“Bazı geceler sadece karanlığı değil, yıllardır saklanan gerçekleri de ortaya çıkarır…”
Akşam saat yedi elli…
Ela odasında yatağın kenarında oturuyordu.
Telefonuna baktı.
19.50
Kaan’ın söyledikleri aklından çıkmıyordu.
“Saat sekizde eski gölün yanına gel…”
Gitmeli miydi?
Ya tuzaksa?
Ya Ege gerçekten suçluysa?
Derin bir nefes aldı.
“Gerçeği öğrenmeden karar vermeyeceğim.”
Montunu giydi ve sessizce evden çıktı.
Eski göl, okulun yaklaşık on dakika uzağındaydı.
Hava buz gibiydi.
Sokak lambalarının çoğu yanmıyordu.
Rüzgâr, kurumuş yaprakları savuruyordu.
Ela göle yaklaştığında uzakta bir siluet gördü.
“Kaan?”
Çocuk arkasını döndü.
“Evet.”
“Gel.”
Ela temkinli adımlarla yanına gitti.
“Konu ne?”
Kaan cebinden eski, paslanmış bir anahtar çıkardı.
“Bunu tanıyor musun?”
Ela başını salladı.
“Hayır.”
“Lina’nın dolabının anahtarı.”
Ela şaşkınlıkla baktı.
“Ama… okul iki yıl önce bütün dolapları değiştirmedi mi?”
Kaan acı acı gülümsedi.
“Bir tanesini değiştirmediler.”
İkili sessizce okulun arka binasına girdi.
Koridorlar karanlıktı.
Sadece acil çıkış lambaları yanıyordu.
Kaan en son koridordaki paslı dolabın önünde durdu.
Dolabın üzerinde solmuş bir etiket vardı.
L-17
“Lina’nın dolabı.”
Anahtarı yavaşça çevirdi.
ÇIT.
Kapı açıldı.
İçeride eski kitaplar…
Bir atkı…
Ve küçük siyah bir kutu vardı.
Ela kutuyu açtı.
İçinden onlarca fotoğraf çıktı.
Fotoğrafların hepsinde…
Lina ve Ege vardı.
Birlikte gülüyorlardı.
Dondurma yiyorlardı.
Deniz kenarında yürüyorlardı.
Ela fotoğraflara bakarken içi ısındı.
“Ne kadar mutlularmış…”
Tam son fotoğrafı eline aldı.
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
Fotoğrafın arkasında titrek bir yazıyla şunlar yazıyordu:
“Eğer bu fotoğrafı okuyorsan… Demek ki bana bir şey oldu.”
Ela’nın kalbi hızlandı.
Kutunun dibinde katlanmış bir mektup vardı.
Ela dikkatlice açtı.
“Sevgili bulan kişi…”
“Ben kaybolursam bunun sebebi Ege olmayacak.”
Ela nefesini tuttu.
“Ege beni asla incitmez.”
“Asıl korktuğum kişi…”
Tam mektubun devamını okuyacakken…
Koridordan ayak sesleri geldi.
Tak…
Tak…
Tak…
Kaan fısıldadı.
“Birisi geliyor.”
Ela mektubu hızla cebine koydu.
Koridorun sonundan siyah kapüşonlu biri görünüyordu.
Yüzü seçilmiyordu.
Adam yavaşça onlara doğru yürüyordu.
Ela’nın kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
“Kim o?”
Cevap yoktu.
Adam yürümeye devam etti.
Tam o anda…
Bir el Ela’nın kolundan tuttu.
Ela korkuyla çığlık atacaktı.
“Aaa—”
“Ela!”
Bu…
Ege’ydi.
“Neden buradasın?”
Ela şaşkınlıkla ona baktı.
“Ben…”
“Ege, arkamızda biri var!”
Üçü birden koridora döndü.
Ama…
Kapüşonlu kişi kaybolmuştu.
Koridor bomboştu.
Ege derin bir nefes aldı.
“Size buraya gelmeyin demiştim.”
Kaan sinirle cevap verdi.
“Gerçeği öğrenmeye hakkımız var.”
Ege tam konuşacakken…
Ela cebindeki mektubu çıkardı.
“Ege…”
“Bunu bulduk.”
Ege mektubu görünce donup kaldı.
“Lina’nın…”
“…mektubu.”
Titreyen elleriyle mektubu aldı.
Yavaşça devamını okudu.
Yüzü bembeyaz oldu.
Ela korkuyla sordu.
“Ne yazıyor?”
Ege’nin sesi titriyordu.
“Beni takip eden kişi…”
”…öğretmenimiz Murat.”
Ela ve Kaan aynı anda birbirine baktı.
“Murat Hoca mı?”
Ege yavaşça başını salladı.
“İmkânsız…”
Tam o sırada…
Koridorun hoparlörlerinden bozuk bir ses yükseldi.
“Ege…”
”…çok geç kaldın.”
Üçü de irkilerek tavana baktı.
Ses devam etti.
“Gerçeği öğrenmeye başladınız.”
“Şimdi sıra sizde…”
Bir anda okulun bütün ışıkları söndü.
Koridor zifiri karanlığa gömüldü.
Ela korkuyla Ege’nin kolunu tuttu.
Ege ilk kez onun elini bırakmadı.
İkisi karanlığın içinde nefeslerini tutmuş bekliyordu.
Ve birkaç metre öteden…
Bir kapının yavaşça açılma sesi geldi.
GICIRRR…
DEVAM EDECEK…