“Bazen bir insanı tanımak için söylediklerini değil, sakladıklarını okumak gerekir…”
Kütüphaneden çıkarken hava çoktan kararmıştı.
Ela ile Ege aynı yolda yürüyordu.
Aralarında sessizlik vardı.
Sadece ayak sesleri…
Ve hafif esen rüzgâr.
Ela sonunda sessizliği bozdu.
“İstersen anlatabilirsin.”
Ege durdu.
“Neyi?”
“İki yıl önce olanları.”
Ege gözlerini kaçırdı.
“Anlatacak bir şey yok.”
“Ama herkes senden bahsediyor.”
“Evet.”
“Ve ben buna alıştım.”
Bunu söyledikten sonra arkasını dönüp yürümeye başladı.
Ela ise onun arkasından sadece bakakaldı.
Ertesi sabah…
Okul her zamankinden daha hareketliydi.
Koridorlarda herkes aynı şeyi konuşuyordu.
“Duydun mu?”
“Yeni kız hâlâ Ege’yle takılıyormuş.”
“Yazık…”
Ela bunları duymamazlıktan geldi.
Tam sınıfa girecekken Mira kolundan tuttu.
“Kızım, iyi misin sen?”
“Ne oldu?”
“Sen gerçekten Ege’den hoşlanıyor musun?”
Ela’nın yüzü kızardı.
“Ne? Hayır!”
“Emin misin?”
Ela cevap veremedi.
Çünkü kendisi de emin değildi.
Öğle arasında öğretmen proje için araştırma yapmalarını istedi.
Ela ve Ege okulun eski arşiv odasına gönderildi.
Kapıyı açtıklarında içerisi toz içindeydi.
Eski dolaplar…
Kutular…
Yığınla dosya…
Ela gülerek burnunu kapattı.
“Buraya en son dinozorlar mı girmiş?”
Ege istemsizce gülümsedi.
Ela bunu fark etti.
“Az önce güldün!”
Ege hemen ciddileşti.
“Gülmedim.”
“Güldün.”
“Gülmedim.”
Ela kahkaha attı.
“Yakışıyormuş.”
Ege ilk kez utanmıştı.
Başını başka tarafa çevirdi.
Dosyaları karıştırırlarken eski bir defter yere düştü.
Kapağında solmuş harflerle bir isim yazıyordu.
“LİNA.”
Ela’nın kalbi hızlandı.
“Ege…”
“Bu…”
Ege defteri görünce donup kaldı.
“Nereden buldun bunu?”
“Yerdeydi.”
Ela yavaşça ilk sayfayı açtı.
İçinde el yazısıyla şunlar yazıyordu:
‘Bugün yine Ege bana çikolata aldı. Dünyanın en kötü suratlı ama en iyi kalpli çocuğu…’
Ela şaşkınlıkla Ege’ye baktı.
“Bu…”
“Evet.”
“Lina’nın günlüğü.”
Sayfaları çevirdikçe Lina’nın yazıları devam ediyordu.
‘Ege herkese soğuk davranıyor ama bana hiç öyle değil.’
‘Bir gün herkes onun aslında nasıl biri olduğunu anlayacak.’
Ela’nın gözleri doldu.
“Demek gerçekten onu seviyormuş.”
Ege başını eğdi.
“Ben de onu seviyordum.”
Sessizlik…
Sonra Ela yavaşça sordu.
“Peki sonra ne oldu?”
Ege tam konuşacakken…
Arşiv odasının kapısı sertçe açıldı.
Kaan içeri girdi.
Yanında iki arkadaşı vardı.
Alaycı bir gülümsemeyle Ege’ye baktı.
“Hâlâ o günlüğü mü saklıyorsun?”
Ege ayağa kalktı.
“Çık dışarı.”
Kaan gülmeye devam etti.
“Yeni kıza gerçeği anlattın mı?”
Ela merakla sordu.
“Hangi gerçeği?”
Kaan, cebinden eski bir gazete kupürü çıkardı.
Kupürü Ela’nın önüne bıraktı.
Manşette büyük harflerle şunlar yazıyordu:
‘LİSE ÖĞRENCİSİ LİNA DEMİR GİZEMLİ ŞEKİLDE KAYBOLDU. SON GÖRÜLDÜĞÜ KİŞİ: EGE KARACA.’
Ela’nın nefesi kesildi.
“Ege…”
Kaan devam etti.
“Polis kanıt bulamadı.”
“Ama herkes kimin yaptığını biliyor.”
Bir anda Ege öfkeyle Kaan’ın yakasına yapıştı.
“Yeter!”
Koridor sessizliğe büründü.
Bu, Ela’nın Ege’yi ilk kez sinirlenmiş hâlde görüşüydü.
Ama Ege’nin gözlerinde nefret değil…
Acı vardı.
Tam o sırada okul müdürü içeri girdi.
“Ne oluyor burada?”
Kaan hemen geri çekildi.
“Hiç.”
Ama giderken Ela’nın kulağına eğildi.
“Eğer gerçekten gerçeği öğrenmek istiyorsan…”
“…bu akşam saat sekizde eski gölün yanına gel.”
“Orada sana Ege’nin sakladığı her şeyi göstereceğim.”
Ve uzaklaştı.
Ela olduğu yerde kaldı.
Bir tarafta herkesin suçladığı Ege…
Diğer tarafta sürekli onu kötüleyen Kaan…
Kime güveneceğini bilmiyordu.
Ama içinde bir his vardı.
Ege’nin anlattığı eksik değildi…
Asıl eksik olan, kimsenin anlatmadığı gerçekti.
DEVAM EDECEK…