Sabah kapının çalınmasıyla uyanmıştım. Kendime bakmadan aşağı inip kapıyı açtığımda o adamı hiç ama hiç karşımda görmeyi beklemiyordum. Şimdi ise o karşı kanepede oturuyordu. Ben ise onun karşısında oturmuş halıyı inceliyordum. Bana baktığını net bir şeklide hissedebiliyordum. Düşüncelerle boğuşuyordum. Sesiyle kafamı kaldırıp ona baktım.
''daha ne kadar halıyı incelemeye devam edeceksin?'' bu adam sesiyle bile kızları tavlayabilirdi. Sesi o kadar güzeldi ki nasıl tanımlayacağımı bilemiyordum.
''beni takip falan mı ettin?'' gerçekten beni nasıl bulmuştu bu adam. Benim hakkımda ki şeyi nasıl biliyordu. Benim dediğim cümleyle yüzü değişti ve kahkaha attı. Adamın kahkahası bile çekiciydi. Yüz ifademi bozmadan bakmaya devam etti.
''pekâlâ, seni takip etmedim. Evini zaten biliyordum. Geldiğini kontrol etmek istedim.''
''sen kimsin? Benim hakkımda bu kadar çok şeyi nereden biliyorsun. Evime kadar biliyorsun resmen.'' Yüzüme dikkatli bir şekilde bakıyordu. Bu durumdan oldukça rahatsızdım fakat belli etmemeliydim. Bir açık verirsem bunu kullanabilirdi.
''özür dilerim sana kendimi tanıtmayı unuttum. Ben, Çağan Berk.''
''tanıştığımıza çok memnun oldum demek isterdim fakat olmadım. Burada ne işin var, neden beni rahat bırakmıyorsun, nasıl benim hakkımda bu kadar şeyi biliyorsun.'' Tek kaşımı kaldırmış ona bakıyordum. Sorularımla kaşlarını çatmıştı. Sonra düzeltip hafif bir şekilde gülümsedi.
''cevabını alamayacağın sorular soruyorsun Eylül fakat bu sonradan öğrenemeyeceğin şeyler değil. Elbette zamanı geldiğinde hepsini öğreneceksin ama şimdi değil.'' Dalga mı geçiyor acaba diye yüzüne baktım ama ciddi bir ifadeyle bana bakınca kahkaha atmaya başladım. Bana şaşkın bir şekilde bakmaya başlayınca daha çok kahkaha attım. Sinirlerim bozulmuştu. Ayağa kalkıp elime gelen ilk şeyi ona doğru fırlattım. Eğilmeseydi kafasını yarabilirdim çünkü fırlattığım şey bir vazoydu. Bana şaşkınlıkla bakarken bağırmaya başladım.
''benimle dalga mı geçiyorsun sen. Birden karşıma çıkıyorsun gizemli bir şekilde konuşup kayboluyorsun. Sonra buraya geliyorum ve bir gün sonra evime geliyorsun. Dediğin şey ise zamanı gelince öğrenirsin. Sen şaka falan mısın? Eğlenecek insan bulamayınca benimle mi eğlenmeye karar verdin. Burası benim evim duydun mu? Şimdi sen yine bir şey söyleyip çeker gidersin değil mi ama dur bu sefer lütfen bir şey söylemeden git evimden.'' Derin bir nefes aldım. Bana şaşkınlıkla bakmaya devam ediyordu. Sinirden başıma ağrı girince parmaklarımla burun kemerime masaj yapmaya başladım.
''öncelikle lütfen sakin ol. Evet, kulağa çılgınca gelebilir bunun farkındayım ama sana gerçekten bunları söyleyemem Eylül. Son olarak ise bir yere gitmeyeceğim. Burada kalacağım artık.'' Yüzüne sen benimle dalga mı geçiyorsun dercesine baktım.
''anlayamadım? Sen artık burada kalacağım mı dedin?'' kafasını hafif bir şekilde salladı. Etrafıma bakınmaya başlayınca direk lafa girdi.
''Sakin ol. Sana yardım etmeye çalışıyorum sadece.''
''bu nasıl yardım etmek? Buraya gelip ukala bir şekilde davranarak mı bana yardımcı oluyorsun?''
''arkadaşlarının bile yapmayacağı yardımı yapıyorum. Bunu neden fark etmiyorsun?'' söylediği cümleyle bir adım geriledim. Söylediği söz kalbimi yaralamıştı. Benim hiç arkadaşım yoktu. Olmamıştı. Boğazımı temizledim.
''sana misafir odasını hazırlayayım.''
''özür dilerim. Ben öyle demek istememiştim.'' Arkamı dönüp ufak bir tebessüm ettim.
''sorun değil.'' Merdivenlerden çıkıp misafir odasına girdim ve derin bir nefes aldım. Yatağa yeni bir nevresim takımı serdim. O sırada camı açıp havalandırmıştım. İşim bitince aşağı indim. Aşağıda bıraktığım telefonum çalınca hemen telefonu açtım. Çağan bıraktığım şekilde oturmaya devam ediyordu. Tek farkla elinde olan telefonuyla uğraşıyordu. Ahmet ağabeyin aradığını görünce telefonu elime alıp aramayı yanıtladım. Telefonu kulağıma götürüp cevap verdim.
''Efendim Ahmet ağabey.''
''Eylül hanım dediğiniz kişiyi buldum. Denizli doğumlu, 21 yaşında, mühendis, ailesi hakkında bilgi yok. Bulabildiğim kadarıyla da ailesiyle pek bir alakası da yok. Başarılı birisi.''
''tamam, Ahmet ağabey teşekkür ederim.'' Derin bir nefes alıp mutfağa gittim.
Hayat tuhaftı. Kimin ne zaman karşına çıkacağını tahmin edemezdin. İstediğin kişiyi beklerken karşına beklemediğin birisi çıkardı ve bu kişi senin aniden hayatına girerdi. Seninde elinden hiçbir şey gelmezdi. Öylece oturup olanları izlerdin. En kötüsü de alışmaktı. İstemediğin bir kişi hayatına giriyor ve sen istemeden alışıyorsun. Kavga ediyorsunuz ama bu kavgalara bile alışıyorsunuz. Zaman ilerledikçe o yaptığınız kavgalar artık tatlı gelmeye başlayacak ve bum âşık oluyorsunuz. Tabii bu bir klişeydi ama benim hayatımda klişelere yer yoktu. Benim hayatımda her zaman çözülemez şeyler olmuştur. Sırlar, neden çıktığı bilinmeyen trafik kazası ve birçok şey vardı.
Şuan ise Çağan Berk diye birisiyle karşılıklı oturuyordum. Hatta ve hatta o kişiyle aynı evde kalacaktım. Daha doğrusu o benim evimde kalacaktı. İnsan bu durumda şüphelenmeden edemiyordu. Aklıma her türden senaryo gelmişti. Aklımda o kadar çok soru vardı ki beynimi yiyecek türdendi. Sormak istiyordum fakat soramıyordum. Sorduğum zaman diyeceği şeyi biliyordum.
Genelde insanlar benden uzak durmayı tercih ederlerdi ama bu sefer durum farklıydı. Ben kimseyi yanıma yaklaştırmazdım çünkü üzüleceğimi zannederdim. Bu ilk başlarda işime yarıyordu ama zaman geçtikçe yalnızlığımda bir o kadar artıyordu. Evet, bende istiyordum bir kız arkadaşımın olmasını. Sabaha kadar oturup konuşmayı istiyordum. Ben arkadaşımın olmasını istiyordum ama olmuyordu. İnsanlar sebebini bilmediğim bir şekilde benden korkuyorlardı. Bazıları ise küçümsüyordu. Eziğin teki olduğumu, çulsuz birisi olduğumu söylüyorlardı ama bilmiyorlardı ki onlardan fazla param olduğunu. Eskiden neden uzak durduğumu anlamıştım. Üzülmemek, kırılmamak ve ihanete uğramamak için uzak duruyordum ben. İnsanlar çok acımasızdı. İstersen en yakın arkadaşı ol yine de ihanet ediyorlardı. Sizi kanatıyorlardı ama akıllanmaz varlıklar olduğumuz için affediyorduk. Bir daha yapmaz diyorduk ama yapıyorlardı.
Çağan sahte bir öksürükle dikkatimi ona vermemi sağladı. Zaten amacı bu değil miydi? Ona tek kaşımı kaldırıp sert bir şekilde bakmaya başladım. Tanımadığım birisine normal bakacak halim yoktu herhalde. Bana çarpık bir gülüş gönderince gözlerimi devirdim. Böyle gülmesi huzursuz olmamı sağlamıştı. Daha fazla bu gülüşe dayanamadım ve konuşmaya başladım.
''ağzında ki baklayı çıkaracak mısın artık?''
''tabii ki hemen çıkarayım. Benim karnım acıktı.'' Ona sen ciddi misin bakışımı atınca sadece omuz silkmekle yetindi. Hayat işte tuhaftı. Bıkkınca bir nefes verip yerimden kalktım. Ev telefonuna doğru yürüdüm ve çalışıp çalışmadığını kontrol ettim. Ses gelince çalıştığını anlayıp tebessüm ettim. Ahmet ağabey her şeyi düşünmüştü. Pizzacının telefon numarasını girip aradım. Siparişi ve ev adresini verip telefonu kapattım. Adam 45 dakika içinde geleceğini söylemişti. Kalktığım yere tekrar oturdum ve Çağanı incelemeye başladım. Vücudu o kadar güzel ve kusursuzdu ki her erkeği kıskandıracak türdendi. En çok dikkat çeken yer ise kırmızı dudaklarıydı. Dudaklarının rengi ise kızları kıskandıracak türdendi. Düzgün bir burnu ve mavinin güzel tonunda olan gözleri vardı. Diyorum ya bir ressamın elinden fırlamış gibiydi. Duyduğum sesle irkilip Çağana baktım.
''biliyorum çok yakışıklıyım ama fazla bakma sonra bana âşık olursun falan.'' Ben diyorum bu adam ukalanın teki diye.
''evimde kalacak olan yabancı bir adamı inceleyip çözmeye çalışmakta bir şey göremiyorum ben. Daha kim olduğunu bile bilmiyorum nasıl güvenmemi bekliyorsun?''
''haklısın fakat bir şeyi atlıyorsun Eylül. Buraya gelme sebebin benim. Ben olmasaydım buraya gelecek miydin? Hayır. Elin boş öylece oturup sıkıcı hayatına devam edecektin. Buraya gedin çünkü intikam almak istiyorsun. Buraya geldin çünkü acıttıkları can kadar acıtmak istiyorsun. Sana o acıyı yaşatan kişilerden intikam istiyorsun Eylül ve biz seninle istediğin intikamı alacağız. Bize, sana yalvaracaklar ama sen acımayacaksın. Daha kötüsünü yapacaksın. İste ya da isteme bana güvenmek zorunda olduğunu unutma.''
''sende şunu unutma Çağan. Sana güvenmek zorunda değilim ben. Seni sevmek zorunda da değilim. Sen neden bana bu kadar çok yardım etmek istiyorsun. Anlamıyorum Çağan kafam almıyor. Beynim yoruldu. Bir bilinmezliğin içine girdim. Çıkamıyorum.'' Çağan yavaş hareketlerle kalktı ve yanıma gelip önümde eğildi. Elini yanaklarıma koyup alnını alnıma yasladı. Beynim bu yaptığına mantık aramaya çalışırken geri çekilmeye çalıştım fakat izin vermedi.
''sana yardım ediyorum çünkü seni böyle görmeye kalbim dayanmıyor Eylül. Günden güne ruhunun yok olduğunu gördükçe ruhum kayboluyor. Onlar için akıttığın gözyaşları beni parçalıyor. Sen kendini görmüyorsun fakat ben senin ruhunun kırıklıklarına kadar görüyorum. Zaten benim kim olduğumu öğreneceksin ama şuanda değil küçüğüm.''
Çağanın dediği her kelime kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. Dediği şeylerden anlam çıkarmaya çalıştıkça işin içinden çıkamıyordum. Çalan kapıyla ne zaman tuttuğumu bilmediğim nefesimi bırakıp Çağanı ittirdiğim gibi kapıya koştum. Kapıyı açıp pizzacıyı görünce bir dakika işareti yapıp telefonun oraya koyduğum parayı alıp pizzacıya parayı verdim ve elindekileri alıp teşekkür ettikten sonra kapıyı kapattım. Pizzaları masanın üzerine koyup acele bir şekilde yemeğe başladım. Biran önce bitirip uyumak istiyordum. Çağan da bana dikkatli bir şekilde bakarak pizzasını yiyordu. Pizzamı bitirince bir şey demeden merdivenlerden çıkmaya başladım. Kaçıyor gibi görünebilirdim fakat kaçmıyordum. Daha demin yaptığı şey beni o kadar germişti ki... Gerginlikten kendimi sıkmış nefesimi tutmuştum. Bana dokunulmasını sevmiyordum. Odama gelip derin bir nefes aldım ve sakinleşmeye çalıştım. Yorganı açıp yatağın içine girdim ve tekrar yorganı üzerime çektim. Anlaşılan beni zor günler bekliyordu. Olacakları gün geçtikçe görecektik.