Bir gün yanınızda sevdiğiniz kişiler vardır ve onlara bağlanırsınız hatta o kadar çok bağlanırsınız ki onlar için canınızı verirsiniz. Peki ya onlar sizin için canlarını verirler miydi? Vermezlerdi. Onlar kendi canlarını vermezlerdi çünkü bizi, bizim onları sevdiğimiz kadar sevmediler. Gerçek arkadaşlık artık yoktu. Herkes çıkar ilişkisi için muhatap oluyordu.
Hiçbir şey olmayacak düşüncesiyle yatağa girip uyuyorsunuz ya yanılıyorsunuz. Ne zaman yatağa girip uyusak onlar bizi bırakıp gitmedi mi, bizi terk etmediler mi? Biz uyurken onlar valizlerini toplayıp gitmediler mi. Belki başka bir ülke belki şehir kim bilebilir ki. Ya da ölüp giderler ama en kötüsü de ne biliyor musunuz? Gözünüz açıkken, uyumuyorken en sevdiğin insanların sana ölüm haberinin gelmesiydi. Ben onların yokluğuna alışamam sanmıştım ama alıştım. Ben onlarsız geçen senelere alıştım. Çok canım acıdı ama alıştım. Çok ağladım ama alıştım. Ben onların yokluğuna alıştım. Hayat buydu. Kimi severseniz sevin, kime değer verirseniz verin, varlıklarına nasıl alıştıysanız yokluklarına da alışıyordunuz. İster alışmak isteyin ister istemeyin. Maalesef bu size bakmıyor. Elbette unutmuyorsunuz fakat sürekli de hatırlamıyorsunuz.
Ben ise şuan odamda olan koltuğa uzanmış boş gözlerle tavana bakıyordum. Keşke gözlerim kadar boş olabilseydi beynim. Çağan benim evime yerleşeli 5 gün olmuştu ve ben istemesem de ona yavaş bir şekilde alışıyordum. Arada kavga ediyorduk arada şakalaşıyorduk. Bu 5 gün içinde araştırmalara başlamıştık bile. Odamın kapısı çalınınca 'gir' diye seslendim. Çağan kapıyı yavaşça açıp gözleri beni aradı. En sonunda koltukta uzandığımı görünce kapıyı tam açıp yanıma doğru büyük adımlarla geldi. Karşımda dikilip boş gözlerle bana bakınca gözlerimi devirdim.
Çağanın soğuk bir kişiliği ve dengesiz halleri vardı. Ne kadar kendi inkâr etse de kalbinde iyilik vardı ve ya ben yanılıyorumdur. Sadece hissediyordum işte. O iyiliği hissediyordum. Çağan sahte bir öksürükle dikkatimi ona vermemi sağladı.
''ne düşünüyorsun?''
''hiç, hiçbir şey düşünmüyorum.'' Tek kaşını kaldırıp bana baktı.
''emin misin?'' sorusuna gözlerimi devirip koltukta doğrulup oturmaya başladım.
''evet, Çağan eminim. Neden bu kadar merak ediyorsun?''
''merak etmiyorum sadece sordum.'' Alay eder gibi yüzüne baktım ve ayağa kalkıp karşısına dikildim.
''bir şey mi olmuştu?''
''efendim?''
''bir şey mi olmuştu dedim. Odama durup dururken gelmedin herhalde.''
''evet, birkaç şey buldum. Bakmak istersin diye düşünmüştüm.''
''iyi düşünmüşsün. Hadi gidip bakalım.'' Cevap vermek yerine kafasını salladı. Çağanın peşinden yürümeye başladım. Onun büyük adımları ve benim küçük adımlarımla salona geldik. Bilgisayardan bana bir resim açtı. Ona anlamsız akışlar attım ve resmi inceledim. Gösterdiği kişiyi hayatımda hiç görmemiştim. Tekrar Çağana döndüm ve tek kaşımı kaldırıp bakmaya başladım. Boğazını temizleyince konuşacağını anlayıp dikkatimi ona verdim.
''bu fotoğrafta gördüğün kişi 2009 yılında tutuklanmış ve hâlâ hapiste. Bundan banane dediğini duyar gibiyim. Sana tecavüz eden kişilerin en yakın arkadaşı. Uyuşturucu kaçakçılığı yaparken yakalanmış. Büyük ihtimalle sana yapılan olaydan haberi vardır.''
''peki, görüşme ayarlayabilir misin?''
''ayarladım bile. Görüşme günleri çarşambaymış. Bugün günlerden pazartesi yani 2 gün sonra saat 10.00 da orada olmamız lazım.''
''ya bize bir şeyler anlatmayı ret ederse?''
''kolay olacak diye bir şey söylemedim. Bu bizim için belki zor belki kolay olacak ama 5 günün sonunda bir şey bulduk. Bu adamla konuşmakta bizim başlangıcımız olacak. Konuşmazsa rüşvet teklif edebiliriz çünkü hapisten 1 sene sonra çıkacak ve paraya ihtiyacı olacak. Yüklü miktarda bir para teklifi edersek kabul edeceğini umuyorum.''
''pekâlâ, umalım ki bu sefer şans bizden yana olsun.''
''umarım. Bir yerlere gitmek ister misin? Geldiğimiz günden beri hiç dışarıya çıkmadın.''
''Çağan canım bir yerlere gitmek istemiyor. Belki sonra olur mu?''
''hadi ama fazla durmayız söz veriyorum.'' Çağanı tanıdığım kadarıyla kabul edene kadar asla vazgeçmezdi. Kafamı salladım.
''peki gidelim.''
''tamam, o zaman sen hazırlanmaya başla. Bir buçuk saat sonra çıkarız.''
Yukarıya çıkıp ne giymeliyim diye düşünürken bir ilki gerçekleştirip elbiselerin olduğu yere gittim. Gözlerimi elbiselerin üzerinde gezdirip bir tane elbise de karar kıldım. Bordo renginde ince askılı göbeği kapalı fakat bel kısmı açık üst kısma göre rengi biraz daha açık bir mini elbiseyi alıp yatağa koydum. Ayakkabıların olduğu kısma geçince siyah bilekten bağlamalı bir topuklu ayakkabıyı alıp yatağın yanına koydum. İlkbaharda olduğumuz için havalar biraz dengesiz olabiliyordu o yüzden siyah renginde ince bir ceket çıkartıp elbisenin yanına koydum. Takı işini duştan çıkınca halledecektim. Telefonumu alıp duşa girdim. Bir şarkı açıp telefonu bıraktım ve yıkanmaya başladım.
Bornozumu alıp üzerime geçirdim ve iyice sarıldım. Kapıyı açıp banyodan çıktım. Kurulandıktan sonra bornozu çıkardım ve dolabıma gelip bordo renginde dantelli iç çamaşır takımımı çıkarıp üzerime geçirdim. Saç kurutma makinesini prize takıp çalıştırdım. Saçımı hafif nemli bıraktım çünkü saçlarımın dalgasını çok seviyordum. Saçıma dağınık bir şekil verdikten sonra makyajımı yapmaya başladım. Burun kısmımı highlighter ile hafif aydınlattım. Gözlerime eyeliner, rimel ve göz kalemi sürdüm. Dudaklarımı ön plana çıkaracaktım o yüzden elime mat kırmızı olan rujumu aldım ve dikkatli bir şekilde dudağıma sürdüm. Elbiseyi elime alıp bakmaya başladım. Abartı olmadığını düşündükten sonra üzerime geçirdim. Elbise üzerimde güzel durmuştu fakat göğüs dekoltesi oldukça fazlaymış. Omuz silkip ayakkabıları elime aldım ve onları da giydim. Boynuma zarif bir kolye taktım. Siyah bir çanta alıp içine telefonumu ve para koydum. Ceketimi elime alıp aşağı inmeye başladım. Çağanı koltukta oturmuş televizyon izlerken buldum. Sahte bir öksürükle dikkatini çektim. Gözlerini büyütmüş bana bakıyordu bu hali azcık komiğime gittiği için hafif güldüm.
''neye gülüyorsun sen?''
''senin haline gülüyorum.''
''ne varmış halimde?'' onun taklidini yapınca büyük bir kahkaha attı. Çarpık bir gülüş sundum.
''gördün mü?'' dedim kendimi beğenmiş bir şekilde.
''gerçekten komikmiş. Hadi çıkalım.''
''nereye gideceğiz?''
''bara.'' Dediğinde hiçbir şey demedim. Arkasından çıkıp kapıyı kilitledim ve evin anahtarını çantama attım. Elimde olan anahtarla arabamı açtım. Çağan kendi arabasına ben kendi arabama binmiştim. Arabalarımızı çalıştırdık. Gaza yüklenmeye başlayınca çarpık bir şekilde güldüm ve ben daha çok gaza yüklendim. Yarış yapacaktık. Arabanın camını açtım ve ona da açmasını işaret ettim. Camını açtı ve bana baktı.
''hangi bara gidiyoruz?'' barın ismini söyleyince camın yarısını kapatıp yarısını açık bıraktım. Aynı anda birden gaza basıp hızlı bir şekilde sürmeye başladık. Ne kadar eğlensem de aynı hizada olmamız canımı sıkıyordu o yüzden biraz daha gaza yüklendim ve Çağanı geçtim. Onu geçince kahkaha attım. Camı sonuna kadar açıp rüzgârın saçlarımı savurmasını huzurla izledim.
Bara ilk gelen ben olmuştum hemen arkamdan da Çağan gelmişti. Yan koltuktan ceketimi ve çantamı aldım. Arabadan indim ve kapıları kilitledim. Anahtarı çantama atıp Çağanın yanıma gelişini izledim. Adamın yürüyüşünden bile asaletlik akıyordu. Yanıma gelince birlikte bara girdik. O tanıdık koku burnuma gelince hafif tebessüm ettim. Eskiden böyle yerlerde çok takılırdım. Çağan beni bir grubun olduğu yere doğru götürünce durdum. Çağan durduğumu fark ettiğinde o da durup bana baktı.
''onlar kim?''
''arkadaşlarım.''
''yalnız olacağımızı zannetmiştim.'' Aptaldım.
''üzgünüm arkadaşlarımın olacağını söyleseydim gelmezdin.''
''evet, kesinlikle gelmezdim Çağan. Hatta şuan geri dönmeyi düşünüyorum.''
''yeni kişilerle tanışmanın zamanı geldi. Bir kız arkadaşın olmasını istemez miydin? Dışarıya çıkmak, eğlenmek, alışveriş yapmak. Sence artık birazda olsa güvenmenin zamanı gelmedi mi?''
''haddini aşıyorsun Çağan. Benimle aynı evde kalman hatta bana yardım etmen sana bu hakkı vermez. Ben sana daha güvenemiyorken benden bir başkasına güvenmemi nasıl istersin sen. Acaba düşündün mü hiç bu kız bana güveniyor mu diye? Belki işimiz bittikten sonra ortadan kaybolacaksın. Söylesene benden birçok şey saklarken sana nasıl güvenebilirim ben.'' Evet, Çağanın haklılık payı vardı fakat beni de anlaması gerekiyordu. Çağan duygularını saklamakta ustaydı ve şuan yaptığı şeyde tam olarak buydu.
''bu kadar çok tepki vereceğini tahmin etmedim. İstiyorsan gidebiliriz.'' Ağır konuştuğumu fark edince derin bir nefes alıp başımı iki yana salladım.
''gerek yok. Bu seferlik bir şey demiyorum.'' Çağan gülümseyince tebessüm ettim.
''hadi yanlarına gidelim o zaman.'' Kafamla onaylayıp yürümeye başladım. Çağan yanıma geldiğinde çoktan grubun olduğu locaya gelmiştik. Bakışlar bize dönüne yerimde rahatsızca kıpırdandım.
''selam gençler. Sizi yanımda olan güzel kızla tanıştırayım. Bu Eylül. Eylül bunlarda Tolga, Ayberk, Ayberk'in sevgilisi Anka, Mert ve son olarak Adel.'' Hepsiyle el sıkıştıktan sonra incelemeye başladım.
Tolga kumral bir gençti. Koyu kahverengi gözleri ve hafif dolgun dudakları vardı. Burnu hafif yamuktu. Çene hatları belli oluyordu bu da onu çekici konumuna getiriyordu. Kaşında ve dudağında olan piercing ise dikkatleri oraya çekiyordu.
Ayberk ise sarışın bir gençti. Açık mavi gözleri en çok dikkat çekilen yerdi. Düzgün bir burun ve hafif pembemsi dudakları vardı. Gülünce yanağında oluşan çukurlar gözlerinden oraya odaklanmanızı sağlıyordu.
Anka ise sevgilisinin tam tersiydi. Siyah kahküllü küt saçları yüz şekline tam oturmuştu. Saçlarıyla aynı renk olan gözleri ise pek dikkat çekmiyordu fakat gözlerinde ki ışığı herkes görebilirdi. Anka elmacık kemikleri ile dikkat çekiyordu. Gülümseyince smile piercingi bembeyaz dişlerin de ben buradayım diyordu.
Mert ise esmerdi. Kehribar rengi gözleriyle sizi delip geçebilirdi. Keskin bakışları ondan ürkmenizi sağlıyordu. Kaşında ki çizik ise kusur yerine hava katıyordu. İki kolu ful dövme kaplıydı. Sert bir yüz yapısına sahipti.
Son olarak Adel. Saçlarıyla birçok kişinin etkilenmesini sağlayabilirdi. Saçlarının rengi kan kırmızısıydı. Beyaz tenine o kadar uyumluydu ki saç rengi her insan etkilenebilirdi. Göz rengi elaydı. Dolgun dudağına sürmüş olduğu kırmızı rujuyla çok güzel bir kızdı. Kırmızı rengini sevdiğini hemen anlayabilirdiniz.
İncelemem bittiğinde derin bir sohbete dalmış olduklarını gördüm. Etrafı incelerken üstümde hissettiğim gözlerden rahatsız olarak bakındım. Gözlerim Mert'in gözleriyle buluşunca gerildim. Gözünü dahi kırpmadan bana bakıyordu. Gerildiğimi belli etmemeye çalışarak bende ona dik bir şekilde bakmaya başladı. Dudağında oluşan çarpık gülümsemeyi elbette görmüştüm. Gülümsemesine karşılık tek kaşımı kaldırdım.
''seni hiç burada görmedim. Yeni mi taşındın?'' sesi bir insanı hipnotize edecek kadar naif fakat aynı zamanda sertti.
''sayılır. Bir süreliğine başka bir şehre gitmiştim.'' Dikkatle bakmaya devam ediyordu.
''uzun bir süreydi galiba. Yaklaşık on senedir burada yaşıyorum ve emin ol sende burada olsaydın seni tanırdım.'' Son cümlesini söylerken kafasını bana doğru yaklaştırmıştı. Ben de kafamı ona yaklaştırdım ve alaycı bir şekilde güldüm.
''hadi ya nereden tanıyacakmışsın beni. Merak ettim bak.'' Gözleri saniyelik dudaklarıma kaydı sonra tekrar gözlerime baktı. Aynı benim güldüğüm gibi güldü.
''burası benim şehrim sayılır güzelim. Benden habersiz kuş uçmaz burada.'' Dediği şeye kahkaha attım. Tek kaşını kaldırıp bana bakınca kahkahamı durdum.
''evet, on seneden fazla burada değilim doğru tahmin ama istediğim an bu şehirde öyle bir kaybolurum ki ben istemediğim sürece beni bulamazsınız. Sende iyi biliyorsundur. Karanlıkta büyüyen birisi karanlıktan korkmaz aksine karanlık onun dostu olur.'' Gözlerinden geçen parıltıyı görmemek mümkün değildi. Bir şey demek yerine içkisini havaya kaldırıp bana göz kırptı. Bende içkimi kaldırıp gülümsedim ve bir yudum aldım.
Grubun konuşmayı kesip bizi dinlediğini fark edince gerildim. Adel beni süzüp lafa atladı.
''nasıl kaybolabilirsin ki. Mert bu şehrin her santimini, her deliğini biliyorken bence saklanamazsın bile. Sadece boş laf yapıyorsun.'' Adel'in dediği şey Çağan dışında herkesin dikkatini çekmişti. Tam ağzımı açmış söyleyecekken Çağan benden önce davrandı. Mert dışında herkes Çağana döndü.
''yalan söylemiyor. Onu takip ettiğim zamanlardan birisinde birden gözümün önünden kayboldu ve Mert'in bu şehri iyi bilmesi kadar bende o şehri iyi biliyordum. Ne kadar ararsam arayım bulamadım. 2 ay sonra ise tekrar gördüm. Saklanmak isteseydi saklanırdı fakat işi olduğu için geri dönmek zorunda kaldı. Sonra derin bir araştırma yapınca istediği an kaybolduğunu öğrendim.'' Bu özelliğim çok hoşuma gidiyordu. Mert bir kez bile gözünü Çağana çevirmedi.
Anka içten bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Aynı şekilde bende ona karşılık verdim.
''bu çok harika bir şey Bir gün ortadan kaybolmak istersem sana geleceğim.''dediğinde kahkaha attım.
''beklerim.'' Çağanın dedikleri elbette kulağımdan kaçmamıştı. Beni takip etiğini biliyordum fakat uzun süredir olduğunu bilmiyordum. Bunu söylediğine göre olayı bildiklerini zannettim. İçkimi kafama dikip bitirdim ve Çağanın yanına gittim. Ayberk ile sohbet ediyorlardı.
''sohbetinizi kestiğim için özür dilerim. Çağan benimle dans eder misin? Çok sıkıldım da.'' Çağan tek kaşını kaldırıp bana bakınca gözlerimle pisti gösterdim. Bir şey olduğunu anladığında kafasını salladı. Elinden tutup piste götürdüm ve yerimde sallanmaya başladım. Git gide Çağana yaklaşıyordum.
''ne yapıyorsun Eylül?''
''dans ediyorum.''
''Amacının o olmadığını ikimiz de iyi biliyoruz.''
''arkadaşların biliyor mu?'' söylemek istediğim şeyi anında anlayıp kafasını iki yana salladı.
''sadece yardımına ihtiyacım olduğunu biliyorlar fakat Ayberk her şeyi biliyor. İşler ciddileştiğinde yardım edecek bize.''
''yoruldum. Gitmek istiyorum.'' Çağan başını sallayıp elini omzuma attı ve grubun yanına ilerledi.
''gençler size iyi eğlenceler bizden bu kadar. Sonra tekrar görüşürüz.''
''iyi eğlenceler.'' Arkamı döndüm ve tam gidecekken Mert'in sesini duydum.
''sonra görüşürüz Eylül.'' Arkamı dönmeden elimi kaldırdım ve görüşürüz anlamında salladım. Çağanla dışarıya çıkınca derin bir nefes aldım. Temiz hava gibisi yoktu. İlk Çağan kendi arabasına bindi sonra ise ben bindim.
Eve geldiğimizde anında ayakkabılarımı çıkarıp elime aldım Ben yukarıya çıkarken Çağan mutfağa gidiyordu.
''iyi geceler.'' Diye bağırdım. Mutfaktan gelen iyi geceler yanıtına güldüm.
Üstümü değiştirip anında kendimi yatağa attım. Duş alamayacak kadar yorgun ve bitkin düşmüştüm. Yavaş yavaş kapanan gözümle kâbussuz bir uyku almayı umdum.