Pazartesi sabahı okulun bahçesine girdiğimde, kendimi her zamankinden daha özgüvenli hissediyordum. Artık bir çevrem, beni içtenlikle karşılayan Neva,hep espri yapıp yüzümü güldüren Bora ve her an bir sürpriz yapmaya hazır olan Kiraz Bey vardı. Bahçede Neva ve Bora ile şakalaşırken, kalabalığın arasından o tanıdık, soğuk bakışları seçtim. Eski okulumdaki zorbalardan biri olan Karan, sanki özellikle beni bulmak için gelmiş gibi okulun bahçesine girmişti.
Göz göze geldik. Karan, yüzüne yerleştirdiği o alaycı ifadeyle bana doğru yürümeye başladı. "Bak sen şu işe, Gökçe... Eski düzeninden kaçıp buraya kadar mı geldin?" dedi, sesi tüm çevrede yankılanacak kadar yüksekti. Adımları bana yaklaştıkça dizlerimin bağı çözülmeye başladı. Eski okulumdaki o çaresiz Gökçe bir anlığına üzerime çöktü.
Tam o sırada omzumda sıcak ve güven veren bir el hissettim. Kutay, sanki her şeyi sezmiş gibi yanıma gelmiş, hafifçe önüme geçmişti. Kutay'ın duruşu sert değil ama oldukça otoriterdi; sanki dünyayı karşıma alacak olsa bile, beni o an arkasında saklayacakmış gibiydi.
"Bir sorun mu var?" dedi Kutay. Sesi sakin ama son derece net ve kararlıydı.
Karan, Kutay'ın bu kendinden emin tavrı karşısında duraksadı. "Seni ilgilendirmez, biz eski arkadaşımla hasret gideriyoruz."
Kutay hafifçe gülümsedi ama gözlerinde taviz vermeyen bir ciddiyet vardı. "Gökçe'nin artık bizimle olduğunu görmüyor musun? Ve sanırım, o seninle konuşmak istemiyor. Yoluna devam etsen iyi olur, yoksa müdür yardımcısını buraya çağırmak zorunda kalacağım."
Kutay'ın tavrı, Karan'ın o sahte özgüvenini bir anda söndürdü. Etraftaki öğrencilerin bakışlarını da fark edince, Karan sinirle homurdanarak okuldan uzaklaştı.
Kutay bana döndü, gözlerindeki o muzip ifade geri gelmişti. "Kiraz Hanım, benden habersiz eski arkadaşlarınızla sosyalleşiyorsunuz demek?"
"Teşekkür ederim," dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Gerçekten... iyi ki buradaydın."
"Her zaman," dedi nazikçe. Elini omzumdan çekmedi, hatta hafifçe sıktı. "Seni rahatsız eden kim olursa olsun, önce benimle görüşmesi gerekir. Bunu sakın unutma, olur mu?"
İçimi büyük bir huzur kapladı. Bu okulda artık yalnız değildim; arkamda, beni koruyan ve benimle ilgilenen biri vardı.
Müzik odasına girdiğimizde hava oldukça neşeliydi. Bora davulun başında ritim tutuyor, Neva piyano ile melodiyi deniyordu. Ben ise elime aldığım notalarla Kutay'ın yanına, gitarının hemen yanındaki sandalyeye oturdum.
Kutay gitara bir ritim attı. Müziğe başladığımızda, okulun tüm gürültüsü kapının ardında kalmıştı. Şarkıyı söylemeye başladığımda, gözlerimi Kutay'dan ayıramıyordum. O, gitarını sanki benim sesimle konuşuyormuş gibi çalıyor; bazen tempo düştüğünde bana bakıp hafifçe göz kırpıyor, bazen ise melodi yükseldiğinde coşkuyla gülümseyerek beni destekliyordu.
Şarkı bittiğinde, Bora "Harikasınız!" diye bağırdı. Neva piyanonun başında bizi alkışlıyordu.
"Sanırım bu festivalde birinciliği kimseye kaptırmayacağız," dedi Neva gülerek.
Prova bittiğinde herkes yavaş yavaş odadan çıkmaya başladı. Ben notalarımı toplarken Kutay yanıma yaklaştı. Gitar kılıfını yere bıraktı.
"Sesin gerçekten çok güzel Gökçe," dedi. "Daha önce hiç bu kadar içten şarkı söyleyen birini duymamıştım."
Utanarak gülümsedim. "Senin gitarın olmasa bu kadar cesur olamazdım. Sanki... seninle birlikteyken her şey daha kolay."
Kutay bana doğru bir adım daha yaklaştı. Aramızda o kadar az mesafe vardı ki, nefesini hissedebiliyordum. "Biliyor musun, ilk gün çarptığımızda aslında bir an bile durup özür dilemeyi çok istemiştim. Çünkü o sayede seninle konuşma fırsatı yakalayacağımı hissetmiştim."
"Yani bilerek mi çarptın?" dedim hafifçe kaşlarımı kaldırarak.
"Belki," dedi muzipçe gülümseyerek. "Ama iyi ki çarpmışım. Yoksa 'Kiraz Hanım' ile tanışamazdım."
Okulun koridorunda yan yana yürürken, gün batımının turuncu ışıkları pencerelerden içeri doluyordu. Hiçbir sorun, hiçbir endişe yoktu. Sadece iki öğrenci, müzik tutkusu ve filizlenen tatlı bir arkadaşlık vardı.
Kutay elini uzatıp hafifçe elimin üzerini tuttu. "Hadi, gel bahçede biraz yürüyüş yapalım Dışarısı bugün dünkünden daha güzel."
Bahçeye doğru yürürken bişey farkettim hayatımda ilk defa kendimi birine karşı bu kadar açık ve mutlu hissediyordum. Kutay sadece bir okul arkadaşı değildi; o, yeni başlangıcımın en güzel parçasıydı.
Bahçede yürürken İçimi büyük bir huzur kapladı. Bu okulda artık yalnız değildim; arkamda, beni koruyan ve benimle ilgilenen biri vardı. Karan'ın arkasından bıraktığı o gergin hava, Kutay’ın omzumdaki elinin sıcaklığıyla yavaşça dağılıyordu. Onun yanındayken dünya sanki daha güvenli bir yerdi. O an anladım ki, Karan’ın varlığı artık benim için bir kabus değil, Kutay’la olan bağımı güçlendiren bir anıdan ibaretti. Kutay’a minnetle baktım, o da beni başıyla onaylayıp sınıfa doğru yürümeye başladı.
Sınıfa yaklaştığımızda,o huzurlu sessizliğimizi bozan,sanki havayı bi anda soğutan o sesi duyduk.
Bak sen şu işe... Gökçe, seninle hâlâ işim bitmedi."
Koridorun sonuna doğru yürürken, Karan’ın alaycı sesiyle irkildik. Karan, elinde tuttuğu bir not defterini parmaklarında döndürerek, gölge gibi köşeden çıkıp önümüzü kesti. "Yeni 'koruyucunla' geçirdiğin vakit seni yanıltmasın Gökçe. Eski okulunda neler olduğunu herkes biliyor, buradaki arkadaşlarına da anlatıyor musun?"
Kutay’ın yanımda aniden durduğunu, vücudunun bir yay gibi gerildiğini hissettim. Az önceki o nazik, gitar çalan çocuk gitmiş, yerine korumacı bir kalkan gelmişti.
"Yeter," dedi Kutay. Sesi fırtına öncesi sessizlik gibiydi. "Git buradan Karan. Sabrımı daha fazla zorlama."
Karan güldü ve omuzlarını dikleştirerek Kutay’ın omzuna kasıtlı bir şekilde sertçe çarptı. "Ne yapacaksın, dövecek misin?"
O an ne olduğunu anlayamadım bile. Kutay büyük bir hızla döndü, yakasından tuttuğu gibi Karan’ı duvara yasladı. Karan karşılık verince ortalık bir anda karıştı. İkisi de birbirine yumruk atıyor, sesler koridorda yankılanıyordu. Etraftaki öğrenciler çığlık atarak etrafımızı sardı, Bora ve diğerleri onları ayırmaya çalışıyordu.
En sonunda ayrıldıklarında, ikisinin de durumu kötüydü ama Kutay’ın dudağının alt köşesinden sızan kan, kalbimi yerinden sökec
ekmiş gibi hissetmeme neden oldu.