"Bazı çiçekler sevgi için açar. Bazıları ise unutulmamak için."
Sabah uyandığımda telefonuma uzun süre baktım.
İki farklı bilinmeyen numara...
İki farklı uyarı...
Hangisine güveneceğimi bilmiyordum.
Tam telefonu cebime koyacakken annem odama geldi.
"Aleyna."
"Hı?"
"Bugün... babanın yanına gitmek ister misin?"
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.
İlk kez bunu kendisi teklif etmişti.
Sessizce başımı salladım.
Öğleden sonra mezarlığa vardık.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Etraf sessizdi.
Annem elindeki çiçekleri mezarın başına bıraktı.
Mor ve mavi tonlarında zarif iris çiçekleri...
Bir süre mezar taşına baktım.
Babamın adını parmaklarımla usulca okudum.
Onu neredeyse hiç hatırlamıyordum.
Ama yine de özlüyordum.
Tam geri dönecekken mezarın yanında küçük beyaz bir zarf fark ettim.
"Anne..."
Annem irkilerek bana baktı.
"Bu burada mıydı?"
Başını iki yana salladı.
Zarfın üzerinde sadece benim adım yazıyordu.
Aleyna.
Titreyen ellerimle açtım.
İçinden kurutulmuş tek bir iris çiçeği çıktı.
Altında ise kısa bir not vardı.
"İrisler, kaybettiklerini hatırlayanlar içindir."
Kalbim hızlandı.
Yazının hemen altında küçük bir kelebek çizimi vardı.
Bir an donup kaldım.
Telefonum titredi.
**0507 *** ** :Çiçeği sakla.
Siz:Sen mi bıraktın?
Bu kez cevap beklediğimden daha geç geldi.
**0507 *** ** :Hayır.
Ama kimin bıraktığını biliyorum.
Kaşlarımı çattım.
İlk kez "ben yaptım" dememişti.
Bu da demek oluyordu ki...
Oyundaki kişi sayısı sandığımdan fazlaydı.
Mezarlıktan çıkarken yaşlı bir kadın yanıma yaklaştı.
"Affedersin kızım."
"Evet?"
"Az önce senin mezarın başında genç bir adam vardı."
Nefesim kesildi.
"Nasıl biriydi?"
"Uzundu."
"Daha?"
"Yüzünü göremedim."
"Ne yaptı?"
"Çiçeği bıraktı."
"Sonra?"
Kadın uzaklaşan yolu gösterdi.
"Tren istasyonuna doğru yürüdü."
O an içimde tek bir his vardı.
Koşmak.
Arkamdan annemin sesi geldi.
"Aleyna! Dur!"
Ama durmadım.
İstasyona doğru olabildiğince hızlı koşmaya başladım.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Belki...
Belki de yıllardır aradığım kişi birkaç dakika önce buradaydı.
İstasyona vardığımda peron bomboştu.
Sadece banklardan birinin üzerinde küçük bir kutu duruyordu.
Kutuyu açtım.
İçinden ince gümüş bir kolye çıktı.
Ucunda küçük bir kelebek vardı.
Kolye avucumun içinde parlıyordu.
Altında minicik bir not vardı.
"Doğum günün kutlu olsun, Minik Kelebek."
Gözlerim doldu.
Kim bana çocukken böyle seslenirdi?
Tam o anda telefonum titredi.
**0507 *** ** :Onu tak.
Siz:Bu kolyeyi kim gönderdi?
Dakikalarca cevap gelmedi.
Sonunda tek satırlık bir mesaj geldi.
**0507 *** ** :Sana yıllar önce ulaşması gerekiyordu.
Kolye elimdeydi.
Ve ilk kez...
Onu boynuma taktığım anda...
Başımın içinde silik bir anı belirdi.
Bir erkek sesi...
"Kaybedersen üzülme. Ben sana yenisini alırım, Minik Kelebek."
Yüzünü göremiyordum.
Ama sesi...
Kalbim, o sesi yıllar geçmesine rağmen unutmamıştı.