16 Haziran 2023 Cuma
Son kez aynadan kendime baktım, şalımı da omzumda olacak şekilde geriye atınca tamamdım. Dudağıma nemlendiricimi sürdükten sonra odamdan çıkıp Duman abimin odasına yol aldım. Günler önce Rüzgâr abim gelemeyeceğini, işi olduğu söylemişti. Kapının önüne gelince kapıyı tıklattım. Kapının kulpunu kavramış tam açacaktım ki bir anda açıldı. Karşımda siyah takım elbiseli, 1.90 olan Duman abim belirdi. Saçlarını her zamanki gibi dağınık bırakmıştı ama bugün sanki biraz daha toplu duruyordu, taramıştı çünkü. Kapının pervazına yaslandıktan sonra kollarını göğsünde birleştirdiği sıra grileri mavilerimle buluştu. Beni baştan aşağı süzerken ıslık çaldı. “Bu ne güzellik, prenses?” dediğinde yerimde hafifçe sallanmaya başladım, omuzlarım da ileri geri gidiyordu. Yüzümü kocaman bir tebessüm kapladı, gamzelerimin belli olduğuna o kadar eminim ki. Bu sırada ben de Duman abimi süzmeye başladım, sanki hiç süzmemişim gibi. Duman abime yaklaştığımda ellerim kravatına gitti. “Asıl bu ne yakışıklılık Duman Bey?” Derken son düzeltmesini de ben yaptım.
Duman abim doğrulurken bende ellerimi onun üstünden çektim. Konuşmak için dudakları aralandı fakat sormak için biraz kararsız duruyordu. “Mavi, ne zaman gelecek?” dediğinde tebessüm ettim. “Birazdan gelir, merak etme.” Kapı çaldı. “Hatta şu an gelen o bile olabilir.” Deyip dış kapıya doğru yöneldim. Kapının deliğinden baktığımda İlkim’i gördüm, daha sonra kapıyı açtım. İlkim'in yerde olan gözleri ilk önce benim gözlerime geldi, ardından biraz yukarı çıktı ve göz bebekleri büyüdü. “Mert nerde?” dediğim sıra asansörün oradan bir kafa çıktı. “Buradayım Gece.” dediğinde tebessüm ettim. Arkamı döndüğümde Duman abimin duvar gibi olan bedeniyle bakıştım, gözlerim yüzüne doğru ilerledi ve en sonunda gözleriyle buluştu.
“Duman abi?” Efendim dercesine gözünü kırptı. “Sen ne zaman geldin?”
“Daha yeni geldim.”
İlkim’e döndüm. “Çantamı alayım geliyorum İlkim.” dediğim sıra arkadan bir el çantamı bana doğru uzattı. “Ayakkabılarını giy, çıkalım.” dedi Duman abim. Bu sırada İlkim asansöre ilerleyince fırsat bu fırsat diyerek sorumu sormak için hazırlandım. Duman abime elimi eğil dercesine sallayınca eğildi, kulağına fısıldadım. “N’oldu Duman Bey, nutkunuz tutuldu galiba. Kız sana aşık gözlerle bakıyor, aşık. Açılın artık birbirinize.” dediğimde Duman abim fazla umursamamaya çalıştı. Ya da umursadığını belli etmiyordu. Yerinde doğruldu, ayakkabılıktan kısa, siyah topuklumu uzattı. “Bunu giyecektin, değil mi?” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. “Teşekkür ederim Duman abi.”
“Rica ederim prensesim.”
Ayakkabı doabından kendi ayakkabısını da çıkardı. Ayakkabı giyme işi tamamlanınca kapıyı ardından çekip kilitledi. Asansöre bindiğimizde 2’ye bastım. Asansör durduğunda “Siz bekleyin ben çağırıp geliyorum.” dedim ve evin kapısına yöneldim. Kapıyı melodili bir şekilde üç kez tıklattım. Kapı açıldığında karşımda Meriç abi belirdi. “Maviş, hanımefendi daha hazır değil.” dediğinde burnundan soluyordu. İçeriden bir ses yükseldi “Rujumu süreyim geliyorum.” Meriç abi gözlerini devirdi. Buna ithafen gülmeye başladığım sıra kahveleri mavilerimle buluştu bir an. Baktı, baktı, gözlerimde kayboldu. Gözlerimi yere indirdiğimde Mayıs da gelmişti. Onlarda ayakkabılarını giydiler, Meriç abi kapıyı kilitledi ve asansöre ilerledik. Mert 0’a bastı. Aşağı inene kadar karşımda olan Meriç abiyi baştan aşağı süzdüm. Saçları ortadan ikiye ayrılıydı, üstünde kolları dirseğe kadar katlı olan beyaz bir gömlek, altında ise benim abiyemle aynı renk olan kumaş pantolon vardı. Gözlüğü tüm bunları tamamlayan kritik bir noktaydı. Ben neden bir anda Meriç abiyi süzdüm? Çok garip ama asıl garip olan şu an üzerimde bir çift kahve olmasıydı.
🌼🌼🌼
Balonun olacağı mekâna gelmiştik. Mekânın bahçesinde 12. sınıflar vardı. Meriç abi ve Duman abim solumda, kızlar ise sağımdaydı. Mert ise hemen mekânın içine girip bize yer tutmak için önden gitmişti. İlkim mekânın güzelliğinden bahsederken Duman abimse yerden yüzünü kaldırmadan yürüyordu. Kapıdan girdiğimizde Mert’i gördüm. Büyük bir yer kapmıştı. Beni görünce buraya gelin der gibi elini salladı. Bende başımla onayladım ve o yöne ilerledik. “Rüzgâr?” Meriç abinin baktığı yöne baktım. Kapıdan içeriye jilet gibi giyinmiş Rüzgâr abim girdi. Yanımıza doğru gelirken onu gören kızlar da kendi aralarında bir şeyler konuşmaya başladılar. “Abi senin işin yok muydu?” dedim. “Erken bitti, bende geleyim dedim.” Anlamış gibi başımı salladım. Rüzgâr abim, Meriç abinin yanına geldi.
Bizim dört yakışıklı tam karşımızda gülüşerek sohbet ediyorlarken bir tane kızın onların yanına geldiğini gördüm. Arkasından bir kız daha geldi, sanırım arkadaşı. İlk gelen kız Meriç abimin omzuna dokunduğu anda Meriç abi aniden kıza döndü. Ne olduğunu ikimiz de anlamaya çalışıyorduk. Diğer kız da Duman abimin yanına geldi. Meriç abimin yanındaki kız tebessüm etti. “Selam yakışıklı, ben Asya. Senin adın ne?” dediği an gözlerim fal taşı gibi açıldı. Mayıs ve İlkim de şaşırdı ama İlkim daha çok Duman abimin yanındaki kıza dik dik bakmakla meşguldü. Meriç abim kızın hala onun omzunda olan eline baktığında kız elini çekti. “Kalbini kırmak istemem ama ben bu işlerle ilgilenmiyorum. Lütfen gider misin?” dediğinde kızın yüzü düştü. Kalbini kırmak istemezmiş, kırsan ne olacak! Meriç abim bana kısa bir bakış attı, yüzümde gülümsemeye dair bir kırıntı bile yoktu. Rüzgâr abimle Mert sırıttı.
Duman abimin yanındaki kız pişkin pişkin sırıtmaya başladı. “Ben Melisa, istersen daha yakından tanışabiliriz.” dediğinde Duman abim kızın yüzüne döndü. “Sizde yüzsüzlük bulaşıcı sanırım.” derken Asya’ya da baktı. “İnan ismin de umurumda değil, gider misiniz? İlgilenmiyoruz. Benim ilgilendiğim biri var.” derken İlkim’e baktı. İlkim öyle bir iç çekti ki, anlatılmaz yaşanır. Bu sefer ben konuştum. “Kızlar siz onların umurlarında değilsiniz, dedikleri gibi. Normalde size kibar olmak istemem ama doğamda var ne yapalım. Yanında kızlar olan erkeklerin yanına gelmeyin. Ben daha kaba bir şekilde kovmadan lütfen gider misiniz?” dediğim an kızların ikisi de gitti. Herkes bir an bana baktı. “Ne, bir şey mi dedim?” Meriç abim bana uzun uzun baktı. “Yok Maviş.” dedi Meriç abi. Rüzgâr abimle Mert hala gülmekle meşguldü. “Hayırdır beyler, çok mu komik?” dedi Mayıs.
“Evet?” dedi ikiside ve gülmeye devam ettiler.
“Tamam ya unutun şunları.” dedi İlkim. Bozulduğu çok belliydi. Duman abim konuştu. “Unutalım. Hatta unuttum bile, daha yeni ne oldu ki?” dediğinde İlkim tebessüm etti. Duman abim içi gide gide ona bakıyordu. Mert bizim aşıkları fark edince gülmeyi bir anda kesti. “Hayırdır, bir sorun mu var?” dediği sıra Mayıs hemen atıldı. “Var, sen. Burada senden büyük sorun mu var acaba?” dediğinde hepimiz gülmeye başladık, asık suratla bir yere varamazdım çünkü. Mert yerinde biraz doğruldu. “Ya kızım sen benden ne istiyorsun?” dediği an Mayıs konuşmaya başladı yine. “Mesela hiç doğmaman olabilir, ha Mert?” Garibim Mert’in yüzü düştü, arkasını dönüp yavaş adımlarla masadan ayrıldı. İlkim, Mayıs’a baktı. Ne? Der gibi bir bakış attı Mayıs da. İlkim de Mert’in peşinden gitti. “Aferin Mayıs, aferin. Çocuk sana ne yaptı da bu kadar nefret ediyorsun?” dedim, susmayı tercih etti.
Mekânda şarkılar çalmaya başladı. Herkes dans ediyordu. Mert ile İlkim de gelmişti. Mayıs yaptığına pişman gibi duruyordu. Mert ise onun yüzüne bile bakmıyordu, bu tavırlarına alışmıştı zaten. Rüzgâr abim etrafı izliyordu, kızlar da onu. Ya bizim oğlanlar çok yakışıklı sanırım, kimse hiçbirinden gözünü alamıyor. Meriç abimin parmağıyla zikir çektiğini görünce içim gitti. Maşallah. Benim de parmağımda zikirmatiğim vardı. Sayıya baktığımda 3.000 olduğunu gördüm. Bugünkü hedefim 100.000’di. Çekmeye devam ettim. Gözlerim İlkim’e kaydı. Duman abimi izliyordu. Bu sefer pistin oraya baktım, dolmuştu. Taylor Swift-Love Story çalmaya başladığında eşlik ettim. Pisttekiler de çift olarak dans ediyorlardı.
“We were both young when I first saw you.
(Seni ilk gördüğümde ikimiz de gençtik.)
I close my eyes and the flashback starts,
(Gözlerimi kapatıyorum ve geri dönüş başlıyor,)
I’m standin’ there.
(Orada duruyorum.)”
Duman abim “Ben daha fazla bu duruma dayanamayacağım.” diyerek İlkim’in tam karşısında durdu. İlkim şaşırmışsa benziyordu. “Duman abi, n’oldu?” Duman abim derin bir nefes çekti. “Açık konuşacağım, hani sen 10. Sınıfta nakil olarak geldin ya.”
“Evet?”
“Gece’nin sınıfına gelmiştim, seni gördüm. Gece ile gülüşüyordunuz.” duraksadı. “O günden beri sana karşı bir şeyler hissediyorum. Son zamanlarda bana olan bakışlarını gördüm, ümitlendim. Belki abin olarak bakıyordun, bilmiyorum. J’taime, Je veux être ton tout (Seni seviyorum, senin her şeyin olmak istiyorum). Veux-tu sortir avec moi? (Benimle çıkar mısın?)” İlkim şaşırmışa benziyordu. Şoku atlattıktan sonra konuşmak için dudakları aralandı.
“Duman abi... Je t'aime aussi (Bende seni seviyorum). Je sortirai avec toi partout (Seninle her yere çıkacağım).” İkisi de rahatlamışa benziyordu. Hepimize bu kadar şaşkınlık yetmiyormuş gibi bir de Duman abim elini uzatmasın mı? “Voulez-vous avoir notre première danse avec moi, madame? (Benimle ilk dansımızı yapmak ister misiniz hanımefendi?)”
“Bien sûr, monsieur (Elbette, beyefendi).”
Duman abim arkasından mavi bir gül çıkardı. “Senin kadar güzel değil ama.” İlkim, Duman abime öyle bir baktı ki... Duman abimin elindeki gülü aldı. “Teşekkür ederim, Duman.”
İlkim, Duman abimin elininin üzerine elini koyduğunda Duman abim elini öptü. Piste doğru ilerlediler, dans etmeye başladılar. Anlık şokla ağzım açık kaldım, bu aşk itirafını bekliyordum ama şu an değil. Mayıs’la birbirimize baktık. “Mayıs? Anladın, değil mi?”
“Anlamam mı? İyi ki Fransızca öğreniyoruz okulda.”
Mert bana baktı. “Gece? Daha yeni benim kulaklarım ne duydu? Doğru duymadın de, Lütfen.”
“Maalesef doğru duydun.”
Rüzgâr abim anlamsız bakışlar atıyordu. “Vay be, aşk itirafı ha.”
“Aşk itirafı.” diye tekrarladı Meriç abim.
“Beklemiyordunuz değil mi? Ya Allah aşkına şu ana kadar hiç mi anlamadınız? O kadar duygulu duygulu bakışıyorlardı.” dedim. Bir yandan zikrimi çekmeye devam ederken pistte olan aşk kuşlarıma bakıyordum, istemsizce tebessüm ettim.
Şarkı bitince aşk kuşlarım el ele geldiler. Heyecanla baktım. “Duman abi? Sonunda itiraf ettin.”
“Ettim prensesim, ettim.”
Rüzgâr abim araya girdi. “Peki abisinin yakışıklısı, benim neden bundan haberim yok?”
“E öğrendin ya abi.” dedi gülerek.
“Ay ay çok komik. Ne zamandır seviyorsunuz bakayım birbirinizi?”
“Dedim ya, geldiği ilk gün.” Vay be der gibi baktı Rüzgâr abim.
“Tebrik ederim.” dedim neşeli bir sesle.
“Sağ ol Gece.” dedi İlkim.
“Sağ ol abisinin bir tanesi.” dediğinde başımı yana yatırıp gamzelerimi belli eden bir gülümseme sergiledim. Yine aynı his, bir çift kahve göz. Meriç abimin olduğu yöne baktım, gülüşümü bozmadan. Bana baktığını gördüğümde gülümsemem yavaşça gitti, oturuşumu topladım.
Saat 12’ye yaklaşmış, benim de uykum gelmişti. Herkes eğlenmişti, o kadar güzel geçmişti ki saatin bile farkına varmamıştık. Mekândan çıkmış, arabaya doğru ilerliyorduk. Duman abim Mert ile İlkim’i bizim arabayla bırakacaktı. Bizde şu an Meriç abimin arabasına bindik. Rüzgâr abim ön koltuğa oturdu, bizde Mayıs ile arkadaydık. Mayıs telefonunu arabaya bağlamış, şarkı açacaktı. “Abi, sesini açar mısın?” dediğinde Meriç abim şarkının sesini açtı. Sertap Erener-Ateşle Barut açmıştı Mayıs, eşlik etmeye başladı hemen. Bana da sen de eşlik et diyecek gibi bakıyordu. Dayanamadım, ikimizde söylemeye başladık.
“Ateşle barut ah yan yana durmaz,
Gönül dilinden anla biraz.
Bir dokunursan, ah dokunursan,
Ellerin mızrap olur bedenim saz.”
En sevdiğim yer gelecekti bundan sonra. Tam önümde oturan Meriç abi sesi biraz daha açtı. Sanki sevdiğim yerin geleceğini biliyordu.
“Gözlerin gözlerimden geçerken,
Ah yine tövbelerim bozulur.
Kim bilir kaç senedir sana ben,
Hazırım böyle hadi gel hemen, hemen.”
Burayı söylerken gözüm dikiz aynasına kaydı. Bir çift kahve beni izliyordu yine. Gözlerimi bu sefer çekmedim, bende uzun uzun baktım kahvelere. Bence mavilerime çok yakışıyordu. Gözlerine dikkatlice baktım, içindeki duyguyu bulabilmek için. Sanki hayranlıkla bakıyordu. Nakarat boyunca bakıştık. Hatta bu söylediğimiz kısmı tekrar söylerken bile...
“Fırtına bu, bu afet deprem,
Yıldızları gel topla benden.
Sarsıntılar dağıtsın bizi gel,
Yeniden doğuş bu, vazgeç kendinden.
Ateşle barut ah yan yana durmaz,
Gönül dilinden anla biraz.
Bir dokunursan, ah dokunursan,
Ellerin mızrap olur bedenim saz.”
Son dizeyi bağıra bağıra, çılgınlar gibi söyledik hep birlikte. Sıradaki yeri Mayıs bana bıraktı, gözüyle işaret etti.
“Eriyorum bak mum gibi,
Damlaya damlaya sel oldum al beni sar,
Al darmadağın al dolu dizgin,
Ruhum bedenime dar.”
Şu ana kadar söylediğimiz her yeri tekrar söyledik. Hem şarkı bitti hem de yolumuz bitti. Zaten mekân eve yakındı. Meriç abi arabayı park ettikten sonra indiğimiz zaman yazın o serin havası yüzümü okşadı. Derin bir nefes çektim içime, ciğerlerime serinlik ile çiçek kokusu doldu. “Maviş?” Meriç abim elini arkasına koyup yanıma gelmişti. “Meriç abi? Hayırdır, ne saklıyorsun benden?” dediğimde ellerini bana uzattı. Elinde papatya vardı, sevdiğimi biliyor. Papatyaları aldıktan sonra dudaklarım aralandı. “Teşekkür ederim Meriç abi.”
“Sevdiğini biliyorum. Malum bizim buralar da papatya dolu.” Gamzelerini belli eden bir gülümseme sergiledi bana. Ben de öyle... Binaya doğru ilerledik ki abimler zaten varmıştı. Arkamızdan da Duman abim girdi. “Sen ne ara geldin Duman?” dedi Rüzgâr abim.
“Hızlıyımdır bilirsin.” deyip göz kırptı. Asansörün düğmesine basmışlardı. Ben elimdeki papatyaları izlemekle meşguldüm. Eve gider gitmez her zamanki gibi bunları suya koyacaktım, belki köklenirdi. Asansöre bindik, ilk önce Mayıslar indi. Daha sonra bizim katımıza geldi, indik. Duman abim kapıyı açtığında ayakkabılarımı çıkardıktan sonra içeri girip dolaba koydum. Hızlıca mutfağa ilerledim. Bardakların olduğu yerden bir bardak alıp içine su doldurdum. Son olarak papatyalarımı da su dolu bardağın içine yerleştirip güneş alan bir yere koydum.
Üstümü değiştirip abdestimi almıştım. Yatsı namazını kıldıktan sonra masamın başına oturdum. Günlüğümün kilidini açıp yazmaya başladım ama bir şeyi unuttuğumu fark ettim, tabii ki şarkı. Telefonu elime alıp beğendiğim şarkılarda gezindim, Bugün olanlara hangi şarkı olurdu? Buldum, Canozan feat. Damla Eker-Öyle kolay âşık olmam. Şarkı başladı, ah bu şarkının girişine bayılıyorum. Telefonu kenara koyup yazmaya başladım. Ama şarkının nakaratı bitince eşlik etmeye başladım.
“Öyle kolay âşık olmam,
Ama senin ayrı bi’ havan var.
Seni gördüğümde beynim oyunlar oynar.”
Sevgili Günlük...
Bugün balo vardı, zaten önceden bahsettim diye hatırlıyorum. Meriç abimin ve Duman abimin yanına kızlar geldi, bende iki çift laf ettim kızlara. Zaten ikiside terslemişlerdi. Benim aşk kuşlarım bakışıp dururken Mert araya girdi, Mayıs da cevabını verince Mert gitti ama sonra geri geldi. Geldiğinde Mayıs'la hiç konuşmadılar. Duman abim sonunda İlkim’e aşkını itiraf etti, bugün etmesini hiç beklemiyordum doğrusu. Birlikte dans ettiler, pistten gelirken el elelerdi. Çok mutluyum. Hele Mert’in bir kıskanışı vardı. Aklıma geldikçe gülüyorum.
Meriç abim benimle aynı renk giyinmiş, biliyor musun? Uzaktan gören bizi çift falan sanabilirdi. Bana bugün papatya da verdi, kardeşi sayılırım sonuçta verebilir yani. Sevdiğimi unutmamış...
Bugünlük bu kadar yazacağım, sonra görüşürüz...
Gece Karayel
🌼🌼🌼
Mutfakta kahvaltıyı hazırlarken dinlediğim şarkı bir anda durmuştu, biri beni arıyordu. Sonra telefonum çaldı, Mayıs arıyordu. Telefonu açtım ve hoparlöre aldım. “Alo, efendim Mayıs.”
“N'apıyorsun? Bugün buluşacağımızı unutmadın değil mi?”
Hafif sesli bir şekilde güldüm. “Sende yani. Hiç unutur muyum Allah aşkına!” telefondan gülme sesi geldi. “Kahvaltı hazırlıyorum, hadi gelin.” Dediğimde “Tamam, abime diyeyim geliriz. Hadi görüşürüz.” Dedi.
“Görüşürüz.” Deyip telefonu kapattım. Şarkı da devam etti haliyle. Ateşle Barut açmıştım. Dünden beri dilime dolanmıştı. Tabakları masaya yerleştirdikten sonra abilerimi çağırmak için odalarının olduğu koridorda bağırdım. “Prensler, haydi kahvaltıya! Meriç abiyle Mayıs da gelecek hadi kalkın!” iki kapı da aynı anda açıldı. “Ben üstümü değiştirip geliyorum, sizde mutfağa gidin.” Duman abim “Ben zaten uyanıktım prenses, çağırsaydın yardıma gelirdim.” Dedi. Rüzgâr abimde “Valla ben uyuyordum, bağırmasaydın daha da uyuyacaktım. Saat daha kaç kızım.” Dediğinde Duman abim telefondan saate baktı. “Saat 10.30” dediğinde Rüzgâr abim gözlerini açtı. “O kadar olmuş mu ya.” Duman abim başını olumlu anlamda salladı. “Sende kimle konuştuğunu bilmiyorum sanma Duman abi. Daha yeni İlkim gruba yazdı konuşuyoruz diye.” Duman abim elini ensesine götürüp tebessüm etti. “Aşk kuşum benim.” Deyip ayağımın ucunda kalkıp yanağından öptüm. Rüzgâr abim arkadan seslendi “Hani bana?” ona doğru döndükten sonra ilerledim. Ayağımın ucunda kalktım yine ve yanağına buse kondurdum. “Ben hazırlanmaya kaçar, sizde kapı çalarsa bakın. Gidin elinizi yüzünüzü yıkayın.” Dediğim anda ikisi de “Emredersiniz kraliçem.” Dedi. Odama girip kapıyı kapattım. Dolabımın kapağını açtığımda gözüme kapüşonlu gri elbisem takıldı. Ellerimi şıklatarak elbisemi gösterdim. “İşte bu.” Elbiseyi giydikten sonra bir ucu önde diğer ucu arkada olacak şekilde siyah şalımı taktım.
Mutfağa girdiğimde Meriç abim ile Mayıs gelmişti bile. “Hoş geldiniz ve günaydın.” Dedim tatlı bir sesle. “Hoş bulduk Gece.” Dedi Mayıs. Meriç abim “Hoş bulduk Maviş.” Dediğinde tebessüm ettim. Yerime oturduktan sonra fark ettim, kahvaltıya başlamamışlardı. “Niye başlamadınız?” Meriç abim “Sana saygısızlık olurdu Maviş, niye başlayalım ki.” Dedi, ama o kadar çekici ve tatlı bir sesle dedi ki... Ne diyorum ben! Yanağımda bir sıcaklık hissedip elimi yanağıma götürdüm. Karşımda oturan Meriç abim tebessüm etti, al işte fark etmiş! Bunlar hiç olmamış gibi kahvaltıya başladım. Ağzıma peynir götürürken telefonuma İlkim’den mesaj geldi.
İlkim: Saat kaçta geleyim size?
Saate baktığımda 11 olduğunu gördüm.
Gece: Hazırsan gel.
İlkim: Tamammm.
Mesajına beyaz kalp bıraktıktan sonra telefonu kapattım ve kahvaltıya devam ettim. Bedenen burada olsan da aklım başka yerdeydi. Mesela Meriç abim bana şu aralar yakın davranmaya başladı. Normalde bana hiç böyle bakmazdı, şu an baktığı gibi. Tamam sorun değil ama neden? Dün baloda ben de kıskanmıştım sanırım... Göz göze geldiğimizde başını hafifçe yana yatırıp bana baktı. Ama yapma şöyle şeyler, etkileniyorum. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes çektim içime. Mayıs fark etmiş olacak ki iyi misin? Der gibi baktığında başımı olumlu anlamda salladım. Sessizce “Biraz başım ağrıyor sadece.” Dedim. İştahım kaçmıştı.
“İlkim ne zaman gelecek?”
“Evden şimdi çıktı.” Dedi Duman abim. Ya sen bizi ne ara duydun? Gülümsedim. “Şimdi çıktı, 15 dakikaya gelir.” Dedim. “Sen doydun mu?” başını olumlu anlamda salladı. “O zaman ben üstümü değiştirmeye gidiyorum, kızı bekletmeyelim. Mayıs sen de çayları tazelesen zahmet olacak ama.”
“Yok kız ne zahmeti, ben zaten hazırım. Sen git hazırlan.”
“Hadi ben kaçtım.” Deyip masadan kalktım. Arkam dönüktü. Al işte yine aynı his, bir çift kahve göz. Kendime gelip odama doğru ilerledim. Dolabı açtığımda gözüme krem rengi eteğim takıldı, bir de iç göstermeyen beyaz gömlek. İkisini de çıkartıp yatağın üstüne koydum. Akıllarda tek soru, gömleğin üstüne ne giyecektim? Hah buldum. Eteğimle aynı renk bir ceketim vardı onu aradım, bulunca diğerlerinin yanına o da katıldı. Şal olarak da mavinin tonları olan bir şal buldum. Abdestimi zaten önceden aldığım için üstümü giyinip şalımı da arkadan bağladım. Şalımla aynı renk bir çantam vardı, onu taktım. Odamdan çıktığımda karşımda Meriç abim belirdi, lavabodan çıkmıştı. Beni gördüğünde sadece baktı, dudakları yerine gözleri konuşuyordu. Bende olduğum yerde kalakaldım. “Çok güzel olmuş Maviş.” Yanaklarımda kızarıklık hissettim. “Sağ ol Meriç abi.” Arkadan Rüzgâr abim geldi. Elini Meriç abimin omzuna koydu. Birlikte içeriye gittiler. Meriç abimse giderken bile bana baktı.
Mutfağa gittiğimde her şeyin toplanmış olduğunu gördüm. Tam Mayıs'a teşekkür edecektim ki kapı çaldı. Kapıyı açmak için yöneldim ve açtım. İlkim yeşil giyinmişti. Yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. “Hoş geldin yeşillerin efendisi.” Güldü bu dediğime. “Hoş bulduk mavilerin efendisi.” Dedi. Ayakkabılarını çıkarıp içeriye girdi. Mayıs da mutfaktaki işleri halledip içeriye geldi. Üçümüz de yan yana oturduk. Rüzgâr abim “Kız siz sevdiğiniz renklere göre mi giyinecektiniz? Güzel olmuşsunuz.” Dediğinde Duman abim durur mu, hayır. “Tabii ki güzel olacaklar.” Dedi. Bu sefer Meriç abim atıldı, bana bakarak “Güzel olan kişilere ne giyse yakışır. İçindeki güzel sonuçta.” Dedi. Ben yine kızarmayayım mı? Boğazımı temizledim. “Biz çıkalım o zaman.” Abilerim başını olumlu anlamda salladı. İlk ben ayağa kalktım ve hızlıca ayakkabı dolabından çantamla aynı renk olan ayakkabımı çıkarıp giydim. “Kız az sakin ol, ne bu acele.” Dedi İlkim. Asansörün düğmesine bastım. İçeriden Meriç abim geldi. “İstiyorsanız sizi ben bırakayım, olur mu?” dediğinde dudaklarım aralandı “Sana zahmet olmasın Meriç abi.” Dedim.
“Ne zahmeti Allah aşkına, hemen bırakır gelirim ne olacak sanki.” Derken o da ayakkabısını giydi. Hepimiz hazırdık, asansör de gelmişti. Meriç abim eliyle asansörü gösterince hepimiz sırayla bindik en sonsa Meriç abim bindi. Kibar şey... Kızım kendine gel! O senin abin, abin. Asansör zemin kata geldiğinde Meriç abim hepimizin inmesini bekledi. Dış kapıyı da kızlar önden gittiğinden dolayı benim için tuttu. “Teşekkürler Meriç abi.” Dediğimde kapıyı kapatıp arkamdan geldi. “Ne demek Maviş.” Arabayı açtı ve hepimiz bindik. Mayıs ön koltukta oturuyordu, İlkim ile de ben arkadaydık. ‘Müzik açsak olur mu?’ Dememe kalmadan Meriç abim müziği açmıştı bile. Bahadır Sağlam-Kır Papatyası açmıştı, severim ve bunu biliyor. Sevdiğim yer gelince sessizce eşlik ettim.
“Hiç uyanmasak öylece kalsak
Saatlerce, aylarca, yıllarca
Üstümüzde mavi, etrafımız yeşil
Bir tek senin açtığın kırlarda buluşsak
Düşmedi mi hala cemre başına?
Geçmedi mi yağmurun ıslak kokusu?
Var mısın bu yolda, yanı başımda?
Yasla ruhunu bana kır papatyası”
Bu kısımda Meriç abim sesini açacaktı ama mırıldandığımı duyunca biraz kıstı. İyi ama, neden? Yoksa bana... Yok artık daha neler! Sende iyice saçmaladın Gece. Ama her baktığımda onu da bana bakarken bulmam hiç normal değil, yoksa normal mi? Ben her zamanki gibi kafada kurmaya dalmışım. O sırada biz çarşıya gelmişiz bile! Meriç abim uyarmasa daha da kuracaktım. Yanıma baktım İlkim yok, öne baktım Mayıs yok. Sadece Meriç abimle ben kalmışız. Ön koltuktan arkaya doğru bakıyordu. “Maviş, nereye daldın öyle?” dedi. “Ha, yok bir şey abi.” abi dediğimde yüzü biraz düşmüştü fakat belli etmemeye çalıştı. Bir şeyler mırıldandı “Abi...” diye tekrar etti. “Bir şey mi dedin abi.” Dediğimde sabır çekti. Sessizce fısıldadı “But you belong to me. (Ama sen bana aitsin.)” Ne! Yok artık! Yanaklarım mı kızardı benim? Ellerimi yanaklarıma götürünce anladım evet kızarmıştı. Belli etmemeye çalıştım. “Haydi o zaman bak kızlar seni bekliyor.” camdan dışarıya baktığımda kızların gerçekten beni beklediğini gördüm. Bana elleriyle gel işareti yaptılar. Arabanın kapısını açtıktan sonra dışarıya çıktım. Meriç abim bize görüşürüz der gibi korna çaldı. Bende arkasından elimi salladım. Şu aralar ne ben normaldim ne de kalp atışlarım. Kızlar kolumu dürtünce kendime geldim. “Nereye gidelim?” dediğimde Mayıs “Yol nereye, biz oraya.” dedi. İlkim “Meriç abiye hediye alacağız.” dediğinde başımı evet dercesine salladım. “Şurada bir giyim mağazası var, oraya gidelim. Aklıma başka alınacak hediye gelmiyor.” dedi Mayıs, o yöne ilerledik. Aslında ben bir şeyler örmeyi planlıyordum, öyle de yapacaktım ama ip almam lazımdı. Giyim mağazasına geldiğimizde erkek reyonuna ilerledik. Mayıs tişörtlerin olduğu yere, bende uzun kolluların olduğu yere ilerledim. Meriç abim en çok uzun kollu şeyler giymeyi severdi. Hem mevsimlik bir giyecek sonuçta. Kış olsaydı kazak alırdım. Boyunlu kazak ona çok yakışıyor. Ne diyorum ben! Gözüme gece mavisi bir gömlek çarptı, çok güzel duruyordu. Hemen Meriç abimin bedenini aradım, buldum. Altına bir de pantolon alsam iyi olacaktı. Pantolonların olduğu yere ilerledim. Beyaz kumaş pantolon buldum. Bedenini alınca iç gösteriyor mu diye baktım ama kumaşı kalındı. Kızların yanına gittim. Mayıs elinde yakalı bir tişört tutuyordu. “Mayıs, nasıl kombin?” diyerek elimdekileri gösterdim. “Çok iyi olmuş, bayıldım.” dediğinde değil mi? der gibi başımı salladım. “İlkim nerede?” derken gözlerim etrafta İlkim’i arıyordu. “Duman abiyle konuşuyor.” dediğinde gülmeye başladım. “Aşk kuşlarım benim.” dedim. İlkim yanımıza geldi bu sırada. “Seçtiniz mi?” başımla onu onayladım, elimdekileri gösterdim. “Mayıs istersen sen bak bende kendime birkaç kıyafet alacağım.” dedikten sonra kadınlar bölümüne gittim. Aslında ne alacağımı bilmiyordum. Eteklerin olduğu yere gittim. Çok güzel beyaz bir etek vardı. Kumaşına baktım aynı Meriç abimin pantolonunun kumaşından, iç göstermezdi yani. Kendi bedenimi aradım, bulunca diğerlerinin yanına koydum. Yan tarafta da gece mavisi gömlek vardı, onu da aldım. Meriç abimle uyumlu olduk, iyi ama neden? Ben kasaya doğru ilerlerken kızlar da geldi. İlkim de şapka almış. Ödemeyi yapıp çıktık. Hediye paketi de vermişlerdi. “Sıradaki durak?” diye sordu İlkim.
“İpçi.”
“İpçi?”
“Evet, ipçi. Evde ipim bitti. Almam lazım.”
Yol kenarında bir ipçi bulduk. Tatlı bir teyze işletiyordu. “Kolay gelsin.” dedim teyzeye. “Sağ ol kuzum. Nasıl yardımcı olabilirim size?” dedi. “Teyze ben amigurumi örmek için ip alacağım, bordo, siyah ve gece mavisi. Var mı?” teyze hemen istediğim ipleri bulup verdi bana. “Sağ ol teyze. Ben bunları alayım.” teyze beni başıyla onayladıktan sonra poşete koydu. Parasını verdikten sonra teşekkür edip çıktık dükkândan. “Benim işim bitti.” dedim. “Kozmetik mağazasına gidelim. Birkaç bir şey alacağım.” Mayıs’ın bu cevabına karşılık İlkim ile aynı anda “Süslü.” diyerek güldük.
Kozmetik mağazasından alacaklarımızı almıştık. Duman abimi arayıp bizi almasını rica etmiştim, o da bu ricamı geri çevirmedi tabii ki. Eve geldiğimizde kızlarla bize geçtik. Kapıyı çaldığımda Rüzgâr abim açmıştı. “Selamün aleyküm abi.”
“Aleyküm selam prenses.” ayakkabımı çıkartıp dolaba koyduktan sonra poşetleri hızlıca odama götürdüm. Daha sonra salona geçtim. Kapıdan adımımı atar atmaz Meriç abimi gördüm. “Hoş geldiniz Maviş.” dedi. “Hoş bulduk Meriç abi.” koltuğa geçip oturdum. Kızlarda arkamdan gelip yanıma oturdular. Abilerim de geldi. “Neler aldınız bakalım.” dedi Duman abim. “Birkaç önemsiz şey işte.” diye geçiştirirken Mayıs ise aldığı her şeyi anlatmaya başladı. Az kalsın Meriç abime aldığı hediyeyi de söyleyecekti. “Namaz kılalım mı?” diye sordum. Herkes kabul etti. Abdestimizi alıp cemaat şeklinde namazımızı kıldık.
🌼🌼🌼
Günümüz o kadar yorucu geçmişti ki... Herkes kendi evlerine dağıldı. Onlar gittikten sonra yatakta uyuyakalmışım. Telefondan saate baktım, 23.00 olmuş. Yattığım yerden doğrulup çalışma masama ilerledim. Masamın üstündeki kulaklığımı taktıktan sonra şarkı aramaya başladım. Hah, buldum! The Weeknd-House Of Balloons açtım, sabah bana bu şarkının sözünü söylemişti çünkü.
“You're in my world now, you can stay, you can stay. (Artık benim dünyamdasın, kalabilirsin, kalabilirsin.)”
“But you belong to me, ooh, you belong to me. (Ama sen bana aitsin, ah, sen bana aitsin.)”
But you belong to me... Ah, sabahtan beri aklımdan çıkmıyor. Her abi dediğimde morali düştü. Allah'ım, bana yol göster, bana yardım et. Günlüğümün kilidini açıp yazmaya başladım.
Sevgili Günlük...
Bugün Meriç abime hediye almaya gittik, doğum günü yaklaşıyor. Gece mavisi gömlekle beyaz kumaş pantolon aldım, kendime de gece mavisi gömlekle beyaz etek aldım. Evet, farkındayım. Aynı uyumlu çiftler gibi oldu. Kim bilir belki bir gün bu kombini ikimiz de giyeriz. İp de aldım, anahtarlık öreceğim. Meriç abim bana gerçekten daha değişik bakıyordu. Sanki kardeşi olarak değil de artık sevdiği biri olarak görüyor. Yoksa, beni seviyor mu? Hah, yok canım ne alaka! Ya da... Gece, kendine gel. O senin abin, abin... Kimi kandırıyorsun sen? Daha dün kıskandın adamı. Çok sıktım seni değil mi? Şimdi İlkim olsaydı bana kızardı 'Neden kendine bunu yapıyorsun?' diye. Ben gidiyorum. Görüşürüz...
Gece Karayel