Belgelere daldığımda, yağmurun camda bıraktığı izlerin yarattığı melankolik dizilim sanki beynime hakim olmuştu. Kendi içimdeki bu karmaşadan kaçış yoktu ve bunu biliyordum. Baran’dan aldığım dosyalar, adeta ağırlıkla üzerime çöken birer kağıt yığını değil; geçmişten gelen yankılar, hayal kırıklıklarının dökümanı gibiydi. Bu belgelerde kelimeler değil, suçlu bir geçmişin sessiz çığlıkları yatıyordu. Baran… Odaya adım attığı an hava değişmişti. Onun varlığı soluduğumda ciğerlerime dolan bir kasırga misaliydi. Hissediyorum… Onun yakıcı suçluluk duygusu, irin gibi sürekli akıtırken, bir nebze de olsa içimdeki yangını söndürmeye yetmezdi. O geceyi hatırlıyorum. Gözlerinde yakalanmış bir hayvanın kırılgan çaresizliği belirirken, ben kendimi olası bir fırtınaya hazırlamıştım. İçimde alevlenen intikam duygusu, yıllarca öfkeyle beslenmişti ve şimdi onunla yüzleşmek, her yarayı yeniden deşmek demekti. "Serra, lütfen beni dinle," dedi Baran, sesi pek de alışkın olmadığım şekilde yalvarıcıydı. İç sesim bunun bir tuzak olabileceğini fısıldayıp dururken, mantığım bu sefer onu susturmamı emretti. İtiraf edeceği şey ne olabilirdi ki? Daha önce hiç itiraf edilmemiş ne kalmıştı ki bu lanet olası hikayede? Önümdeki belgeleri sıkıca tutarken, parmak uçlarımda kağıdın kıvrımlarını hissettim; soğuk, mat bir dokunuş. Gözlerimle satırları hızla tararken, Nesrin’in arkamda dostça duran varlığı bile zihnimi bir nebze olsun sakinleştiremiyordu. Zihin ve kalp arasında gidip gelen bir titreşimden başka bir şey değildim; bir yandan adalet istemek, diğer yandan bu adaletin beni nerelere sürükleyeceğini bilmemek arasında bocalıyordum. "Serra," dedi Baran tekrar, sesi neredeyse ürkek bir kedi misali. "Geçmişte yaptığım o şeyi... Sana anlatmadığım bir detay var." Derin bir nefes aldı; gözlerindeki kahverengi, karanlık bir ormanın gizemli kokusunu çağrıştırıyordu sanki. Tatlı olduğu kadar acı bir anı, buruk nostalji gibi üzerime çöktü. Sözleri midemde bir tokat gibi patlar ve içimde fırtınalar koparken, kelimelerim çatallaşıp odanın soğuk betimlerinde kayboldu. "Söyle..." Bu anın ağırlığı, sessizliğin gerginliğiyle ölçülemezdi. Her şeyin, tüm dünyanın o minicik odaya sığdığı anlardan biriydi. Baran’ın gözlerinin derinine baktığımda – belki de ilk kez – onun da benimle aynı şeyi hissettiğini fark ettim. Karşımda duran tek bir insan değil, belki de yıllarca saklanmış bir geçmişin dirilişi ve bir nevi pişmanlık portresiydi. "Cinayet gecesinde," dedi, gözleri kararlılıkla benimkilerle buluşurken, "o gece kimse bilmedi ama…” Sözleri bitmesini istemediğim bir rüyanın huzursuz uyanışı gibiydi. Söyleyeceği her kelime, bugüne kadar bildiklerimi tamamen değiştirebilirdi. Öyle de oldu. O itiraf, duyduğum seslerin yankısı arasında kaybolurken; bu yeni gerçeği hazmetmek için sessizce odadan çıktım. Zihnimde Baran'ın sesinin yankısı kalırken, adımlarım ofis koridorlarında yankılandı – intikam mı, adalet mi yoksa bambaşka bir şeyin peşinde miydim artık bilemiyordum.
Bölüm 15
Bölüm 15: Geçmişin İzleri
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.