Bölüm 6: Mahallenin Soğuk Yüzü
Yağmur serpintisi akşamüstüne doğru yerini keskin bir don ayazına bıraktı. Sanayideki yangının isi hâlâ Karan’ın ceketinin kıvrımlarında, Bahar’ın ise saçlarının uçlarındaydı. İkisi yan yana, aralarında yarım adımlık belirsiz bir mesafeyle mahalleye girdiklerinde, sokak her zamankinden daha sessiz ve yabancıydı.
Evlerin ahşap panjurları hafifçe aralanıyor, perdelerin arkasından süzülen meraklı gözler ikisinin üzerindeki çamur izlerini süzüyordu. Oğuz’un bir daha mahalleye dönmeyecek şekilde eşyalarını toplayıp gitmesi, dedikodu çarklarını çoktan döndürmeye başlamıştı.
Karan, tamirhanenin paslı kepengini gürültüyle yukarı doğru kaldırdı. İçerisi soğuktu; nem, eski motor yağı ve toz kokuyordu. Bahar, içeri adım atıp kapının kenarındaki ahşap tabureye oturdu. Bacakları hâlâ titriyordu.
"Burada kalmamalısın," dedi Karan, köşedeki gaz lambasını yakmaya çalışırken. Kibritin çakılış sesi tık diye çınladı, sarı bir ışık hüzmesi ikisinin arasındaki gölgeleri aydınlattı. "Mahalleli laf eder. Babanın kulağına giderse..."
"Gitsin," dedi Bahar kestirip atarak. Sesindeki o yumuşak ton kaybolmuş, yerine yıllardır taşımaktan yorulduğu bir kararlılık gelmişti. "Herkes ne konuşuyorsa konuşsun Karan. Ben aylarca seni bir hiç uğruna gitti sanarak yaşadım. Oğuz’un yalanlarını dinledim. Artık kimin ne düşündüğü umurumda değil."
Karan elindeki kibrit çöpünü yere attı. Yavaşça Bahar’ın önüne çömeldi. Dizleri soğuk betona değiyordu. Yüzündeki is lekeleri sarı ışığın altında daha da belirginleşmişti. Nasır tutmuş parmaklarıyla Bahar’ın soğuktan kızarmış ellerini tuttu. Bu kez çekinmedi, kaçmadı.
"Oğuz’un borcu bitti ama tefeci Rıza gibiler tek bir senetle yetinmez Bahar," dedi Karan, sesi derin bir fısıltıya dönüşerek. "Seni bu pisliğin yanına yaklaştırmamak için altı ay cehennemde yattım ben. Şimdi mahallede kalırsam, o gölge senin de üzerine düşecek."
"O gölge zaten üzerimdeydi," dedi Bahar, Karan’ın ellerini daha sıkı sıkarak. "Siz yokken o mahalle bana mezar gibiydi. Anlamıyor musun? Ben sensiz güvende olmak istemiyorum."
Tam o sırada tamirhanenin yarım açık kepenginin altından sert bir gölge düştü. Dışarıdaki soğuk rüzgâr içeriye savrulurken, tefeci Rıza’nın sağ kolu olan Vedat içeri bir adım attı. Üzerindeki deri paltonun yakaları kalkıktı, elindeki tespihin tane sesleri dükkânın sessizliğinde yankılandı.
"Bölüyorum galiba," dedi Vedat, pişkince sırıtarak. Bakışları Bahar’ın üzerinde durdu. "Karan usta, yangından sağ çıkmışsın, tebrik ederim. Ama hesabı kapatmadan kutlama yapmak sana yakışmaz."
Karan bir anda ayağa kalktı. Gövdesiyle Bahar’ın önünü tamamen kapattı. Çenesindeki kaslar kasıldı. "Oğuz’un senedi bitti Vedat. Yağmurun altında çamura karıştı o kâğıt. Benden tek bir kuruş bile alamazsınız artık."
Vedat gülümsemesini bozmadı ama gözleri bir bıçak kadar soğuklaştı. "Oğuz’un senedi bitti doğru. Ama sanayideki yangında yanan o dükkân kimindi sanıyorsun? Rıza Bey’in hissesi vardı orada. Şimdi borç şekil değiştirdi Karan. Ya bu mahalleyi terk edersin ya da bu kızın dükkânı da o yangından nasiplenir."
Rıza’nın adamları Bahar’ın terzi dükkânını açıkça tehdit ederken, Karan mahalleyi korumak için yine kendi başını belaya sokacak bir karar mı verecek, yoksa bu kez Bahar ile birlikte mi duracak?