Gece Karayel
Camın kenarına sandalyemi çekmiş otururken gökyüzünü seyrediyordum. Akşam olduğu için hava gece mavisine bürünmeye başlamıştı. Telefonumu elime alıp şarkıyı değiştirdim. Duman'ın Kolay Değildir şarkısı çalmaya başladı. Bende eşlik ettim.
“Yüreğine ateş düşmüş kara haber var.
Gelen olmaz, giden olmaz ah çeker ağlar.
Pencerede kala kalmış yolunu bekler.
Gelir anam gelir desem, desem yalandır.
Güzel anam canım anam kolay değildir.
İşte geliyor uzaktan beze sarılmış.
Akrabalar her bir baştan başa şaşırmış.
Anam koşar yalın ayak yarı delirmiş.
Gelir anam gelir desem, desem yalandır.
Güzel anam canım anam kolay değildir.”
Kapı tıklatıldıktan bir iki saniye sonra kapı yavaşça aralandı. Başımı o yöne çevirdiğimde Duman abim olduğunu gördüm. Başını kapıdan uzattı. Yerimde hafifçe doğruldum.
“Gece, annem çay demlemiş. Gel de iç abiciğim.”
Başımı olumlu anlamda salladığımda abim kapıyı kapattı. Sandalyeden kalktım ve oturma odasına gittim. Babam tekli koltukta otururken gözleri içeri girdiğim anda bana döndü. Çok güzel bir tebessüm sergiledi. İçimde değişik bir his vardı. Bende gülümsedim.
Rüzgâr abim ve Duman abim üçlü kanepede oturuyorlardı. Onların arasına oturdum. Duman abim beni sıkıca kollarının arasına aldı. Bende kollarımı beline sardım. Saçlarım arasına bir buse kondurdu.
“Gece, kalk da bana yardım et. Şunları içeri götür.” Diye mutfaktan seslendi annem. Duman abimin kollarının arasından çıktım. “Geldim anne.” Ayağa kalktım ve koşar adımlarla mutfağa gittim. Mutfağa vardığımda tezgâhta duran çerezleri gördüm. “İçeriye sehpa koy, sonra bunları götür.” Dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. Dediklerini yaptıktan sonra çerezleri almak için mutfağa tekrar geldiğimde annem de dolu olan çay bardaklarını tepsiye diziyordu.
Abilerimin arasına tekrar oturdum. Duman abim kolunu kanepenin koluna dayamıştı. Diğer elinde ise çay bardağı vardı. Rüzgâr abimse televizyondaki habere odaklanmıştı. Çerez kasesinin içinden Antep fıstığı aldım ve kabuğundan ayırıp yedim.
Rüya gibiydi bu yaşadıklarım. Babam hala bana gülümseyerek bakıyordu.
Gözümü kırptığım anda başka bir yerdeydim. Karşımda babamı gördüm, üstünde polis üniforması vardı. Yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle bana bakıyordu. Beni kollarının arasına çekti. Başımın üstüne bir buse kondurdu. Kokumu içine çekti. “Beni unutma Gece'm, güzel kızım.” Sıkıca sarıldım. “Seni unutmak mümkün mü baba?”
Tekrardan gözümü kırptığım anda başka bir yerdeydim, yine. Önümde bir tabut vardı, üstünde ise Türk bayrağı. Yan taraflarda polisler vardı. Tabuta biraz yaklaştım, resmi görünce dilim tutuldu. Olduğum yere çivilendim bir an. “Baba...” diye fısıldayabildim sadece. Tabuta doğru koştum. Önüne geldiğimde tabuta sarıldım. Gözümden yaşlar sel gibi akıyordu, hıçkırıyordum. “Babam...” daha sonra Rüzgâr abim ve Duman abim yanıma geldi. Onlara döndüm. “Rüzgâr abi... Babama ne oldu?” sadece sustu. Duman abime döndüm. “Duman abi bari sen bir şey söyle, susmayın.” Duman abim beni kollarının arasına çekip sıkıca sarıldı. “Sakin ol abiciğim.” Nasıl sakin olacaktım! Başıma bir buse kondurdu. Gözyaşlarım Duman abimin gömleğini ıslatmıştı. Duman abimden ayrıldıktan sonra gelen Meriç abiye ağlayarak baktım. “Meriç abi... Babam...” ona doğru koştum. “Gece'm, Mavişim.” Beni kollarının arasına aldığında sıkıca sarıldık birbirimize. “Şşş... Tamam, tamam.” O zamanlar açık olduğum için saçlarımı okşadı.
Tekrar gözümü kırptım. Bu sefer annemin bizi terk edişi canlandı gözümün önünde. Kapının önünde bitik bir şekilde oturuyordum. Gözyaşlarım tükenmişti artık, ağlayacak mecalim yoktu. Babam öleli 1 yıl bile olmamıştı. Babamı bu kadar kolay mı unutmuştu? Cenazesinde bayılıp kalkarken... Sırf başka bir adam için 3 tane yavrusunu bırakıp gitmişti. Yalvarmıştım gitme diye, daha 13 yaşındaydım. Ama ne beni ne de abilerimi dinlemedi, gitti...
11 Haziran 2023
Pazar
Yatakta bir anda doğruldum, elim yanağıma gittiğinde ıslaklık hissettim. Sadece rüyada değil, gerçekte de ağlamıştım. Karşımdaki duvarda babamın tabuta koyulan çerçeveli bir resmi vardı.
KADİR KARAYEL
03.03.1972/18.12.2018
POLİS MEMURU
Ağlamam kesilmedi. Yatağımdan kalkıp resmin önüne geldim. “Baba...” elim resme doğru yol aldı. Babamın yüzünü okşadım. “Yıllar sonra rüyama girdin biliyor musun? İlk defa rüyama girdin doğrusu. Sen öleli 6 yıl olacak baba.” Gözüm çerçevenin altında olan polis şapkasına kaydı, tozlanmış. “Daha geçen hafta sildim oysaki ne ara tozlandı baba?” Odamdaki ıslak mendilden bir tane çıkardım, şapkayı elime alıp güzelce sildim.
Kapım tıklatıldı, başımı oraya doğru çevirdim. Kapı açılınca Duman abim olduğunu gördüm. Gözümdeki yaşları sildim. Endişeli bir şekilde yanıma geldi. Yüzümü avuçlarının arasına aldı. Yanağımı okşadı. “Gece'm, ne oldu abiciğim?” başımı sadece olumsuz bir şekilde salladım. Gözlerimden akmaya devam eden yaşları sildi. Beni kendine doğru çekti ve sıkıca sarıldı. Ellerim bir anda kilitlenince şapka yere düştü. Zor da olsa kollarımı abime doladım. “Abi...” hıçkırarak söyledim. “Söyle abiciğim, söyle Gece'm.” Dudaklarım zar zor aralandı. “Babam ilk defa rüyama girdi biliyor musun? İlk başta oturma odasında oturuyorduk, sonra üniforması vardı üstünde. En son tabutunu gördüm. Abi...” kollarımı daha da sıkılaştırdım. Abim açıkta olan saçıma bir buse kondurdu. “Şşş... Tamam, geçti.” Ağlamam daha da arttı. Benden ayrıldığında grileri mavilerimle buluştu. “Gece'm yapma n'olursun. Babam şuan bu halini görse çok üzülür. Sakin ol tamam mı?” başımı onaylarcasına salladım.
🌼🌼🌼
Kahvaltımızı yapmış, mutfağı toplamıştık. Kendime gelmiştim çok şükür. Bugün komşumuz ve en yakın dostlarımız olan Meriç abi ile Mayıs gelecekti. Bu yüzden üstüme bir elbise giymiş şalımı da yapmıştım. Birkaç ikramlık hazırladığım sırada kapı çaldı. “Ben bakarım.” Dedi Duman abim. Kapının açılma sesini duyunca bende oraya yöneldim. Mayıs beni görünce direk sarıldı. O kadar sıkı sarıldı ki boğulacağım sandım. “Kız dur boğulacağım vallahi.” Meriç abi ve Duman abim bize bakıp gülüyorlardı. Onlar içeri geçince Mayıs da benden ayrıldı ve biz de içeriye geçtik. Rüzgâr abimle merhabalaştılar.
Abimler arasında koyu bir sohbet vardı. Biz de Mayıs ile mutfağa gittik. Tezgâha yaslandım. Çayın altını kıstım. “Eee... Mayıs Hanım. Ne var ne yok.? Asla bu sabah konuşmadık.” Kıkırdadık. “Her zamanki Gece Hanım. Bir yaramazlık yok.”
“Allah iyilik versin efendim.”
“Âmin, cümlemize.”
“Âmin.”
Bardaklara çayı doldurduktan sonra tepsiye dizdim. “Mayıs sen hemen içeriye gidip sehpaha çıkarır mısın?” başını olumlu anlamda salladıktan sonra içeri gitti. Elime hazırladığım tabaklardan aldım. Meriç abi ile Rüzgâr abimin önündeki sehpaya iki tabak koydum. Mayıs da Duman abimin önüne koydu, daha sonra bizimkileri de getirdi. Çay servisini yapmaya Meriç abiden başladım. “Sağ ol Maviş.” Uzanıp tepsiden çayı aldı. “Rica ederim Meriç abi.” Daha sonra yaş sırasına doğru dağıttım.
Yıl sonu balosu olacaktı ve tüm sınıflar davetliydi, isteyen ailesinden birkaç kişi getirebiliyordu. İlk defa okulumuzda böyle bir etkinlik olacaktı. Biz de Mayıs ile kombin bakıyorduk. Etekli bir kombin gösterdim. Eteği gece mavisiydi, üstünde fiyonklu beyaz bluz vardı. “Bence güzel, sonuçta o kadar önemli bir şey değil.” Dediğimde Mayıs bana anlamsızca baktı. “Kızım balo diyoruz, balo. Herkes abiye, elbise gibi şeyler giyecek. Bu çok sade kalır. Gündelik hayatından zaten böyle giyiniyorsun.”
“Doğru dedin.” Bu sefer Mayıs bana bir abiye gösterdi. Bordo saten bir abiyeydi. Eteği hafif kabarıktı, ayakkabısını kapatacak kadar uzundu. Kuşağı çok güzeldi. “Vay be... Güzel, güzel.”
“Tamam o zaman ben bunu giyiyorum.”
Telefonda gezinmeye devam ettim. Karşıma tıpkı gözlerim gibi mavi saten bir abiye çıktı. Bel kısmı vücuda yapışıyordu. O yerden itibaren eteği kabarıktı, yerde biraz sürünüyordu. Telefonu Mayıs’a çevirdim. “Buldum.”
Mayıs baktı ve ağzı açık kaldı. “Gece'm bu çok güzel. Bayıldım.” Başımı olumlu anlamda salladım. Başımı Duman abime çevirdim. Telefonunda bir şeye bakıyordu. Kolunu dürttüğümde bana baktı. Ne olduğunu anlamak istercesine tek gözünü kırptı. Telefonun ekranını ona çevirip abiyeyi gösterdim. “Çok güzel değil mi abi?” Başını olumlu anlamda salladı. “Yakışır benim mavi gözlüme.” Deyip yanağımdan bir makas aldı. Rüzgâr abime de göstermek istiyordum fakat Meriç abiyle konuşuyorlardı. Ona bir şey diyeceğimi anlamış olacak ki dudakları aralandı. “Efendim Gece?” Telefonu ona doğru çevirip abiyeyi gösterdim. “Nasıl? Yıl sonu balosu için bakıyorum.” Meriç abi de görüyordu. Abimden önce o konuştu. “Bence sana yakışır Maviş.” Meriç abi abiyeye büyülenmiş gibi bakıyordu. Daha sonra abim de konuştu. “Bence de yakışır Gece'me.” Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. “Vallahi mi abilerim, yakışır mı?”
“Hem de nasıl.” Dedi Meriç abi.
“Sağ ol Meriç abi.”
“Olur abiciğim neden olmasın.” Dedi Rüzgâr abim.
“Mis gibi olursun çiçeğim.” Dedi Duman abim de.
“O zaman alıyorum.” Rüzgâr abime yandan bir bakış attım. “Benim en büyük abim. Canım abim. Rüzgâr abim. Azıcık ateşlesen olur mu?” Meriç abi ile Duman abim kahkaha attı. “Ne kadar lazım?”
“200 TL eksik kalıyor.”
“Kapıda ödeme yapmakla uğraşma, al şu kartı buradan çektir.” Kredi kartını uzattı. “Allah razı olsun abim.”
“Sendende Gece'm"
Ayağa kalkıp kartı kaptım. Kart bilgilerini girdikten sonra sipariş ettim. Bu sırada Mayıs konuştu. “Abi?” Dedi Meriç abiye melül melül bakarken.
“Abim?”
“Sende azıcık bana mı ateşlesen?”
Cüzdanını çıkarıp kartını direk verdi. “Al kız.” Dedi komikçe. Mayıs direk kartı kaptı. “Yavaş be kızım.” Mayıs gülmeye başladı, bende kıkırdadım. Abimler sohbete devam etti. Mayıs da sipariş etti.
Öğlen ezanı okundu. Herkes ezan bittikten sonra abdest aldı ve cemaat halinde namazımızı kıldık.
“Allah kabul etsin hepimizinkini.” Dedi Meriç abi. Hep bir ağızdan “Âmin.” Dedik. Abiler salona Mayıs’la ben de benim odama geçtik. Mayıs yatağıma oturdu ve bağdaş kurdu. Bende çalışma masamın sandalyesini çekip oturdum. “Eee... Hayatında bir değişiklikler var mı hanımefendi?”
“Ne değişikliği olacak kız. Zaten her gün beraberiz bir günümüz ayrı geçmiyor. Yarın okula gelecek misin? Son hafta zaten.”
“Gelirim, İlkim sen ben takılırız fena mı? Ders falan olmazsa çarşıya çıkarız. Zaten küçücük Kırşehir artık ne yapacaksak.” Sırıtarak başımı olumlu anlamda salladım. “Öyle deme memleketime. Ayıp oluyor ama. Yeraltı Çarşımız var, Uzun Çarşımız var, Ahi Çarşısı var. Ahilik şehri ayol! Küçümseme.” Kısa bir kahkaha attı. “Peki peki.”
O sırada kapı tıklatıldı, açıldığında kapının arkasından İlkim kafasını uzattı. “Misafir kabul eder misiniz?” Yüzündeki tebessümle kapıyı kapattı. “Eder miyiz?”
“Edersiniz, edersiniz.” Dedikten sonra yatağa, Mayıs’ın yanına oturdu.
“E o zaman sormana gerek yok.” Sonra aklıma konuştuğumuz şey geldi. İlkim’e döndüm. “Ya İlkim bizim çarşımız küçük ya,”
“Evet.”
“Gezilecek yer de mi yok çarşıda?”
“Var tabii ki, neden soruyorsun ki?”
“Mayıs çarşıda gezilecek yer yok diyor.” Bakışlarımız aynı anda Mayıs’a döndü. “Aman ben bir şey demedim.” Kendini savunmaya geçti. Gülmeye başladım. İlkim’e döndüm tekrardan. “Sen balo için elbise aldın mı?”
“Bir tane beğendim ama olur mu bilmiyorum. Abartı gibi duruyor. Hatta göstereyim.” Çantasından telefonunu çıkardı. Daha sonra bana çevirdi, Mayıs da yanıma yanaşıp baktı. Bej rengi saten, sade ve şık bir abiyeydi. Kolları balon kola kaçıyordu fakat değildi. Kemeri değil de kuşağı vardı ve çok hoştu. Eteği yerde sürünüyordu. “Bence çok güzel, ne abartısı Allah aşkına!” dedim. Mayıs da bana katıldı. “Hemen sipariş ver.” Dedi Mayıs ardından.
“Eve gidince sipariş ederim. Mert'e bir göstereyim. O da sever bence.”
“Aman Mert ne anlar, zevksiz.” Dedi Mayıs.
“Tabii ki beğenir. Sen Mayıs’a bakma. Ona da göster. Sonra alırsın.”
Başını olumlu anlamda salladı. “İçeriye geçelim mi, eğer isterseniz?”
“Bana uyar.”
“Bana da.”
Oturma odasına gittik. Abimler her zamanki yerlerinde, bıraktığımız gibi oturuyorlardı. Duman abim geldiğimizde İlkim'e bakıp kısa bir gülümsedi. İlkim de gülümsedi. Ah sizin gizli aşkınız, farkında değiliz sanıyorsunuz tabii.
Kızlarla birlikte üçlü kanepeye oturduk. İlkim, Duman abimin tam karşısındaydı. Arada bir bakışıyorlardı. Sizin aşkınızı yerim, açılsanız da kurtulsam. Bende Meriç abiye baktım. Rüzgâr abimle sohbet koyu gibiydi. Meriç abimin son zamanda spora daha fazla gittiği üstüne yapışan beyaz tişörtten belliydi. Ahh ne diyorum ben? Hepsi iblis yüzünden. Bir anda kahveleri mavilerimle buluştu. Yanağımda bir sıcaklık hissettiğimde ani şokla hemen gözlerimi kaçırdım. Mutfağa gitmek için ayaklandığımda Mayıs bana baktı. “Nereye?” dedi. “Su içip geleceğim.” Dediğimde ‘Tamam.’ Der gibi başını salladı.
Mutfağa gittiğinde bardakların olduğu dolaptan hemen bir bardak alıp arıtıcıdan su doldurdum. Sandalyeye oturup suyumu içtim. Bir anda ne olmuştu bana? Bardağı yıkayıp bezin üstüne koydum. Biraz mutfakta kalıp kendime gelmem gerekiyordu.
Salonun kapısından girdiğim sırada üstümde bir çift göz hissettim fakat kim olduğuna bakmadım. Kızların yanına oturduğumda İlkim, abiyeyi Mert'e sormuş. Mert ise abiyeyi çok beğendiğini ve almasını söylemiş. Mayıs ise telefonundan şal modelleri gösteriyordu. “Bence hepimizin abiyesine aynı şal modeli yakışır.” Mayıs bunu dedikten sonra üçümüz de aynı anda “Tabii ki omuzları örten, arkadan bağlamalı şal modeli.” Deyip birbirimize baktık. Duman abim bize bakarak tebessüm sergiliyordu.
“Yine Bluetooth’landık.” derken Mayıs ile aynı anda söyleyip gülmeye başladık.
“Ben artık şaşırmıyorum.” dedi İlkim.
Zaman ne çabuk geçti bilmiyorum ama ikindi ezanı okunmuştu. Meriç abi ayaklandı. İlk bana baktı, daha sonra herkese teker teker kısa bakış attı. “E haydi namaza.” Hepimiz seccadelerimizi serdik, cemaat halinde kıldık yine. “Allah kabul etsin.” Dediğimde herkes “Âmin.” Dedi.
🌼🌼🌼
Akşam olmuş, misafirlerimiz gitmişti. Çalışma masamda oturmuş şarkıya eşlik ediyordum. Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var çalıyordu.
“Bir derdim var artık, tutamam içimde.
Gitsem nereye kadar?
Kalsam neye yarar?
Hiç anlatamadım, hiç anlamadılar.”
Önümde duran kilitli günlüğüm kilidi açık bir şekilde duruyordu. Elime kalemi aldım ve yazmaya başladım. Günlüğüme ilk defa başladım.
Sevgili Günlük...
Bugün neredeyse 5 yıl sonra babam rüyama girdi biliyor musun? Eskiden yaşadığımız o mutlu aile tablosunun yıkılışını gördüm. İlk başta salonda çok mutlu bir şekilde oturuyorduk. Daha sonra babam üzerinde üniformalı bir şekilde karşıma çıkıp bana sarıldı. “Beni unutma Gece'm, güzel kızım.” Dedi. Daha sonra babamın tabutunu gördüm. Etrafta polisler vardı. İlk başta inanamadım... Ama sonra ailemdeki herkesi gördüm. Duman abim sakinleştiremeyince Meriç abim sarıldı. Evet komşumuz olabilir abi ben onu kendi abim gibi seviyorum. Rüyam bu kadardı, kısa ama etkisi büyük. Öğlen Meriç abi, Mayıs ve İlkim Mavi geldi.
Farklı aileler, aynı yara...
Neden böyle yazdım biliyor musun? Sana yeni başladığım için bilemezsin tabii ki. Çünkü Meriç abinin annesi daha onlar küçükken vefat etmiş. Babaları ise Meriç abi 20 yaşındayken vefat etti. Biz de vardık cenazesinde. Aynı onların da babamın cenazesinde olduğu gibi...
Ailesinden kimseyi kaybetmemiş sadece İlkim Mavi ile Mert ikizleri, Elhamdülillah...
Şunu fark ettim, sanırım Meriç abinin yeri benim için çok ayrı. Zaten çok iyi bir insan. Küçüklüğümüzden beri birbirimizi tanıyoruz. Bana çok iyi davranıyor. Bir abiden daha fazlası mı? Bilmiyorum. Bu günlük bu kadar yazacağım, biraz kısa oldu ama olsun. Başka bir gün görüşmek dileğiyle...
Gece Karayel
