Bölüm 13: Evin Kokusunda Uyanmak
Sokağın başındaki sokak lambası, gece boyu turuncu ve dingin bir ışık fırlatmıştı kaldırıma. Eylül ayının ilk sabahı, mahallenin üzerine çöken hafif çiy kokusuyla başladı. Fırından yükselen taze un kokusu, komşu bahçelerden taşan son fesleğenlerin kokusuna karışıyordu.
Bahar, gözlerini odanın ahşap tavanındaki tanıdık olmayan çatlaklara açtı.
Yatakta hafifçe döndü. Çarşafın üzerindeki hafif gres yağı ve taze sabun kokusu, nerede olduğunu ona hatırlatmaya yetti. Yanında, yüzünde aylardır süren o gerginlikten eser kalmamış bir biçimde uyuyan Karan vardı. Şakaklarına düşen bir tutam siyah saç, yüzündeki dinginliği tamamlıyordu. Bahar, elini yavaşça kaldırıp Karan’ın yanağındaki ince çizgiye dokundu. Karan, uykusunun arasında hafifçe kıpırdadı, elini uzatıp Bahar’ın belini kavradı ve onu göğsüne doğru çekti.
"Uyanık mısın?" diye fısıldadı Karan. Sesi uykudan yeni uyanmış bir adamın pürüzlü, derin tonundaydı.
"Çoktan," dedi Bahar, başını onun çenesinin altına yerleştirerek. "Hiç uyumadım sanki. Rüya gibi geliyor hâlâ."
Karan, Bahar’ın saçlarının arasına derin bir nefes çekerek öpücük kondurdu. "Rüya değil. Bak, dükkânın kapısı aşağıda gıcırdıyor, fırıncı Ahmet Amca tepsileri sürüklüyor. Biz buradayız Bahar. Kendi evimizdeyiz."
Yataktan kalktıklarında mahalle çoktan hareketlenmişti. Bahar, terzi dükkânının üstündeki bu küçük evin penceresinden dışarı baktı. Sokağın başında duran o lamba, artık bir korkunun ya da vedanın değil; sığınılmış bir limanın simgesi gibi duruyordu.
Aşağıya inip dükkânın kepengini birlikte açtılar. Karan, köşedeki eski tamirhanesine doğru yürürken birkaç kez arkasına dönüp Bahar’a baktı. Her bakışında, yıllarca sakladığı o korkunun yerini alan sessiz bir minnet vardı.