“İnsanların anlattıklarıyla, gözlerinin anlattıkları her zaman aynı olmaz…”
Sabah olmuştu.
Ela aynanın karşısında saçlarını düzeltirken aklı hâlâ dünkü olaydaydı.
Ege…
Neden sürekli yalnızdı?
Neden herkes ondan korkuyordu?
Ve en önemlisi…
Neden gözlerinde bu kadar büyük bir hüzün vardı?
Okula vardığında sınıf henüz dolmamıştı.
Ege yine en arka sırada, kulaklığını takmış, camdan dışarıyı izliyordu.
Ela usulca yanına oturdu.
“Günaydın.”
Cevap gelmedi.
Ela çantasından küçük bir çikolata çıkardı.
“Al.”
Ege ilk kez ona baktı.
“Neden?”
“Canım istedi.”
Ege çikolataya birkaç saniye baktı.
Sonra yavaşça geri itti.
“Teşekkür ederim.”
“Ama kabul edemem.”
“Neden?”
“Çünkü alışmak istemiyorum.”
Ela anlamamıştı.
“Neye?”
“…Birinin bana iyi davranmasına.”
Ders boyunca Ela’nın aklı başka yerdeydi.
Öğretmen matematik anlatıyordu ama onun kulağı bile duymuyordu.
Zil çalınca herkes kantine koştu.
Ela da sıraya girmişti.
Tam o sırada dün konuştuğu kız yanına geldi.
“Ben Mira.”
Ela gülümsedi.
“Memnun oldum.”
Mira etrafına bakındı.
“Ege’yle konuşuyormuşsun.”
“Evet.”
“Yapma.”
“Neden herkes aynı şeyi söylüyor?”
Mira derin bir nefes aldı.
“İki yıl önce…”
“Ege’nin sevgilisi vardı.”
Ela sessizce dinliyordu.
“Bir gün kız ortadan kayboldu.”
“Bir daha da bulunamadı.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Ne?”
“Herkes Ege’nin bir şey bildiğini düşünüyor.”
“Ama polis hiçbir şey kanıtlayamadı.”
Ela istemsizce sınıfa baktı.
Ege tek başına sırasında oturuyordu.
Kimse yanına gitmiyordu.
Kimse onunla konuşmuyordu.
Bir an için içi sızladı.
Öğleden sonraki derste öğretmen konuşmaya başladı.
“Arkadaşlar, dönem projesi için ikili gruplar oluşturacağım.”
Sınıfta uğultu başladı.
Ela gülümseyerek Mira’ya döndü.
“Beraber olalım mı?”
Tam o sırada öğretmen listeye baktı.
“Ela Yıldırım…”
“Ege Karaca.”
Sınıf buz kesti.
Bir çocuk fısıldadı.
“Yandın yeni kız…”
Bir başkası kıkırdadı.
“Ege’nin partneri olmuş.”
Ela ise sadece Ege’ye baktı.
Ege’nin yüzünde yine aynı ifadesizlik vardı.
Ders çıkışında öğretmen onları çağırdı.
“Projeyi bir hafta içinde teslim edeceksiniz.”
“Birlikte çalışmanız şart.”
Ela başını salladı.
Ege ise tek kelime etti.
“Tamam.”
Okuldan çıkarken Ela cesaretini topladı.
“Ege.”
Çocuk durdu ama dönmedi.
“Proje için ne zaman buluşalım?”
“Kütüphane.”
“Yarın.”
“Saat dört.”
“Tamam.”
Ege yürümeye devam etti.
Ela hafifçe gülümsedi.
“En azından benimle konuşuyor.”
Ertesi gün…
Saat tam dörtte Ela okul kütüphanesine geldi.
Masaların arasında dolaştı.
Ama Ege yoktu.
Beş dakika geçti.
On dakika geçti.
Yirmi dakika…
Tam gidecekken kapı açıldı.
Ege içeri girdi.
Üzerindeki okul forması çamur içindeydi.
Kaşının kenarı kanıyordu.
Ela panikle ayağa kalktı.
“Ege!”
“Ne oldu sana?”
Ege çantasını sessizce yere bıraktı.
“Bir şey yok.”
“Bu hâline ‘bir şey yok’ mu diyorsun?”
Ela çantasından peçete çıkarıp kaşındaki kanı silmeye çalıştı.
Tam dokunacağı sırada…
Ege refleksle onun bileğini tuttu.
İkisi de donup kaldı.
İlk kez bu kadar yakındılar.
Ela, Ege’nin gözlerine baktı.
Ege ise hemen elini geri çekti.
“Özür dilerim.”
Ela hafifçe gülümsedi.
“Canın yanıyor.”
“Ben alışığım.”
Bu cümle…
Ela’nın kalbine dokunmuştu.
Tam o sırada kütüphanenin kapısı sertçe açıldı.
İçeri okulun en popüler öğrencilerinden biri girdi.
Uzun boylu, düzgün giyimli, kendinden emin bir çocuk…
Doğrudan Ela’nın yanına yürüdü.
“Görünüşe göre yeni öğrencimiz sonunda geldi.”
Ela şaşkınlıkla baktı.
“Sen kimsin?”
Çocuk gülümsedi.
“Ben Kaan.”
Sonra Ege’ye döndü.
Gülümsemesi bir anda kayboldu.
“Soğuk çocuk…”
“Yeni arkadaşından da uzak dur.”
Ege ayağa kalktı.
“İşimizi yapıp gideceğiz.”
Kaan alaycı bir kahkaha attı.
“İnsanların hayatını mahvetmekten vazgeçemiyorsun, değil mi?”
Ela şaşkınlıkla ikisine baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
Kaan sadece tek bir cümle söyledi:
“Eğer gerçeği öğrenmek istiyorsan…”
”…iki yıl önce kaybolan kızın adını araştır.”
Ve arkasını dönüp kütüphaneden çıktı.
Sessizlik…
Ela yavaşça Ege’ye döndü.
“Ege…”
“Gerçekten ne oldu o kıza?”
Ege’nin yüzü bembeyaz kesildi.
Gözlerini yere indirdi.
Uzun bir sessizlikten sonra sadece şunu söyledi:
“Keşke ben de bilseydim…”
DEVAM EDECEK…