“Bazen bir insanın sustuğu şey, söylediği yalanlardan daha ağırdır…”
Gece saat 22.15…
Ela ile Kaan, okulun karşısındaki kafede oturuyordu.
Masanın üzerinde Mira’nın düşürdüğü anahtar duruyordu.
İkisi de sessizdi.
Sonunda Kaan konuştu.
“Ne yapacağız?”
Ela anahtara baktı.
“Onu takip edeceğiz.”
Ertesi gün…
Mira her zamanki gibi sınıfa geldi.
Yüzünde gülümseme vardı.
Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.
Ela dikkatlice onu izliyordu.
Ders bitince Mira çantasını alıp hızla okuldan çıktı.
Ela ve Kaan da uzaktan peşine takıldı.
Mira bu kez şehrin dışındaki eski bir depoya girdi.
Kapı aralık kalmıştı.
Ela sessizce içeri baktı.
İçeride siyah kapüşonlu adam vardı.
Ama yüzü yine görünmüyordu.
Mira ağlıyordu.
“Lütfen…”
“Daha fazlasını yapamam.”
Adam sertçe bağırdı.
“Yapacaksın.”
“Yoksa annen de abin de yaşayamacak.”
Ela’nın gözleri büyüdü.
“Annesi mi?”
Mira dizlerinin üzerine çöktü.
“Ne olur…”
“Onlara dokunmayın.”
Adam cebinden telefonunu çıkarıp bir fotoğraf gösterdi.
Fotoğrafta Mira’nın annesi ve küçük erkek kardeşi sandalyeye bağlıydı.
Mira hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Ela daha fazla dayanamadı.
Kapıyı açıp içeri girdi.
“Yeter!”
Adam hızla arkasını döndü.
Ela ilk kez yüzünü görecekti.
Tam kapüşonunu çıkaracakken…
Depodaki bütün ışıklar söndü.
Bir duman bombası patladı.
PUFFF!
Ortalık tamamen sisle kaplandı.
Öksürük sesleri yükseldi.
Sis dağıldığında…
Adam kaybolmuştu.
Ela hemen Mira’nın yanına koştu.
“Mira!”
“İyi misin?”
Mira gözyaşlarını sildi.
“Neden geldin?”
Ela diz çöktü.
“Çünkü sen benim arkadaşımsın.”
Mira daha fazla dayanamadı.
Ela’ya sarılıp ağlamaya başladı.
“Ben hain değilim…”
“Beni buna zorladılar.”
Kaan şaşkınlıkla sordu.
“Kim?”
Mira derin bir nefes aldı.
“Ben de yüzünü hiç görmedim.”
“Her zaman kapüşon takıyor.”
“Ama…”
“…Murat’a emir veren kişi o.”
Ela donup kaldı.
“Yani Murat bile sadece emir alıyordu?”
Mira başını salladı.
“Evet.”
“Asıl patron başka biri.”
Tam o sırada…
Mira cebinden küçük bir hafıza kartı çıkardı.
“Bunu saklıyordum.”
“İçinde bütün konuşmalar var.”
Ela kartı aldı.
“Bunu neden daha önce vermedin?”
“Korkuyordum.”
“Ailemi öldüreceklerini söylediler.”
Ela onun elini tuttu.
“Artık yalnız değilsin.”
Aynı akşam…
Ege hastaneden taburcu oldu.
Kolunda hâlâ bandaj vardı.
Ela onu görünce koşup sarıldı.
“İyi görünüyorsun.”
Ege gülümseyerek cevap verdi.
“Çünkü seni gördüm.”
Kaan hemen öksürdü.
“Ben hâlâ buradayım bu arada.”
Üçü de istemsizce güldü.
Günler sonra ilk kez gerçekten gülüyorlardı.
Akşam üzeri…
Ela ile Ege gölün kenarında yürüyordu.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Ege bir anda durdu.
“Ela.”
“Hı?”
“Ciddi bir şey söyleyeceğim.”
Ela merakla ona baktı.
“Dinliyorum.”
Ege cebinden küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı.
“Ben konuşurken heyecanlanıyorum.”
“O yüzden yazdım.”
Ela gülümseyerek kâğıdı açtı.
İçinde sadece şu yazıyordu:
‘Hayatımda ilk kez yeniden mutlu oluyorum.’
‘Ve bunun tek sebebi sensin.’
‘Ela…’
‘Ben sana gerçekten âşığım.’
Ela’nın gözleri doldu.
Yavaşça başını kaldırdı.
“Ben de…”
“…sana âşığım.”
Ege usulca Ela’nın yanağına dokundu.
“Bir şey yapabilir miyim?”
Ela utanarak gülümsedi.
“Neyi?”
“Şunu…”
Ege yavaşça yaklaştı.
Ve bu kez…
İlk öpücüklerini göl kenarında, gün batımının altında paylaştılar.
Sanki bütün dünya durmuştu.
Ama o an…
Uzakta, ağaçların arasından biri onları izliyordu.
Elindeki kamerayla fotoğraflarını çekti.
Klik…
Klik…
Sonra telefonunu çıkarıp bir mesaj gönderdi.
“İkisi de tuzağa düştü.”
Mesajın alıcısı sadece tek bir harf olarak kayıtlıydı.
“M.”
Ve birkaç saniye sonra cevap geldi.
“Artık ikinci aşamaya geçebiliriz.”
Kamerayı tutan kişi yavaşça kapüşonunu çıkardı.
Ela’nın gözleri büyüyecekti…
Çünkü o kişi…
Okul müdürüydü.
DEVAM EDECEK…