“Gerçek cesaret, korkmana rağmen koşmaya devam etmektir…”
01:17
Okulun tamamını kırmızı alarm ışıkları kaplamıştı.
VİUUU! VİUUU! VİUUU!
Tavandan tozlar dökülüyordu.
Hoparlörden mekanik bir ses yankılandı.
“Patlamaya kalan süre: 2 dakika.”
Ela’nın kalbi hızlandı.
“Çabuk! Ayrılmamız lazım!”
Ege, Kaan, Mira ve Lina dört farklı koridora koştu.
Ela ise annesiyle birlikte müdürün odasında kaldı.
“Anne!”
“Bomba nerede olabilir?”
Annesi etrafa bakındı.
“Bu okulun altında eski bir laboratuvar vardı.”
“Müdür bütün sistemi oradan kontrol ediyordu.”
Ege hemen bağırdı.
“O zaman aşağı iniyoruz!”
Gizli kapının arkasındaki merdivenlerden aşağı koştular.
Merdivenler eskiydi.
Her adımda gıcırdıyordu.
En sonunda paslı demir bir kapıya ulaştılar.
Kapının üzerinde büyük harflerle yazıyordu:
PROJE PHOENIX
Ela fısıldadı.
“Phoenix…”
“Demek projenin adı buydu.”
Kapıyı açtıklarında…
Devasa bir laboratuvarla karşılaştılar.
Eski bilgisayarlar…
Kırık deney tüpleri…
Dosyalar…
Ve odanın tam ortasında…
Kırmızı ışığı yanıp sönen büyük bir bomba.
Ekranında geri sayım vardı.
01:08
Kaan hemen bombanın yanına çöktü.
“Ben elektronikle biraz uğraşıyorum.”
Ela umutla baktı.
“Yapabilir misin?”
Kaan derin nefes aldı.
“Deneyeceğim.”
Tam o sırada…
Laboratuvarın diğer ucundan alkış sesi duyuldu.
Tak… Tak… Tak…
Okul müdürü karanlıktan çıktı.
Yüzünde yine o ürkütücü gülümseme vardı.
“Harikasınız.”
“Burayı gerçekten buldunuz.”
Ege öfkeyle üzerine yürüdü.
“Her şey bitti!”
Müdür güldü.
“Hayır…”
“Asıl şimdi başlıyor.”
Müdür cebinden ikinci bir kumanda çıkardı.
“Biliyor musunuz?”
“Bu bomba sadece dikkat dağıtmak içindi.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Ne?”
Müdür kumandayı havaya kaldırdı.
“Gerçek bomba…”
“…laboratuvarda değil.”
Herkes dondu.
“O zaman nerede?”
Müdür sırıttı.
“Spor salonunda.”
Hoparlör yeniden konuştu.
“Patlamaya kalan süre: 58 saniye.”
Ela bağırdı.
“Koşun!”
Hepsi merdivenlere yöneldi.
Müdür ise arkasından sadece gülümsüyordu.
Spor salonuna ulaştıklarında…
Gerçekten de basketbol potasının altında büyük bir çanta duruyordu.
Ekranda…
00:42
yazıyordu.
Kaan hemen diz çöktü.
“Dört kablo…”
“Kırmızı…”
“Mavi…”
“Sarı…”
“Siyah…”
Mira panikle sordu.
“Hangisini keseceğiz?”
Kaan başını iki eli arasına aldı.
“Bilmiyorum!”
Ege çantanın içinde küçük bir not buldu.
Notta şunlar yazıyordu:
“Gerçekleri görmek isteyenler, kalbinin rengini seçer.”
Ela düşündü.
“Kalbinin rengi…”
Tam o anda aklına Lina’nın günlüğü geldi.
İlk sayfada yazan cümle…
“Ege’nin en sevdiği renk mavi…”
Ela bağırdı.
“Mavi!”
Kaan hiç düşünmeden penseyi aldı.
Tam kabloyu keseceği sırada…
Müdürün sesi hoparlörden yankılandı.
**“Yanlış seçerseniz… hep
DEVAM EDECEK…