İçeriğe geç

Kin ve nefret

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Kin ve nefret

Bölüm 3

YENİ HAYAT

Sabah gözlerimi alarm sesiyle açtım. Bugün büyük bir gündü, bugün hayatımı cehenneme çeviren şehre geri dönüyordum. İçimde azda olsa bir korku vardı. Yüzleşmekten ve dağılmaktan korkuyordum. Bu duruma geleceğimi hiç düşünmemiştim. Lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Bir süre kendime gelmeyi bekledim. Yavaş adımlar ile odama gittim. Valizlerimi hazırlamadan önce ilk iş yerini arayıp işi bıraktığımı söyledim. Rehberden dedemi bulup bir süre bekledim. Gerçekten hazır mıydım? Annemde aynı benim gibi tek çocuktu. Hazar dedem annemin babasıydı. Rıdvan dedem ise babamın babasıydı. Beni Hazar dedemler büyütmüştü. Onların elinde büyümüştüm ben. Dedem babam, ana annem ise annem olmuştu. Telefonu kulağıma götürüp Hazar dedemi aradım. Çaldı, çaldı ve çaldı. Uzun süre çalınca içimde endişe tohumları oluşmuştu. Sonunda açınca derin bir oh çektim.

''dedem nasılsın?''

''iyiyim güzel kızım sen nasılsın?''

''iyiyim bende. Ana annem nasıl?''

''o da iyi kızım nasıl olsun işte aynı değişen bir şey yok. Sen neler yapıyorsun?''

''bir kafede çalışıyordum fakat bugün bıraktım.''

''çalışmak zorunda değilsin Eylül. Bunu biliyorsun değil mi?''

''biliyorum dede fakat sende kafamın anca böyle dağılacağını biliyorsun. Evde durursam düşünmekten kafayı yiyeceğimi biliyorsun.''

Biliyorum kızım. Bir sorun yok değil mi?''

''ben gidiyorum dede.''

''nereye gidiyorsun Eylül?''

''o şehre geri dönüyorum dede.''

''emin misin kızım? Yüzleşmeye hazır mısın?''

''evet dede. Yüzleşmeye hazırım. Zamanı çoktan gelmişti. Bir korkak gibi kaçmak bana göre değil.''

''peki, kızım bu senin kararın ve ben senin kararlarına saygı duyuyorum. Bir sorun olursa direkt beni ara tamam mı?''

''tamam dedem ararım merak etme.''

''tamam, kızım dikkat et kendine. Görüşürüz.''

''ederim sizde edin. Görüşürüz.'' Telefon kapanınca derin bir nefes aldım. Telefonu yatağımın üzerine attım ve yatağımın altında olan valizimi çıkardım. Eşyalarımı dürüp valize yerleştirmeye başladım. Bir tane bavul yetmediği için diğer odadan birkaç tane daha bavul aldım. Küçük bavula iç çamaşırlarımı, orta büyüklükte olana kıyafetlerimi ve makyaj malzemelerimi, büyük bavula ise ayakkabılarımı koydum. Ahmet ağabeyi aramış arabalarımı ve motorlarımı oraya götürmelerini söylemiştim. Ahmet ağabey benim her zaman yanımda olmuştu.

İşim bitince pencerenin oradan dışarıyı izlemeye başladım. İntikam benim kapımı çalmıştı ve ben kapıyı açıp onu içeriye almıştım. Soğukluğu beni titretiyordu ama korkutmuyordu. Bavullarımı kapının önüne getirip koydum. Garajdan Audi R8'in anahtarını alıp kilidi açtım. En sevdiğim araba tartışmasız bu arabaydı. Arabaya binip motoru çalıştırdım. Motorun sesi yüzümde bir gülümse oluşturmuştu. Arabayı kapının önüne çekip indim. Bavulları arabaya yerleştirdim ve kapıyı kapatıp arabaya doğru yürüdüm. Arkama bakarsam her an vazgeçebilirdim. Her an o eve girebilirdim o yüzden bakmadım. Arkamı dönmedim. Ahmet ağabeyi arayıp kamera kayıtlarına bakmasını oradan o adamı bulmasını söyledim. Sorgulamadan kabul etti çünkü aklımda bir şey olmasa ona böyle bir şey vermeyeceğimi biliyordu. İlk yavaş sürmeye başladım. Giderek hızımı arttırırken ivmeye bakıyordum. Belki kazadan sonra arabalardan korkmam lazımdı fakat korkmuyordum. Aksine ben hızı seviyordum. Hız benim hayat tutkumdu. Birkaç kez yarışlara katılmıştım. Oradan aldığım parayı ise vakıflara bağışlamıştım. Bana para lazım değildi. Bana güven veren birisi lazımdı. Bana içimde olan intikam duygusunu ortaya çıkaran birisi lazımdı. Evet, tanımadığım birisini dinleyip yola çıkmak ne kadar doğruydu bilmiyorum. Sadece inanmak istedim.

Gelmekten her ne kadar korksam da gelmiştim. Korkuyordum çünkü hayatım değişecekti. Bir yola çıktım ve bu yolda katil olma ihtimalim de vardı. Korkuyordum çünkü elime yüzüme bulaştırırım diye. Şimdi ise iki katlı olan evimize bakıyordum. Kaç sene geçmişti aradan. Kaç sene sonra bakıyordum bu eve. Sonra içimde bir özlem oldu. Özlemim eve değildi. Evin içinde olan anılarımıydı. Ailemle olan anılarımdı. Pişmanlık duydum bir an. Bu anıları bırakıp gittiğim içindi pişmanlığım. Arabadan inip eve doğru dik bir şekilde yürümeye başladım. Saksıda olan gizli bölümden anahtarı aldım ve kapının kilidine soktum. Anahtarı çevirdim ve metalik bir ses çıktı. Bir kez daha çevirdim ve kapıyı hafif ittirip anahtarı çıkarıp elime aldım. Derin bir nefes aldım ve ilk adımımı attım. Sonra evin içine ikinci ve üçüncü adımımı attım. Gözlerimle etrafı incelemeye başladım. Ortalık birazcık tozlanmıştı. Ev bıraktığımız gibiydi. Daha doğrusu bıraktığım gibi. En son bu evden ilk babam ve annem çıktı sonra ben çıktım. Onlar gittiler ve bir daha hiç gelmediler. Sonra ben çıktım annemlerin yanına gitmek için. Gittim ama onlar gelmedi. Gittim ama çok geçti. Ruhumun bir parçasını burada bıraktım. O parça burada anılarımın yanında duruyordu. Salona gittim. Eşyaların üzerine örttükleri naylonları hızlı bir şekilde çekip yere attım. Hava da ufak bir toz bulutu oluşmuş ardından kaybolmuştu. Koltuğun kumaşında ellerimi gezdirdim sonra ise gözlerimi kapattım.

4 Ocak 2009

Bugün Pazar günüydü. Sabah erkenden kalkmıştım çünkü annemle babam evdeydiler. Saat dokuz civarı yatak odasına gittim ve yatağa atladım.

''uyanın uykucular sabah oldu. Hadi kalkın.'' Bağırarak içimde olan sevinci saklamaya çalıştım. İlk annem kalkmıştı ve beni yanağımdan öpüp banyoya girmişti. Arkasından bakarken bana günaydın tatlım demeyi de ihmal etmemişti. Babam hala kalkmamıştı bu yüzden onu gıdıklamaya başladım. Babam gülerek uyanmıştı.

''küçük hanım hemen buraya gelin. Sizden intikamımı alana kadar durmayacağım.'' İntikam lafını duyar duymaz gülerek yataktan fırladım ve koşmaya başladım. Babamda arkamdan benle birlikte yavaş bir şekilde koşuyordu. Kahkaha atarak salona girdim ve koltuğun arkasına geçtim. Babamda salona girince koltuğun önünde durdu.

''prensesim benden kaçabileceğini mi zannetti?'' babamın sorusuna güldüm ve aşağı yukarı kafamı salladım.

''evet.'' Babamda gülüp koşmaya başladı. Heyecanlı bir şekilde çığlık atıp ne zaman geldiğini bilmediğim annemin arkasına saklanacağım zaman babam yakamdan tutup kibar bir şekilde yere yatırdı. Beni gıdıklamaya başlayınca kocaman bir kahkaha attım. Annem bize onaylamaz bir şekilde baktı.

''çocuk musunuz siz? Sabah sabah nereden geliyor bu enerji?'' babam ayağa kalktı ve annemi de yanıma yatırıp ikimizi birden gıdıklamaya başladı.

''Erdem dur ne..nefes alamıyorum.''annem hem gülüyordu hem de babama laf yetiştirmeye çalışıyordu. Babamda yoruldu ve beni ortaya alıp sağ tarafa yattı. Bu güzel manzaraya hafifçe gülümsedim.

''sizi seviyorum anne ve baba.'' Annemle babam aynı anda konuşmuştu.

''bizde seni seviyoruz canım.''

''bizde seni seviyoruz canım.''

17 Mart 2017

Ağzımdan çıkan fısıltıya engel olamadım.

'sizi seviyorum anne ve baba.' Hatırladığım anıyla hafifçe gülümsedim ve o sırada dudağıma değen ıslaklıkla ağladığımı fark ettim. O zaman olduğu gibi yere uzandım. İlk sağ tarafıma baktım sonra ise sol tarafıma. Yanımda ne annem vardı ne de babam. Yalnızdım. Elimi iki tarafa uzattım sanki yanımdaydılar. Onları o kadar çok özlemiştim ki. Kalbimin yarısı boştu. Doldurmak istemiştim fakat yapamamıştım. Büyüdükçe anladım doldurulmayacağını çünkü o boşluk onların yokluğuydu. Hayat acımasızdı. Kaç yaşında olursanız olun hayat size bir tokat atıyordu ve o tokat her şeyi tepe taklak ediyordu. Yıkılıyordunuz, canınız acıyordu, aciz gibi etrafta geziyordunuz ama en kötüsü de alışmak istemeyeceğiniz şeyleri size alıştırıyordu. Bu acı geçmez dediğiniz acıları geçirmeye çalışıyordu. Unutmak istemiyorum dediğiniz şeyleri unutturuyordu. Hayat buydu işte. Acımasız ve şaşırtıcıydı. Yerden yavaşça kalktım. Yaşlarımı sildim ve tekrarladım.'ağlamak yok.' Babama verdiğim sözü tutmam lazımdı ama bunu hiçbir zaman yapamadım. Kolay değildi. Seneler geçse de unutulmuyordu. Yani ben unutamıyordum. İnsanlar geçecek diyip kendilerini kandırıyordular. Geçmeyecek. Sadece kalbinin bir köşesine atıp saklıyorsun. Bir yerden geçiyorsun. Hatıraların olduğu bir yerden ve birden kalbinde o acıyı hissediyorsun. Ne yaparsan yap, ne suç işlediysen işle ama hayat her zaman acımasızdı bunu sakın unutma. Hani sizin o çok sevdiğiniz, iyi zannettiğiniz hayat var ya aslında o hiç iyi olmadı. Evet, belki canınız çok yandı, belki paramparça oldunuz ama hala onu sevdiniz. Sanki nikotin bağımlısıymışsınız gibi hayata bağımlıydınız. Siz fark etmedikçe daha çok yara alacaksınız. Gözünüzü açıp bir bakın. Gerçekleri görün. Hayatın gerçek yüzünü görün. Anılarımı hiç unutamazdım. Ne iyiler giderdi aklımdan ne de kötüler. Beynime kazınmışçasına orada duruyorlardı. Yukarıya çıkıp odama doğru yürüdüm. Mavi kapının önüne gelince derin bir nefes aldım ve kendimi sıktım. Kapının kolunu indirip içeriye bir adım attım. Gördüğüm ilk şeyle gözlerim doldu. Kendimi biraz daha sıktım. 'ağlamak yok.' Duvarda aile resimlerimiz vardı. Koşarak hepsini duvardan çıkarıp yatağımın üzerine koydum. Gördüğüm yüzlerle gülümsedim. Kendimden utandım. Nasıl yüzleri silinir hafızamdan. Dedemden kaç kere istemiştim fakat fotoğraflarının olmadığını söylemişti. Ona bu konuda hiçbir zaman inanmadım. Düşünsenize babanızda sizin fotoğrafınız yok. Bu ne kadar gerçekçi gelirdi kulağa. Aralarında olan bir fotoğraf dikkatimi çekince elimi ona aldım. Ben ortada, annem sol, babam ise sağ taraftaydı. Babam ve annem benim saçlarımlar kendilerine bıyık yapmışlardı ve ben o sırada kahkaha atarak yukarıya bakmıştım. Annem ve babam bana sevgi dolu gözlerle bakıyordular. O fotoğrafı yatağımın yanında olan komodine koydum ve diğerlerini toparlayıp çekmeceye koydum. Kendim yatağa bırakıp tavana baktım. Bugün ruhum çok yorulmuştu. Bitkindim. Gözlerim kapanmaya başlayınca daha fazla dayanamayıp kendimi uykuya teslim ettim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.