İçeriğe geç

Kırık Adalet

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Kırık Adalet

Bölüm 16

Bölüm 16: Yüzleşme Zamanı

Duygularımın girdabında, sessiz bir karmaşanın içinde kayboluyorum. Ofis penceresinden dışarı bakarken gökyüzünü kaplayan bulutların gri tonları, içimdeki kargaşayı yansıtır gibiydi. Baran’ın itirafı odamın duvarları arasında yankılanıyor, kulaklarımda uğultudan bir yankı bırakıyordu. O an, hissettiğim her şeyi kelimelere dökmek imkânsızdı. Öfke, acı ve garip bir şekilde umut, kalbimde yer ediyordu. Nesrin ve Ela’nın telaşlı ayak seslerini duyabiliyorum. Ofisimden içeri adım attıklarında, ikisinin de yüzünde gördüğüm şaşkınlık, bir alev gibi içime işlerken orada öylece kalakaldım. Nesrin, taş duvarların arasında yankılanan sesiyle, “Serra, Baran’ın söyledikleri doğru mu?” diye sordu. “Evet,” dedim, içimdeki kaosu saklamaya çalışarak. “Bize yardım etmeye çalışıyor… ya da en azından öyle olduğunu söylüyor.” Ela, kırılgan bir dokunuşla omzuma dokundu. “Ona inanıyor musun?” diye sordu, sesindeki belirsizlik neredeyse elle tutulur hale gelmişti. Bu soru, beynimde yankılanırken düşüncelerim bir kez daha karıştı. Geçmişin hayaletleri gözlerimin önünde dolanıyorken, Baran’a güvenmek ne kadar mantıklıydı? Ancak bir yandan da içimde onu anlamaya dair bir istek vardı. Belki bilmediğim, karanlıkta kalmış başka gerçekler de vardı. Uzun bir nefes alarak toparlanmaya çalıştım. “Bilmiyorum,” diye yanıtladım sessizce. “Ama ona bir şans vermezsem, merak etmeye devam edeceğim.” Nesrin, masamın üzerindeki belgeleri dikkatlice incelerken, “Bu onun itirafından sonra nasıl ilerleyeceğimizi düşünmek için bir şans olabilir,” dedi. Sözleri yerinde ve bilgeceydi. Çelişkilerim arasında ayakta kalmam için bana bir dal uzatıyordu. Arka planda Timur’un güven verici sesi duyuluyordu, telefondan geliyor olmalıydı. Geçmişin yükünün zincirlerini kırmam için beni cesaretlendiriyordu. Onun sakin ve teşvik edici sesini dinlemek, beni biraz da olsa rahatlatıyordu. İleriye bakmam gerektiğini söylüyordu, geçmişin karanlık gölgelerinin beni yutmasına izin vermemem gerektiğini… Gözlerimi odamın karanlık köşelerine diktim; her köşe, geçmişe dair bir parçayı saklıyordu sanki. Elimde tuttuklarım arasında yeni keşfettiğim belge ise parmaklarımın arasında duruyordu. Nesrin’in bulduğunu söylediği belge. Davayı başka bir yöne çekecek kadar güçlü bir ipucu mu? İçimdeki adalet terazisi yeniden hareketlendi, doğru ve yanlışı ayırt etmeye çalışıyordu. Baran’ın, yüzüme dopdolu bir pişmanlıkla bakmasını hatırlıyorum. Gözlerindeki huzurun dinginliği ve suçluluğun ağırlığı arasında gidip gelen o derin ifade… Her ne kadar karmaşık olsa da bu ifade, beni ona karşı büsbütün hissetmeye yönlendiriyordu. İçsel bir savaş verirken, ona karşı hislerim de adaletime karşı koyuyordu. Çok geçmeden karar vermem gerekecekti. Baran’a güvenip onunla çalışmak, ona ikinci bir şans tanımak mı daha doğru olurdu, yoksa kaybettiğimiz her şeyin intikamıyla mı devam etmeliydim? İçimdeki savaş sürerken, duygularımı kenara koyarak mantıklı düşünmek zorundaydım. Elimdeki belgeye son bir kez baktım. Böylelikle, lazım gelen yeni bir atılım yapmam mümkündü. Bir savaşın ortasında, doğru tarafı seçmeliydim; hem kendi duygularımla hem de adalet terazisiyle başa çıkacağıma olan inancımı koruyarak. Kendime, bu savaşta sembolik olan parlayan zeytin ağacını hatırlattım. Kökleri derinlerde, dalları ise gökyüzüne uzanan bu ağaç gibi sağlam kalmalıydım. Hem Baran’a hem de davamıza sadık kalarak doğru seçimleri yapabileceğime inandım.

Bölüm sonu

1 yorum