“Aşk bazen birini kurtarmak için kendi korkularının içine yürümektir…”
Saat 23.48…
Ela, eski lunaparkın paslanmış demir kapısının önünde durmuştu.
Rüzgâr, yıllardır dönmeyen dönme dolabın metalini gıcırdatıyordu.
GICIRR… GICIRR…
İçeri zifiri karanlıktı.
Ela derin bir nefes aldı.
“Ne olursa olsun…”
“…Ege’yi yalnız bırakmayacağım.”
Telefonunun fenerini açtı.
Yavaşça içeri girdi.
Lunapark yıllardır kullanılmıyordu.
Pamuk şeker arabaları paslanmıştı.
Atlı karınca kırılmıştı.
Yerde cam parçaları vardı.
Tam yürürken…
Telefonuna mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara
“Tek başına geldiğini biliyorum.”
Ela korkuyla etrafına baktı.
Kimse görünmüyordu.
İkinci mesaj geldi.
“Sağa dön.”
Ela istemsizce sağ tarafa döndü.
Eski korku tünelinin kapısı açıktı.
Kapının üzerinde kırmızı sprey boyayla tek bir kelime yazıyordu.
GİR.
Ela yavaşça korku tüneline girdi.
İçerisi buz gibiydi.
Su damlama sesleri yankılanıyordu.
Damla…
Damla…
Bir anda ileriden boğuk bir ses duyuldu.
“Ela…”
“Ege!”
Ela koşmaya başladı.
Tünelin sonunda eski bir oda vardı.
Odanın ortasında bir sandalye…
Ve sandalyeye bağlanmış biri…
“EGE!”
Ela koşup ipleri çözmeye başladı.
“Ege, iyi misin?”
Ege gözlerini açtı.
“Ela…”
“Git…”
“Neden?”
“Bu bir tuzak!”
Tam o anda kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
GÜÜÜMM!
Oda karanlığa gömüldü.
Projektörler bir anda yandı.
Kapının önünde bir adam duruyordu.
Siyah takım elbiseli…
Yüzünde soğuk bir gülümseme vardı.
Murat Öğretmen.
“Sonunda…”
“…hepiniz buradasınız.”
Ela öfkeyle bağırdı.
“Ege’yi bırak!”
Murat sakince alkışladı.
“Ne kadar cesursun.”
“Aynı annen gibi.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Annemi karıştırma!”
Murat’ın gülümsemesi kayboldu.
“Onu ben hiç unutmadım.”
Ege bağırdı.
“Ela! Onu dinleme!”
Murat cebinden eski bir kolye çıkardı.
Ela donup kaldı.
Bu…
Annesinin yıllardır boynunda taşıdığı kolyenin aynısıydı.
“Bu kolye…”
Murat yavaşça konuştu.
“Annen bana aitti.”
Ela öfkeyle haykırdı.
“İnsan eşya değildir!”
Murat’ın yüzü gerildi.
“Ben sadece…”
“…onu seviyordum.”
Tam o sırada…
Odanın arkasındaki kapı yavaşça açıldı.
İçeri beyaz kapüşonlu biri girdi.
Ela nefesini tuttu.
Kapüşonu yavaşça çıkardı.
Uzun kahverengi saçlar…
Ela’nın daha önce sadece fotoğraflarda gördüğü yüz…
“Lina…”
Ege’nin gözlerinden yaşlar aktı.
“Lina…”
Gerçekten oydu.
Lina yaşıyordu.
Ela şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen…”
“Neden iki yıldır ortaya çıkmadın?”
Lina başını eğdi.
“Gelemedim.”
“Murat beni tehdit etti.”
“Eğer kaçmaya çalışırsam…”
“…Ege’yi öldüreceğini söyledi.”
Ege yumruklarını sıktı.
“Yani bunca zaman…”
“Beni korumak için sustun.”
Lina ağlayarak başını salladı.
“Özür dilerim…”
Tam o anda Murat cebinden bir silah çıkardı.
Herkes dondu.
“Bu hikâye burada bitecek.”
Ela istemsizce Ege’nin önüne geçti.
“Hayır!”
Murat silahı doğrulttu.
Tam tetiğe basacağı sırada…
BANG!
Silah ateş aldı.
Ela korkuyla gözlerini kapattı.
Birkaç saniye geçti.
Ama canı yanmıyordu.
Gözlerini açtığında…
Ege onun önünde duruyordu.
Omzundan kan akıyordu.
“EGE!”
Ela çığlık atarak ona sarıldı.
Ege acıyla gülümsedi.
“İyi ki…”
“…sana bir şey olmadı.”
Ela gözyaşlarına boğuldu.
“Sen delisin!”
“Neden yaptın bunu?”
Ege titreyen sesiyle fısıldadı.
Çünkü…
“Seni kaybetmeye dayanamam.”
Ela’nın gözlerinden yaşlar akarken ilk kez hislerini saklayamadı.
“Ege…”
“Ben de seni seviyorum…”
İkisi birbirine sarıldı.
Tam o anda dışarıdan polis sirenleri duyuldu.
VİUUU! VİUUU!
Murat şaşkınlıkla kapıya baktı.
“Polis mi?”
Ela gözyaşlarını silerek gülümsedi.
“Gelmeden önce konumumu Mira’ya gönderdim.”
Murat kaçmaya çalıştı.
Ama kapı kırılarak açıldı.
Polisler içeri girdi.
“Silahı bırak!”
Murat kaçarken arka kapıdan karanlığa karıştı.
Yakalanamamıştı.
Lina kurtulmuştu.
Ege ambulansa bindirilirken Ela elini hiç bırakmadı.
Tam ambulans hareket edecekken Lina usulca Ela’nın yanına geldi.
“Ela…”
“Murat yalnız değildi.”
Ela şaşkınlıkla baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Lina titreyen sesiyle fısıldadı:
“Ona yardım eden biri hâlâ okulun içinde…”
Ve ekledi:
“Üstelik o kişi… hepimizin çok güvendiği biri.”
DEVAM EDECEK…