“Bazen umut, insanın en büyük gücüdür… Bazen de en büyük acısı.”
“LINA!”
Ege hiç düşünmeden ormanın içine doğru koşuyordu.
Ela arkasından nefes nefese seslendi.
“Ege! Dur!”
Ama Ege onu duymuyordu.
Sadece beyaz kapüşonlu kızı takip ediyordu.
Ağaçların arasında kaybolan siluet birkaç saniye görünüyor, sonra tekrar gözden kayboluyordu.
Sanki…
Onları bilerek peşinden sürüklüyordu.
Bir süre sonra kız aniden durdu.
Sislerin arasında sırtı dönük şekilde bekliyordu.
Ege yavaşça yaklaştı.
Gözleri dolmuştu.
“Lina…”
“Gerçekten sen misin?”
Kız yavaşça arkasını döndü.
Ege’nin yüzündeki umut…
Bir anda yok oldu.
Karşısındaki Lina değildi.
Sadece ona inanılmaz derecede benzeyen genç bir kızdı.
Ela şaşkınlıkla fısıldadı.
“Bu… nasıl mümkün olabilir?”
Kız üzgün bir ifadeyle konuştu.
“Ben Lina değilim.”
“Ben…”
“…Lina’nın kardeşiyim.”
Sessizlik…
Ege’nin dizlerinin bağı çözüldü.
“Onun… kardeşi mi vardı?”
Kız başını salladı.
“Adım Larin.”
“Lina benden iki yaş büyüktü.”
Ela dikkatlice sordu.
“Peki neden bizi takip ediyordun?”
Larin derin bir nefes aldı.
“Çünkü…”
“…birileri sizi de susturmak istiyor.”
Tam o anda…
Ormanın derinliklerinden kuru bir dal kırılma sesi geldi.
ÇAT!
Dört kişi aynı anda o tarafa döndü.
Kimse görünmüyordu.
Ama birileri onları izliyordu.
Larin korkuyla geri çekildi.
“Gitmemiz lazım.”
“O bizi bulmadan.”
“Kimi?”
Larin’in dudakları titredi.
“Murat Öğretmen’i.”
Okula döndüklerinde hava çoktan kararmıştı.
Larin, kimse görmeden eski müzik odasına girdi.
Çantasından küçük bir USB bellek çıkardı.
Bunu Ela’nın eline verdi.
“Bunun içinde…”
“…ablamın son kaydı var.”
Ela şaşkınlıkla belleğe baktı.
“Son kayıt mı?”
“Evet.”
“Lina kaybolmadan sadece birkaç saat önce çekti.”
Dört kişi bilgisayar laboratuvarına gizlice girdi.
Kapıyı kilitlediler.
Ela USB’yi bilgisayara taktı.
Ekranda kısa bir video açıldı.
Lina kameraya bakıyordu.
Yüzünde korku vardı.
“Eğer biri bu videoyu izliyorsa…”
“…demek ki bana bir şey oldu.”
Ege’nin gözleri doldu.
Lina devam etti.
“Beni Ege kaçırmadı.”
“O masum.”
Ela, Ege’nin elini tuttu.
Ege ilk kez elini geri çekmedi.
Video devam etti.
“Beni tehdit eden kişi…”
Tam o anda görüntü bozuldu.
Ekran karardı.
Sonra yeniden açıldı.
Ama bu kez kameranın karşısında Lina değil…
Bir adam vardı.
Yüzü görünmüyordu.
Sadece sesi duyuluyordu.
“Bu videoyu izlediyseniz…”
”…çoktan geç kaldınız.”
Bilgisayar bir anda kapandı.
Laboratuvardaki bütün ışıklar söndü.
Kapının dışından ayak sesleri gelmeye başladı.
Tak…
Tak…
Tak…
Birisi kapının önünde durmuştu.
Sonra kapıya üç kez vurdu.
TOK… TOK… TOK…
Kimse nefes almıyordu.
Kapının altından bir zarf içeri itildi.
Ela yavaşça zarfı aldı.
Üzerinde sadece tek bir cümle yazıyordu.
“Ela Yıldırım.”
Ela şaşkınlıkla zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta…
Ela çocuktu.
Yaklaşık altı yaşındaydı.
Yanında annesi vardı.
Ve…
Arkalarında duran kişi…
Murat Öğretmen’di.
Ela’nın eli titremeye başladı.
“Bu…”
“İmkânsız…”
Ege fotoğrafa baktığında yüzü bembeyaz kesildi.
“Ela…”
“Sen…”
“…Murat Öğretmen’i çocukluğundan beri tanıyor musun?”
Ela şaşkınlıkla başını salladı.
“Hayır…”
“Ben onu ilk kez bu okulda gördüm sanıyordum.”
Tam o anda zarfın içinden küçük bir not daha düştü.
Notta tek bir cümle yazıyordu:
“Bu hikâye, sandığından çok önce başladı…”
DEVAM EDECEK…