Bölüme başlamadan...
Eleştiriye her zaman açığım ama 20+ bölüm okuyup bir kere yıldızlamadığı gibi yaptığı tek yorum gidip gelip kötü yorum olan, eleştireceğim diye her konuda bilirkişi kesilenlerin fikrini inanın merak etmiyorum. Hikayeyi takip etmeyi bırakmalarını rica ederim.
Bu kadar sevmediği bi hikayenin müdavimi olmasın kimse :)
Ne demişti Hayriye? OH SÖYLEDİM RAHATLADIM!
Hadi başlayalııım!
3.GÖZ
Geniş pencereden içeri sızan günbatımının kızıl ışığı, odanın içindeki sessizliğe öylesine uyuyordu ki ikisinin bu görüntüsü kitapçılarda yıllanmış umutsuz bir kartpostalı andırıyordu. Tutku, elindeki deftere not almayı bitirdiğinde Evran istifini bozmamıştı, her zamanki koltuğunda değil bu sefer pencerenin hemen yanındaki ikili berjerlerin birinde; sanki oraya ait değilmiş gibi, sırtı kaskatı bir şekilde oturuyordu. Bacak bacak üstüne atan psikoloğu ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdiğinde onu incelemeye başladı. Kollarını iki yanına açmış pencereden dışarı bakmayı kesmişti.
-Bu defter işi çok eskide kalmadı mı? IPad'ine not alman daha kolay olur." Alaycı tavrına karşın kaşları havalandı Tutku'nun, yaptığı ima bir rahatlık göstergesi değildi parmaklarını sürekli koltuğun üzerinde oynatmasından, elini bazen dudağının üzerine götürüp yalandan kaşımasından tepkisiz kalmak için harcadığı çaba açık açık okunabiliyordu.
-Kolayı tercih etmeyi pek sevmem. Sen de etmezsin sanıyorum." Bakışları, Tutku'nun yüzünden, masanın üzerindeki kum saatinin boş tarafına doğru kaydı. Zihni, bir labirentin tam ortasında durmuş, çıkışı bulmaya çalışmaktan tamamen vazgeçmiş gibiydi.
Tutku, önündeki not defterine ekstra tek bir çizik bile atmadan onu izledi. Aralarındaki bu sessizlik, aşina oldukları o düşünme payı verilen molalardan biraz farklıydı bu sefer. Haftalardır üzerinde çalıştıkları o ince çatlaklar sanki bir gecede kapanmış, üzerine beton dökülmüştü. Ama izlerini buna rağmen görebiliyordu.
-Duruma göre değişir. Bazen kolaya kaçarım." Aniden verdiği bir yudum dürüstlüğün aldatıcı olduğu çok belliydi. Sanki hiçbir şeyi saklamıyor süsü verirken, bu ani değişikliğin altını doldurmuyordu söyledikleri. Yirmi dakika kalan zamanlarına bir daha bakmamak üzere tüm kararlılığıyla onu köşeye sıkıştırmaya karar verdi.
-Sanki başladığımız yere, hatta belki daha gerisine dönmüşüz gibi bir his var odada. Yanılıyor muyum?" Aniden sorduğu alakasız soruya Evran, bakışlarını kum saatinden çekmeden hafifçe gülümsedi; ancak bu gülümseme dudaklarında donup kalan gözlerine ulaşmayan yanılsama gibiydi.
-Başladığımız yer neresiydi, Tutku Hanım?" dedi sesi pürüzlü, neredeyse mekanik bir tınıyla. "Hatırlatırsanız iyi olur."
-Tabii. Şöyle ki, aradan geçen onca zamanı hiç yaşamamışız gibi bir halin var. Kapıdan girdiğinden beri anlattığın olay hakkında ne hissettiğine dair tek kelime etmedin mesela."Evran bakışlarını köşeden ayırmadı. Çenesi o kadar sıkıydı ki, dişlerinin birbirine sürtünme sesini duyamasa da seyiren kası buna işaret ediyordu.
-Öfke dışında bir şey hissetmedim. O da geçti gitti. Konuşacak bir şey yok." dedi sadece. Sesi soğuktu, duygusuzdu. Açık kahvelerinde o öfkeye dair bir parıltı da yoktu üstelik. Sakindi. Fazlasıyla.
-Her zaman konuşacak bir şey vardır. Özellikle de böyle bir yüz ifadesiyle buraya kadar geldiysen." Tutku hafifçe öne eğildi. "Son bir haftadır Lavinle aranızda ne olduğuna değinmedin? Onunla iletişiminizde bir değişiklik var mı?" Evran da bunu merak ediyordu, ama dudağını büküp kafasını sağa sola sallamakla yetindi.
-Konuşmadık. Onu iki kez aradım ama açmadı. Mesajıma da doğru düzgün bir cevap alamadım zaten." Tutku, içinden gülümsemek gelse de engel oldu. Çünkü şimdi o umursamazlığın altından sivrilen öfke kendini gösteriyordu.
-En son seninle konuştuğunu ve sana zarar vermeyeceğini söylediğini biliyoruz. Acaba sakladıklarının aranızda bir problem olacağını düşündüğü için kaçıyor olabilir mi?" Söylediği her ne kadar Lavin'den beklenebilecek bir şey olsa da onaylamaz tavrıyla kafasını sağa sola salladı Evran.
-Sanmam. Gerçi belki de en doğrusu budur." dedi daha çok kendini inandırmaya çalışırmış gibi, kısık ve tehlikeli bir sesle. "Ya da canı öyle istemiştir." Tutku'nun cıklamasıyla kafasını kaldırdı.
-Lavin'den bahsediyoruz. Böyle bir şeyi canı istediği için yapacağı izlenimi uyandırmıyor bende." Onu savunmasının Evran'ı sinirlendirdiği görüyordu. Bu yüzden ılımlı görünmeye çalışarak gülümsedi. "Yanında olmak için o kadar çaba sarfeden birinin canı istediği için iletişimi kesmesi mantık çerçevesine uymuyor demek istiyorum."
-Lavin'i tanısaydın onun da pek mantık çerçevesine uymadığını anlardın." Söylediğiyle nispet yaparken göz devirmeyi de ihmal etmemişti. "Hem suçlu hem güçlü."
-Suçlu olduğunu mu düşünüyorsun?" Tutku'ya sanki bu soruyu sorduğu için aptal olduğunu haykıran bir bıkkınlıkla bakınca kaşlarını çattı kadın. "Peki senin Lavin'e kürtaj yapıldığını ondan saklamanla onun senden CD'yi saklaması arasındaki fark ne?"
-Ne?" Soruya hazırlıksız yakalandığı için gülümseyerek tane tane açıklamaya karar verirken kalemini defterine dokundurdu her cümleden sonra.
-Lavin düşük yaptığında bunu ondan saklama görevi sana da düşmüştü. Şimdi de o sana geçmişinle ilgili bir durum hakkında Birce Hanımla senin aranda kaldığı için -ki burada senin varsayımınla ilerliyorum- gerçeği söyleyemediğinden ona öfke duymak yerine, anlamaya çalışabileceğini söylüyorum sadece." Evran kaşlarını çatarken dudaklarıyla işaret parmağının temasını kesti.
-Aynı şey değil. O zaman Lavin evliydi ve biz yeni tanışıyorduk. Durumu doğrudan eşini ve ailesini ilgilendirirdi." Eşini derken gözlerinde beliren donukluğa rağmen tiksinir gibi yüzünü buruşturması dikkatini çekti Tutku'nun. Kalemini defterine vurmayı bıraktı ve arkasına yaslanarak Evran'ın o kaskatı duruşuna bir "ayna" tuttu.
-Eşini ilgilendirirdi, öyle mi?" dedi bilerek eşine vurgu yaparak, sesindeki sorgulayıcı tonu kaybetmeden. "Peki ya şimdiki durum? Senin geçmişin, senin hayatın, senin sınırların... Bu da doğrudan sadece seni ilgilendirmiyor mu? Lavin de o gün senin yaptığını yapıyor; seni korumaya, belki de hazır olmadığın bir gerçekle seni parçalamaktan kaçınmaya çalışıyor olabilir. Kendi elinle kurduğun o adalet terazisi neden hep başkalarının aleyhine ağır basıyor Evran? Sana söylediğim gibi, empati kurmadan ilerleyemezsin." Evran, koltuğun kolçağını sıkan parmaklarını serbest bıraktı ama bakışlarındaki o sertlik kırılmadı. Bir an için odadaki hava buz kesti.
-Benim terazim şaşmıyor ama en azından adilim." dedi sesi son derece kararlı olduğunu haykırırken. "Ben kimseyi korumak için yalan söylemedim, sadece gerçeği söylemek bana düşmediği için uzak durdum. Ama o... O, hayatıma girdi. Üstüne büyükannemle iş birliği yaptı. Bu korumak falan değil, bu birinin mahremine izinsiz sızıp sonra da kapıyı onun üzerine kilitlemek."
Tutku hafifçe öne eğildi, gözlerinin içine kararlılıkla baktı.
-Yoksa asıl mesele bir şeyleri saklaması değil de, o mahremiyetin bir başkası tarafından kolayca aşılmış olması mı? Senin aylardır burada anlatamadıklarını düşünürsek, Lavin'in birkaç haftada Birce Hanımla yakın olması ve bir CD'ye bu kadar kolay ulaşması seni korkutuyor olabilir mi? Kontrolü kaybetmekten, aslında onun seni 'tanımasından' korkuyor olabilir misin?"
Evran sıkıntıyla ayağa kalktı. Odanın içinde bir aslan misali volta atmaya başlayacakmış gibi yürüdü önce. Sonra da açık pencerenin yanına geçip bir sigara yaktı.
-Seni tanıdığı için kaçtı diyorsun." dedi Tutku'nun gerçeği görmesi için sarf ettiği tüm çabasını tek cümlede çarpıtarak. "Haklısın. Gerçi hayatıma duyduğu merak, ihtiyacım olan bir şey değildi. Dolayısıyla korkulacak bir durum da söz konusu olamaz."
-Hayır söylediğim bu değildi. Söylediklerin sadece bir savunma, Evran. Hem de çok ilkel bir savunma." dedi Tutku dürüstçe. "Kendini o kadar hissiz ve korunmalı bir hale getirmeye çalışıyorsun ki, kimse sana ulaşamasın istiyorsun. Ama bu seni iyileştirmez, sadece daha çok yaralayıp yalnızlaştırır." Evran ellerinden birini pantolonunun cebine sokup pencereye yaslandı. Dışarıdaki trafiği, insanları izledi. Hepsi ona o anda çok anlamsız ve uzak geliyordu.
-Yalnız olmaya alışığım." dedi omuz silkerek. Sigarasından uzun bir nefes çekerken Tutku da ayaklanmış onun yanına gelmek yerine kapalı pencerenin önünde durmuştu.
-Lavin değildir belki." Evran'ın nefesi verirken bir anlık duraksaması ve sonra başını çevirerek dışarı doğru üflemesinden fırsat bilerek devam etti. "En azından peşinden gelmesini onun attığı bir adım olarak kabul edersen, zamanında senin ondan sakladığın durumu hatırlayarak empati kurmaya çalışırsan ona da bir adım gittiğinde aranızda yaşanacak şey burada boşuna uğraşmadığımızı gösterecek sana."
-Benden ümidini kesmedin yani?" Doğrusu Evran inatçı olmasının yanında kendi doğrularına körü körüne inanması ve narsistik karakterinin gizlenemez semptomları birleşince gerçekten de korkunç bir tablo çiziyordu. Ama Lavin'in pasifliği her nasılsa onun içindeki bu acımasız kralı bir şekilde dizginliyor gibi göründüğünden umut da vaat ediyordu.
İlk defa bir kadını bu kadar sorguluyor olmasının yanında, bazı durumlarda Lavin'e duyduğu şefkate dair söylemleri Tutku'yu düşündürüyordu. Çünkü narsist insanlar kendi çıkarlarına hizmet eden veya kontrol sağlamayı amaçlayan "illüzyonel" bir şefkat gösterebilirlerdi ancak Evran'ın onu kolayca özgür bırakması ve bu durumdan hiçbir çıkarı olmaması kafa karıştırıcıydı.
-Evran seninle çok açık konuşacağım. "adamın olası defansif alaycılığına karşı bu sefer mesafesini korudu. Omzunu pencere pervazına yaslayıp kollarını göğsünde birleştirirken doğrudan ona bakıyordu bu, onu yargılayan değil, sadece tüm odağını ona vererek gözlemlediği bir duruştu. Evran'ın narsistik savunmalarının ardına gizlediği o takdir edilme arzusunu çok iyi tanıyordu artık."Burada mesele benim senin üzerindeki kanaatim değil, senin kendine duyduğun tahammülsüzlük." dedi Tutku, sesi profesyonel bir sükunetle odayı doldururken. "Sen kimsenin sana dokunamayacağı kadar yüksek bir yerde korudun kendini. Ama Lavin orayı sarsmadı, yıkmaya çalışmadı; o sadece aşağıda durup 'seni görüyorum' dedi. Senin için dehşet verici olan da bu: Görülmek."
Evran sigarasından sert bir nefes daha çekip dumanı camdan dışarı, akşamın griliğine doğru savurdu sanki hiç duymuyormuş gibi tepkisizdi. Tutku iç çekerek devam etti.
-Lavin'in sana gösterdiği şefkat ve koruma içgüdüsü, senin için şu anda korkutucu bir tehdit. Çünkü daha önce görmediğin bir şefkat, gardını düşürmeni gerektirir. Onu 'hem suçlu hem güçlü' olarak yaftalıyorsun ama onun niyetini bildiğin için, bu durum seni onun neden sustuğunu anlamaya zorluyor, dürüst bir yüzleşmeye itiyor ki bu senin için kabullenmesi zor bir deneyim olacaktır eminim." Evran'ın kaskatı kesilen omuzlarına bakarak sesini bir ton daha alçalttı ama devam etti. "Sen onun sessizliğini bir saldırı olarak algılıyorsun çünkü senin dünyanda her hamle bir strateji. Karşındaki insanın seni anlamasına izin vermek, senin için bir 'yenilgi' gibi görünüyor farkındayım. Ama asıl acizlik, insanın kendi yaralarını kutsallaştırması ve iyileşmesine izin vermemesidir." Evran sigarasını pencerenin kenarında söndürürken parmaklarının titremesini gizlemek için izmariti hızla atıp elini cebine soktu. Tutku'nun bu son tespiti, o beton dökülmüş çatlakların arasına sızan bir asit gibi dumana karışmış ciğerlerine oturmuştu. "Eğer gerçekten adil olduğunu iddia ediyorsan." dedi Tutku, seansın bitmek üzere olduğunu hatırlatır bir tonda, "Lavin'in senin hayatındaki varlığını bir işgal olarak değil, bir ayna olarak gör. Gelecek seansa kadar kendine şu soruyu sor: Lavin'in senden uzaklaşması gerçekten yalan söylediğini düşündüğün için mi umrunda değil, yoksa artık sana yaklaşacak birinin ihtimali olmadığı için mi?"
Evran sadece kafasını sallayarak kapıya doğru yöneldi. Seansın bitmesine daha birkaç dakika vardı ama onun için bu konuşma bitmişti. Tutku, masasına ilerlerken kapıyı açıp arkasını döndü.
-Gelecek hafta gelip gelmeyeceğimi bilmiyorum." dedi buz gibi bir sesle. "Belki senin de beni bu kadar tanıman yeterlidir." Bir şey demesine izin vermeden kapıyı kapatıp çıktığında geride sadece sigaradan kalan hafif bir duman ve seans boyunca onu kendiyle yüzleştirmeye çalışmaktan yorgun düşen bir kadın vardı.
♟️
Lavin'in oturduğu katı hatırlarken ışığı yanan camlardan kızın apartmanına doğru saymaya başladı. Açık kahveleri salonda yanan loş ışığı bulunca, artık bir bahanesinin kalmamasıyla ensesini ovaladı. Akşam yemeğini bile geçiştirmiş seanstan sonra sadece araba kullanıp bir ara Rüzgar'a gitmeyi düşünse de adamın eşiyle birlikte yıldönümü kutladığını öğrenince şirkete uğramış, en sonunda can sıkıntısı onu Lavin'e getirmişti.
-Siktir." Gözlerini iki parmağıyla ovalayıp arabayı park etti. Hızla inip binaya yürüdüğünde ne söyleyeceğine dair tek bir fikri bile yoktu. Kıza neden bir anda uzaklaştığını sormak saçma olurdu, özellikle kendisi aynısını geçen hafta boyunca yapmasına rağmen.
İntikam mı alıyor diye düşünen şüpheci yanına lanet etti.
Lavin buna rağmen hem şirkete hem yalıya gelmişti, diyen yanına kulak verdi.
Öyle ya, borçlu kalamazdı! Kendini böyle böyle kandırarak asansörle kata kadar çıkmış, kızın kapısına bile gelmişti. Zili çaldığında ne görmeyi beklediğini kendisi de bilmiyordu ama gözleri kıpkırmızı bir Lavin olmadığı kesindi. Kapıyı hemen açmadan önce yüzünü elleriyle silmiş olacak ki yaşlardan iz olmasa da yanakları ıslaktı, ellerinde kahverengi maskara izlerini de görünce haklı olduğunu anladı.
-Hoşgeldin." Gözlerini kaçırarak yere baksa da kapıyı araladı. Vücudu gerilediğinde adımları sendeleyince Evran istemsizce öne atıldı. "İyiyim, iyiyim!" Elini havada sallarken adamın dokunmasına izin vermemiş içeri savurmuştu kolunu. "İçeri buyrun lütfen Evran Bey."
Alaycı resmiyetine aldırmadan ayakkabılarını çıkarırken kapıyı çarparak kapatmış ondan önce salona geçmişti bile. Adam arkasından bakarken, en son verdiği terliklerin olduğu dolabı açtı ve bulduğu terlikleri giydi.
Biri giyip esnetmiş miydi yoksa ona mı öyle geliyordu?
Kaşları daha da çatılırken salona geçti ağır adımlarla. Kurulu masada 3 servis vardı ve ufak tabaklardaki mezeler de kaselere doldurulmuş çorba da olduğu gibi duruyordu. Bir terslik olduğu belliydi.
Gözleri yeniden Lavin'i bulduğunda kızın L koltuğa elinde şarap şişesiyle kurulduğunu gördü. Boş gözlerini tavana dikmiş başını kanepenin sırtına yaslamıştı. Üzerindeki bol tişörtünün altına iç çamaşırı dışında bir şey giymemesi Evran'ın dikkatini çekerken -hehe- gözlerini kaçırıp kızın yanına geçti.
Lavin'in göz ucuyla kendisine baktığına fark etse de bir şey demeden sessizce oturdu.
-Sigaran var mı?" Beklemediği soruyla aniden kafasını çevirince kızın sanki görebilirmiş gibi ceketine baktığını gördü. "Bir tane alabilir miyim?" Cevap vermek yerine paketi çıkarıp açtığında kızın ince parmaklarının bir taneyi çektiğini gördü. Çakmağını çıkardığında, Lavin'in elini havada sallamasına güvenmeyerek kendi yaktı ateşini.
Kızın biçimli dudakları arasında yerleştirdiği sigaranın ucunu yakarken Lavin'in hastane bahçesinde içmeye çalışırken öksürdüğü zamanın aksine tıpkı kendisi gibi uzun bir nefesi içine çekmesini şaşkınlıkla izledi. Sigarayı iki parmağıyla tutup bir anlık uzaklaştırırken dumanı dudaklarını uzatarak salmıştı yavaşça.
Kısılan açık kahvelerini Lavin'in dumanı savuruşundan bir an bile çekemedi. Onu hastaneden beri hiç böyle görmemişti, hırçın değil, sadece her şeyden vazgeçmiş birinin o korkutucu dinginliği içinde en az kendisi kadar umursamaz duruyordu.
Bol tişörtünün açık yakasından görünen köprücük kemikleri, tavandaki loş ışığın altında pürüzsüz zarif birer hat gibi iki yana uzanıyordu. Sigarayı gevşek tutuşu, dumanı dudaklarına hapsedip sonra hafifçe bükerek serbest bırakması... Normalde görmeye alıştığı o çekingen kızın yerinde, şimdi melankolinin en karanlık tonuna bulanmış hüzünlü bir kadın vardı. Evran, bu görüntünün hem çok yanlış hem de zihnindeki en estetik kareyle yarışacak kadar kusursuz olduğunu düşündü. Bu halini, Lavin'e yakıştırmaktan nefret etse de, gözlerini ondan alamıyordu.
Kızın sigarasını tutan parmaklarındaki ıslak maskara izlerine baktı yeniden, sanki hayatının enkazını elleriyle toplamış gibi kirlenmişti hemen. Kendi cebinden bir sigara daha çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirdi. Tam çakmağını ateşleyecekken, Lavin'in eli hızla havada süzüldü ve bileğini sert değil ama kararlı bir şekilde tokatladı.
-Salonumda sigara içme."
Evran'ın havaya kaldırdığı çakmağının ucu sönük kaldı. Kaşları kalktı, dudaklarının kenarında istemsizce, yarım yamalak bir gülüş peydah oldu. Bu, teslimiyetten ziyade, kızın bu kadar dağılmışken bile hala çocuksu kurallar koymaya çalışmasındaki o ironiye duyulan bir hayranlıktı.
Lavin, başını kanepeye yaslamış halde gözlerini kıstı ve Evran'ın o nadir görülen gülüşüne takıldı. İlk kez görüyordu bu ifadeyi; keskin hatlarını yumuşatan, o "acımasız" maskesini bir anlığına düşüren, yüzüne bir tür insani ışık veren bir gülüştü bu. Hala yakışıklı, diye düşündü Lavin, öfkesinden daha büyük bir kederle.
Gülünce, sanki hiç yalan söylemiyormuş, canımı hiç yakmayacakmış gibi görünüyor.
-Hayırdır?" dedi Evran, sigarayı indirmeden dudaklarının kenarıyla konuşarak. "Sana serbest, bana yasak mı? Hem burası benim de salonum sayılır."
-İçme dedik işte." diye huysuzca mırıldandı Lavin, oturduğu yerde kıpırdanıp bacaklarını altına toplarken. Evran, sigarayı dudaklarının arasından alıp masadaki su bardağının içine bıraktı. Kollarını dizlerine dayayıp Lavin'e doğru hafifçe döndü. Kız elindeki sigaranın dumanını bıkkın bir halde üfleyip şişeye uzanmıştı. "Her şey senin zaten." dedi sesi titreyerek ama tonu bir o kadar sitemli çıkmıştı. "Her şey senin. Salon da senin ev de senin. Lavin ne ki zaten?"
-Nereden çıktı şimdi bu?" dedi Evran, sesini sabit tutmaya çalışarak. "Bu akşamki bu 'sahipsizlik' hissinin sebebi ben miyim?" Lavin, omuz silkti; bu hareketle tişörtünün bir omzu tamamen aşağı kaymıştı.
-Bana ait hiçbir şey yok ki." dedi gözleri yeniden dolarken. "Adil mi ki bu?" Dudağını bükerken aniden adama döndü. "Sigara da bok gibi! Nasıl içiyorsun sen bunu?" Evran yeniden gülmemek için kendini tutarken uzanıp kızın parmakları arasından aldı sigarayı, bunu yaparken Lavin'in elini çekmesiyle turuncu alev avucuna değmiş, yaksa da sigarayı parmaklarından kurtarıp bardağa atmayı başarmıştı. Suyla buluşan ateş tıslamaya benzer bir ses çıkarınca Lavin hızla öne atıldı.
-Elin! Eline değdi, bakayım." Evran elini silkeleyip uzaklaştırsa da bileğine tutunan parmaklar hızla avucunu açmıştı. "Ay kızarmış." Böyle üzgünken bile canının yanmasına bu denli kederlenmesine karşı ona bakmakla yetindi Evran.
Lavin neden böyleydi?
-Tamam sorun yok." Elini ısrarla gövdesine çekip kızın ellerini boş bırakınca istemsizce hayıflanan Lavin'in asık suratına baktı.
-Özür dilerim. İsteyerek olmadı gerçekten." Evran'ın avucundaki kızarıklığa bakarken koyu gözlerindeki o saf telaş, az önceki kederli halini bir anlığına dağıtmıştı. Evran, elini geri çekmiş olsa da kızın parmaklarının sıcaklığı hala teninde tesirini bırakmış gibiydi.
Lavin ise elleri boşlukta kalınca onları dizlerinin üzerinde kenetledi hemen, omuzları çökmüş, maskara izleriyle göz kenarları kirlenmiş yüzüyle bir çocuk kadar savunmasız duruyordu. Tutku'nun seans boyunca kafasına vura vura söylediği "ayna" tabirini ilk kez bu kadar net görüyordu Evran. Lavin'e bakmak, kendi duvarlarının bir başkasını nasıl etkilediğine şahit olmak demekti. Elini çekmesiyle hızla yerine sinmiş olan kıza uzun uzun baktı.
Sessizlik uzarken ufak başını tekrar koltuğa yaslamıştı. Şarap şişesinden bir yudum daha aldı yavaşça, boğazından geçen yakıcı sıvının cesaretiyle bakışlarını tavandaki loş ışığa dikti.
-Ne düşündüm biliyor musun?" Sesi boğuktu, beraberinde gelen sessizliğin sadece cümlelerini toparlamak için olduğunu zannetse de bir süre sonra hala ses gelmeyince kızın yüzüne doğru eğildi Evran. Gözleri yarılanmış olsa da hafif uykulu olduğu kucağında eğik duran şişeden belliydi. Yavaşça kızın parmaklarından şarabı kurtarıp masaya bıraktı, Lavin'i kucaklarken, o, önce mırıldanmış sonra göğsüne kedi gibi daha çok sokulmuştu adamın. "Bir gün de biri.." parmağını bir yapar gibi kaldırdı. "Sa..dece be-ni seçse..olmaz mı?" Söyledikleriyle adımları odasına gelmeden duraksadı.
Kaşları çatılsa da önce Lavin'in yüzüne bakmış sonra kızın mırıldanıp tamamen uykuya dalmasıyla uyanmayacağını kabullenip yavaşça omzuyla ittirdiği kapıdan girerek son derece renkli odasındaki yatağa ilerlemişti. Turuncu yeşil desenlerle kaplı pikeyi yavaşça kaldırdı, Lavin'in cılız bedenini yatağa yatırdığında beline sarılan kızın yanına oturmak zorunda kaldı.
Başını Evran'ın karnına yerleştirdiğinde saçları gövdesine dağılmıştı. Düzenli nefes alışverişleri odada duvar saati dışındaki tek ses olurken, üzerini örtüp kızın göz kenarlarındaki makyaj kalıntılarını parmak uçlarıyla hafifçe süpürürken bir yaş temasının altında kayıp süzüldü.
Tutku'nun ona sorduğu soruyu gece boyunca kendine soracaktı sormasına ancak o sorulara bir yenisini ekledi zihni.
Lavin'in uysallığının altına gizlediği bu devasa kedere rağmen ondan uzak durmasının nedeni ne olabilirdi?
♟️
Böyleyken böyleeee.
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM: tutkudevran
Şimdilik kaçtımmm. Hangi gün buluşalım bacım YORUMLARA YAZIĞN. Ve çooook ama çok,
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️