Uri'nin saat yedide beni araması kişisel haklarıma saldırı sayılmalı. SAAT YEDİ. Hangi manyak saat 9'da başlayan işine gitmek için saat 7'de uyanır.
...
TABİKİ URİ
Rahatsız edici zil sesiyle çalan telefonumu susturdum ve ayaklarımı yatağın kenarından aşağı sarkıttım. Kendimi yataktan kalkmak için motive ederken bedenim (haklı olarak) tekrar yatağa yığıldı.
Göz kapaklarım tam kapanacakken LANET TELEFON TEKRAR ÇALDI.
"URİ UMARIM GÖTÜNÜ FARELER KEMİRİR. DAHA İÇTENİ GELENE KADAR ETTİĞİM EN İÇTEN DUA."
Söylenerek telefonu açtım ve hala sırt üstü yatarken telefonu kulağıma götürdüm.
"Demek sonunda güzellik uykundan uyandın, Blake"
"Söylesene Uri rüyamda bile rahatsız edici nasıl olabiliyorsun." Sinirle nefesimi verdim. "UMARIM UYKUMDAN UYANMAMA DEĞER BİR ŞEY SÖYLERSİN. "
"Eğer amacım bu olsaydı, evet derdim. Sadece geç kalmaman için uyandığından emin olmak istedim."
Ne dedi o?
"URİ FARKINDA MISIN BİLMİYORUM AMA ÜS EVİME YAKLAŞIK 15 DAKİKA UZAKLIKTA"
"Biliyorum"
...
Wow
"O zaman beni niye saat yedide arıyorsun?"
"Çünkü seni tanıyorum."
"Artık bana olan aşkını itiraf et."
Telefonun diğer ucundan kahkaha sesi geldi. "Dün gece üçe kadar uyanık olduğunu da biliyorum."
Blake birkaç saniye sustu.
"...Beni mi gözetliyorsun?"
"Sosyal medyada 4 saat önce aktif olduğunu gördüm."
"..."
"Savunman var mı?"
"Video izliyordum."
"Sabah üçte?"
"Eğitici videolar."
"Eminim öyledir."
Blake derin bir iç çekti.
"Senden nefret ediyorum."
"Sekize kadar ofiste ol."
...
Telefonu yüzüme kapattı
Gerçekten Uri ajanlığı bırakıp alarm olarak çalışmalı. Bunları düşünerek iş için hazırlanmaya başladım
Saat 8.30 Lethe Şehir Merkezi Üssü
Üs binasının cam kapısından içeri girdim. Daha sabahın sekizi olmasına rağmen içerisi beklediğimden hareketliydi. Koridorda koşturan ajanlar, ellerinde dosyalarla toplantıya yetişmeye çalışan görevliler... Kısacası normal bir gün.
"İyi sabahlar, Blake."
Başımı çevirip selam veren güvenlik görevlisine elimle kısa bir selam verdim.
"Pek iyi sayılmaz."
Adam anlayışla gülümsedi.
Bir kaç dakika sonra ofise girdim. Uri ondan beklenmeyecek bir rahatlıkla ayaklarını masanın üstüne uzatmış kahvesini yudumluyordu. Normalde lens kullansa da bugün gözlük takmıştı. Gözlüğünün üzerinden bana baktı.
"Sen geç kalmadığına göre kıyamet günü geldi demektir."
Gözlerimi devirdim.
"Hahaha. Yürüyen, komik olmayan baba esprisi seni"
Kısa bir sessizlikten sonra Uri kahvesinden bir yudum aldı ve sanki bu gün hava güneşli dermiş gibi BENİM GİBİ HİÇ GEÇ KALMAYAN BİRİNE "Aslında geç kaldın."dedi.
Ona neyden bahsettiğini anlamadığımı belli eden bir bakış attım. Bakışlarımı gördüğündeyse derin bir nefes aldı.
"Sana saat 8'e kadar burada ol dedim. Sen 8.30'da geldin. "
NE DEDİ O.
"Bu kahrolası iş saat 9'da başlıyor Uri ve ben 8.30'da geldim 30 DAKİKA ÖNCE."
Sinirle kendimi resmen sandalyenin üstüne fırlattım ve masanın üstüne dünden kalan bir bardak suyu kafama diktim. Sonra aklıma bir şey gelmiş gibi, çünkü aklıma bir şey geldi, Uri'ye döndüm.
"Neden beni bir saat önce çağırdın."
Uri kahvesine bakarak cevap verdi.
"Çünkü iki dakika sonra toplantı var ve sen istisnasız en az 30 dakika her şeye geç kalırsın."
Bekle toplantı.. ?
"Mesai saat 9'da başlamıyor mu"
"Normalde."
"O ZAMAN ARTIK BUGÜN NEYİN ANORMAL OLDUĞUNU VE NEDEN BUNU SADECE SENİN BİLDİĞİNİ SÖYLE. "
"Eğer maillerine baksaydın sen de bilirdin ve bugünün neden anormal olduğuna gelince... Ben de bilmiyorum."
Tam o sırada kapı açıldı.
Zaria elinde kahvesiyle içeri girdi.
"Siz yine mi kavga ediyorsunuz en sevdiğim dul karılarım benim?"
"Kavga etmiyoruz."
"Beni sabah yedide aradı."
"Hâlâ ona mı takıldın?"
"Ölene kadar."
Zaria her zamanki sinir bozucu ve olmayan migrenimi tetikleyen sesiyle "Toplantı odası hazır." dedi.
Uri ayağa kalkar.
"Gidelim."
Dosyaya kısa bir bakış attım.
"Lütfen kayıp kedi vakası olsun."
Uri bunu demem üzerine bana "Kapa çeneni seni aptal" diye bağıran bakışlarından birini gönderdi.
~
Toplantı odasının kapısını açtığım anda içerideki sessizlik yüzüme çarptı.
Bu normal değildi.
Masanın etrafındaki sandalyelerin neredeyse hepsi doluydu. Çoğu ajan konuşmak yerine önlerindeki dosyalara bakıyordu.
"Tamam..." diye fısıldadım.
Zaria bana baktı.
"Ne?"
"Lütfen kayıp kedi vakası olsun."
"Kapa çeneni ve en azından ciddi olmaya çalış."
"İnsan umut etmekten zarar görmez."
Uri bana öyle bir baktı ki bakışları resmen,
'Bir kelime daha edersen seni toplantı başlamadan dışarı atarım.'
diyordu.
Haklıydı.
...Belki.
Masanın en ucundaki müdür boğazını temizledi.
"Oturun."
Sandalyeme geçip dosyaya göz attım.Kapağında yalnızca tek bir kelime vardı.
GİZLİ
İçimde hiç hoş olmayan bir his oluştu.Amir dosyayı açtı.
"Bu sabah saat 06.42'de Lethe'nin kuzey bölgesinde bir ceset bulundu."
Odadaki herkes sessizliğini korudu.Ben ise istemsizce Uri'ye baktım.O zaten bana bakıyordu.
"...Kayıp kedi değilmiş."
Uri gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.
"Hayır, Blake.Bu kez değil."
Amir boğazını temizleyip konuşmaya devam etti.
"Bu sefer bulunan cesetin kimliğini tam olarak tespit edemedik."
Gözlerimi odadaki diğer insanlara çevirdim. Sosyal biri olmama rağmen içeride Zaria ve Uri hariç tanıdık bir yüz yoktu.
"...ölümünden sonra yüksek miktarda bilinmeyen bir radyasyona maruz kaldığı tespit edildi. Bu radyasyon hücresel yapıda daha önce kayıt altına alınmamış değişimlere yol açmış."
Amir lafını bitirince odayı "ölüm sessizliği" sardı.
Amirin hemen yanında duran yaklaşık 30 yaşlarında, amirin yanında oturduğuna göre yüksek rütbeli biri konuşmayı devralıp sessizliği bozdu.
"Sorun cesedin bulunması değil."
Oda tamamen sessizleşti.
"Sorun... bunun son bir ay içinde karşılaştığımız ikinci vaka olması."
Vay be neler diyosun öyle sen. Adam konuşmasına devam etti.
"Bu olayı her ne kadar halktan uzak tutmaya çalışsak da en sonunda öğreneceklerdir."
Bunun üzerine herkezin yüzü düşünceli bir hal aldı. Birkaç saniye sonra koyu kumral saçlı bir kız konuştu. Kızı daha önce hiç görmemiştim.
"Eğer bu olay halkın öğreneceği kadar büyük bir tehlikeye dönüşürse zaten bu olayı halktan gizlemek yerine tedbir almalıyız."
Kısa bir duraksamanın ardından dosyaya baktı.
"Ama... Nedense garip hissediyorum. "
Odaya yine insanı geren bir sessizlik hakim oldu.
"Sanki..." diye mırıldandı. "Birini durdurmaya çalışmıyoruz."
Hepimiz ona döndük ama kız dosyaya bakarak devam etti.
"Sadece geride bıraktıklarını topluyoruz."
Bu cümleleri 6'mızı da düşünceye daldırdı. Yaklaşık yarım dakika sonra yanımdaki Uri konuştu.
"Dione haklı... Ama şuan tek seçeneğimiz bu izleri takip etmek ve 'geride bırakılanları' toplamak. "
Bir dakika Dione? Uri o kızı tanıyor mu? NE KAÇIRDIM BEN YİNE. Gece üçe kadar video izlerken ne kaçırdım yine. Hayır, şimdi buna takılmayacağım. Önümüzde gizemli bir ceset var. Daha önemli şeyler düşünmeliyim.
...
Ama Uri o kızı nereden tanıyor?
Neyse güzel beyin hücrelerimi yormaya değmez toplantı bitince sorarım.
Amir düşünceli bir biçimde başını salladı ardından bana döndü.
"Blake. Uri."
İkimiz de başımızı kaldırdık.
"Birinci vakadaki kurbanın yakınlarıyla görüşmeniz için gerekli izinleri aldım. Bugün içinde onlarla konuşmanızı istiyorum."
Ardından herkese doğru eliyle toplantının bittiğini belli edercesine bir işaret yaptı.
"Toplantı sona ermiştir."
Eliyle kapıyı işaret etti.
"Dağılabilirsiniz."
~
Uri anahtarları çevirdi.
Motor çalıştı.
"Ee..."
"Ne?"
"Dione kim?"
Uri birkaç saniye sustu.
"Liseden tanıyorum."
"Bu kadar mı?"
"Evet."
"Beni var ya..."
"Meraktan öldürüyorum."
"Aynen öyle."
Yol boyunca sessiz kalmayı tercih ettim. Uri'nin huysuz olduğu zamanlarda hep işe yarar ve bu da öyle bir an gibi duruyor. Birkaç dakika sonra araba yavaşça tek katlı eski bir evin önünde durdu.
Uri kontağı kapattı.
"Hazır mısın?"
Evin perdeleri kapalıydı.
İçeride tek bir ışık bile yanmıyordu.
Nedense...
İçeri girmek istemedim.