İçeriğe geç

KIRIK PUSULA

Bölüm 3 · 4 dk okuma

KIRIK PUSULA

Bölüm 3

BÖLÜM 3: ZİHNİN SESSİZ TEĞETLERİ

İnsan hafızası, yaşamak istemediği ya da kendi gerçekliğine sığdıramadığı şeyleri zihninin en kuytu köşelerine süpürmekte ustadır. O gün kütüphane koridorunda yaşanan o birkaç saniyelik bakışma da benim için tam olarak böyle olmuştu. O çocuğun gözlerindeki derinlik, bir anlığına göğsümün ortasında garip bir bocalama yaratmış olsa da, o kapıdan içeri girdiğim an her şeyi zihnimin dışına itmeyi başarmıştım.

Benim hayatımda bu tarz şeylere yer yoktu. Benim lüksüm yoktu. Bir erkeğin bakışına takılıp kalmak, onun üzerine hayaller kurmak benim gibi bir kız için lüksün de ötesinde bir hataydı.

Nitekim sonraki günlerde onu bir daha hiç görmedim.

Ne kantinde, ne okul bahçesinde, ne de koridorlarda... Tam bir ay boyunca o bakır saçlı çocuğa dair tek bir iz bile çıkmadı karşıma. Zaten onu arayan ya da nerede olduğunu merak eden bir zihnim de yoktu. Ak zihnimde onun yeri, yanından geçip gittiğim sıradan bir yabancıdan farksızdı. Unutmak isteyen biri için bir ayı onu hiç görmeden geçirmek hiç de zor olmadı; adını bile bilmediğim birini aklıma getirmek için hiçbir sebebim yoktu.

Hayatım yine o bilindik üçgenin içerisinde dönüp duruyordu: Ev, okul ve mahalle.

Sabahın köründe babamın ağır adımlarıyla uyanıyor, akşam geç saatlere kadar ders kitaplarının üzerine devriliyordum. Ergenliğin getirdiği o hızlı büyüme çağı, değişen hormonlar ve yetersiz beslenme birleşince üzerimdeki yorgunluk katlanarak artıyordu. Bedenim sürekli bir bitkinlik içindeydi. Geceleri başımı yastığa koyduğum an derin ama huzursuz bir uykuya dökülüyor, sabahları ise sanki hiç uyumamış gibi kemiklerim sızlayarak uyanıyordum. Yine de durmaya hakkım yoktu. Evlerde, terzide ya da mahallede koşturduğum günlerin ardından okuldaki başarımı korumak zorundaydım.

Baharın ortalarına doğru, yine öyle yorgunluktan dizlerimin bağının çözüldüğü uzun bir okul gününün ilk tenefüslerinden biriydi. Ders bitiminde sınıftan çıkarken, yalnız değildim. Bu kez etrafımda okulun başından beri yavaş yavaş şekillenen küçük ama renkli arkadaş grubum vardı.

Grubumuz oldukça karmaşıktı. Yanımda kendi sınıfımdan olan Zümrüt vardı; sessiz, sakin, kendi hâlinde bir kızdı. Diğer yanımda ise ortaokul yıllığımdan beri yanımda olan, beni annemin yokluğundan beri tanıyan tek can dostum Derin yürüyordu. Derin farklı sınıftaydı ama ne zaman bir derdim olsa, o sert kabuğumun ardındaki küçük Hazal’ı bir tek o fark ederdi.

Bir de ilk yılımdan beri kopmadığımız Tolga ile Ceylin vardı. Tolga, lise birin ilk gününden beri hayatımızdaydı; Okuldaki dedikodunun dibine vurur, kızlarla takılmaktan asla gocunmazdı. Lise bir boyunca Ben, Ceylin ve Tolga okulun bahçesinde bir üçlü gibi gezer, her yere beraber giderdik. Ceylin ise neşeli, cıvıl cıvıl, hayatı benim kadar ciddiye almayan rahat bir kızdı.

"Hazal, hadi aşağı iniyoruz, kantinden çay alacağız, sen de gel!" diyerek beni aralarına aldılar.

Normalde yalnız kalmayı, kütüphaneye kaçmayı tercih ederdim ama o gün üzerimdeki o ağır yorgunluğu atmak ve biraz olsun kafamı dağıtmak için tekliflerini reddetmedim. Merdivenlerden aşağıya, zemin kattaki gürültülü kantine doğru sürüklenmeye başladım.

Fakat o an bedenimde garip bir şeyler oluyordu.

Muhtemelen sabah yüzümü yıkarken kulağıma kaçan suyun yarattığı bir tıkanıklıktı ama üzerimdeki o yoğun bitkinlikle birleşince durum bambaşka bir hâl almıştı. Merdivenlerden inerken etraftaki gürültü bir anda boğuklaşmaya başladı. Arkadaşımın kahkahaları, koridorda koşturan öğrencilerin bağrışmaları, zihnimde suyun altındaymışım gibi derin ve uğultulu bir yankıya dönüştü.

Kulaklarımdaki bu tıkanıklık yüzünden etrafımdaki dünyadan kopmuş gibiydim. Arkadaşlarımın yanında adımlarımı atıyordum ama içimden bir ses sanki bir hayalet gibi aralarında süzüldüğümü söylüyordu. Yorgunluk, göz kapaklarıma kurşun gibi çökmüştü. Normal davranmaya, ortama uyum sağlamaya çalışıyordum ama kızların ne konuştuğunu tam olarak çıkaramıyordum. Ceylin bir şeyler anlatıyor, Tolga ellerini sallayarak ona katılıyor, Derin ise gülümsüyordu. Dışarıdan bakıldığında ben de o sohbetin bir parçası gibi duruyordun; ama aslında söylediklerinin yarısını anlıyor, yarısını ise o boğuk uğultunun içinde kaybediyordum.

Kantine indik, birkaç yiyecek ve çay aldık. Masada oturduğumuz o on beş dakika boyunca ben sadece bardağımdan yükselen buhara bakıp zihnimi toparlamaya çalıştım. İçimdeki o ağır hüzün ve fiziksel yorgunluk, beni bir sis bulutunun arkasına saklamıştı sanki.

Tenefüs bitimini duyuran o acı zil sesi kulaklarımızdaki boğukluğun ortasından yırtılarak geçtiğinde herkes hareketlendi. "Hadi kalkalım, derse geç kalacağız," dedi Zümrüt. Masadan kalktık, tekrar o kalabalık koridora doğru ilerledik.

Tam üst kata çıkacak merdivenlerin basamaklarına yönelmişken, karşı koridorda bir hareketlilik dikkatimi çekti.

Nöbetçi öğrencinin durduğu masanın önünde duran biri vardı. Arkası bize dönüktü. Yüzünde, muhtemelen hastalıktan korunmak için taktığı siyah bir tıbbi maske vardı. Nöbetçi arkadaşa doğru eğilmiş, kısık bir sesle bir şeyler sormaya çalışıyordu.

Adımlarımı yavaşlattım.

İlk anda kim olduğunu anlayamadım. Zihnim o kadar yorgun, kulaklarımdaki uğultu o kadar yoğundu ki, karşımdaki silüeti bir yere oturtamadım. Yüzü kapalıydı, üstelik arkası dönüktü. Ama gözlerim istemsizce onun saçlarına kaydı.

O ensesinden yukarı doğru uzanan, ışığın altında hafif bakır yansımalar veren açık kumral saçlar...

Gözlerimi kırpıştırdım. Bir ay önce koridorda göz göze geldiğim o çocuğu hatırlatır gibiydi. Bir anlığına zihnimde o derin bakışlar çaktı. Ama sonra hemen başımı salladım.

*“Aman, bana ne canım,”* dedim kendi kendime. *“Okulda bakır saçlı bir tek o mu var? Kimse kim. Benim derdim bana yeter zaten.”*

İçimdeki o umursamaz, koruyucu mekanizma yine anında devreye girmişti. Şüphemi de, o küçük merak kırıntısını da bir kenara fırlattım. Arkama bile bakmadan adımlarımı hızlandırdım.

"Hazal, hızlı ol biraz, hoca girmeden sınıfta olalım!" diye seslenen Zümrüt' ün yanına koştum. Onların arasına karıştım, merdivenleri ikişer ikişer tırmanmaya başladım.

Ben adımlarımı kendi güvenli dünyama doğru atarken, kader arkamda sessizce ağlarını örmeye devam ediyordu.

Bölüm sonu

1 yorum