Bölüm 4: Yalanların Külü
Kış yerini eriyen karların çamuruna bıraktığında, mahalledeki o ağır koku daha da belirginleşti. Çürüyen yapraklar, ısınan asfalt ve ahşap binaların rutubeti... Bahar artık terzi dükkânında yalnız değildi. Mahalleli kadınlar siparişlerini getiriyor, dükkân bir nevi dertleşme mekânına dönüşüyordu. Ama Bahar’ın zihni hep aynı noktada sapılı kalmıştı.
Bir salı öğleden sonrası, mahallenin yaşlı çırağı Mahmut dükkâna koşarak girdi. Soluk soluğaydı, yüzü kireç gibi beyazlamıştı. "Bahar Abla!" diye bağırdı, kapı eşiğinde düşeyazdı. "Sanayide... Sanayideki o büyük tamirhanede yangın çıkmış! Karan Ağabey... İçeride kalmış diyorlar!"
Bahar’ın elindeki iğne parmağına saplandı. Kan, beyaz patiska kumaşın üzerine bir damla halinde düştü. Acıyı duymadı. Dünyanın bütün ekseni kaydı.
"Ne diyorsun sen Mahmut?"
"Tiner tenekesi patlamış diyorlar abla! Bütün dükkân yanıyormuş!"
Bahar dükkânı açık, tezgâhı darmadağınık bırakıp sokağa fırladı. Yağmur hafifçe çiselemeye başlamıştı ama Bahar ne soğuğu hissediyordu ne de ayağına batan çamurlu taşları. Mahalle caddesinden sanayiye giden o uzun, dik yokuşu koşarak tırmanmaya başladı. Ciğerleri patlayacak gibi yanıyor, boğazındaki o eski düğüm bu kez boğucu bir aleve dönüşüyordu.
"Hayır," diye fısıldıyordu koşarken. "Hayır, böyle bitemez. Bana bunu yapamazsın Karan!"
Oğuz da haberi almış, dükkânından fırlamıştı. Yokuşun ortasında Bahar’ı gördü. Yakalayıp kolundan tutmaya çalıştı. "Bahar! Dur, nereye koşuyorsun? Çıldırttın mı sen?"
Bahar kolunu hırsla çekti. Oğuz’a baktığı anki gözleri, bir yabancıya bakar gibi soğuk ve yabancıydı. "Bırak beni Oğuz! Bırak!"
"Gidemezsin oraya! Yanıyor orası, ne yapacaksın?"
"Öleceksa bile orada olacağım!" diye haykırdı Bahar. "Duydun mu beni? Ölecekse bile!"
Oğuz olduğu yerde kalakaldı. Bahar’ın bu haykırışı, Oğuz’un kalbinde aylardır beslediği o küçük ümit kırıntısını tek bir hamlede ezip geçti. Bahar’ın Karan’a olan sevgisi bir nefret gibi görünüyordu belki ama en derin, en sarsılmaz sevgiydi bu. Oğuz’un gözlerinden tek bir yaş süzüldü. Kendi yalanının, kendi bencilliğinin altında kaldığını o an anladı.
Bahar sanayi sitesine vardığında, simsiyah dumanlar gökyüzünü kaplamıştı. İtfaiye araçlarının siren sesleri, bağrışmalara karışıyordu. İnsanlar barakanın etrafında toplanmıştı. Dükkânın önü alevler içindeydi.
Bahar kalabalığı yararak öne fırladı. "Karan!" diye bağırdı, sesi itfaiye sirenlerini bastıracak kadar tiz ve çaresizdi. "Karan!"
Polisler onu tutmaya çalıştı ama Bahar bir çılgın gibi çırpınıyordu. Tam o sırada, dumanların içinden, üstü başı kapkara olmuş, yüzü is içinde bir siluet belirdi. Karan, kucağında ağır bir motor parçası ve elinde yanmış bir çanta ile dışarı öksürerek çıktı. Yüzündeki kaşlardan biri kavrulmuş, derisi sıcaktan kızarmıştı.
Gözleri kalabalığın arasında duran, saçları dağılmış, ıslanmış ve gözlerinden yaşlar süzülen Bahar’a kaydı.
İkisi de hareket etmedi. Alevlerin çıtırtısı, sirenlerin gürültüsü aralarındaki o devasa sessizliği bozamadı. Karan elindekileri yere düşürdü. Bahar, polislerin elinden sıyrılıp ona doğru yürüdü. Yavaş, ama kararlı adımlarla.
Karan’ın tam karşısında durdu. Karan’ın yüzündeki is kokusu, yanık kokusu ve o tanıdık gres yağı... Bahar elini kaldırdı. Titreyen parmaklarını Karan’ın isli yanağına koydu. Parmaklarının altındaki deri sıcacıktı.
"Neden?" diye fısıldadı Bahar. Sesi bir yalvarıştı artık. "Neden kendime bunu yapmama izin veriyorsun?"
Karan gözlerini kapattı. Bahar’ın elinin sıcaklığı, yangının ısısından çok daha yakıcıydı. "Gelmemeliydin," dedi Karan. Sesi dumandan tamamen kısılmıştı. "Buranın dumanı senin üzerine sinmemeliydi."
"Cebindeki o yüksüğü biliyorum," dedi Bahar birden.
Karan gözlerini açtı. Yüzündeki o donuk ifade ilk kez kırıldı.
"Çocukken kaybettiğim o yüksüğü cebinde taşıdığını biliyorum Karan. Her şeyi biliyorum. Bana yalan söyleme artık. Beni korumak adına kalbimi sökmeyi bırak."
Tam o sırada kalabalığın arasından sıyrılan Oğuz yanlarına yaklaştı. Cebinden bir kâğıt çıkardı. Yağmurun altında ıslanan o senedi Karan’ın ayaklarının dibine attı.
"Yeter," dedi Oğuz. Sesi tamamen çökmüştü. "Yeter artık bu tiyatro. Ben taşıyamıyorum."
Bahar şaşkınlıkla yerdeki kâğıda, sonra Oğuz’a baktı. "Bu ne Oğuz?"
Oğuz başını öne eğdi. "Oğuz’un... Yani benim tefeciye olan borç senedim. Karan altı aydır bu yangının ortasında benim borcumu ödemek için çalışıyordu Bahar. Ben sana 'Karan sizi unuttu, kaçtı' derken, o benim kellesimi kurtarmak için burada her gece aç yatıyordu."
Sokakta ani bir sessizlik oldu. Yağmur kararmış çatıdan süzülüp aralarındaki toprağa damlıyordu. Bahar, bakışlarını Oğuz’dan alıp Karan’a döndürdü. İçindeki dünya bir kez daha yıkıldı ama bu kez yıkıntının altından nefret değil, katıksız ve ağır bir gerçek çıktı.
Bütün yalanların ve gizlenen büyük fedakârlığın sanayinin ortasında patlayan bu yangınla su yüzüne çıkması, Oğuz’un mahalleden tamamen silinmesine yol açarken; Karan ve Bahar geçmişin bu ağır enkazı altından birbirlerinin elini tutarak çıkmayı başarabilecekler mi?