DERİN UYKUDA 48 GÜN
Komadaki 17 . Gün
Sanki araftayım . Ne gözlerimi açıp gerçek dünyaya dahil olabiliyorum nede hayatımı tamamen sonlandırıp kendimi bu fani hayattan soyutlayabiliyorum . Zaman algım yok olmuş durumda . Dış dünyada konuşulanları normalden çok daha üstün bir şekilde duyabilsem de onlara kayıtsız kalmak bir zorunluluk . Her ne kadar ben burdayım demek insanların ortaya attığı o yanlış fikirleri yalanlayıp gerçekleri haykırmak istesem de içinde bulunduğum durum tüm yetkilerimi sıfırlıyor .
Bundan ne kadar öncesi hatırlayamıyorum . Bilincim olmasada , algılarım hala açık , bu sebeple etrafımdakileri duyabiliyorum . Annemin geldiğini duymuştum . Dolayısıyla bana söylediklerini de . “ ve bak şimdi nasılda acılar içinde kıvranıyorsun . Suçunun cezasını çekmeyeceğini mi sandın ? “ annesinin söyledikleri öyle acıtmıştı ki , o an kulaklarını kapatım onu duymazlıktan gelmek istemişti ,fakat yapamamıştı . Filmlerde komadaki insanların dışarıda olanları hissettiğinden , duyduğundan hep bahsedilirdi . Ben ise bunların kurmaca olduğunu savunurdum . Ama öyle değilmiş , insan gerçekten olanları biliyor , duyuyor , hissediyor hata anlamlandıra biliyormuş . Şu an bunları düşünebiliyor olmam dahi mucizevi iken olanları anlamlandırma sürecimin kolay olmadığını tahmin edebilirsiniz herhalde . Etrafınızdaki onca şeye tepki veremediğinizi , bir hayeletten farksız olduğunuzu ve bu konuma nasıl geldiğiniz hakkında hiçbir fikriniz olmadığını düşünün .
Komadaki 29 . Gün
Annemin yanıma geldiğini hissetmiştim ve bana bunca sene gösterdiği nefretin içinde belkide bir nebze olsun sevgi barındabileceğini düşünmüştüm . Elimi ilk tuttuğu an neredeyse mutluluğumun beni hayata döndüreceğini düşünmüştüm ki bu sevinç uzun sürmedi . Ellerimi kırmak istercesine sıkmaya başladığında artık ona annem olduğu için duyduğum sevginin önüne başka bir duygu geçmişti . Nefret . Bu beklenmedik birşey değildi sonuçta Anne dediğim kadının da bana karşı beslediği duygu bundan ibaret değil miydi ? Söyledikleri ağır gelmişti . Ama artık umursamıyordum .
Annem dışında beni ziyarete geldiğini billdiğim birkaç kişi daha vardı . Birincisi can dostum , kız kardeşim bildiğim arkadaşım Ecrin di . Beni neredeyse her gün görmeye geliyordu . Eğer bir gün ziyaretimi aksatırsa ertesi gün konuşmasına dolu dizgin özürlerle başlıyordu . Ve o benim ellerimi annem gibi kırarcasına sıkmıyordu . Yanşma geldiği her gün özenle başımı okşuyor ellerime öpücükler kondurup saçlarımı düzeltiyordu . Bana bensiz geçen hayatını anlatıp okulda olanlardan bahsediyordu . Okulda herkesin beni sorduğundan bir gün sınıfça ziyaretime geleceklerinden ve okuldaki türlü olayların hepsinden haberdardım fakat neye yarardı ki .
Yanıma gelen bir diğer kişi babamdı . Doğruyu söylemek gerekirse beklemediğim bir şeydi . Yurt dışında olduğundan işini bırakıp gelmeyeceğini düşünmüştüm fakat buradaydı . Bir gün bile olsun aksatmadan yanıma gelmişti . Bana anlattığı şeyler ise ona karşı olan hislerimi değiştirir miydi bilmiyorum ama , beni etkilemeyi başarmış dı .
Komadaki 43. Gün
Uzun süre sonra Müzik öğretmenimin sesini duyduğum anı unutmayacağım . Babamdan daha çok yüzünü gördüğüm bir insandı ve okuldan arta kalan süreçte yanıma gelmeyi unutmuyordu bir keresinde geldiğinde söyledikleri ise beni belkide en çok üzendi . “ Duru kızım . Nasılsın ? Ahmet öğretmen ben “ Aslında söylemesine gerek yoktu onun sesini babamınkinden daha çabuk tanımıştım . “ Senin yokluğunu öyle hissediyorum ki , bir bilsen . Koridorlarda hep senin siman var . Her yerde senin o güzel yüzünü görüyorum . Sen beni kimin yerine koyuyorsun bilmiyorum ama ben senin kızımdan farksız bir yerde seviyorum . Hayatım boyunca bir kız çocuğum olsun istedim ama Rabbim bana nasip etmedi . Dualarım da Allah'tan hep bir kız evladım olmasını isterdim . Meğer benim nasibimde zaten bir tane varmış . Sen buradan bir çık ben seni en güzel şekilde büyütücem Duru seni o insafsız ailenin eline bırakmıycam kızım . Yeter ki iyileş … “ Benim bu onyedi yıllık hayatımın yarısında dahi görmediğim babamın benim için sarf ettiği sözcükler dahi böyle içten değilken öğretmenim dediğim kişi belkide benim için aslından daha iyi bir babaydı .
Ahmet öğretmenin yanında bir gelişinde hiç tanımadığım bir adam daha vardı . Ona Engin dediğini duymuştum , henüz kim olduğunu anlayamasam da bir arkadaşı olduğunu düşünüyorum . Konuşmaları arasında bir kez ona bana tamamen yabancı bir sesin başkomiserim dediğini duymuştum . Eğer yanılmıyorsam belkide ahmet öğretmenin beni kurtarmak için başvurduğu kişinin o olduğunu düşünüyorum ki bu bilgiye de Ecrin sayesinde ulaştım . Buraya , yanıma gelen herkes bana çabuk toparlanmamı ve hızlıca iyileşmemi söylüyor . Ben ise her ne kadar onları yüzüstü bırakmak istemesemde vücudumdaki gücün yavaş yavaş çekildiğini hissediyorum .
Komadaki 48 . Gün
Her ne kadar komada da olsanız bedeninizdeki her uzvu hissetmeye devam ettiğiniz bir gerçek . Ben ise bu gün , ki neredeyse bir ayı geride bıraktığımı düşünüyorum , belkide vaktinin gelmiş olduğunu hissediyorum . Vücudum her zamankinden daha büyük bir acıyla ızdırap çekiyor bugün . Bedenimde o şerefsiz adamın açtığı yaralar daha belirgin halde zonkluyor . Başımda tarifi imkansız bir ağrı var ve zihnimin bana akıl oyunları oynuyor . Hoş bu halde iken ne kadar süre boyunca sağlıklı bir düşünce yapısına sahip olabilirsiniz bilmiyorum ama ben en başındayken kafayı sıyırmıştım . Hiç bitmeyen sonsuz bir karanlık . Nereye bakarsanız bakın siyahın hep aynı tonun görüyorsunuz . O uçsuz bucaksız sonsuzlukta aklınıza , size meydan okuyan onlarca ses . Kimi zaman acı dolu bir çığlık , kimi zaman ise kaynağı bilinmez uğultular ilişiyor kulağınıza . Tüm bu belirsizlikten kurtulabildiğiniz sayılı anlar ise birinin sizin yanınızda konuştuğu anlar oluyor . Sanki sevdiklerinizin sesi zihninizin kini susturuyor .
Şu anda onlardan birindeyim . Yanımda Ecrin var bana birşeyler anlatıyor , onu hissedebiliyorum ama sesi her zamankinden daha uğultulu . Vücudumdaki ızdırap katlanılamaz bir halde ve sadece birkaç saniye önce kalbime saplanan o müthiş acıyı fazlasıyla hissedebiliyorum . Dışarıdaki nabzımı ölçen o makineden gelen kısık sesler yükselmeye başlamıştı . Elimi tutan arkadaşımın beni bırakıp bir anda hemşirelere ve doktorlara bağırdığını duyabiliyorum . . Doktorların kısa sürede yanıma ulaştığını hatırlıyorum . Sonrasında ise yanı başımda duran monitörden gelen ve etraftaki seslerin tamamını bastıran bir çınlamanın odayı doldurduğunu . Arkadaşımın ağlamasını tutamadığını benim aynı o adama yalvardığım gibi doktorlara beni kurtarmaları için yalvardığını hatırlıyorum . Fakat ne artık benim dayanacak gücüm var nede evren ruhumu biraz daha misafiri etmek istiyor …
Komada durduğum süre bulunca hissettiklerim sanki birden yok olmuştu . Bedenimin ağırlandığı bu yer ise kesinlikle dünya değildi . Etrafta bulunan sis öyle yoğundu ki iki kafamı eğdiğimde ayaklarımı dahı göremiyordum . İçimdeki bir dürtü beni ilerlemeye ve yürümeye devam etmeye zorluyordu . Aklım herşeyden soyutlanmıştı . Düşünemiyordum . Sanki benim bedenim bir başkası tarafından kontrol ediliyordu . Bu farklı ortamdaki en büyük değişiklik bendim . Hiç olmadığım kadar zinde hissediyorum ve artık her anı ızdırap gibi gelen o yaralar yoktu . Kısa bir süre düşünmeye zorladım kendimi . Çok geçmeden unutmak istediğim tüm o hatıralar zihnime düşmeye başladığında bu kutsal hissettiren yerin belkide öldüğünüzde ulaşacağınız söylenen o mekan olduğunu düşünmeye başladım . Başka hiçbir açıklaması olmazdı değil mi ? Artık o yıllarımı geçirdiğim dünyada olmadığımı hissetmek zor değildi ama anlatılan gibi bir tabutun içine sıkışmış durumda da değildim . Beynim bana uzun süredir olduğu gibi oyunlar oynamaya devam ediyordu belki de .
Çok uzun süre yürüdüm hemde çok uzun süre . Öyle ki geçen zaman bana tüm hayatımdan daha uzun gibi gelmişti . Fakat en sonunda bu uzun yürüyüşün ardından adımlarım birden kesildi . Etrafımdaki sis kalktı ve tamda dibi görünmeyen bir uçurumun kenarında olduğumu gördüm . Ben anın şoku ile geri çekilmeye çalışırken iki yanımdan gelen ve beni kollarımdan kavrayan silüetler vardı . Ne bir yüz nede seçilebilen hatlara sahip bu varlıklar sanki sisin bir parçası gibi onunla bütünleşmişti . Beni önümde duran uçuruma doğru ilerletmeye çalıştıkları anda çırpınmaya başlamıştım . Avazım çıktığınca bağırmaya çalışıyordum ama sesim yanı başımda duran o iki varlığa ulaşmıyor du . Tam o sırada uçurumun diğer ucunda beliren farklı bir beden daha vardı . Bu benim yanımdakilere göre çok daha insana benzeyen bir canlıydı . Her ne kadar uzaktada olsa , bir sureti olduğu seçiliyordu . Aynı benimkine benzeyen bir vücudu vardı elleri , ayakları bir insanınkinden farksızdı . Adım attıkça uçurumun ucuna yaklaşıyordu ki o da aynı benim gibi birden hareket etmeyi kesti . Uçurumun karşı tarafında beliren sis birden ortadan kayboldu ve artık bir kadın olduğuna karar verdiğim o silüet elini kaldırıp yanımdakileri durdurdu . Bana yaklaşmasıyla birlikte onun tamamı uçuşan tüllerden oluşan simsiyah bir elbise giydiğini anlamıştım . Üstündeki elbisenin karanlığına karşın teni ölü bir beden kadar beyazdı . Belkide o da çoktan benim gibi ölmüştü . Gözleri ve dudakları kıpkırmızıydı , fazla kırmızı . Beni korkutan gözlerini kısa bir süreliğinede olsa kapattı , sanki biriyle konuşur gibi olan ifadesi anlik bir değişime uğradı ve benimde göz kapaklarım ağır ağır birbirine kavuştu . Zihnimde karşımda duran kadın ait olduğuna emin olduğum bir ses yankılandı . Beni tarif edilemez bir huzur ile dolduran bu ses hayatımda duyduğum en güzel şeydi . “ Merhaba küçüğüm biliyorum aklın karışık . “ bölmek zorundaydım çünkü aklım hiç ama hiç karışık değildi . “ Öldüm , değil mi ? “ Zihnimdeki ses içli bir nefes almıştı . “ Üzgünüm küçüğüm . O dünyada daha fazla kalmak istemediğimi biliyorum ve seni bu kutsal rütbeden men etmek istemiyorum ama geldüğün yere gere dönmelisin . Büyükler senin yaşamanı istiyor . “ Niye böyle istiyorlardı ki . “ Ama burası çok güzel çok huzurlu hem ölen insanlar dünyaya geri dönemez . “ “ İnsanların henüz bilmediği çok şey var . Bundan yıllar önce senin yerinde ben vardım . Öldüğümü sandım . Ama ölmemiştim . Burası araf . Sen ancak bu uçurumdan atlarsan ölümlüler dünyasına ulaşabilirsin . Ve eğer eğer dünyadaki bedenin çürümeden oraya atlamaz yada dünyaya geri dönmezsen sonsuza kadar arafta kalırsın . Aynı benim gibi . O yüzden git küçüğüm yarım bıraktığın hayatını yaşa . “ istemiyordum . Niye beni götürüyolardı ki . O dünya artık benim için fazlaydı . Gözlerimi kapattığım gibi açmıştım karşımda yine aynı kadın vardı . bu sefer yanımdakilere seslendi “ götürün “ . Hiç beklemediler benim o kadar uzun süre yürüdüğüm yolu saniyeler içinde geri gittiler ve beni orada bıraktılar . Çok değil sadece birkaç saniye sonra kaybolan sis geri geldi ve tüm benliğimi yok etti ...
GERÇEKLİK
Arkadaşım hala komadaydı doktorların söylediğine göre uyanma şansı artık neredeyse yoktu . Komaya girişinin üstünden kırksekiz gün geçmişti bugün ise doktorlar bizi arayıp onunla belkide son kez görüşebileceğimizi vücudunun artık fazlasıyla zorlandığını ve belkide yarını çıkaramayacağını söylemişti . Haberi aldığımda ağlamamı durduramamış ve üstümdekileri dahi değiştirmeden hastaneye gelmiştim . Ben üniteye girdiğimde Sinan amca içeriden ağlayarak çıkıyordu . Kızıyla geçirdiği o kısacık ömür ona yetmemiş olacak ki pişmanlığı gözlerinden okunuyordu . Artık hepimizi tanıyan hemşireler beni gördükleri anda yanıma gelip sarıldılar . İçeri girmek istediğimde ise her zaman önlem amaçlı giydirdikleri önlüğü atlayıp beni öylece yoğun bakım ünitesine yönlendirdiklerin de onlara hayal kırıklığı ile dolu gözlerle bakmış olmamın artık hiçbir önemi yoktu . Arkadaşımın yorgun bedeni belkide son kez karşımdaydı . Buraya geldiğim her seferde yaptığım gibi kenardaki tekerlekli tabureyi hasta yatağının kenarına çekip arkadaşımın yanına kuruldum . Bir elim onunkini kavrarken diğeri ipek saçlarına gitti . O uyurken saçları öyle uzamıştı ki artık neredeyse beline gelecekti . Tam konuşmaya başlayacaktım ki gözlerimden tane tane akan yaşların miktarı bir anda arttı . Hatta öyle şiddetlendi ki konuşmayı bırak hıçkırmaya başladım . Fakat kısa sürede kendimi toparlayıp derin bir nefes aldım . “ Duru , nasılsın ? ben çok iyiyim harika bir haber aldım . Doktarlar senin iyileştiğini söyledi . Artık aramıza dönebiliröişsin dah fazla bizi yalnı bırakmamalıymışsın . Öyle söylediler . “ İçinde kabaran hisler vardı , arkadaşına yalan söylüyordu . Hafifçede olsa yana çevirdim kafamı . Gözlerimi kapatıp sessizce ağlamayı denedim olmadı . “ Hatırlıyormusun seninle yavru bir kedi bulmuştuk , sonra sen onu eve götürmeyi düşünmüştün ama biz yakalayamadan kaçmıştı . Bu gün gelirken o kediyi gördüm ne kadar cılızdı biz onu bulduğumuzda , şimdi kocaman olmuş . Sen buradan bir çık o kediyi bulup biz sahipleniriz birlikte bakarız tamam mı ? “ Cevap veremezdi biliyordu ama sormaktan vazgeçmeyecekti . Belki , belki ufacık bir an arkadaşı ona cevap olarak bir işaret verirdi . O bunu düşünürken odaya dolan ritmik sesler vardı . Ecrin refleks ile başını hasta yanı monitörüne çevirdiğinde arkadaşının yavaşlayan kalp atışlarını gördü . Hızla yerimden kalkıp yoğun bakım ünitesine doğru var gücümle koştum . Avazım çıktığı kadar bağırarak hemşirelere doktorlara seslendim
“Yardım edin! Doktor çağırın! Lütfen yalvarırım yardım edin ona ! “
Seslenişi cevapsız kalmadı . Kısa sürede üniteye giren doktorlar . Ecrini odadan çıkarmış ve kalp masajına başlamışlardı . Aceleyle içeri şok cihazını getiren hemşireler doktorlar ne diyorsa onu yapıyor . Telaş ile oradan oraya koşturuyor du . Dışarıdan gelen çığlıklar ve bağırışlar ise tek bir kişinin değildi . Doktorlar üç kez şok vermişti değişen bir şey yoktu , odanın içinde aralıksız çınlayan bir ses ve monitörde gözüken dümdüz bir çizgi vardı sadece . Arkadaşının uyanışını beklediği o camdan ölümünü izleyen Ecrin ise kendini tutamamış , bacaklarının güçsüzlüğü ile kendini camın hemen kenarındaki koltuğa zor bırakmıştı . Ellerini yüzüne götürüp sayıklamaya başlamıştı .
“ Hayır ,hayır, hayır ,hayır , hayır . “ Neyi düzeltebilirdi ki . ” Benim arkadaşım ölmedi . Bırakın beni ! içeri giricem , bırakın dedim ! “ İki kiş onu güçlükle tutuyordu .
“ Görmeden inanmam , arkadaşımı görmeden inanmam . “ onu kollarından tutanlarda artık vazgeçmiş olacak ki çaresizlikle bıraktılar . Ayaklarını vurarak ilerlediği yoğun bakım ünitesine girdiği anda arkadaşının cansız bedeni belirmişti . Yanına koşarak ulaştığında ona sarıldı . Bu belkide son şansıydı . Bir daha onu ne zaman görebilecek diki . O arkadaşına sarılmış ağlarken Kapıdan içeri giren başka bedenlerde vardı . Sinan yavaşça Ecrine yaklaşıp onun omzuna elini koydu . Titreyen bedenini ona çeviren Ecrinin yüzünden akan yaşlar artık üzerindeki tişörtü ıslatıyordu .
“ Ecrin kızım , o gitti . “ İnanmak istemiyordu işte çok muydu ? “ Hayır gitmedi bak hala burad “ diyip arkadaşını gösteriyordu ki . Duru sanki arkadaşına doğrulamak ister gibiydi . Günler sırasında bedeninde beliren bir kıpırtı vardı . İşaret parmağını hareket ettirmşti .
“ Bak gördünmü parmağını kıpırdattı “ Sinan ümitsizce bakışlarını kızının eline çevirdiğinde ilk önce hareket tekrarlandı sonra ise odayı yine o ritmik hayat dolu ses doldurdu . Durunun kalbi hayata meydan okurcasına tekrar atmaya başlamıştı …