odasına gittiğinde Reha ile ben baş başa kaldık fakat bakışlarından ne demek istediğini anlayıp çekinceyle konuşmaya başladım.

"Bunu akşam yarının gündemi yapsak ve konserimizin sevincini mahvetmesek?" diye bir öneride bulunduğumda sıkıntıyla bir nefes verip başıyla onayladı ve yanıma gelip elini omuzlarıma yerleştirdi.

"Ne olursa olsun yanındayız bunu bil ve öyle savaş. Ayrıca ne olursa olsun bizi saf dışı bırakma. Bizden destek almak seni güçsüz yapmaz aksine daha temkinli hareket etmeni sağlar. Unutma olur mu?" dediğinde hafiften dolmaya başlayan gözlerimle onu onaylayıp sıkıca sarıldım.

Arkadaşlık kelimesinin arka çıkmaktan geldiğini illaki fark etmişsinizdir. Çünkü arkadaşlar daima birbirlerine arka çıkar, zor zamanda yanlarınızda olduğu gibi en mutlu olduğunuz anlarda da ön sırada yer alırlar.

Her ne kadar aile kavramına yıllardır uzak olsam da arkadaşlık kavramını başımı yanıma çevirdiğimde görebiliyor ve hissedebiliyordum. Ve bu hissi tadamayan milyonlarca insan olduğunun da farkındaydım. Bu nedenle belki de dünyanın en şanslı kızı sayılmalıydım.

🌙🌙🌙

Sabahın ilk ışıklarıyla İzmir'den ayrılıp yeniden İstanbul'a gelmiştik. Tüm gün boyunca sessizliğimden yakınan arkadaşlarıma şarkı sözlerini hala nereden bulduğumu açıklamamış, onlar da en sonunda benden ümitlerini yitirip sormayı bırakmışlardı.

Sessizliğimi bozsam da açıklayabileceğim bir durum olduğunu düşünmüyordum ya orası ayrı bir konuydu.

Akşam ne yapacağımı daha artılarını ve eksilerini tartarak düşünmemiştim fakat bunu daha sonranın konusu ilan edip ilk konserimizin tadını çıkartmak için zamanımı yalnızca arkadaşlarıma harcamayı düşünüyordum. Bazen var olan şeyleri yok saymak onlara bağışıklık kazanmanıza yardımcı olurdu.

"Aksel başkan oley! Aksel başkan oleeey! Şampiyooon Aksel başkaann!" Ozan elinde yaş pastayla bağırarak odaya girdiğinde Reha göz devirip alkış tutmaya başlamış Melodi bizim ifşa koleksiyoncumuz olarak anı kayıt altına almaya başlamıştı.

"Gürler gök eser yel geliyor gümbür gümbür kraliçe Aksel!" ıslık çalarak alkışlamaya başladığında gülümseyip pastayı elinden alıp hızlıca mumu üfledim. Melodi ve Ozan beni alkışlarken Reha yüzünde esefle bizi izliyordu.

Reha ile aramızdaki en büyük fark burada başlıyordu. Ben bir problemi görmezden gelerek üstesinden gelme çabasına girerken Reha her zaman sorunların üzerine gitmeyi savunurdu. Ona göre bu sadece kaçmaktan ibaretti ve zaman kaybından başka getirisi olmazdı.

Fakat bana göre tam tersiydi. İnsan güçten düştüğünde savaşmaya kalkması onu sadece yenilgiye sürüklerdi. Oysa biraz dinlemesi ve yoluna devam etmesi zaman kaybı gibi gözükse de verimliliği devamında getirirdi.

Yıllar boyunca yaşadıklarımı görmezden gelmeseydim bir hayatımın kalabileceğinden bile şüpheliydim. Oysaki şimdi ailem dediğim insanların yanında ilk konserimizin hatırına yaş pasta kesiyordum. Reha'nın gözden kaçırdığı nokta buydu.

Mesela akşam belki de ölümüme doğru gitmeyi kafaya koymuştum fakat şu an onlarla birlikte oturup gülebilmem benim aslında gücümün kanıtıydı.

Her zaman korkaklar kaçmazdı, bazen geriye çekilmek savaş alanını tanımak için fırsattı.

"Twitter yıkılıyor! Gündemde ilk sıraya yerleşmişiz hiç baktınız mı?" Pastayı dilimlemek için mutfağa ilerlerken peşi sıra ilerleyen Melodi gelişmeleri bize aktarırken bıçağı Ozan'a devredip telefonu elime aldım ve incelemeye başladım.

Tüm sosyal medyada Ozan'ın söylediği kısmı akım haline gelmiş, gündeme Ozan ilk sıradan daha sonrasında konserimiz oturmuştu. Bir tane tweette herkesin videoya alırken hali paylaşılmıştı yorumu ise beni neredeyse gülme komasına sokuyordu.

Annem evde değil bebeğim bize gelebilirsin çünkü acil evlenmemiz gereken konular var. 💍

Başka birinde ise Ozan şarkı söylemeye öyle kendini kaptırmış, biz ise patlamış gözlerle ağzımız beş karış açık onu izliyorduk ve gerçekten de anlık yakalanmış komik bir fotoğraftı. Başlığında ise evlendikten sonra makyajsız halimi gören manit: yazılmıştı.

Bir aşağısına indiğimde ise Reha'nın cihazları Ozan'ın üzerinden asıldığı resmi vardı. Ve aynen şu şekildeydi.

Babamı soyup soğana çeviren amcam olur gibi: #AMOR #OzanAYKIN

Gülerek başka tweete geçtiğimde kendi fotoğrafımı görünce duraksadım.

Yaşanmışlıkla bezenmiş bir şarkı ve şarkıya ruhunu katan gerçek bir sanatçı. İşte Aksel Koral farkı. #AMOR #AkselKORAL

Gülümsemem hüzünlü bir hal alırken dördümüzünde fotoğrafta yer edindiği tweeti okumaya başladım.

Maddenin dört hali. Aksel Melodi Ozan ve Reha. #AMOR

Telefonun ekranını kapattım yeniden Melodi'ye uzattıktan sonra kendi telefonumu alıp dün çektiğimiz fotoğraflardan birini seçtim ve Twitter'da paylaştım.

Birlikte. Nicelerine... #AMOR

Paylaştığım gönderiyi bizimkiler de kendi hesaplarında attıktan sonra telefonlarımızı kenara bırakıp dilimlediğimiz pastayı yemek üzere tabaklara yerleştirdik. Tabakları hazırlarken iddiaya giren Reha ve Ozan beni şaşırtmaya kaldıkları yerden devam ediyorlardı.

İddia ise şuydu Ozan eğer dört tabağı da elinde tek seferde odaya taşıyabilirse Reha'dan çarptığı parayla aldığı kostümü Reha'ya giydirip penguen dansı yaptıracaktı. Fakat Reha kazanırsa bunu yapacak kişi Ozan olacaktı.

Ozan dört pastayı da kollarına alıp içeriye yürümeye başladığında heyecanla odaya girdi.

"İşte bu lan! Noldu? Reha fışkıran Zeka! Zekan bu defa bana işlemedi galiba!" dediği sırada sol kolundaki tabak yüz üstü parkenin üstüne düştüğünde Reha kocaman bir kahkaha patlattı fakat Ozan çoktan nedense yüksek sesle saymaya başladı.

"Bir iki üç al lan şu tabakları Mel! Dört... Dur bir dakika kaldırdım kaldırdım vallahi aldım yerden! Beş saniye kuralı lan! Beş saniye boyunca mikroplar gelmezmiş yiyebiliriz bu pastayı sayılmaz ben kazandım!" diye bağırdı dikte eder gibi. Reha onaylamaz şekilde başını salladığında ben de parkeyi silmek için ıslak mendili alıp yeri silmeye başladım. O sırada hala birbirlerini yemekle meşgullerdi.

"Mızıkçılık yapma lan! Git giy gel. Al işte Allah'ın sopası yok! Paramı çalıp saadete mi erecektin?!" diye Kafa tutan Reha'ya kollarını bağlayıp dudak büzen Ozan'ın fotoğrafı basılsaydı yıllara damga vuracak ikonik bir resim olacağı aşikardı.

Bir sürü kızın aşkla bakacağı poster de olabilirdi gerçi.

Reha hırsını çıkartır gibi zorla Ozan'ın odasına soktuğunda gelen seslerden çok da iyi şeyler olmadığını fark etmiştik. Ben de onların odadan ayrılmasını fırsat bilip Reha'nın odasına doğru yürümeye başladım.

Ozan'ın da Reha'nın maddi olarak bir sıkıntısı yoktu fakat Ozan evde yalnız kalmaya karşı zaafı vardı, bu nedenle onunla birlikte aynı evde kalıyordu. Melodi ve benim kendimize ait evimiz vardı fakat AMOR toplanma mekanı genellikle Reha ve Ozan'ın evi olurdu. Bu görünmez bir kuraldı.

Reha'nın odasına geldiğimde kapıyı yavaşça kapatıp yatağının üzerine oturdum ve dünden beri kafamı allak bullak eden zarfı çıkartıp rengine tezat beyaz renkte olan yatağa bıraktım.

Reha tam bir düzen ve kontrol takıntılısıydı. Odasındaki bir tablonun yerinin değişikliğini bile kaldıramazdı fakat bunu sadece kendi odasında uygulayabiliyordu çünkü Ozan onun aksine tamamen zıttıydı.

Beyaz renkle dekore edilmiş odasına kısaca göz gezdirip yine bir şeyin değişmediğini fark ederek cama doğru ilerledim ve perdeyi araladım. Odaya biraz güneş girince kendimi daha iyi hissettiğimi fark etmiştim.

Yeniden yatağa doğru ilerlediğimde zarfı elime alıp tekrardan okudum ve başımı yukarıya kaldırıp beyaz tavana odaklandım.

Kral tacını düşürmüştü. Peki o halde neden hala kralın zaaflarına oynuyorlardı? Yendiğiniz güçten düşürdüğünüz düşmanınıza oynamaya neden devam ediyorlardı?

Hayat bir tabu oyunuydu.

Güç...Yasaklı kelime.

Doğa bile güçsüzleri bünyesinde beslemezken insanoğlu nasıl olacaktı da güç savaşından geri duracaktı? Fakat asıl anlamadığım bu güç neye göre belirleniyordu?

Karşısındakini yere seren bir kafes dövüşçüsü mü güçlüydü? Satranç oyununda stratejik hamleleriyle rakibini eleyen mi? Yoksa herkesi emrinde çalıştıran bir mafya lider mi? Ya da onun zaaflarına oynayan yerine göz dikmiş kardeşim dediği insan mı?

Bu güç denen şey neydi? Kimdeydi?

Güç uğruna savaşanlar yarattıkları kendi cehennemlerinin alevinden mi etrafına verdiği hasarları göremiyordu? Vicdan denen varlık iyi insanların kendine yarattığı bir kılıf mıydı?

İyilik ve Kötülük...Diğer iki yasaklı kelime.

İyilerin yerinin olmadığı kötülerin elinde oyuncak olan dünya. İyilerin çoğalmasını isteyip kötüleri bünyesinde barındıran nankör dünya. Kötülüğü seçtiğinde kınayan ama seni buna zorlayan dünya.

Tercihler ve Bedeller... Son yasaklı kelimeler.

Tercih edilen yollar yolun sonunda sizi katletmeyi bekleyen bedeller. Ve sonunda sizi yargılayan iyi ve kötü diye damgalayan insanlar.

Bir kural vardı bu hayat oyununda. Yola nasıl girdiğin değil, o yolu seçmiş ve sonucuna katlanacak olmandı önemli olan. O yol da sana iyi ve kötü diye damgalamayı bekleyen bekçilerle doluydu.

Kimse sana neden yaptın demezdi? Nasıl bu kadar kötü olabilirsin derdi. Çünkü insanlar sebepleri yalnızca mazeret olarak görür ve sonucuna bakardı. İyi bir sonucu varsa iki günde unuturdu fakat kötü

yse yıllar boyu unutmaz ve bunu yüzüne çarpmaktan da geri kalmazdı.

Dışarıda bağrışma sesleri arttığında Ozan ve Reha'nın odadan çıktığını anlayıp ben de dışarı çıktım. Ozan üzerinde ördek kostümüyle yüzünü kapatırken Melodi gülmekten gözleri sulanmış şekilde Ozan'a bakıyordu.

Reha eseriyle gurur duyar gibi kasıla kasıla benim yanıma geldiğinde benim de yüzümde hak etti ifadesi asılıydı. Ozan ağlak bir ifadeyle Melodi'nin fotoğraf çekmemesi için telefona uzanırken Reha fırsatı kaçırmayıp Ozan'ı tuttu. O ana kadar Melodi kendine malzeme çıkarmıştı çoktan.

Akşam saat yediye gelirken herkes kalmam konusunda ısrar etse de taksiye atlayıp çoktan evimin yolunu tutmuştum.

Bu akşam ya benim dönüm noktam olacaktı ya da dönülmez noktanın ortasında kalacaktım fakat bunu düşünürsem savaşmaktan çekileceğimi bildiğim için başarabildiğim kadar bunu sineye çekecektim.

Taksi evin önünde durunca parasını ödeyip eve doğru yürüdüm. Evden çantama deodorant, mutfaktan bulduğum bir çakıyı koydum ve Reha'ya eğer bir saat içinde evde olmazsam polisi aramasıyla ilgili bir mesaj çekip telefonumu kapattım.

Yeniden taksiye bindiğimde ezbere bildiğim adresi zorlanmadan şoföre verip arkama yaslandım ve yolu izlemeye başladım.

Zihnimdeki karmaşa beni boşluğa sürüklüyor ve elimi kolumu bağlayıp ne yapacağımı bilemez hale getiriyordu.

Tanıdık yollardan ve sokaklardan geçerken sabahtan beri düşünmeyi kenara bıraktığım her şey gün yüzüne çıktı ve zihnimi ele geçirdi.

Kalbim heyecanla çarptı içimde kanatlarını çırpan kelebek şaha kalktı.

Oysa ben çocukluğumdan beri kelebeklerden nefret ederdim.

Taksici geldiğimizi söylediğinde bir rüyadan uyanır gibi irkildim ve kendime geldim. Adama titreyen ellerimle zorlukla parayı uzattığımda adam bu saatte buraların tekin olmayacağını dikkatli olmamı falan söyledi fakat sadece başımı sallamakla yetindim.

Arabadan indiğimde etrafa göz gezdirdim, sokak lambasının soluk ışığının vurduğu kaldırıma oturup ellerimi kendi bedenime sardım.

Yıllar boyu benim sığınacağım limanım yalnızca kendim olmuştum. Geceleri uykularımda her korktuğumda ellerimi kendi bedenime siper eder ve böyle korunduğumu düşünerek kendimi telkin ederdim.

Fakat sonra o çıkıp gelmişti, beni kollarıyla sarıp sıcaklığına alıştırmıştı fakat bir gün yel gibi hayatımdan esip gitmiş, sonra ise kollarım bile beni ısıtmaya yetememişti.

Ben kendi kendime maziyi yeniden gözlerim önünde canlandırırken karşımdaki boş binadan sesler gelmeye başladığında yavaş yavaş binaya doğru adımladım. Adımlarımın toprakta bıraktığı ses kalbimin gümbürtüsüne karışıyor, ama onun sesini bastırmaya asla yetemiyordu. Merdivenleri çıkmaya başladığımda sesler aniden kesildi. Hızımı arttırdım ve cebimden çakıya sarıldım. En üstteki kata vardığında etrafıma göz gezdirdim fakat herhangi bir emareye rastlamayınca kaşlarımın da buna paralel çatıldığını hissettim.

Etrafa kısaca göz arttığımda bir umut kimse yok mu diye seslendim fakat bir karşılık alamayınca derin bir nefes verip çatıya doğru yöneldim.

Paranoyam beni ayakta uyutmuş, korkularım beynimi altüst etmişti. Çatı katında da kimse olmadığına kanaat getirince yeniden aşağıya indim ve boş binaya tekrar döndüm.

Burası eskiden bizi yansıtan bir evdi. Her köşesinde bir anımız, her parçasında bir dokunuşumuz vardı. Gerçi şimdi de yansıtıyor sayılabilirdi.

Boş ve kimsesiz.

Gözümden bir yaş özgürlüğüne kavuşurken bir arabanın farı gözlerimi aldı arkasından duyduğum Reha'nın sesiyle yüzümü ona dönüp sarıldım.

Reha beni arabaya doğru yönlendirirken kafamda tonlarda soru yığınıyla baş başaydım.

Beni buraya kim? Neden çağırmıştı?

Bu soruların cevabını bilmemekle beraber çağırmasına rağmen neden gelmediğini de çözememiştim.

Fakat en son hatırladığım beynindeki sorulara cevap ararken başımın araba camına doğru düşüşüydü.

Evet arkadaşlar bu bölümünde sonuna geldik. Ozan'ın konserde ki hallerinin editlerini izlemek isterseniz Instagram hesabımız: kirik_ruhlar_mahzeni kullanıcı adından ulaşabilirsiniz. Yeni bölüme kadar hoşçakalın:)

Bölüm sonu

2 yorum