İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 30 · 11 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 30

3.0

Size bir,

#EvLav bırakıyorum.

Yeni bölümle geldiiiim.

Nolur önce yorumlara sonra yıldızlara ÇÖKÜN.

Hadi başlayalım!

Bölümlerde minik kalbimizin kaldıramayacağı anlara geliyoruz çiçeklerim. Herkes kılıcını kuşansın.

3.GÖZ

Lavin, gözlerini araladığında başına aniden saplanan ağrıyla hızla şakaklarını tek eliyle tutup inledi. Güneş ışıkları doğrudan gözüne girerken, bacaklarını iyice uzatarak gerinmiş, göğüsleri iki yana kaymıştı. Her şeye rağmen gökyüzüne buruk bir tebessümle gülümsemeye çabalarken, burnuna gelen tatlı harcın kokusuyla mayışır gibi olsa da kaşları çatıldı. Başını aniden yanına çevirdiğinde, başucunda, çarşafın üzerinde bir bedenin bıraktığı izi görünce kendi vücuduna ait olmadığını fark etmişti.

Panikle ayaklandığında, sanki yerler ateşmiş de ayakları yanmış gibi zıpladı birkaç kez panikle. O baş ağrısının yerini korkunç bir his kaplamıştı şimdi. Kalbi ağzında atarken, gördüğü ufak "rüyanın" rüya olmadığını anladığı saniyeler içindeydi. Evran'ın bir telefon görüşmesi yaptığını uzaktan duyunca panikle dolabına koşturdu.

İlk eline geçen sütyeni üzerine tişörtünün altından geçirirken bir yandan da kapının aralığından bakınıyordu. Saniyeler içinde gri kumaş pantalonu ve ütülediği açık pembe gömleğini giydi. Üzerine pantolonun eşi yeleği de geçirip düğmelerini iliklerken önüne düşen saçları üfleyerek havalandırdı. Öyle paniklemişti ki aldığı kısık kısık nefesler göğsünü daha da sıkıştırıyordu.

-Ay Allahım rezil oldum. Resmen rezil oldum. Ah Lavin aklı kıt Lavin. Kilitle şu kapını di mi? Madem bi halt yedin içki içtin kapını kilitle, yat güzelce uyu!" Ellerini kaldırmış, parmak uçlarını birleştirerek sanki karşısında birine laf anlatıyormuş gibi söyleniyordu kısık sesle.

Çaktırmadan koridora bakarken, sonunda Evran'ın tezgaha döndüğü an koşturarak banyoya kaşla göz arasında girebilmişti. Suyu olabilecek en düşük seviyede açarken musluğu öyle sıkı tutuyordu ki, değil su sesi yüzünü yıkarken dökülen sular bile usul usul süzülüyordu çenesinden. Dişlerini çabucak fırçalarken ise aklından binlerce şey geçiyordu.

Acaba çaktırmadan evden çıksa mıydı?

Ya da işi olduğu bahanesiyle hemen lafı ağzına tıkayıp fırlasa mıydı?

Değil ne konuştuklarını hatırlamak, neler olduğunu bile düşünürken aklında beliren sahneler öyle kesik kesikti ki sadece sigara içtiğini, Evran'ın onu taşıdığını ve en son gecenin bir saatinde sıçrayarak uyandığını, ona sarılarak uyuyakaldığını hayal meyal hatırlıyordu. Saçlarını koca fırçasıyla kavga ederek tarayıp omuzlarından geriye ittirdi ve yüzüne nemlendiricisini sürdü.

Göz ucuyla makyaj malzemelerini görse de, aklına Evranla Canan'ın görüntüsü gelince vazgeçer gibi oldu. Sonra da makyajı Evran için değil kendini iyi hissetmek için yaptığına ikna olup -asla Evran onu beğensin diye değildi ASLA- ufak bir renklendirici kremi yüzüne sürmeyi kirpiklerini rimellemeyi ve en sevdiği vişne rengi parlatıcısını sürmeyi ihmal etmedi.

Allığı es geçti. Birazdan mor olacağı için allığa hiç gerek yoktu! Derin nefes alıp başını kapı arasından çıkarıp koridora uzatırken, Evran ıslık çalarak pancake çeviriyordu. Kirpiklerini kırpıştırarak doğru görüp görmediğine emin olmak ister gibi biraz daha tutundu kapı kenarına, iyice gerdi bedenini.

Eninde sonunda oraya gitmek zorundaydı.

Bir an kapıya baktı ama içinden bir ses bağırdı.

"Sen ne ezik ne sünepe bir şey oldun böyle! Hem o geldi dün senin kapına misafire böyle yapılır mı?" İç çekerek kaderini kabullenip mutfağa yollanırken, Evran kokusunu duyumsadığı anda ki bu koridoru yarıladığındaydı, kafasını kaldırdı. Gözleri buluştuğunda Lavin tam kahvelerini kaçıracaktı ki Evran önce davranıp kafasını çevirdi.

Kafasını mı çevirdi?!

Kaşları çatık kızın yaklaştığını hissederken gülümsememek için kendini tutup işine odaklandı. Bulduğu donmuş orman meyveleriyle yaptığı tatlı sosu pancakelerin üzerinde erimiş tereyağının tepesinde gezdirdi.

-Sana da günaydın!" Lavin'in çıkışıyla kıza baktı omzu üzerinden. Kombinini baştan aşağı süzerken, kızın pantolonunun çoğunlukla kapattığı çıplak ayaklarını birbiri üzerine çocuk gibi kıvırmasına dudak kıvırmadan edemedi. Tabii, önüne döndüğünde yapmıştı bunu.

-Günaydın." Dedi işine odaklı bir şekilde kirlettiği tavayı lavabonun içine yavaşça bırakırken. "Ayılmışsın." Lafını sokmasa olmazdı! Lavin, başını yana doğru çevirip doğrudan duvara baktı sanki trip attığını görecekti de... "Kahve?"

-Olur. Teşekkür ederim." Adamın hazır olan kupayı kendisine uzatmasıyla elleri buluşurken bir an duraksadı. "Neden pancake yaptın ki? Sen tatlı sevmezsin." Evran, boştaki eliyle kızın bileğini tutup parmaklarını kupanın kulbuna sardı nazikçe.

-O senin için. Daha hızlı toparlarsın." Kahvesinden bir yudum aldığında şaşkınlıkla kalkan kaşlarına aldırmadan bir kupa da kendine çıkardı Evran. "Bir yere mi gidiyordun?"

-İşe..." aklına haftasonu olduğu gelirken, bozuntuya vermemek için boğazını temizledi. "Yani ek mesai yapacağım da."

-Yalan söylemeyi beceremiyorsun. Bu konuda anlaştığımızı unutma." Çatal bıçak çıkarırken, huysuz huysuz Evran'a baktı.

-Senin ne işin var burada? Neden geldin ki dün?" Bacağıyla çekmeceyi kapatırken minik pancakeleri önce tam ortadan sonra da dörde bölmüştü. Temiz çatala bir parçayı takıp elini altına koyarak adama uzattığında gayrı ihtiyari ağzı açılan Evran'ın çatalı temizlemesine gülümsememek için kendini tuttu. Resmen bebeği yemek yemeyince onları kandıran anneler gibi orman meyveli şurup kaplı hamuru tıkmıştı tek seferde ağzına.

Evran, uzanıp eliyle burnunun ucunu sıktığında dudakları kıvrıldı.

-Bilmiyorum." Cevabı tatmin etmese de ağzına aldığı pancake öyle güzel ve yumuşacıktı ki bir an ona kızamadı Lavin. Tatlı söz konusu olunca akan sular duruyordu! "Seni görmek istedim." Lokması neredeyse boğazına takılırken, son anda hızla yuttu. Resmen göğsüne oturmuştu!

-Beni mi? Neden?" Evran yaklaştığında yüzünden yine cevabının aynı olduğunu hissetti, haklı da çıkmıştı.

-Bilmiyorum." Açık kahveleri öyle yakınına gelmişti ki ona bakmak için başını kaldırdı Lavin. Ayağında ayakkabıları da olmayınca kısa kalmıştı yanında. "Pembe mi?"

-Hı?" Ağzından şaşkınlıkla çıkan sese karşı ellerini iki yandan tezgaha koyarak daha da yakınlaştı kıza.

-İç çamaşırın." Sorusundan daha şaşırtıcı olanı doğru tahminiydi. Yanaklarının artan sıcaklığıyla adamın göğsüne vurdu elini.

-Nasıl soru bu? Ne renkse ne renk... Hem sen nereden biliyorsun bunu, uyurken beni mi izledin ne yaptın?!" Hızla çıkışsa da cümlesinin sonunda başını eğince, Evran keyiflenmeden edemedi.

-Yok. Dün öyle rahat oturunca tişörtün sıyrıldı, gözüm kaydı meraktan sordum." Lavin onun bu açıksözlülüğüne hayret edip çoğu zaman hayran kalsa da, aklına Can'ın gösterdiği fotoğraf gelince tüm dürüstlüğünü ikiyüzlülük olarak görmeden de edemiyordu.

-Kayar tabii!" dedi tüm huysuzluğa arkasını dönerek. "Sanki tek bana kayıyor." Son söylediğini hiç söylememiş olmayı diledi. Bir anda ağzından çıkan cümlenin ardından gözlerini yumarken, Evran'ın nefesini hemen başının arkasında hissediyordu.

-Kime kayıyor benim gözüm?" Şüpheci ses tonuyla omzu üzerinden ona bakacakken ne kadar yakında olduğunu fark etmemişti bile. Evranla burun burunaydı şimdi. Açık kahveler öyle doğrudan bakıyordu ki, koyu kahvelerinin ortasındaki halka hızla genişledi. "Hm?" Sorusunu hatırlatmak ister gibi mırıldandığında dudakları Lavin'in dudaklarına sürtünmüştü.

-Kaymıyor mu?" Kaşlarını kaldıran kızın yüzündeki ifade hoşuna gitmediğinden gözlerini kısarak uzun uzun baktı Evran. Bu tepki de neydi? Kadınları anlamak gerçekten zordu, bir anda modları değişiyor, akıllarına gelen tek bir şeyle hızla tavır alıyorlardı. Tüm kararlılığıyla kafasını salladı.

Kaymıyordu.

-Kaymadığını biliyorsun Lavin." Kız inanmadığını yaptığı her mimikle belli ederken dudaklarını bastırıp gülermiş gibi ses çıkardı.

-Nereden bileceğim? Seninki de laf..." Tam Evranla tezgah arasından sıyrılacaktı ki saçına kayan elle duraksadı. Parmak uçları kızın kulağını teğet geçip saçını ittirirken, dudakları dudaklarına sürtündü.

-Kaysa burada olmam." Dört parmağı saçını usulca geriye doğru tararken baş parmağını yanağına kaydırıp okşadı. Gözlerini hiç kaçırmaması bile yalan söylemediğini haykırırken, Lavin aralarındaki bu yakınlığın sarhoşluğuyla elini onun göğsüne koymuştu.

-Evran." Tam karşı çıkacakmış gibi dudaklarını araladığında Evran belini kavramış ve kendine çekmişti onu. Dudakları bu yakınlaşmayla kendiliğinden birleşirken Evran'ın göğsüne koyduğu ellerinden biri ensesine çıktı istemsizce. Onu itmekle kendine çekmek arasında kararsız kalmıştı. Sıcacık dilini ağzına kaydırdığında istemsizce inlerken göğüsleri Evran'ın göğsünde eziliyordu şimdi. Başını iyice kaldırdığında boğazını kavrayan el ne çok sıkı ne de geri çekilmesine müsaade edecek kadar gevşekti.

Lavin'in alt dudağını dişleriyle çekiştirip kızı tezgaha yasladığında ensesini çizen tırnaklarıyla vücudunu kızın vücuduna sürttü. Lavinleyken içinde beliren bu doğal dürtünün hat safhasında olması beynini bulandırıyordu. Seviştiğinde her zaman kendisinde olan kontrol öpüşme esnasında bile Lavin'in naifliğiyle karşılaşınca durulmaya çalışıyor, en ufak karşılığında ise hızla artarak o kontrolü tutkunun ellerine bırakmasına neden oluyordu. Vişne rengi parlatıcının tatlı tadı diline bulaşırken kızı kucaklayıp tek hamlede kaldırmıştı, onun omuzlarına tutunduğu an kendini Evran'ın öpüşlerine kaptırmak istedi Lavin.

Vücudundan yükselen inanılmaz yoğun bir istek öyle açtı ki bu tutkuya Evran'ın boynuna tutunan elleri omuzlarına kayıyor tişörtünün bittiği yerde kollarıyla buluşunca parmak uçları altında kıpırdayan kasları kasıklarında arsız bir sızıya neden oluyordu. Tatmin edici dokunuşlarının yanında her öpüşünün bir sonraki için ateşi daha da harlaması bacaklarındaki bütün gücü tüketiyordu.

Sırtı buzdolabına yaslandığında ve dudakları her buluştuğunda Evran'ın onu bir denizin hırçın dalgalarına bırakılmış gemi misali usul usul kaldırıp indirmesi ve kalçasından duran elinin tutuşunun her seferinde sıklaşmasıyla nefes nefese kalmıştı.

-İnanılmazsın." Lavin'i kucağında yükseltirken kızın köprücük kemiğinde dudaklarını gezdirdi. Nefesi göğüslerine çarpıyor kondurduğu ufak öpücüklerle istemsizce ona sürtünüyordu Lavin. Tırnaklarını Evran'ın koluna geçirdiğinde adam çoktan boynuna gömülmüş dudaklarını tam o noktaya uzun uzun bastırmıştı. Hoşnut bir mırıldanmayla tenini ısırdığında bacakları arasındaki sıcaklığa rağmen aklına yeniden gelen görüntüyle gözleri hızla gerçekliğe açıldı Lavin'in.

-Evran...Dur..." Durmasını söylediği anda geri çekilip kızı yavaşça indirse de bir adım bile çekilmemişti önünden. Doğrudan Lavin'in yüzüne eğilerek bakarken neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışıyordu. Ama yeleğinin kıvrılmasıyla bollaşan gömleğinden görünen sivri göğüs uçları, nabzı ve dizlerini birbirine bastırmasına bakılırsa o da en az kendisi kadar tahrik olmuştu. Yutkunurken geri adım attığında kızın nefes alması için alan da tanımıştı. "Sana bir şey söylemem lazım." Ne kadar kararsız kaldığı yüzündeki sıkıntılı ifadeden belli olsa da Evran tüm ciddiyetiyle baktı ona.

-Dinliyorum." Lavin, ona bakmadan anlatmanın daha kolay olacağını düşündüğü için gözlerini ellerine çevirmiş dudaklarını ısırmıştı.

-Geçen gün Can önüme çıktı." diyiverdi bir çırpıda. "Beni takip etmiş." Cümlesine korkuyla başlama nedeni Evran'ın tepkisini kestirememesiydi ancak ona dürüst olmak istiyordu. Can'ın ektiği şüphe tohumuyla kendini sorgulamak değil... Hızla kollarını tuttuğunda hemen başını kaldırmıştı bu düşüncelerinden sıyrılıp.

-Sana bir şey yaptı mı?" Sanki göremediği bir şeyi şimdi daha iyi görebilirmiş gibi geri çekilip kızın çıplak bileklerine ve boynuna bakındı. "Canını yaktı mı?" Gözlerinde beliren öfke Evran'a çok zıttı, Can'ın provoke etmek için söylediği laflardan sonra bile her zaman sakinliğini koruduğundan bu haline önce öylece bakakaldı kız.

-Hayır hayır." dedi panikle ellerini kaldırıp onun kollarına koyarak. "Bir şey yapmadı. Ama o... Bana bir şey gösterdi." Evran, bunun nasıl Lavin'i etkilemiş olabileceğini düşünüyordu ki, koyu kahve gözlerini yeniden kaçırdı. "Candanla senin yemek yerken çekilmiş fotoğrafınızı." Kollarını tutan iri eller önce gevşedi sonra öyle hızlı çekildi ki üzerinden sanki boşluğa düşmüş gibi sallandı.

-Ve?" Tepkisiz sorduğu soruya karşı Lavin hızla gözlerini yerden kaldırıp doğrudan ona bakmıştı. Kızın şaşkınlığına aldırmadan bardağına uzanıp kahvesinden bir yudum alması yok muydu bir de! Evran'ın açık kahveleri yeniden üzerine döndüğünde ellerini iki yana açıp pantolonuna sürttü.

-Söyleyecek bir şeyin yok mu?" dedi çaresizce. Bu cevap için ne kadar ümitli olduğunu Lavin'in kalkan kaşlarından ve yüzündeki masum ifadeden anlamamak imkansızdı. Ancak o anda açtığı konunun Evran'ı nasıl hissettirdiğinden habersizdi işte, ki adamın son derece iyi maskelemesi de duruma hiç yardımcı olmuyordu.

-Can'ın beni takip edip izinsiz fotoğrafımı çektiğini söyledin. Bunun ona için dava açarım." Kızın aralanan dudaklarına gözleri kısa bir an kaysa da kahvesine çevirdi bakışlarını. Lavin'in hayalkırıklığını görmezden gelmek için...

-Ondan bahsetmiyorum. Neden Candanla yemek yediğini sorsam-" sorusunu tamamlamasına izin vermeden mırıldandı.

-Öyle olması gerekiyordu." Sesi öyle aksiydi ki Lavin, her cümlesinden sonra kırbaçlanmış bir uysal hayvan misali daha da siniyordu köşesine. Ancak içinde beliren o öfkeyi görmezden gelemiyordu işte.

-Neden öyle olması gerekiyordu mesela? Dünyada başka kadın kalmadı Can'ın sevgilisiyle mi yemek yemek istedin?!" Sesini sonlara doğru yükseltmesiyle tek kaşını kaldırarak ona bakarken bardakla dudakları arasında birkaç santim vardı. Lavin'in öfkeyle büzdüğü dudaklarına bakarken onun duygularını bu kadar açık yaşamasının her seferinde kendisini daha da şaşırttığını fark etti.

Tıpkı onun bu tepkisizliğinin hep kızı gafil avlaması gibi.

-Eski eşini mi kıskanıyorsun Lavin?" Sorduğu soru aslında gülünçtü ancak şaşkınlıkla ağzı açıldı kızın.

-Ne?" Umursamaz bir tavırla omzunu kaldırdı Evran.

-Öyle görünüyor." Gerçekten dalga mı geçiyor diye birkaç saniye yüzüne baktı Lavin ancak açık bal rengi kahvelerdeki soğukluğa ve gizlenmiş öfkeye bakılırsa hiç de şaka yapmıyordu!

-Ben neden Can'ı kıskanayım ki? Senin neden özellikle o kadınla yemek yediğini soruyorum sadece!" Sesini yeniden yükseltince elindeki bardağı hemen arkasındaki tezgaha çarparak bıraktı Evran.

-Ama Can'ın lafıyla beni yargılıyorsun Lavin." Alındığı gerçekten bu muydu? Lavin'in yumuşayan bakışlarına aldırmadan gözlerini kırpmadan baktı ona. "Söyledikleri bu kadar önemliyse gidip ona sorsana. Dedektifliği ikiniz yaparsınız, davayı da ikinize açarım." Sesinde çoktan infaz kararı vermiş bir hakimin sarsılmazlığı vardı.

-Seni yargılamadım ki. Sadece soru soruyorum. Ve doğrudan sana soruyorum bunu! Bu sana normal mi geliyor Evran?" Evran, salondan ceketini alırken, arkasından gelmiş sonra da koridora gitmeden önüne geçmişti. Göğsü öyle hızlı inip kalkıyordu ki, yanlış anlaşıldığı için paniklediği belli oluyordu. Evran, yanlış bir şey söylememek için kendini tutarken gitmek için hamle yaptığı anda Lavin'in yeniden önüne geçmesiyle geriledi.

-Bana ne normal gelmiyor biliyor musun?" gözünü öyle bir öfke bürümüştü ki, kötü bir şey söyleyeceğini daha o anda anlayıp ağzını kapatmak istedi Lavin. Ama yapamadı, bunun yerine birbiri üzerine koyduğu elleri hemen çenesinin altında duruyordu. "Eski eşinin peşimde it gibi gezip fotoğraf çekmesini sorgulamıyorsun. Burada öptüğün ad..." Sonra yeni farkına vardığı gerçekle dikleşti hemen, kendi sözünü yarıda keserken. "Sen bu yüzden mi benimle konuşmadın?" Kulağa nasıl geldiğini fark ettiği için yüzünde beliren ve kat kat artan pişmanlığını gizleyemedi Lavin. Tam o anda Evran kızı geçip kapıya ilerlerken arkasından gelen adımları duyamayacak kadar alınmıştı duruma.

-Evran be-ben senin Candanla bir ilişkin olabileceğini düşündüm. Eğer senden uzak kalırsam..." aniden arkasını dönüp avucunu hızla dolaba vurduğunda Lavin korkuyla hıçkırıp geriye sıçradı. Bu refleksiyle içinde bir yerde sakinleşmesini emreden sese kulak vermeye çalışıp elini yumruk yaparak indirdi Evran.

-Ben sana geldim Lavin. Canan'a gitmedim. Hiçbir sik bildiğin yok." Ağzını bozmadan edemezken hızla ayakkabılarını giydiğinde Lavin tam ona doğru atılmıştı ki hızla doğruldu dokunmasını istemediği için. "En kötüsü de..." bunu söylememesini söyleyen yanının mantıklı ve belki de varlığını unuttuğu merhametinden kalan bir parça olduğunu biliyordu ama aldırmadı. Lavin'in arkasından gelmeyeceğini garantileyecek o sözleri söyledi. "Sana saldıran bir herifin söylediklerini dinleyecek kadar aciz olman."

Saldıran dediği anda kızın ağzından çıkan nidaya aldırmadan kapıyı açıp aynı hızla evi terk ederek çıktığında hiddetle çarpmış, Lavin'in korkuyla yeniden sıçradığını bu sefer görmemişti.

Asansöre binerken bir daha buraya gelmeyeceğine dair sonraları bozacağı bir yemin etti.

♟️

Böyle böyle ilerliyoruz. Düşe kalka..

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Sizi çoook seviyorum. Lütfen yorumlar atın, aranızda konuşun, beğenirseniz yıldızlayın öyle işte. Bir sonraki bölüm Cumartesi. Çünkü bölümü yarıladım bileeee. Ne yalan söyleyeyim gelecek bölümler için çok heyecanlıyım. Şimdilik kaçtım, unutmadan, çok çok çok

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.