19 Haziran Pazartesi
00.00
Saatlerdir bu anı bekliyorum. Günlerden 19 Haziran, Meriç abimin doğum günü. Her zaman ilk kutlayan ben olurum, herkes benim gibi saatin 12 olmasını beklemiyor tabii. Hemen telefonumdan Meriç abimle olan sohbetimize girip yazmaya başladım.
Siz: Meriç abi, doğum günün kutlu olsun. Rabbim sevdiklerinde birlikte sağlıklı, hayırlı uzun ömürler versin. İnşallah hiçbir zaman bizden ayrılmazsınız.
Son yazdığın cümleyi geri sil.
Mesajı yazdıktan sonra telefonumu yanıma koydum, yatağımda uzanırken tavana bakarak cevap gelmesini bekliyordum, parmaklarımla oynamaya başladım. Daha bir dakika bile olmadan bildirim geldi. Hemen yatakta oturur pozisyona gelip bağdaş kurdum.
Meriç Abim: Sağ ol Maviş. Bu saatte kadar bekledin mi?
Yanına gülücük emojisi de koymuştu.
Siz: Niye ki? İlk kutlayan değil miyim yoksa?
Parmağım ağzıma gitti, panikten ellerim de titriyordu. Bu neyin paniği acaba? Oturduğum yerde bacağımı da titretmeye başladım. Kalp ritmim bozulmaya başladı. Kızım alt tarafı soru sordun.
Meriç Abim: Ah Maviş’im. İlk kutlayan her zamanki gibi sensin. Teşekkür ederim.
Maviş’im... Bacağımdaki titreme durmuştu. Kalbim düzenli atarken o yazıyordu. Yüzümde bir gülümseme belirdi.
Meriç Abim: Mayıs bile kutlamadı daha.
Siz: Kutlar şimdi.
Meriç Abim: Bence unuttu.
Siz: Unutmamıştır.
Meriç Abim: Daha yeni yatmak için odasına gitti.
Siz: Belki de sana sürpriz yapacaktır?
Meriç Abim: Sanmam.
Siz: Sen Mayıs’ı kafaya takma. En geç yarın kutlar zaten.
Ben kutladım ya...
Meriç Abim: Sen öyle diyorsan, takmayayım... Sen uyu, yarın kahvaltıya bize gelirsiniz.
Siz: İlk olarak daha uykum gelmedi, ikinci olarak yarın size boşuna zahmet olmayalım.
Meriç Abim: Maviş, doğum günü çocuğunu kıracak mısın?
Çocuk? Gülümsemem hafif sesli bir kahkahaya dönüştü.
Siz: Meriç abi, 23 yaşına girdin. Çocuk kategorisinde değilsin maalesef.
Meriç Abim: Ben yaşlandığımı kabul etmek istemiyorum.
Siz: Zaten yaşlanmadın ki, büyüdün sadece.
Meriç Abim: 5 yıl önce senin yaşındaydım. 5 yıl...
Siz: O kadar da geçmemiş.
Meriç Abim: Geçti. Neyse onu boş ver. Sen bana cevap ver, yarın bize kahvaltıya geliyor musunuz?
Siz: Geliriz. Kıramam seni.
Meriç Abim: Tamam o zaman abisinin güzeli. Daha uykun gelmedi mi?
Abisinin güzeli ha?
Siz: Yok gelmedi. Benden sıkıldın mı yoksa?
Yanına gözleri yukarıya bakan emojiyi koydum.
Meriç Abim: Senden hiç sıkılır mıyım?
Siz: Sıkılmaz mısın?
Meriç Abim: Sıkılmam.
Gayet açık ve net bir cevaptı.
Siz: Anlat bakalım doğum günü çocuğu. Neler oluyor hayatında?
Meriç Abim: Her zamanki gibi işte. POMEM’e kabul edilmişim, çağırılmayı bekliyorum.
Siz: Ne güzel, eğitim ne zaman başlıyor.
Meriç Abim: Ekim’de.
Siz: Daha 4 ay varmış. Kaç ay sürüyordu, 6 değil mi?
Meriç Abim: Hmhm. 6 ay bensizsiniz.
Sensiziz.
Siz: Keşke burada olsaydı eğitimin.
Meriç Abim: Keşke...
01.00
Gözlerim telefonumun sol köşesindeki saate kaydı. Meriç abimle 1 saat yazışmışız. Göz pınarlarım acımaya başlamıştı, esnedim.
Siz: Meriç abi ben uyuyacağım, yarın akşam bize gelin olur mu?
Meriç Abim: Geliriz inşallah.
Siz: Tamammm. O zaman yarın sabah sizdeyiz, akşam bizdeyiz. Allah rahatlık versin doğum günü çocuğu.
Meriç Abim: Sanada Maviş. Doğum günü çocuğu ha? Kabullendin.
Siz: Kabullendim.
Meriç abim mesajıma mavi kalp bıraktı, anlamı arkadaşlık olan. Bende onun mesajına papatya bıraktıktan sonra telefonumu kapatıp komodinin üzerine koydum. Sağ tarafıma dönüp uyumaya çalıştım.
Sabah...
08.00
Yüzüme perdeden dolayı hafif vuran gün ışığı kapalı olan gözümün içinde bir aydınlık yaratıyordu. Yavaşça araladım mavilerimi, daha doğrusu aralayamadım. Uykudan gözlerimi açamıyordum. Normalde az uyumaya alışığımdır ama bugün...
En sonunda gözlerimi açabildim, sağ tarafıma dönüktüm hala. Pikeyi üzerimden çektim ama hala yatakta uzanıyordum. Komodinimin üzerindeki telefonumu elime alıp saate baktım. Saat 8’di. Mesaj gelmiş mi diye WhatsApp’a girdim, kimse yazmamıştı. Telefonumu yeniden komodinimin üstüne koyup gözlerimi kısa bir süre dinlendirdim. Sol tarafıma dönüp gözlerimi açtım, tavanımdaki ördüğüm ay ile yıldızlara baktım. Yüzümde kısa bir tebessüm oluştuktan sonra yavaşça yataktan kalktım. Ayaktayken kollarımı havaya kaldırıp esnedim, her yerim ağrıyordu. Pencereme doğru gittikten sonra camı açtım, odamı bir serinlikle birlikte kuşların güzel cıvıltıları doldurdu. Dışarısı çok güzel kokuyordu, sanki hala ilkbahardaydık.
Ben Meriç abime anahtarlığını örmedim... Bu düşünceme karşılık gözlerim bir anda açıldı. “Nasıl unuturum ya!” diyerek kendime kızmaya başladım. Hemen dolabımdan iplerimi çıkarıp yatağa oturdum, daha düzeltmeye bile vakit bulamadığım yatağıma... Deadpool’lu anahtarlık modeli görmüştüm. Kafası için sihirli halkamı yapıp örmeye başladım.
15 dakika sonra...
Deadpool’un gövdesini bitirmiş, içine elyaf doldurup parçalarını birleştirmiştim. Aksesuarlarını örüyordum. Daha tam uyanamadığım için hala arada bir esniyordum. Kıvırcık saçlarım ensemi terletmişti, camı açtığım halde içerisi sıcaktı. Elimin tersiyle alnımı sildim, örmeye devam ettim. Aslında kısa bir su molası fena olmaz diye düşünerek örgümü yatağımın üzerine bıraktıktan sonra mutfağa gittim. Buzdolabının önünde kapağını açmış bir şekilde bekliyordum. Soğuk su kalmamıştı, kim bitiriyor ya da nerede diye sormayacağım tabii ki Rüzgâr abimin yanında. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes verip kendi kendime söylenmeye başladım. Mecburen arıtıcıdan içecektim. Dolaptan bir bardak aldıktan sonra arıtıcıyı açıp suyumu doldurmaya başladım.
Bir anda aklıma buzlukta buz olduğu geldi. Su doldurduğum bardağı tezgâhın üzerine koyup buzluğun önüne geldiğimde kapağını açıp buzların olduğu yere baktım, buz vardı. Yüzümde gülümseme belirdi, hemen buz kalıbını alıp bardağımın içine 3 tane buz attıktan sonra tezgâhın üstüne bıraktım. Suyu tek nefeste içtim.
Odama gittiğimde 5 dakikada Deadpool’un aksesuarlarını da bitirdim. Kızlara fotoğrafını atmak için grubumuza girdim, fotoğrafı çekip attıktan sonra mesaj gelmesini bekledim.
Görevimiz Tehlike
İlkim: Çok güzel olmuş, bayıldım.
Mayıs çevrimiçi olduktan sonra yazmaya başladı.
Mayıs: Abim baya şanslı. Şuna bak arkadaşı ona anahtarlık örüyor. Bize de ör.
Gülümsedim.
Siz: Öreyim. Bu sabah size kahvaltıya geleceğiz, Meriç abim dedi mi?
Mayıs bir süre yazmadı.
Mayıs: Demişti. Şu an mutfakta, hamur yoğuruyor.
Gözlerim fal taşı gibi açıldı, kahkaha patlattım sonra.
İlkim: Hamarat şeye bak sen.
Siz: Vallahi Meriç abiyle evlenen kişi şanslı ya.
Mayıs: Öyle öyle. Ev işlerini de paylaşıyoruz zaten. Canım abim.
İlkim: Maşallah. Duman da öyle.
Siz: Yani öyle sayılır. Benim hediyeyi hazırlamam lazım.
Mayıs: Ne hediyesi?
Meriç abimin dediği kadar varmış, unutmuş gerçekten.
İlkim: Meriç abinin doğum günü ya.
Mayıs: Bugün ayın 19’u mu.
Siz: Yoksa ben size neden anahtarlık nasıl oldu diye sorayım? Öyle, hadi ben kaçtım.
İlkim: Görüşürüz.
İlkim’in mesajına kalp bıraktıktan sonra hediye paketi aramaya koyuldum. Aldığım kıyafetlerin içine koymayı düşündüm, olabilirdi. Masamın üzerindeki hediye paketini açtım, içine Deadpool ile geçen günlerde yazdığım notu da koyup paketi yeniden kapattım.
Abilerimi uyandırma vakti.
Abilerimin odalarının olduğu koridora gittim. İlk önce sağımdaki daha sonra solumdaki kapıyı üçer kez tıklattım “Beyler, uyanın bakalım.” Diye seslendim. Sağımdaki kapı aralanmaya başladı. Dağınık saçlı, uykulu gözlü Duman abim belirdi. Gözlerini ovuşturdu, elini ağzına götürüp esnedi. “Günaydın canım abim.” Dediğimde dudakları aralandı “Günaydın canım kardeşim.” Dedi. “Meriç abiler kahvaltıya bekliyorlar bizi.” Başıyla onayladı dediklerimi, gülümsedim.
Rüzgâr abimden ses yoktu. Kapısının önüne gittim, tekrar tıklattım. “Uykucu şey, uyan artık.” Yine ses gelmeyince kapıyı yavaşça aralayıp içeriye baktım. Bir bacağı yataktan sarkan, pikesi üstünde olması gerekirken ona sarılan Rüzgâr abimle karşılaştım. Yerde buzdolabından çaldığı su şişeleri duruyordu. Camı açık bırakıp uyumuş. Bu manzaraya karşı gülmemi tutamadım. Artık ne kadar sesli güldüysem adam yataktan sıçradı. Gözlerini açtıktan sonra etrafa baktı, beni gördü. “Sen miydin ya.” Dedikten sonra yastığın altına kafasını koyup uyumaya devam etti. “Alo! Uyan artık, kahvaltıya gideceğiz. Meriç abimler çağırdı.” Dememle “Ben gelmiyorum, uyuyacağım.” Diye karşılık verdi. “Abi! 5 saniye içinde kalkmazsan aç kalacaksın, o kasların bile eriyecek.” Aniden yataktan kalktı. “Kaslarım mı?” karın kasına baktı, daha sonra kol kasına. “Ben bunları boşuna yapmadım. Uykudan daha önemli, canım kaslarım.” Duman abim de arkamda belirdi. “Abi, hadi.” Dedi. “Geliyorum benim canım kardeşlerim.” Bize doğru geldi. Üçümüz birbirimize baktık. “İlk ben gireceğim, bana ne.” Diyerek lavaboya doğru koştum. Anahtarlığı örmekten yüzümü bile yıkamayı unutmuştum. Arkamdan bağrışma sesleri geldi fakat ben lavaboya girip kapısını kilitlemiştim bile.
Lavabodaki işlerimi hallettikten sonra çıktım. Kapıda beni bekleyen Duman abimi gördüm. “Rüzgâr abim nerde?” eliyle mutfağı gösterdi. Aniden gözlerimi açtım “Sakın bana orda yıkadı deme, sakın.”
“Yıkadı.”
Mutfaktan yüzü ıslak Rüzgâr abim çıktı. Bana bakıp sırıttı. “Ya on dakika bekleyemiyor musun sen!” diye azarladım. “Maalesef Gececim.” dedikten sonra Duman abim, Rüzgâr abime kaç der gibi baktı. “Rüzgâr abi...”
“Abim?” dedikten sonra kovalamaya başladığım için kaçıp kendini odaya kilitledi. Kapıya vurmaya başladım. “Açsana kapıyı! Eve gelince o evyeyi çamaşır sulayacaksın!”
“Tamam ya!”
Duman abime döndüm. “Meriç abimin doğum günü bugün, hediyeleriniz hazır mı? Sakın unuttum demeyin.” dediğimde Rüzgâr abim odadan çıkıp bana baktı. “Yok kız ne unutması.” Duman abimin sesiyle ona yeniden bakmıştım. Bakışlarımı Rüzgâr abime çevirdim. Bir bana bir Duman abime bakıyordu. “Şey ben hediye almayı unuttum.” gözlerimi devirdim. “Ben de alamadım.” bakışlarım bir Duman abimle Rüzgâr abim arasında gidip geliyordu. “Ya ikiniz de nasıl hediye almadınız.”
“Bence Meriç dert etmez.” dedi Rüzgâr abim. “Valla bilemiyorum.” dedi Duman abim de. “Ben hazırlanmaya gidiyorum, sizde hazırlansanız iyi olur canım abilerim. Meriç abiye de hediye bulun!” Odama gidip kapıyı arkamdan kapattım. Dolabımın önünde durdum, kapaklarını açtıktan sonra içeriye biz göz attım. Kısa kollu ama içinde badi varmış gibi görünün lacivert bir elbisem vardı. Kolları da çizgiliydi. Onu giydim, ardından başıma lacivert şalımı yaptım. Lacivert çorap da giydim. Evet, çorabıma kadar lacivert giydim. Mavilerin kraliçesi, Gece Karayel.
Masamın üstündeki hediye paketiyle göz göze geldim. Nasılsa akşam bize gelecekler diye götürmeyecektim. Telefonumu elime alıp odamdan çıktım. “Hazır mısınız?” diye seslendim abilerime. İkisi de aynı anda odalarından çıktı, hazırladı. Dış kapıyı açtım, ayakkabı dolabından terliğimi çıkarıp giydim, terliğim de maviydi. Asansör buraya gelsin diye düğmesine bastım. Abilerim terliklerini giyene kadar asansör de gelmişti. Asansöre bindikten sonra Rüzgâr abim 2’ye bastı. Kapılar açılınca ilk ben çıktım.
Meriç abimlerin dairesinin önünde duruyorduk. Kapıyı üç kere melodili bir şekilde tıklattım, her zamanki gibi. Kapıyı Mayıs açtı. “Hoş geldiniz.” Dedi neşeyle. Aynı şekilde ben de “Hoş bulduk.” Dedim. Abimler de hoş bulduk dedikten sonra onlar içeri, biz Mayıs’la mutfağa geçtik. Kapının pervazına yaslanıp ellerimi göğsümün üstünde birleştirdim. Meriç abim mutfaktaydı, salatalık ile domates doğruyordu. Başımı yana çevirdiğinde beni gördü. Elindeki son domatesleri de yerleştirdi. “Hoş geldin Maviş'im.” Dedi. “Hoş bulduk hamarat doğum günü çocuğu.” Dedim gülümseyerek, o da bana gamzelerini sergileyerek gülümsedi. “Yardım edilecek bir şey var mı hamarat bey?” dediğimde başını yok anlamında salladı. Mayıs “O zaman biz içeriye geçelim.” Dediğinde olur anlamında gözlerimi kırpıp başımı hafifçe öne eğdim. Yerimde doğrulduktan sonra Meriç abime göz kırpıp gamzelerimi sergileyerek gülümsedim.
“Kolay gelsin gamzeli.”
“Sağ ol gamzeli.”
İçeriye geçeli iki dakika daha olmadan mutfaktan bir ses yükseldi. “Gençler, gelin kahvaltı hazır.” Hepimiz mutfağa gittik. Meriç abim çayları bile doldurmuştu. Herkes yerlerine oturdu. Meriç abim her zamanki gibi karşımdaydı, Mayıs ise yanımda. “Meriç abi, börekler çok güzel kokuyor, eline sağlık.” Dediğimde Mayıs gülmeye başladı. Meriç abimle göz göze geldim. “Sen nerden biliyorsun?” dediğinde bakışlarını Mayıs’a çevirdi. Tekrar gözlerini benle buluşturduğunda gözleri konuşuyordu benimle, sanki nasıl olmuş der gibi bakıyordu.
Börekten bir parça kopardıktan sonra ağzıma attım. En sevdiğim, maydanozlu peynirli. O kadar güzeldi ki, gözlerimi kapatıp sadece tadına odaklanmışım. Mayıs beni dürttü. “Börek, nasıl olmuş?” diye sordu. Ağzımdaki lokmayı yuttum. “Meriç abi...” tek kaşını kaldırarak baktı. “Çok güzel olmuş, bayıldım.” Dediğimde rahatlamış gibiydi, tek taraflı güldü, o tarafın gamzesi belli oldu. “Afiyet olsun Maviş.”
“Meriç, sen baya hamaratsın ha. Ben bu kadar olamadım daha” Duman abimin bu lafına ithafen Meriç abim gülümsedi. “Sende bir gün olursun be Duman.” Dediğinde Rüzgâr abim atıldı. “Tabii, kimin arkadaşı.” Aniden Rüzgâr abime döndüm. “Nerde icraat?” diye sordum, ses tonum çok ciddiydi. Rüzgâr abimin yüzü aniden ciddileşmişti, Meriç abimse Duman abimle birlikte kahkahalara boğuldular. Rüzgâr abim öksürmeye başladı. “Evde sadece ben yemek yapıyorum, ha bir de Duman abim. Mutfağın asıl şefi benim.” Önüme dönüp börekten bir parça daha aldım. Üstüne bir de demli çayımı içtim, Meriç abim bana bakıyordu. Gülümsedim, Meriç abim nasıl da biliyor sevdiğim şeyleri. Gözlerine baktım, uzun uzun. Bu aşık bir bakış değildi, arkadaş canlısı bir bakıştı. Bakışlarım karşılıksız kalmadı, sevdiğimi biliyorsun der gibi baktığımda karşılığı biliyorum diyen bakışlarıydı.
Kahvaltımız bitince etrafı toplayıp çaylarımızla birlikte içeriye geçtik. Çayımı bitirdiğim için çay doldurmaya mutfağa gidecektim. “Çay isteyen var mı?” Diye yönelttiğim soruda herkes istemediğini söylemişti. Elimde kupa bardağımla mutfağa gittim. Benim dışımda kimse içmediği için çayın altını kapattım, zaten kısık gözdeydi. Süzgeci koyup demi doldurmaya başladım. Bu sırada mutfağa doğru gelen adım sesleri kulaklarımı dolduruyordu. Bardağıma suyu da koymuştum. İdeal oranım bardağın 3’te 2’si dem, geri kalanının su olması. Sanırım biraz demli seviyorum, sanırım. Sesler daha da yaklaşınca kapıya doğru döndüm, bardağımın kulplarını tutmuştum fakat daha elimde değildi, hala tezgahtaydı.
Elinde bardağıyla bana doğru yavaşça yaklaşan Meriç abimi gördüm. “Meriç abi, hani içmeyecektin. Deseydin sana da doldururdum.” Tezgâha yaklaşınca ocağın yanından biraz kaydım, ona yer açtım. Bardağını tezgâha koyduktan sonra demliği eline aldı. Süzgeci koydu, demi doldurmaya başladı. Bana kısa bir bakış attığında tek kaşımı kaldırdım, cevap bekliyordum. “Sana zahmet olmasın diye, elim ayağım sağlam çok şükür. Kendim de doldurabiliyorum.” söyledikleri karşısında içim biraz yumuşamıştı. “Ne zahmeti Meriç abi.” Demliği bırakıp bana döndü, bardağı eline almıştı. Bir yudum aldıktan sonra derin bir iç çekti, gözlerime öyle bir baktı ki, gözlerimde kayboldu. Sorduğum soruya daha açıklamalı bir cevap verecek gibi hazırlandı.
“Maviş’im. Kendim yapabiliyorken neden senden isteyeyim?”
“Genelde bir kişi doldurmaya giderken diğerlerine de sorar, sordum. İsteyen varsa o kişinin ki de doldurulup getirilir, biliyorsun.”
“Biliyorum, ama... Gerek duymadım. Genelde tüm işleri kadınlara bırakıyorlar. Yok kadınlar evde olurmuş, yok erkeğine hizmet edermiş. Bu genellemeleri sevmiyorum. Şu ana kadar hiç kendi çayını doldurmaya giderken diğerlerine soran bir erkek gördün mü? Hatta kendi çayını doldurmaya giden erkek gördün mü? Göremezsin.” çayından bir yudum aldıktan sonra tezgâha yaslandı, derin bir nefes aldıktan sonra tekrar bana baktı. “Ben bunların tersini yapmaya çalışıyorum, her zaman. Her ev işini kendim yaparım, Mayıs’a fazla bırakmam. Bence ev işlerini sadece kadınların üzerine yüklemek yerine iş bölümü yapmalılar. Misal ikisi de çalışıyorsa eski toprağa göre her zaman kadın yemek yapar. Bence ikisi de aynı anda yapabilir, ya da o gün kim daha çok yorgunsa yemek yaparken daha az görev alır. Mantıklı değil mi? Kadınlarımıza çok yükleniliyor.” Başımla onayladım onu.
Çayımdan büyük bir yudum aldım, çay sıcaktı. Bir anda içtiğim için boğazıma kaçmış, öksürük tutmuştu. Öksürmeme karşılık Meriç abim hemen elindeki çayını tezgâha koyup bana baktı. Günah olmasa yardım etmek için dokunacaktı. Dolaptan bir bardak çıkarıp içine su doldurduktan sonra bana uzattı. Gözündeki endişe o kadar büyüktü ki. Diğer eliyle masanın oradan hemen bir sandalye çekti. Sandalyeye oturduğumda elimdeki çay bardağını alıp onun yerine su bardağını uzattı. Bana doğru eğilmişti, tek eli tezgâha dayalıydı. “Maviş, iyi misin.?” sesi bile endişe doluydu. Suyu içtikten sonra göz göze geldik. Göz bebeği kocaman olmuştu. Derin bir nefes aldıktan sonra gülümsedim. “İyiyim Meriç abi, sakin ol. Sadece biraz fazla sıcaktı ve boğazıma kaçtı.” Biraz da olsa sakinleşmişti. Tek kaşını kaldırıp baktı, emin misin? Bakışıydı bu. “Gerçekten, iyiyim. Endişelenme.” tuttuğu nefesini sakince vermişti. “Korkuttun beni.”
“Korkma, iyiyim.” gülümsemem büyümüştü. Benden biraz uzaklaşıp tezgâha yaslandı. “İçerken dikkat et, her zaman yanında biri olmayabilir.” sözünü başımla onayladım, haklıydı. Sandalyeden kalktığımda sandalyeyi geri yerine koydum. Tezgâhın üzerindeki çayımı alıp Meriç abiye baktım. Benim her hareketimi dikkatlice izliyordu. Ona baktığımda ise sanki ne yaptığımı anlamış gibi yerinde doğruldu.
İçeriye gittiğimizde abilerim kendi aralarında bir sohbet içerisindeyken Mayıs telefonuna bakıp sırıtıyordu, tahmin edeyim Tiktok’ta. Yanına gittiğimde telefonunun ekranına baktım, tahminimde yanılmamıştım. Oturduktan sonra başımı onun omzuna yaslayıp ben de telefonunun ekranına baktım. Arada bir kaslı abiler geldiğinde göz göze geliyor, gülüşüyorduk. “Şu keşfete bak ya.” dedim sessizce. Mayıs gülmeye başladı “Bu iyi hali.” dediğinde gözleri tavanda gezindi. “Manyak ya.” deyip gülmeye başladım.
Meriç Çınar Alpkan
Sağ elimde çay bardağım vardı, sol elimi ise başıma destek yapmış Gece’yi izliyordum. Mayıs’la kendi aralarında konuşup gülüyorlardı. Başını kardeşimin omzuna yaslamıştı, keşke o kişi ben olabilseydim.
Evet, isterdim. Başını yasladığı omzu olmak...
Size şu an halimi kısaca açıklayayım. Yıllardır kardeşim olarak gördüğüm, en yakın arkadaşlarımın kardeşi olan, kız kardeşimin en yakın arkadaşı olan kıza karşı bir şeyler beslemeye başladım. Belki de ben öyle sanıyorum. Bu iyi bir şey mi, bilmiyorum. Son sınıfa geçtiğinden beri sanki ona farklı bakıyorum, yani daha yeni. O da bana karşı böyle olsa, ama ben onun abisiyim. En zoru da bu. Maviş'im beni abisi olarak görüyor ama ben, ben çok zor durumdayım. Bunu belki de ona hiç söylememeliyim, söylersem aramızdaki abi-kardeş ilişkisi bozulabilir, korkuyorum. Şimdi erkek adam korkar mı diyebilirsiniz, sevdiği kadını kaybetme ihtimali varsa korkar.
Çayımdan bir yudum alıp izlemeye devam ettim. Gece başını kaldırmıştı, ayağa kalktıktan sonra bağdaş kurup geri oturmuştu. Rahatlık, önemli. Hatta bir ara Mayıs’a vurmaya bile başladı. Ama bu sertçe bir vurma değildi, eminim ki videoda bir şey gördü ve buna karşılık Mayıs’a tepki niyetine yavaşça vuruyordu. Yavaşça dediğimde ben bile inanmadım. Tamam, belki biraz sert olabilir. Fakat Mayıs halinden hiç şikâyet etmedi, aksine kahkaha atıyordu.
Gece'nin bakışları Mayıs'tan bana döndü. Gözlerime baktı, baktı... Gamzelerini belli ederek gülümsedi, gamzelim benim. Bende aynı şekilde ona gülümsedim, içimdeki duyguları bastırarak bir abi gibi gülümsedim, tabii ben öyle sanıyordum. O sıcaklığı hissettirmiş olacağım ki bakışlarını benden hızlıca ayırdı, buna karşılık gülümsemem arttı.
Daha fazla izlersem abilerine yakalanacaktım.
Mayıs’a bir şey dedikten sonra Gece bir anda oturduğu yerden kalktı, dış kapıya doğru Mayıs’la birlikte gittiler. Gözümden kaybolunca gelen kapı sesiyle geride bıraktığı, daha yeni burada olduğu koltuğa baktım.
Oğlum sen fena yanmışsın.
Saçmalama.
Yalan mı, kız gidince kalbinin ritmi bozuldu.
Elim kalbime gitti, iç sesim haklıydı. Ritmi o kadar bozuktu ki, anlatılmaz.
Haklıyım tabii ki.
Sen bir sus!
Sen baya baya kardeşim dediğin kıza tutulmuşsun.
Yok ya.
Kendini kandırıyorsun.
Canım iç sesimle birlikte kalmıştım ki telefonuma bildirim geldi. Sol cebimden telefonumu çıkarıp mesajın kimden geldiğine baktım, Mertti.
Mert: Meriç abi, müsait misin? Size gelecektim de.
Çayımdan bir yudum aldıktan sonra sol elimle yazmaya başladım.
Siz: Oğlum bu da soru mu, gel tabii ki.
Attığım mesajın gitmesiyle kapının çalması bir oldu. Çayımı masanın üstüne koydum. Bana bakan kardeşlere karşılık “Mert geldi.” Deyip kapıyı açmak için yerimden kalktım, açtığımda yere bakan Mert'i gördüm. “Mert. Gel kardeşim.” Dememle ayakkabısını çıkarıp içeriye geldi. Dolaptan alıp önüne koyduğum terliği giyerken ben de kapıyı kapattım. “Sağ ol abi.” Demesiyle gülümsedim. “İlkim nerde?” adımlarımız oturma odasına ilerliyordu. “O Gecelerde. İşleri varmış sanırım.” Dediğinde odaya gelmiştik bile. Rüzgarlar Mert’i görünce selam verdi. Selamlaşma faslı bitince koyu sohbete daldık.
Gece Karayel
Mayıslardan bizim eve geleli 20 dakika kadar olmuştu. Sol elimi başımı desteklemek için kullanıyordum, sağ elimde ise telefonum vardı. Yaş pasta tariflerine bakıyordum. Aslında bir tarif bulmuştum ganajlı çikolatalı pasta, ama malzeme var mıydı bilmiyorum. Zaten mutfakta oturduğumuz için kalkıp buzdolabına doğru ilerledim. Buzdolabını açtığımda malzemeler var mı diye incelemeye koyuldum. Tüm malzemeler vardı fakat krema yoktu. “Mayıs, sizin evde krema var mı?” diye sordum, belki vardır. Mayıs başını telefondan kaldırıp bana baktı “Olması lazım. Ne kadar gerekiyor?” dediğinde telefonumdan açık olan tarife baktım “300 gram gerekiyormuş. Ama ben tarifi biraz fazlalaştıracağım. 3 paket olsa fena olmazdı.” dediğimde düşünmeye başladı, daha sonra dudakları aralandı. “Vardı, ben alıp geleyim.” yerinden tam kalkıyordu ki İlkim hemen harekete geçti, Mayıs’ı kolundan tutup geri oturttu. Kendisi ayağa kalktı “Ben alıp gelirim. Sen zahmet etme.” dediğinde buzdolabının kapağını kapatıp yerime tekrardan oturmuştum. Mayıs “Duman’ı görürüm demiyor da.” dediğinde İlkim cevap bekler gibi bakıyordu. “Git bakalım.” dedi gülümseyerek. İlkim hemen yerinden fırlayıp dış kapıya doğru gitti, ardından kapının kapanma sesi geldi.
İlkim gelene kadar bende pandispanyaya başlamıştım. Fırını 180 derece alt-üst ayarda çalıştırdım. Mayıs’da bana yardım etmek için telefonunu masaya bırakıp yanıma geldi. “Evet şefim ne yapıyoruz?” ellerini tezgâha dayamıştı. “Bana yumurta, toz şeker, un ve kakao çıkarabilirsin.” dediğimde hemen harekete geçti. Bende bu sırada kelepçeli kalıbı üst dolaptan çıkarıp yağlı kâğıt serdim. Mayıs tüm malzemeleri koyduktan sonra tezgâha bir göz gezdirdim, mikserle karıştırma kabını bile çıkarmıştı.
16.00
Pastayı bitirmiştik çok şükür. Malzemeler ayrı ayrı yaklaşık 5 saat dolapta beklemişti, şu an yeni birleştirmiş tekrardan dolaba koymuştum. Kızlarla birlikte tezgâhı toplamıştık. İlkim bulaşıkları yıkıyordu, Mayıs ise ocağı siliyordu. Bende pastadan kalan kremayı yiyordum, yemem bitince de tezgâhı silecektim. Tencere dibi sıyırmaya bayılıyorum. “Biraz daha dibini sıyırırsan düğününde yağmur yağacak.” İlkim yine mükemmel batıl inançlarını bize sunuyordu. “Yağmaz yağmaz. Hem yağsa da bir şey olacağını sanmıyorum. Yıllar sonrasının hesabını yapmayayım şimdi.” dedim gülerek. İlkim de gülüşüme katıldı. Mayıs ocağı silmeye o kadar odaklanmıştı ki. Ama ben onu bu dünyaya getirecek şeyi biliyorum.
Canım dibini sıyırdığım tenceremi masanın üzerine koyup İlkim’e kaş göz yaptığımda hemen anlayıp başını onaylar gibi sallayınca konuşmaya başladım. İlkim de musluğu kapattı, bulaşıklar bitmişti. “İlkim, sanırım Altuğ bizim sınıfa geliyormuş.” dememle ocağı silme hızı yavaşladı, bizi dinlemeye başlamıştı. İlkim dediğimi hemen kaptı “Ya, öyle miymiş? Neden geliyor acaba?” omuz silktim. “Bilmem. Belki sınıfta sevdiği biri falan vardır.” dediğimde Mayıs hemen bana döndü, elindeki sarı bezi bana savurdu. “Niye bizim sınıfa geliyor ki? Kimi seviyormuş? Zeynep mi yoksa?” sarı bezi bir anda aşağı indirince tüm suyu üstüme damladı. Kahkaha atmaya başladım. “Aynen Zeynep.” kahkahama bir anda İlkim de eşlik etmeye başlayınca mutfağı daha yüksek bir ses kapladı. Mayıs bize ilk başta anlamsız bakışlar attı. Sonra anladı onunla oynadığımızı. “Ya ben onu sevmiyorum ki. Hem o benim tipim bile değil.” kahkaham bir anda kesildi. “Sevmiyorsun?” dediğimde bana döndü.
“Sevmiyorum.” dedi.
“Tipin değil?” bu sefer de İlkim’e döndü.
“Tipim değil.” dediğinde hiçbirimiz buna inanmamıştık.
“Aynen aynen.” Dediğimde tekrardan bana döndü. Elindeki sarı bezle beni kovalamak için hazırlanmaya başladı. Hemen sandalyeden kalktığım gibi balkona koşup kapıyı sıkıca tuttum, ağzımdan tiz bir çığlık koptu. “Sarı bezi neden silah olarak kullanıyorsun?” camın ardından kendimi duyurmaya çalıştım. O kapıyı açmaya çalışıyordu, bense kapıyı tutarken gülüyordum. Gözüm Mayıs’tan İlkim'e kaydı, yere çökmüş bizi izleyerek gülüyordu. “Kapıyı açarım ama bana vurma.” elimi ona kaldırarak bu uyarıyı yapmıştım. Sarı bezi tezgâhın üstüne atıp benim kapıyı açmamı bekledi, gözleriyle bir şey yapmayacağım der gibi bakıyordu. Kapıyı tedirginlikle yavaşça açtım, içeriye girdiğimde İlkim gülmekten yerlerde yatıyordu. “Ben bir şey yapmadım ki, neden sarı bezle dövülüyorum?” sesim asla ciddi değildi aksine çok neşeli şekilde bu soruyu yöneltmiştim.
Mayıs gülmeye başlayınca bende gülmeye başladım. Kollarını bana doğru açıp “Gel kız buraya.” dediğinde hemen kollarının arasına girdim. İlkim de sakinleşmiş olacak ki hemen o da Mayıs’ın kollarına girdi. Yaklaşık 5 dakika o şekilde kalmıştık.
Mayıs aramızda en büyük olduğundan onun yanında kendimizi huzurlu buluyorduk, İlkim ile ben 2005’liyiz ama Mayıs 2004’lü. Biz böyleyiz işte, hiçbir zaman gerçekten kavga ettiğimizi göremezsiniz. Şakalaşmalarımız başkaları tarafından yanlış anlaşılsa bile bize yakın olanlar bunun bir sevme tarzı olduğunu bilir.
Meriç abim, Duman abim, Rüzgâr abim, Mert, İlkim Mavi, Mayıs... Beni ayakta tutan, acılarımı dindiren o mükemmel insanlar. Biz kendi aramızda kendi yaralarımızı saran o arkadaş grubuyuz. Hiç kimse birbirinin kalbini kırmaz, kırarsa konuşarak halleder.
Sarılmamızı bitiren şey kapının üç kez melodili bir şekilde çalınmasıydı. Mayıslardan ayrılıp kapıya doğru yöneldim, kapının kulpunu sertçe kavrayıp aşağı doğru indirdim. Kapı yavaşça açılırken bende kapının önünde bir duvar misali gibi duran Meriç abimi gördüğümde yüzümde tebessüm oluştu. Gözleri gözlerime değdiğinde o da bana gülümsedi, bu tebessüm değildi onun yerine daha samimi ve içten bir gülümsemeydi. Meriç abim zaten terliğini çıkardığı için direk eve girdi. Herkes girdiğinde kapıyı kapattım, sol yanımda olan Meriç abimi arkamı döndüğümde fark ettim. Doğrusu şaşırmıştım. “Sen niye beni bekledin?” Elleri cebinde bir şekilde bana bakıyordu. “Yalnız kalma diye. Hem ben senin abinim bekleyemez miyim?”
“Bekleyebilirsin tabii ki. Senin tercihin.”
Oturma odası yerine mutfağa geçtim. Mutfakta kimseyi göremedim, sanırım kızlar da içeriye geçmişti. Mutfağı ateş sesi dolduruyordu, bakışlarım ocağa kaydığında çay suyu koyduklarını gördüm. Mutfaktan çıktığımda Meriç abiyi yine arkamda buldum. Ellerini cebinden çıkarmış, göğsünün üstünde kollarını birleştirmişti. “Meriç abi?”
“Abim?” tek kaşını kaldırmıştı.
“Sen niye geçmedin daha.”
“Seni bekledim. Beklemeyim mi?”
“Bekle.”
“Bekleyim.”
195 bir adama 170 bir kız bakarsa büyük ihtimalle boynu falan tutulur, benim gibiyseniz. Boynum ağrımaya başlamıştı. “Meriç abi çok uzunsun ya, boynum ağrıdı.” sitemime karşılık kısa bir kahkaha attı. Bana doğru biraz yaklaştıktan sonra ellerini aşağı indirdi. Bir anda göz göze geldik, benim boyuma göre eğilmişti. Dudakları aralandı “Şu an iyi mi, boynun ağrımaz sanırım.” dediğinde konuşamadım. Sadece hızlanan nefesim ile düzensiz kalp atışımı duyuyor, konuşmak istesem bile aklımdaki cümleleri toparlayamıyordum. Bir anda böyle yapması garbime gitmişti, bana hep böyle davranırdı ama şu an sanki bunun altında yatan başka bir anlam vardı. “N’oldu Maviş’im?” dediğinde kendime geldim, Meriç abimin yanındaki boşluktan oturma odasına hızlı adımlarda yürüyerek kaçtım. Arkamdan gülme sesi ile beni takip eden adım sesleri geliyordu. Giderken yanaklarıma elledim, kızarmamıştır normalde de kolay kolay kızarmaz zaten. Kızım daha geçen hafta bir günde en çok kızarma rekoru kırdın.
Oturma odasına girdiğim anda direk kızların yanına oturdum. Kızlar bu halime karşılık bana endişeyle bakıyorlardı. “Bir şey mi oldu? Abim nerde hem.” Mayıs sorusunun cevabı kapıdan içeriye girip karşısında belirince sustu. Aklımda söyleyeceğim cümleyi toparladım. “Bir şey olmadı ya.” dediğimde Meriç abi de her zamanki yerine yerleşmişti. Mayıs abisine bakıyordu, İlkimse soruya gerçek cevap bekliyordu cevabıma inanmamıştı çünkü. İlkim’e yaklaşarak “Size sonra söylerim, şu an pek yeri değil.” dedim fısıldayarak. Bana gözünü kırptı. Kalp atışım düzene girmeye başlamıştı. Ortamda dönen sohbeti yeni yeni duymaya başlamıştım. Mert, Duman abime sorular soruyordu. Kendi halimi boş verip onları dinlemeye başladım.
Mert koltuğun hafif ucunda oturuyordu. “Ya Duman abi ben şunu anlamıyorum. Şimdi sen benimle aynı sınıftasın ama benden 2 yaş büyüksün. Nasıl oluyor o iş?” Duman abim çok sakince cevap verdi. “Mert şöyle ki ben 2003 doğumluyum biliyorsun zaten. Beni okula 1 yıl geç yazdırmışlar. Bir de yılın sonlarına doğru doğduğum için okula almamışlar o yüzden 1 yıl da oradan beklemişiz. Anladın mı?” Mert’e baktığımda anladığı belli oluyordu. “Anladım Duman abi. Ben şimdi sana Duman mı demeliyim yoksa abi mi? Sonuçta ikizimle çıkıyorsun.”
“Duman de Mert.” dediğinde başını olumlu anlamdı salladı. Sesindeki samimiyet belliydi.
20.00
Akşam yemeğimizi yemiş, yeniden çay içiyorduk. Aslında sadece Meriç abimle ben içiyordum. Gözüm Meriç abimin bardağına kaydı, bitirmişti. Kendiminkini de dolduracağım için yerimden kalkıp Meriç abimin karşısına geçtim. “Ver de doldurayım.” ısrarlı bakıyordum, ama vermeyecekti. Onun yerine ayağa kalktı. Tabi ayağa kalkınca otomatikman gözlerim de yavaşça yukarıya doğru çıktı. “Sen bardağını ver de doldurayım.” dediğinde gülümsedim. “Elim kolum var çok şükür, ben alayım.” neşe ile alaycı karışık bir ses tonuyla dediğimde herkes gülmeye başladı ama Meriç abim tebessüm etti, bunun ne demek olduğunu sadece ikimiz biliyorduk.
Mutfağa doğru ilerlemeye başladığımda peşimden geldi. Mutfağa vardığımızda Meriç abim tam ocağın önündeyken ben de tezgâha yaslanmıştım, elimdeki bardağı da ocağa yakın bir şekilde Meriç abimin bardağının yanına koymuştum. Meriç abim ilk önce benim bardağımın 3’te 2’sine dem geri kalana da su koyunca bana doğru koluyla hafifçe ittirdi. Bardağın bana gelmesiyle elime aldım. Meriç abim kendi bardağına da dem ile suyu koyunca demliği tekrardan ocağa koyup altını kıstı. Kulplu bardağını aynı benim gibi eline alıp bardağı dudaklarına değdirdi, ilk yudumunu aldı. Bana bakıp göz kırpana kadar onu izlediğimin farkında bile değildim. Gözlerimin buluşunca Meriç abimin göz bebekleri büyüdü. O anda gözlerimi hiç çekmek istemedim, aksine bakarken başım hafif yana bile yattı. O da çekmedi gözlerini, eminim ki şu an gözlerimiz toprakla gök gibiydi. Çayından bir yudum daha aldı, gamzelerini belli ederek gülümsediğinde başımı yavaşça kaldırdım.
Biz şu an neden bakışıyoruz?
Gözlerim onun gözlerinden halıya kaydı, bedenimle birlikte dönmüştüm. Bardağım hızlıca dudaklarıma gitti. Çayımdan bir yudum aldığımda Meriç abimin tedirginli sesi kulaklarımı doldurdu. “Maviş’im, dikkatli ol.” benim için endişelenmesi hoşuma gitse de ona dönmemiştim, dönemezdim. Meriç abimin hızlı nefeslerini duyabiliyordum. “Ben içeriye gidiyorum gelecek misin?” dediğinde başımı her iki yana salladım, hayır anlamında. Bakışlarım bu sözünden sonra ona kaydı, arkasını dönmüş mutfak kapısının ardından kaybolan silüetini izledim. Derin bir nefes aldım, bardağımı tezgâha koydum.
Görevimiz bir doğum günü meselesi...
Çekmecede olan mumları aldım, çekmeceyi açıp kapatırken dikkat etmiştim. Buz dolabından pastayı çıkarıp üstüne üç tane mum koydum. Ocağın yanındaki çakmağı alıp mumları yaktım. Pastayı dikkatlice tezgâhtan elime aldım. Kapıdan çıkarken sağ dirseğimle lambayı kapattım. Koridorda yavaşça ilerliyordum, tam kapının yanında oturan İlkim benim gelmemi bekliyordu sanırım, beni görünce lambayı kapattı. Bende yavaş adımlarla içeriye girdim, gözlerim kapıdan girer girmez Meriç abimin gözleriyle buluştu, beni görünce ayağa kalkıp bana doğru ilerledi. Arkadan iyi ki doğdun Meriç sesleri geliyordu fakat benim odağım o değildi. Meriç abim elimdeki pastayı yavaşça alırken benimle göz temasını hiç kesmedi, aksine gamzelerini sergiledi. İçinde küçük bir çocuğun heyecanı olduğuna o kadar eminim ki, gözleri parıldıyordu. Pasta onun ellerine geçince herkes etrafında toplandı. “Hadi dilek tut.” dediğimde başını tamam anlamında salladı. Gözlerini yavaşça kapattı, derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini yavaşça açtıktan sonra direk bana baktı. Benimle göz temasını kesip mumları üfledi, sonra lamba açıldı. “Teşekkür ederim Maviş’im. Sen mi yaptın?”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Rica ederim, bu benim bir görevim. Pastayı yaparken kızlar da yardım etti.” dediğimde gülümsedikten sonra gözleri Mayıs ile İlkim arasında gezdi. “Size de teşekkürler kızlar.” kızlar da rica ettikten sonra arkadan bir ses yükseldi. “Pasta ne zaman kesiliyor acaba?” Rüzgâr abim pasta derdindeydi. Aniden sesin geldiği yere döndüm. Rüzgâr abim benim dönmemle sustu. “Çatlama canım abim, kesecek az sabır ya.” dediğimde başını olumlu anlamda salladı. Tekrardan Meriç abime döndüğümde zaten bana baktığını fark ettim. “Ben bıçak getirip geliyorum.” arkamı tam dönmüştük ki Mert elindeki bıçağı masanın üstüne koydu. “Ben getirmiştim.” dediğinde gülümsedim. “Sağ ol Mert. Ben alırdım zahmet etmeseydin.” dediğimde bir Mayıs’a bir bana baktı. “Estağfurullah Gece.”
Meriç abim elindeki pastayı masaya koyduktan sonra eline bıçağı aldı, bana baktıktan sonra kesmeye başladı. Kestiğinde içeride bir alkış koptu. Mayıs mutfaktan elindeki tabak ve çatallarla yanımıza geldi. Herkes yerine oturmuştu, biz de Mayıs ile Meriç abimin kesip tabaklara koyduğu pastaları dağıttık. En sonunda kendi tabağımı da masanın üstünden alıp yerime geçtim. Pastadan bir çatal alıp tadına baktım, çok güzel olmuş. E o kadar uğraştık bir zahmet.
İlkim ayağa kalkıp bana kaş göz yaptıktan sonra odadan çıktı. Bende biraz bekledim, tabağımı önümdeki sehpahaya koyduktan sonra kendi odama gitti. İlkim çoktan içeriye girmiş, beni bekliyordu. Benim geldiğimi görünce hemen eli masamın üzerinde duran hediye paketlerine gitti. “Hadi verelim.” elindeki mavi hediye paketini bana uzattı, benim hediyemdi. “Verelim.” dediğimde odamdan ilk ben çıktım, İlkim’de arkamdan geldi. Oturma odasına girdiğimde gözlerim direk Meriç abime kaydı, elini yanağına yaslamış, pastasını bitirmiş ama gözü kalan pastadaydı. Bu haline gülümseyip yanına gittim. Tam karşısında durdum, yine. “Şu hediyelerini aç, söz kendi elimle koyacağım pastanı.” Elimdeki hediye paketini onu uzattığımda gözlerini pastadan çekti. Elini yanağından çektikten sonra elimdeki paketi fark etti, gülümsedi. Gözleri bir pakete, bir bana bakıyordu. Elimdeki paketi aldıktan sonra İlkim de kendi paketini verdi. “Kızlar hiç gerek yoktu, gerçekten.” dediğinde gülümseyip yerime oturdum, İlkim zaten oturmuştu.
“Abi ben vallahi evde vereceğim.” Mayıs’ın bu cümlesine karşılık tekrardan soldurduğu gülümsemesini canlandırdı. Gözleri Mayıs’tan bana kaydığında başını hafifçe yana yatırıp göz kırptı, gamzeleriyle gülümsedi. Onun gamzelerini belli etmesinin bir anlamı vardı.
3 Mart 2010
Hâkim Anlatıcı
Meriç arabadan küçük eşyaları yeni evlerine taşıyordu. Arabadan yeni bir eşya alırken yanına küçük bir kız çocuğu geldi. Küçük kız Meriç’e melül melül bakıyordu. 5 yaşında olmasından dolayı konuşması hala tam değildi. Meriç kıza gamzelerini belli ederek gülümseyince küçük kızın göz bebekleri büyüdü, gözleri Meriç’in yanaklarına kaymıştı. Meriç elindeki koliyi arabanın bagajına geri koyup küçük kızın yanına çömeldi. “Merhaba, adın ne?” diye sordu oğlan. Kız ilk başta sadece sustu, sonra konuşmaya karar verdi. “Gece.”
Meriç’in gözleri kızın uzun ve kıvırcık saçlarına kaymıştı, daha sonra ise Gece’nin gözlerine tekrar baktığında gözlerinin gece mavisi olduğunu fark etti. “Ne kadar güzel bir isim. Sen de mi burada oturuyorsun?” Gece başıyla Meriç’i onayladı. “Senin adın ne?” sesindeki tatlılığa karşı Meriç yeniden gülümsedi. “Meriç.” Meriç Çınar adını tam söylememişti. Onun yerine annesinin koyduğu adını söylemişti. Gece’nin parmağı Meriç’in gamzesine doğru gitti, parmağını tam o çukura koyup tekrardan bir soru sordu. “Bu ne?”
“Gamze.”
“O kim.” dediğinde Meriç bu sefer kahkaha attı, Gece de buna karşılık gamzelerini sergiledi. Meriç’in gözleri Gece’nin yanaklarına kaydı. Elleri Gece’nin yanağına gitti. “Bak, aynısı sende de var.” dediğinde gözleri büyüdü. “Gerçekten mi?” şaşkınlıkla sormuştu, Meriç başıyla onayladı. Yanlarına Rüzgâr geldiğinde Meriç çömeldiği yerde doğruldu, ellerini de çekmişti. Gece’nin Meriç’in yanağına dokunan eli boşta kalınca gözleri doldu. Meriç ise Gece’nin tam arkasında duran oğlana bakıyordu. Rüzgâr kardeşinin elini tuttu. Gece abisine baktı, heyecanla konuşurken Meriç’i gösterdi. “Rüzgâr abiş bak, bu Meriç abi. Yanağında da gamze diye biri var.” dediğinde Rüzgâr gülümsedi. Meriç taşları yerine oturtmaya çalışıyordu. Rüzgâr elini Meriç’e doğru uzattı. “Ben Rüzgâr, siz de yeni mi taşınıyorsunuz?” dediğinde Meriç onayladı. Rüzgâr, Gece’ye baktı. “Sen eve geç abiciğim, benim bir işim var.” dediğinde Gece hiç ikiletmedi, Rüzgar’ın elini bıraktı ama daha gitmedi. Meriç’e bakarak “Görüşürüz gamzeli abi.” dedikten sonra gamzeleriyle gülümsedi. Meriç'te elini salladı. “Görüşürüz gamzeli.” dediğinde Gece çoktan gitmişti.
O gün Meriç ile Rüzgâr arkadaş olmuşlardı. Rüzgâr onların taşınmasına yardım etmişti.
Günümüz
Meriç Çınar Alpkan
Maviş’imin paketini açıyordum, gözlerim kısa bir ona kaymıştı. Bana heyecanla bakıyordu, tepkimi merak ettiği belliydi. Paketin içerisinden Deadpool’lu örgü anahtarlığı çıkardım, büyülenmiştim. Benim için sevdiğim karakteri bana örmüştü. “Maviş, bu çok güzel.” dediğimde paketin içerisindeki kumaş parçasını gördüm. Anahtarlığı önümdeki masaya koyduktan sonra paketin içindekilerin tamamını ters çevirip kucağıma dökmüştüm. Elim ilk önce gece mavisi parçaya gitti. Açtığımda gömlek olduğunu anladım, ama bu onun göz renginde. Gömleği koltuğun koluna koyduktan sonra elime beyaz parçayı aldım, bu da pantolondu. Onu da gömleğin yanına koyduktan sonra Gece’ye baktım. “Maviş’im, bu kadarına ne gerek vardı. Teşekkür ederim, bana sadece pasta bile yeterdi.” dediğimde tek kaşını kaldırarak bana baktı. “Aşk olsun gamzeli,” olsun Maviş’im, hiç hayır demem. “Kardeşler arasında bunların lafı mı olur hiç.” dediğinde yeniden göz kırptım. Üzerimde bir not vardı, sonra okuyacaktım bu yüzden onu da masanın üzerine koydum.
Sıra İlkim’in hediyesine geldiğinde hızlıca paketi açtım. İçerisinden siyah bir şapka çıktığında gülümsedim. “Sağ ol İlkim.” dediğimde İlkim’de “Rica ederim Meriç abi.” dedi.
Gözlerim bizim tayfaya kaydığında hepsi benden gözünü kaçırdı. Dilimi üç kez damağıma vurdum. “Daha yeni Mayıs evde veririm dediğinde gülümsemeyi biliyordunuz. Siz hiç almamışsınız bile, neyse bir şey olacak değil ya. Sizin varlığınız yeter.” dediğimde hepsi bana baktı.
Gece’ye baktım, her zamanki gibi. Fısıldayarak “Senin de varlığın yeterdi.” dediğimde göz bebekleri büyüdü, duymuştu. Mayıs’ta aniden bana şaşkınlıkla döndüğünde n’oldu der gibi baktığımda bana doğru yaklaşıp fısıldadı, zaten koltuklar yakındı. “Havada aşk kokusu var gamzeli.” deyip göz kırptı, Gece’yi taklit etmişti. “Yanlış koklamışsındır aşk kokusu bu tarafta değil,” Duman ile İlkim’i başımla göstererek “O tarafta.” dedim. Onlara baktıktan sonra bana bakıp gözlerini devirdi. “İyi öyle olsun.” deyip önüne döndü.
🌼🌼🌼
23.30
Eve gelmiştik, gelir gelmez Mayıs bana hediyesini vermişti. Yakalı bir tişört almış abisinin miniği. Şu an odamdaydım, yatağımda uzanıyordum. Gece'nin bana yazdığı notu okuyacaktım. Katlı olan kâğıdı yavaşça açtım.
Sevgili Gamzeli Bey,
Doğum günün kutlu olsunnnnn, iyi ki doğmuşsun. Rabbim sevdiklerinle sağlıklı, hayırlı uzun ömürler versin. Şuna karar verdim, artık sana yine eskiden dediğim gibi gamzeli diyeceğim. Çok iyi olmaz mı?
Senin düşündüğün her şey çok iyi olur Maviş’im. Okumaya devam ettim.
Eğer abimi kendim seçecek olsaydım 3. olarak seni de baş abim yapardım bir düşünsene. Hepimiz birlikte yaşar giderdik, hatta Mayıs’ta ablam olurdu. Ayy hayali bile güzelmiş. Aslında bizim de bu anlattıklarımdan pek bir farkımız yok. Sen de benim abimsin, Mayıs kardeşim zaten. Biz kocaman bir aileyiz değil mi? Sen, abilerim, Mayıs, İlkim Mavi, Mert ve ben...
Meriç abi, bana her gün yazsan olmaz mı? Seninle konuşmayı özledim, abilerimin bazı bilmediği şeyleri sen biliyorsun mesela. Her zaman yanımdasın. İnşallah hiç ayrılmayız gamzeli. Eğitime gittiğinde nasıl olacak bilmiyorum. Bize geldiğinde hep abimlerle olduğun için o kadar da konuşamıyoruz. Neyse ben biraz fazla uzattım. Yeniden doğum günün kutlu olsun gamzeli...
Maviş’in ya da Gamzelin
Maviş’im, gamzelim, her şeyim...
Notu okuduktan sonra sağ elim kalbime gitti, ritmi artmıştı. Derin bir iç çektim, gerçekten de abilerinin yanında fazla konuşamıyorduk. Kâğıdı tutan elimi de indirip tavana bakmaya başladım, artık kendimle baş başa kalma zamanıydı.
Açık konuşalım Gece’ye olan duygularım sanırım bir aşkın başlangıcı, nedense kardeşim olarak göremiyorum.
Göremezsin zaten.
Her şeyiyle öncekine göre daha çok dikkatimi çekmeye başladı.
O senin her zaman dikkatini çekiyordu.
Bakışlarımın bile değiştiğini hissediyorum, istemeden bunu Gece’ye bile çaktırabiliyorum.
Seven sevdiğine bakarken nasıl duygularını gizleyebilir ki?
Ya o beni sevmezse? Ben sadece onun abisiyim, dert ortağıyım.
Sevmese neden her gün yazmamı istesin?
Kafam çok karışık, aramızda çok yaş var.
Aramızda 5 yaş var ve bu benim umurumda bile değil, aşkın yaşı olmaz.
Bu sevda imkânsız.
En çok imkansızları severim. Özellikle Gece’mi.
Ben onun sadece abisiyim.
Ben onun abisi değil, sevdası olmak istiyorum.
Sevdamdan emin değilim.
Ben bu sevdaya baş koydum, pes edersem namerdim.
Ben Meriç Alpkan. Sanırım gecenin ortasında yapayalnız duran bir papatyaya sevdalandım.