Bölüm 12: Kırık Lambanın Altında Bir Ömür
Eylül ayının ilk haftası mahalleye tatlı bir serinlik getirdi. Sokağın başındaki o kırık sokak lambası nihayet belediye tarafından tamir edilmişti. Artık cızırdamıyor, etrafa sarı, parlak ve huzurlu bir ışık yayıyordu.
Mahallenin meydanı renkli ampullerle, tahta masalarla süslenmişti. Mahalleli kadınların yaptığı böreklerin, şerbetli tatlıların kokusu, bahçelerdeki son fesleğen kokularına karışıyordu. Bütün mahalle bir aradaydı.
Bahar, terzi dükkânının üstündeki küçük odada aynanın karşısındaydı. Üzerindeki sade, dantel işlemeli gelinliği kendi elleriyle dikmişti. Her bir dikişinde geçmişin acıları, sabrı ve direnci vardı. Aynadaki yansımasına bakarken cebinden o pirinç yüksüğü çıkardı. Yüksüğü gelinliğinin iç cebine, kalbinin tam üzerine yerleştirdi.
Kapı yavaşça açıldı. Karan içeri girdi.
Koyu renk takım elbisesinin içinde dimdik duruyordu. Saçları taranmış, yüzü tıraş kulaklarına kadar aydınlanmıştı. İçeri girdiğinde adımları duraksadı. Bahar’a bakarken gözlerindeki hayranlık ve sevgi doldurdu odayı.
Karan yavaşça yaklaştı. Cebinden bir şey çıkardı. Çocukken topladıkları ve kuruttukları leylak yapraklarından yaptığı küçük bir buketti bu.
"Sana bir saray veremem dedim," dedi Karan, sesi heyecandan titreyerek. Bahar’ın ellerini tuttu. Nasır tutmuş elleri hâlâ sertti ama Bahar için dünyadaki en sıcak, en güvenli yer orasıydı. "Ama senin olduğun her yerin benim cennetim olduğunu biliyorum artık."
Bahar gülümsedi. Yanağından süzülen tek damla mutluluk yaşını Karan başparmağıyla nazikçe sildi.
Birlikte merdivenlerden indiler. Sokağa çıktıklarında mahallelinin alkışları, çocukların neşeli bağırışları ve davul zurna sesleri havayı doldurdu. Akşamın serinliği çökerken, o eskiden kırık olan lambanın altında durup birbirlerine sarıldılar.
Artık ne gizlenen yalanlar vardı ne de saklanan öfkeler. Sokağın dar, taş kaldırımları, iki insanın çocukluktan başlayıp yangınlardan, yoksulluktan ve ayrılıklardan geçerek inşa ettiği o sarsılmaz aşka şahitlik ediyordu.
Karan, Bahar’ın kulağına doğru eğildi ve fısıldadı: "Geldik Bahar. En başından beri yürüdüğümüz bu yolun sonuna, evimize geldik."
Bahar başını onun göğsüne bastırdı. Kalp atışları artık bir fırtınanın habercisi değil, sığınılan güvenli bir limanın ritmiydi. Yıllar önce o aynı sokak lambasının altında başlayan karanlık gece, yerini sonsuz ve huzurlu bir sabaha bırakmıştı.