İhanet kaldıramayacağımız kadar ağırdır. Bir insan ihanete uğradığında ne hisseder?
Kalbinizin parçalara ayrıldığını hisseder misiniz?
Nefes almakta zorluk çeker misiniz?
Peki, ruhunuzun kaybolduğunu anlar mısınız?
Çoğu kişi ihanete uğrar.
Darmaduman olur.
Toparlanmaya çalışır.
Ne olursa olsun şunu unutmayın asla tam olarak toparlanamayacaksınız.
Kalbinizin en derinlerinde o acı olacak.
Mesela yolda yürürken bir yer görürsünüz o yer sizin için kötü anlamlar taşır. Birden durursunuz ve her şeyi hatırlarsınız. Acı yavaş bir şekilde gün yüzüne çıkar. Yürümeye çalışırsınız fakat tökezlersiniz.
İhanetin yaşı yoktur. Başkasının acısı size ufak geliyordur ama unutmayın ki herkesin acısı kendisine göre büyüktür. Sizin o ufak gördüğünüz acı o kişi için belki de hayatındaki en büyük sorundur.
Sizin acınız da bir başkasına göre ufaktır ama siz öyle düşünmüyorsunuzdur.
İnsanlar yaşadığı acıları yarıştıracak kadar düşük bir seviyeye geldiler.
Ben onu bunu yaşadım. Sen ne yaşadın ki diyecek kadar düştüler.
Yaptığı iyilikleri övgüyle anlatırlarken kötülüklerini anlatmıyorlardır. Doğru kim yaptığı kötülüğü etrafta anlatmak ister ki?
Sabah gözlerimi zar zor açtım. Saate baktığımda erken olduğunu gördüm. Giyinme odama gidip siyah arkasında çapraz çizgileri olan sporcu sütyeni bir elime alırken. Altıma ise siyah tül detaylı tayt seçtim. Ayakkabıların olduğu yerden beyaz spor ayakkabımı çıkardım ve üzerimi değiştirdim. Saçlarımı atkuyruğu yapıp giyinme odasından çıktım. Koluma telefon konulan kol bandını taktım. Telefonumu oraya koyduktan sonra kulaklarımı taktım ve aşağı indim. Ben gelene kadar büyük ihtimalle Çağan uyanırdı o yüzden evin anahtarını almadım. Sessiz bir şekilde evden çıktım ve şarkı açıp ilk hafif tempoda koşmaya başladım. Isınmaya başladıkça hızımı arttırdım.
Koşmak kafamı dağıtıyordu.
Düşünmemi engelliyordu.
En önemlisi de sorunlarımı unutturuyordu.
Bir süre sonra kendimi her şeyin başladığı yerde buldum. Bana tecavüz edilen yere nasıl geldiğimi hatırlamıyordum bile. Bir ağaca yaslanıp soluklanmaya çalıştım.
Bu yeri gördükçe kinim, nefretim, öfkem artıyordu. Bana yaşattığı acıların daha kötülerini yaşatacaktım.
Belki masum insanlarda kurban gidecekti ama kinim vicdanımın önüne geçiyordu.
Tek dileğim ise planım sonlandığında canavara dönüşmemem.
Duygularımı kaybetmemem.
Umarım bu plan beni bir canavara dönüştürmezdi.
O günü çok iyi hatırlıyordum. Her bir anını hatırlıyordum. O zaman ki çektiğim acıyı dahi hissediyordum. Arkamı dönüp gidecekken karşımda birden Merti görmemle ağzımdan bir çığlık kaçtı.
''ne diye arkamdan sessiz bir şekilde geliyorsun.'' O meşhur çarpık gülümsemelerinden sundu.
''yoksa korkuttum mu seni?'' tek kaşını havaya kaldırınca tam oldu. Kaşlarımı çattım ve ona bakmaya başladım.
''yok canım ne korkması alt tarafı böbreklerim yer değiştirdi.''
''seni bu kadar çok korkutan ne?'' şüpheyle gözlerime bakınca gerildim. Mert zeki bir çocuktu.
''neden beni bu kadar çok korkutması için bir sebebin olması lazım? Kimseyi beklemediğim bir anda seni karşımda görmem bir sebepten sayılmıyor mu?''
''ne saklıyorsun Eylül. Senin sırrın ne?'' alaycı bir gülümsemeyle ona baktım. Bir adım attım.
''neden bir sırrım olduğunu düşünüyorsun?'' aynı gülümsemeyle karşılık verdi.
''herkesin sırrı vardır Eylül.''
''doğru fakat sırlar saklamak içindir. Bir sırrı birisi biliyorsa eğer bu sır değildir.'' Onu geride bırakıp eve gidecekken durdum. Kafamı ona doğru çevirdim.
''Ayrıca tesadüfen burada olmadığını ikimizde iyi biliyoruz. Bu seferlik bunu görmezden geliyorum. Dikkat et Mert derin sularda yüzüyorsun. Boğulma sakın.'' Yüzünde gördüğüm gerçek gülümseme ile şaşırmıştım ama hemen kendimi toparlayıp gitmeye başladım. Arkamdan bağırınca sırıttım.
''beni o sudan kurtaracak birisini tanıyorum ve onu sende iyi tanıyorsun.''
Evin önüne geldiğim de iki saat boyunca koştuğumu gördüm. Saat dokuza geliyordu. Zile basıp beklemeye başladım. Saçları dağınık yeni kalktığı her yandan belli olan Çağan sonunda kapıyı açabilmişti.
Kafasını çevirip saate baktı ve kaşlarını çattı.
''söyler misin bu saate dışarıda ne işin var?''
''erken uyandım. Spora gittim bende. İki saattir dışarıdayım yani.''
''sabahın yedisinde kalkacak kadar ne içtin sen.'' Gülümseyip mutfağa gittim. Kapıyı kapatıp arkamdan geldi.
''bilmiyorum birden uyandım. Uzun zamandır koşmuyordum iyi geldi.'' Gördüğüm rüyadan bahsetmeyecektim.
''inanmadım ama inanmış gibi yapayım.'' Buzdolabından sütü çıkardım. Ardından mutfak dolaplarından yulaf ve kâse çıkardım. İştahım olmadığı için bugün karnımı bununla doyuracaktım.
''onunla doyacağına emin misin?'' Çağana kafamı sallayıp bir kaşık alıp yemeye başladım. Ağzımdaki lokma bitince konuştum.
''bugün ne yapıyoruz?''
''bugün bir planımız yok. Eğer istersen akşam benim arkadaş grubuyla yemeğe gidelim. Oradan da bara geçer takılırız.'' Çağanın çabalarının farkındaydım. Arkadaş grubuyla takılmamı ve iyi geçinmemi istiyordu. Yalnız kalmamamı istiyordu. Bazen lanetli olduğuma inanırdım. Lanetimin ise sevdiklerimin ölümü olduğunu düşünürdüm. Bu yüzde kimseyle yakınlaşmayı tercih etmiyordum. Bu sefer Çağana ayak uydurmaya karar verdim.
''olur, fark etmez bana.'' Gözlerindeki ışıltıyı görünce doğru karar verdiğimi anladım.
''sen ara konuş. Ben ilk odamı düzenler sonra evi temizlerim. İşim bittikten sonra da duş alırım.''
''anlaşıldı efendim.'' Dediğinde güldüm.
Bulaşıklarımı makineye atıp merdivenlerden yukarıya çıkıp odama girdim. Odaya bir göz gezdirdikten sonra perdenin oraya gittim. Gri sade olan perdeyi çıkarıp makineye attım. Banyodan temizlik malzemelerini alıp işe koyuldum.
Bir buçuk saat sonra odamdan çıkmıştım. Detaylı temizlik her zaman iyidir.
Yukarıda olan odaları ise temizlemem toplamda üç saatimi almıştı. Annemle babamın odasına gelince yutkundum. Orayı değiştirmeyecektim. Tozlarını alıp süpürüp silecektim. Kahverenginin ağırlıklı olduğu odaya bakarken kendimi geçmişte bulmaktan korktum.
Sonunda temizlik bitmiş ve duşa girmiştim. Bugün gördüğüm rüya asla aklımdan çıkmayacaktı. O kadar gerçekçiydi ki.
İçim titredi.
Ruhum heyecanlandı.
'kocaman yemyeşil ormanda yürüyordum. Etrafa baktığımda karanlıktan başka bir şey görememiştim. Hafif esen rüzgâr vücudumu yalayıp geçiyordu. Kara olan bulutlar ayın etrafını sarmış ışığın gelmesini engelliyordu.
''çağan?'' seslenmeme rağmen sadece baykuşların sesi ve ağaçların dallarında olan yaprakların hışırtı sesi vardı.
''anne?''
''baba?'' giderek korkmaya başlamışken birden ismimi duydum.
''eylül.'' Annem ve babam ismimi aynı anda söylemişlerdi. Bu hep böyleydi. Birçok şeyi aynı anda söylerlerdi ve sonra ise isimlerini söyleyip gülerlerdi. Sesin olduğu tarafa doğru yürüdükçe güneş doğarmış gibi etraf aydınlanıyordu. Biraz daha ilerledikçe annemle babamı el ele tutuşurken gördüm. Gözlerimin dolduğunu hissettim. Onlara doğru koşmamla gözlerimden yaşların akması bir oldu.
''sizi çok özledim.'' İkisine birden sımsıkı sarıldım. Babamdan önce davranan annem cevap verdi.
''bizde seni özledik tatlım.'' elini yanağıma götürdü ve yanağımı okşadı. Kafamı o tarafa doğru eğdim. Dokunmak istiyordum ama yok olmalarından korkuyordum. Titreyen ellerimle annemin yanağına dokundum. Son dokunduğum gibi sıcacıktı. İnsanın içini ısıtıyordu resmen. Öbür elimle de babamın yanağına dokundum. Sakalları elime batarken o hissi bile özlediğimi fark ettim. Eskiden babama hep sakallarını kesmesini canımı acıttığını söylerdim ve beni kırmayıp keserdi. Birkaç kez sakallı görmüştüm. Canımı acıtacağını bilmeme rağmen hep dokunurdum. Beni tekrar bırakmalarını istemiyordum. Hep yanımda olsunlar istiyordum. Bir kez daha sarıldım. Sımsıkı sarıldım gitmesinler diye.
''lütfen beni bırakmayın. Gitmeyin tekrar.'' Fısıltıyla söylediğim cümleye bu sefer babam cevap vermişti. Kahramanımın sesini çok özlemiştim.
''biz senin her zaman yanındayız prensesim. Biz tam buradayız.'' Kalbime dokununca sanki yeniden canlanmış gibi hissettim. Elini hiç çekmesin istedim. Hep orada dursun istedim.
''seni çok seviyoruz tatlım. Her daim seveceğiz ve senin her zaman yanında olacağız. Sen bizi göremeyeceksin fakat biz seni göreceğiz. Bazen görmek gerekmez kızım. Bazen hissetmek gerekir. Bunu unutma olur mu?'' annemin şefkatli sesiyle kurduğu cümlelerle hıçkırarak ağlamaya başladım. Biliyordum gideceklerdi ve onları son görüşüm olacaktı.
Gitmeselerdi. Yanımda kalsaydılar. Birlikte yaşasaydık, birlikte filmler izleseydik, birlikte eğlenip kahkaha atsaydık yine ama gideceklerdi. Bunların hiçbiri olmayacaktı. Son kez sarıldım onlara. Son kez kokularını içime çektim. Yavaş yavaş yok olmaya başlayan görüntüye fısıldadım.
''sizi seviyorum.'' Yüzlerindeki gülümsemeyle baktılar bana ve yok olmadan önce son cümlelerini söylediler.
''bizde seni seviyoruz.''
Kafamı sallayıp kendime geldim ve duştan çıktım. Giyinme odasına gidip siyah iç çamaşır takımımı üzerime giydim. Dolaptan ince siyah külotlu çorap çıkartıp ayaklarımdan geçirip giydim. Üzerime ince siyah kazak altıma ise önünde siyah düğme detayları olan açık güzel renkte kahverengi bir mini etek giydim. Son olarak ise diz üstü olan siyah kadife çizmelerimi giydim. Siyah askılı çantamın içine telefonumu ve ufak cüzdanımı koydum. Saçlarımı kurutup su dalgası şeklini verdim. Saçlarımın bir kısmını sağ tarafıma attım. Hafif bir makyaj yaptım. Takı olarak ise yüzük ve saat taktım.
Aşağı indiğimde Çağan her zaman olduğu gibi hazırlanmış beni bekliyordu. Araba kullanacak bir halde olmadığım için Çağanın arabasıyla gidecektik. Evden çıkıp kapıyı kilitledim ve anahtarı çantamın içine attım. Çağan arabanın kilidini açınca ön koltuğa oturup kemerimi taktı. Arabayı çalıştırdığı gibi gaza yüklendi. Çağanla çoğu özelliklerimiz benziyordu. Bunu inkâr edemezdim. Kafamı cama yaslayıp gözlerimi kapattım.
Araba durduğunda geldiğimizi anladım. Emniyet kemerimi çıkarıp arabadan indim ve Çağanın gelmesini bekledim. Çağan yanıma gelip kolunu uzatınca tebessüm edip koluna girdim. Birlikte restorandan içeriye girdik. Sakin bir havası vardı. Kırmızı renk ağırlıklıydı. Sessiz olması en çok hoşuma giden yönüydü. Kötü tarafı ise birçok zengin insanın olmasıydı. Evet, bende zengindim ama asla paramla övünmezdim. Bunu insanlardan saklardım. Çağan beni bir masaya yönlendirdiğinde ona ayak uydurdum. Dün gördüğüm kişilerden başka kimse yoktu. Masaya yaklaştıkça bakışlar bize döndü. Vücudum istemsizce gerildi.
''sakin ol.'' Çağanın dediği cümleyle gerildiğimi hissetmiş olmalıydı. Kafamı salladım sadece. Masaya geldiğimizde Çağan iyi akşamlar adlı klasik konuşmasını yapmıştı. İki tane boş bir yer vardı. Ya Mert'in yanına oturacaktım ya da karşısına. Çağan durumu anlamış gibi Mert'in yanına oturdu ve selamlaştılar. Bende yerimi oturunca garson geldi. Siparişlerimizi verip sohbete başladılar. Yanımda Anka oturuyordu. Kafasını bana doğru eğince bir şey diyeceğini anladım ve bende kafamı ona doğru eğdim.
''yine çok şık olmuşsun. Gardırobunu merak ediyorum doğrusu.'' Dediğinde gülümsedim.
''bir gün gelip bakabilirsin. Beğendiğin bir şey olursa da alabilirsin hiç sıkıntı değil.'' Dediğimde o da benim gibi gülümsedi.
''işte aradığım arkadaş. Bence seninle daha sık görüşmeliyiz.'' Samimi gülümsememle ona doğru baktım. Belki ona göre dediği şey anlamsızdı ama benim için bu çok önemliydi.
''olur. Telefon numaramı vereyim kaydet.'' Telefonunu çıkarınca numaramı söyledim. Kaydedip çaldırdı. Telefonuma kaydedince gülümsedi.
''ilk kız arkadaşım olabilirsin.'' Dediğinde şaşkınlıkla ona baktım.
''Adel ile arkadaş değil misiniz?''başını iki yana salladı.
''onunla sadece aynı yerde bulunuyoruz. Mecburiyet yani.'' Kafamı anladım dercesine salladım. Bacaklarıma bir şeyin değmesiyle kaşlarımı çattım ve masanın altına baktım. Mert'in bacağını görünce tek kaşımı kaldırıp ona baktım. Yüzünde gördüğüm çapkın bir sırıtmadan başka bir şey değildi. Telefonunu çıkarıp bir şeyler yazıp masanın üzerine koydu. Koyduğu gibi telefonum titreyince açıp baktım. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti. Mesajda aynen şunlar yazıyordu;
'ne diye yüzüme dik dik bakıyorsun.' Kaşlarımı çatarak Merte baktım. Telefon numaramı nasıl bulmuştu. Onu takmayıp gelen yemeğimi yemeye başladım.
''böyle çatal kaşık tutmayı nereden biliyorsun?'' Adel'in sesiyle ona döndüm.
''anlamadım?''
''Diyorum ki genelde böyle yemek yemeği bilenler kültürlü ve zengin aileden gelenlerdir. Yani demek istediğim önünde bir sürü çatal ve bıçak var bunları çok iyi kullanıyorsun. Açıkça seni fakir birisi sanırdım. Dün giydiklerinin markasını anında anlamıştım fakat sahte olduklarını düşünmüştüm. Şimdi ise bir leydi gibisin.''
''ben asla fakir olduğumu dile getirmedim. Zengin olduğumu da söylemedim. Böyle bir şey söylemeye neden gerek duyayım ki? Sen insanlarla böyle mi muhatap oluyorsun? Onları sınıflandırarak mı? Öyleyse eğer sana çok yazık çünkü gözümde karaktersiz birisi olarak gözüküyorsun.'' Herkes şaşkınlıkla bana bakarken Adel renkten renge giriyordu.
''Sen kim oluyorsun da benimle böyle konuşma hakkına sahipsin. Haddini bil öyle konuş benimle. Senin karşında Adel Çevik duruyor.'' Peçeteyle ağzımı sildim. Sakinliğimi korumaya çalışıyordum. Asla ama asla soy ismimle insanlara kendimi tanıtmamıştım. Ne zaman soy ismimi söylesem ilk dedikleri şey otel zincirleri olan Kıran mı diye soruyorlardı. Benimle kendim için değil de ünüm için param için arkadaş olmaya çalışanı çok görmüştüm. Ayrıca sadece otel zincirleriyle de kalmıyordu birçok alanda birçok şeye sahiptim. Ailem ileride rahat bir hayat yaşamam için birçok şey yapmışlardı. Bana bir servet bırakmışlardı. Şimdi ise madem soy isimler söyleniyordu elbet ben de söyleyecektim.
''soy ismini hiç duymadım. Sen herkes tarafından tanındığına emin misin? Eğer yüksek bir statüde olsaydın inan bana duymuş olurdum.'' Adel kaşlarını çatarken Mert bana alaycıl bir şekilde bakıyordu.
''neden? Dediği gibi sen kimsin ki duyasın.'' Mert'in benimle dalga geçer gibi konuşmasıyla sinirlerim iyice gerilmişti.
''haklısınız. Size kendimi tam tanıtamadım. Eylül Kıran. Peki ya siz kimsiniz? Ne zaman bir insan soyadıyla tanınmaya başladı. Yazık cidden. Acınacak haldesiniz. Hepinize afiyet olsun.'' Soy ismimi duymalarıyla ağızları açılmıştı. Bir tek Çağan ve Mert düzgün davranıyordu. Çantamı alıp masadan kalktım. Arkamda Çağanın sesini duydum ama durmadım.
''aferin ikinize. Kız dedikleriyle sonuna kadar haklı. Sizinle görüşmeyeli epey seviyeniz düşmüş. Eylül bekle.''
En nefret ettiğim şeylerden birisiydi. İnsanları sınıflandırmak. Ne farkı vardı? Keşke param olmasaydı. Sefalet içinde olurdum belki ama mutlu olurdum. Ailem o zaman belki yanımda olurdu. Ailem asla bir şeyle yetinmedi. Hep daha fazlasını istediler. Evet, bu benim için olabilir ama ben onlardan lüks bir yaşam istemedim ki. Ben onlardan yanımda olmalarını istemiştim. Onlar olmadıktan sonra ne anlamı vardı bu paraları harcamanın. Ne anlamı vardı bu ünün, bu servetin, bu lüksün.
Dışarıda durmuş Çağanı bekliyordum. Arabamla gelmediğim için beklemeye mecburdum. Çağanı kapıda görünce içimden sonunda dedim. Çağanın arkasında Anka ve Ayberk belirdi. Çağan yanıma gelince bir saniye içinde onlarda yanımda olmuşlardı. Çağanı anlıyordum ama Anka ve Ayberk ne alakaydı?
''size mi geçiyoruz?'' Ayberk'in sorusuyla daha çok şaşırdım. Anka bana bakıp güldü.
''herhalde orada kalacağımızı düşünmedin? Unuttun mu biz arkadaşız sen nereye ben oraya.'' Anka'nın dediği şeyle teşekkür ettim ve ilk defa bir arkadaşıma sarıldım.
''teşekkür ederim.'' Fısıldayarak söylediğim cümleyle ayrılıp bana baktı.
''rica ederim en iyi arkadaş olmak bunu gerektirir.''
''hadi kızlar gidiyoruz.'' Ve bize gidip bütün gece eğlendik.