İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 31 · 16 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 31

3.1

Lütfen YORUM yağdırın.

Yıldızı da beğenirseniz bölüm sonu yollayın.

HADİ BAŞLAYALIM, AYY!

3.GÖZ

Lavin, yanında heyecanla zıplayıp duran arkadaşına gülümsemeden edemedi. Peydayla birlikte Eva'nın ablası Reva'nın ve eşi Kuzey'in beraber işlettiği ünlü gece kulübü Pusula'nın geniş kapısından sadece isimlerini söyleyerek girmişlerdi. Lavin ilk defa böyle bir öncelik hakkı olduğundan hem çok utanmış hem de Eva'nın ablasıyla gurur duymuştu.

Peyda'nın anlattıklarına bakılırsa evlat edinilmeden önce çok ücra mahallelerden birinde hayat mücadelesi vermişti Reva. Elbette şimdi sahibi olduğu bu görkemli hayatta Devran ailesi tarafından evlatlık edinilmesi de etkili olmuştu ama öyle bir özgüvene sahipti ki enerjisi, varlığı, dişil enerjisinin topuklularından aktığı yürüyüşü bile bu hayatın geçmişte acının esiri olmasını imkansızlaştırıyordu herkesin gözünde. Dolayısıyla Reva'nın geçmişine dair "araştırmalar" hep havada kalıyordu. Lavin, onun gibi güçlü olmayı dilerdi ancak Reva'nın hamurundan farklı karılmıştı onunkisi.

Reva topuklularıyla yere çivi çakar gibi yürürken Lavin ses çıkmasın diye parmak ucunda yürüyen bir tipti. Dolayısıyla değil o olmak oymuş gibi yapmak dahi zor olurdu Lavin için. Azıcık olabilse Evran'ın da hakkından gelebilirdi belki...

Kafasında dönen bu çocukça düşüncelerle boş boş bakınırken, onları gördüğü anda hızla el sallayıp doğru koşar adım yanına gelmişti Reva. Lavin'in bir kilometre öteden belli olan gerginliğini fark ettiğinden, sanki kız vazgeçip dönecekmiş gibi bu kadar çabuk gelmişti yanlarına kalabalık grubunu öylece geride bırakıp. Peyda, koluna daha sıkı tutunurken Lavin gülümseyerek Reva'ya sarıldı boştaki koluyla.

-Hoşgeldiniz kızlar! Peyda, Reva ben." Elini uzattığında Peyda da heyecanla sıktı, yeşilleri ışıl ışıl olan kadını hayranlıkla süzmeden edemedi.

-Hoşbulduk! Tanıştığıma memnun oldum." Hemen yanlarından geçen bir servis çalışanının elindeki tepsiden iki hafif alkollü mango kokteyli tek eliyle kapıp kızlara uzattı. Hepsi bardaklarını tutarken kendi tekila bardağını hızla onunkilere vurup güldü.

-E şerefe! Gelin bizimkilerin yanına geçelim isterseniz." diye bağırdı araya giren bas sesi onun sesini kısmen bastırınca. "Ha takılmak isterseniz de size kalmış tabii, istediğiniz zaman gelirsiniz." Peyda tam kafa sallayarak onaylayacaktı ki Lavin, mahcup bir tavırla arkadaşına baktı.

-Önce Evalara bir selam vereyim. Sonra bakarız olur mu?" Reva çoktan önlerinden ilerleyince Peyda da kıza uymuş onunla birlikte kalabalığı yararak yürümeye başlamıştı. Gözleri istemsizce yanlarından geçen herkesi süzüyordu.

-Lavin.. Şunların kıyafetlerine baksana! 5 kadından 4 ünde Loubouitin var!" Lavin, markaların çoğu parçalarını sadece arkadaşı sayesinde biliyordu. Bu yüzden bahsettiği ayakkabıları da kırmızı tabanlarından tanıdı.

-Evet hepsi çok güzel." diyebildi sadece. Ama odağı tamamen yaklaştıkları masadaydı. Rüzgar'ın yanında nedense bir an Evran'ı göreceğini sanmıştı ancak yanılmıştı. Hayalkırıklığını belli etmeyecek bir tebessümle duygularını maskelerken, alkolsüz kokteylini yudumlayan Eva'yı buldu gözleri.

-Lavin! Hoşgeldiniz!" Kız Rüzgar'ı bırakıp koşarak boynuna atladığında Lavin de aynı içtenlikle karşılık verdi. Ancak sarılmayı kısa tutup Peyda'yı herkesle tanıştırıyordu ki, arkadaşının onları biraz fazla süzmesiyle hafifçe kolunu dürtmeden edemedi. Neyse ki gözlerini Eva'nın elindeki koca pembe evlilik yüzüğünden çekmişti de hemen birkaç espiriyle aralarına kaynamıştı bile.

Rüzgar yana kayarak kızlar için masada boşluk yaratırken, yanlarına gelen Lavin'in suratındaki huzursuzluk gözüne çarpmıştı. Evran da son günlerde huzursuzdu. Bakışları sanki bir şeyi arıyordu, uzun süre sağda solda gezinince sanki zihnini okur gibi kendisine bakan adamla göz göze geldi Lavin, sonunda çekinerek de olsa sorma kararı aldığı şeyi Evayla ona yaklaşarak mırıldandı.

-Evran gelecek mi?" Suratındaki umutlu ifadesine karşı Eva da beklentiyle ona dönünce dudaklarını birbirine bastırıp doğrudan olumsuz cevap vermek yerine kafasını sağa sola salladı Rüzgar.

-Bilmiyorum. İstersen gel dedim ama sanmam." Lavin, bozulmadığını gösterircesine gülümsemeye devam ederken dizili masaların diğer ucunda Elvin Hanımla denk gelince kendisine kadeh kaldıran kadına içeceğini kaldırarak karşılık verdi. Üzerindeki bordo elbiseyle mükemmel görünüyordu, gerçi masadaki her kadın dergilerden fırlamış denecek kadar alımlıydı.

Kendisi de kulüplere nadiren gitmiş biri olduğundan en azından kıyafetinin mekanla uyumlu olmasına sevindi. Başındaki siyah bej renklerinde desenlerle kaplı saten bandana, üzerindeki siyah bol paça pantolon ve straplez üst takımına uyuyordu. Elindeki hasır çantasını masanın üzerine bırakırken, Peyda ile Tuna'nın karşılıklı yaptığı şakalara gülümsedi, en azından arkadaşı mutluydu, Eva ise ondaki durgunluğu fark etti kızın kulağına eğildi hemen.

-Hiç aramadı mı?" İç çekerek başını sağa sola salladığında Rüzgar'ın yanlarından ayrılmalarıyla, daha da yaklaştılar birbirilerine masaya arkalarını hafifçe dönerken.

-Yok aramadı. Eva, ben belki de hata ettim. Can'ın söylediklerini ciddiye almam bile hataydı." Peyda bile "O şerefsiz yapay zekaya da yaptırmış olabilir" diyerek söylenmiş; Lavin, Evran'ın Candanla buluştuklarını inkar etmediğini söylediğinde adamın saklayacak bir şeyi olsa bu kadar sakin olmayacağını haykırarak savunmaya devam etmişti.

-Kendini suçlama Lavin. O da sana neden onunla görüştüğünü açıklamadı ona bakarsan." Lavin'in kolunu okşayarak sıkıntıyla of çekti. "Neden böyle davranıyor ki?"

-Öyle değil mi Lavin?!" Peyda'nın bağırmasıyla aralarındaki minik sohbet sonlanırken hızla kafasını kaldırdı Lavin herkesin ona baktığını fark ettiğinde dinlemediği için kızararak. "Sesin diyorum! Senin sesin mükemmeldir."

-Yok o kadar değil, Peyda'nın abartısı." Hepsi Peyda'nın söylediğine inceden tezahürat yapıp onu daha utandırırken terleyen avuçlarını pantolonuna sürttü.

-O kadar değil diyip içinden Beyonce çıkması yok mu?" diye söylendi Tuna elindeki içkiyi bitirip garsona yenisini koymasını işaret ederken. "Bir söylese ne güzel olur. Çıksın söylesin hatta. Ha- değil mi Evran?" Herkesin hala kendisine baktığını zannederken gözleri ilk Peyda'nın hemen arkasına kayan gözlerini buldu, sonra da onun sesini duydu.

-Lavin ve şarkı söylemek?İmkansız."Lavin, duyduğu her kelimeyle sırtına art arda kurşunlar yemiş gibi kaskatı kesilmişti. Kalbi, kaburgalarını dövmeye başlarken o imalı, alttan alta "pısırık" diye haykıran yaftasının üzerine yapışmış ağırlığını tüm ruhunda hissetti. Başını yavaşça arkasına çevirmek istediğinde, Evran ile göz göze geldi. Ama bu sefer bir fark vardı, o her zamanki uysallığının yanısıra, bu sefer hem pişmanlık hem hayal kırıklığının etkisiyle oldukça çekingendi de.

Uysaldı uysal olmasına ama o koyu kahveler neden sonra Evran'ın kolunu tutan, oraya kendisinden çok daha aitmiş gibi duran Candan'ı bulduğunda ise gözbebekleri bir milim bile kıpırdamadan durdu. Candan yanlarına gelmiş yüzünde zafer kazanmış bir edayla gülümsüyor, parmak uçlarını hafifçe Evran'ın koluna sürtüyordu.

-Rujumu tazeledim de." dedi bütün sevecenliğiyle. Lavin'in midesine saplanan o krampla başı döndü, parmakları çoktan soğumaya başlamıştı bile. "Merhaba!" Müziği bastırmak için bağırdığında, gözleri doğrudan kendisine bakan Lavin'i buldu ve tebessümü aynı hızla soldu. Kızın sanki içini görebilirmiş gibi gözlerine kilitlenmesiyle rahatsızca kıpırdandı, önce Evran'a baktı ancak Evran'ın da doğrudan Lavin'e baktığını fark edince eteğini çekiştirdi yalandan.

Candan'ı orada, Evran'ın tam dibinde görmek, gördüğü kabusları aratan bir karabasan gibiydi. Kafasında yüzlerce konuşma yapmıştı belki de, onunla ne konuşacağını, konuşsa ne söyleyebileceğini... Ama şimdi hiçbirinin anlamı yoktu. Lavin bütün vücudunun bembeyaz kesildiğine, masadakilerin neşesinin bir anda sönmesinin aralarındaki bu yoğun havayı sezmelerinden dolayı olduğuna emin olduğu kadar emindi. Evran, Lavin'in o dağılmış ama belli etmemeye çalışan yüzüne bakarken içindeki egoist hayvanın bir anlığına huysuzlandığını hissetti ama ifadesini hiç bozmadı.

Tam o sırada belki de tüm bu olanları herkesten daha iyi okuyabilen Reva, topuklularının zeminde çıkardığı otoriter sesle Kuzey'in yanından sıyrılıp yanlarına kedi misali geldi ve tam Evranla Lavin arasında duvar gibi durarak sırıtttı. Ellerini arka ceplerine koyup, Evran ve yanındaki partnerini şöyle bir baştan aşağı süzdü.

Reva'nın yosun yeşili gözlerinde, bu "davetsiz" misafirlere karşı hiçbir hoşgörü yoktu. Çünkü Lavin'in suratının aldığı hali görmüştü!

-Evran, seni beklemiyorduk," dedi, sesi kulübün ara ara duyulan baslarını bastıracak kadar yüksek çıkarken. Sonra Candan'a dönüp yüzünü yalandan bir nezaketle buruşturdu. "Kusura bakma canım +1 geleceğinden de haberimiz yoktu bu masada kontenjanımız doldu. Fazlalıklara yerimiz kalmadı ."

Evran kaşlarını çatmamıştı bile, sanki Reva'nın ardını görebilirmiş gibi hala Lavin'in olduğu noktaya bakıyordu ancak Reva geri adım atmadı. Aksine, garsonlardan birine işaret çakıp Evran'ın tam tersi istikametindeki en uç, en gözden uzak köşeyi gösterdi.

-Sizin için o köşeyi ayırttım. Orası daha... tenhadır. Rahat rahat oturun, hiç sıkışmayalım." Resmen kovmuştu ve bunu masadaki herkes anladığı için bakışlarını çoktan o taraftan çekmişlerdi bile. Lavin hariç.

Evran, Reva'nın bu açık tavrına karşı dişlerini sıkıp alayla gülümsedi ama olay çıkarmak yerine, bakışlarını, uzaklaşırken son bir kez Lavin'in üzerinde gezdirdi. Lavin ise ona bakmamak için elindeki çantasının hasır iplerini koparacakmış gibi çekiştiriyor sadece ve sadece Candan'a bakıyordu. Evran'a bakmamayı sürdürdü, hiçbir şey söylemeden, Candan'ı da peşinden sürükleyerek Reva'nın gösterdiği yere doğru ilerleyen adamın gözden kaybolmasıyla anca döndü önüne.

Aynı anda hem Eva hem Peyda masa altından bileklerini tutmuştu. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki midesi bulanmaya başladı Lavin'in. Gördüğü görüntüyle geçirdiği şok yerini hızla öfkeye sonra hayal kırıklığına bırakmış bünyesini allak bullak etmişti.

Peyda, onlar masasına geçer geçmez Lavin'in kulağına eğildi, sesi öfke doluydu.

-Kızım şuna bak! Vallahi bilerek yapıyor. Sen üzül diye. Yüzsüzlüğün de bu kadarı... Hem o kızı yanına takıp gelmiş, hem de sana o lafı söylüyor. Resmen seni küçümsüyor Lavin, söylediklerini yedir gitsin şuna!" Lavin, boğazındaki o koca yumruyu yutmaya çalışarak göz ucuyla kendisine bakan masadakilere döndü.

Dudaklarına zoraki, eğreti bir gülümseme yerleştirdi. Gözlerindeki o yaş bulutunu dağıtmak için hızla kırpıştırdı kirpiklerini.

-Yok canım," dedi, sesi titremesin diye her kelimesini dikkatle seçerek. "Haklı aslında. Ben şarkı falan söyleyemem ki." Gülümsemeye devam etti ama bu gülüş, bir insanın kalbi kırılırken çıkarabileceği en sessiz çığlıktı. Arkadaşlarına "iyiyim" mesajı vermeye çalışırken, aslında ruhu gördüğü gerçekliğin altında çoktan paramparça olmuştu.

Elindeki içeceği yudumlarken oraya bakmamak için pipetiyle oynuyor başını önüne eğiyordu. Masadakilerin yaptığı ufak şakalara gülümsediği her an kafasını kaldırmak zorunda kalıyor, içinde bir ses oraya bakması için yalvarsa da yapmaktan bir o kadar da korkuyordu. Onları dans ederken veya öpüşürken görme ihtimali midesini yakıyor boğazını kurutuyordu.

Kızlar bir şeyler söylüyordu ama o sadece kendi aptallığına hayıflanmakla meşguldü. Gerçekten ne zannetmişti? Evran'ın onu dinleyip makul davranacağını ve endişesini elbet bir şekilde anlayacağını mı? Aksine tam da ondan bekleneni yapıp Lavin'i cezalandırıyordu.

Kendisi de yaptığı aramalar ve attığı aptalca mesajlarla gülünç duruma düşmüştü. Acaba Candan görmüş müydü aramalarını? Belki şimdi birlikte gülüyorlardı ona...

Kuruntularını savuşturmak ister gibi derin bir nefes aldığında, ani bir içgüdüyle başını çevirmiş Evran'ın içkisini yudumlayıp Candan'ı dinlediğini görmüştü. Sanki bunu hissetmiş gibi başını çevirdiğinde kulübün en ucundan Lavin'i doğrudan buldu gözleri. Yakalanmış olmanın utancı yerine haklı olmanın getirdiği gurur ve öfkeyle önce dik dik bakıp sonrasında pişkinliğine göz devirdi Lavin.

Anksiyetesinin gittikçe arttığını ve orada durdukça konuşmaların onu rahatlatmak yerine, rol yaptığı için daha da yoracağını fark ederken, aradan geçen bir saatin ardından artık dayanamayacağını da anladı. Peyda'nın koluna dokunarak mırıldandı.

-Peyda, eve geçsek olur mu? Ya da ben geçsem migrenim tuttu da." Peyda, alt dudağını sarkıtırken, tıpkı kızın yaptığı gibi gecenin olay ikilisine (!) bakmıştı göz ucuyla.

-Bunları ben de görmek istemiyorum aslında ama biraz daha kalsam? Hatta sen de kal, sevindirme şunları ya. İlk defa böyle bir yere geldik ortam şahane biraz tadını çıkaralım." Arkadaşının eğlencesini bölmek istemiyordu bu yüzden gülümseyerek sarıldı Peyda'ya anlayışla kızın sırtını sıvazladı.

-Sen kal o zaman. Çıkınca söylersin ben almaya gelirim seni." Arkadaşı kafa salladığında onun yanağını öpüp sonrasında Eva'ya da sarılmıştı. Sarışın onun kalması için zorlamayı istemiyordu çünkü kendisi bile gidip Evran'a laf sokmamak için -ki biriyle atılmak hiç huyu değildi- zor dururken, Rüzgar'ın onların yanına gidip muhabbet etmesiyle iyice huysuzlanmıştı. "Eva, Peyda kalacak. Ben eve geçeceğim. Size emanet etsem olur mu?" Arkadaşı onu ziyarete geldiği için sorumlu hissettiğinden ufak ricasını anlayışla karşıladı Eva.

-Tabii birtanem, bize emanet. Biz bırakırız eve de. Sen iyi olacak mısın?" Lavin onu meraklandırmamak için kalan son çabasıyla gülümsedi.

-İyi olacağım tabii, başım ağrıdı sadece. Sonra görüşürüz artık." Reva'nın lavabodan dönmesini beklemeden -çünkü kızın gitmesine müsaade etmeyeceği gibi bir de Evran'ı yaka paça kulüpten attırabilirdi- hızla çıkışa yöneldi. Birkaç beden kendisine çarpıp onu savururken özürler dileyerek aralarından sıyrıldı.

Çıkışa geldiğinde kapının önünde hala içeri girmeye çalışanlar vardı. Rüzgar'ın masada bahsettiği arka çıkışı hatırlayarak -ki arabası da o sokağa daha yakındı- adımlarını sağ koridora yönlendirdi.

Arkasından gelen adım seslerini duymuyordu bile. Kulakları uğulduyor, kulübün sesi uzaklaştığı halde hala beyninde yankılanıyordu. Derin bir nefes alarak ara kapıyı ittirdiğinde sonunda arka çıkışa varabilmişti. Burada bile iki güvenlik görevlisi etrafı kolaçan ederken kıza cam kapıyı açmış onun taş düzlüğe çıkmasını sağlamıştı.

-İyi akşamlar." Cüsseli adamın söylediğine karşı başıyla selam verir gibi eğilip mırıldandı.

-Size de." O bütün saflığıyla üzerine alınırken, hemen arkasından çıkan bedenin sahibi kendisine söylenmesine rağmen aldırmamış çoktan sigara için yapılmış uzun metal çöplerden birinin yanına gitmişti. Güvenliğin yüzüne bile bakmadan ceketinin cebinden sigarasını çıkarırken, Lavin, onun yanından geçmek zorunda olduğu için söylendi içinden.

Bok vardı çıktı şimdi, dedi kalbinden gelen ses öfkeyle. Candan da damlarsa bir de şimdi!

-Şarkı söyleyecektin." Alaycı tavrına aldırmadan yürümeye devam ederken merdivenlerin önüne geldiği anda karşısına çıktı Evran. Ciddiye alınmamak tahammül edebildiği bir şey değildi. "Kaçıyor musun?"

-Seni ilgilendirmez." Cevabı son derece netti hatta sesi de oldukça güçlü çıkmıştı ancak sırtından geçen ürperti bütün vücudunu titretmişti. Öfkesi bütün vücudundaki kanı emmişti adeta.

-Sorun ne Lavin?" Sesinden bu durumu keyif aldığı belliydi bu yüzden Lavin ona istediğini vermemek için gitmeye yeltendi ancak adamın kolunu tutacağını anlayınca hızla geriledi, temas etmesini istemiyordu. Evran da bunu fark etmişti. "Candanla ilişkim olduğunu düşünen eski eşin ve sendin. En çok sen sevinmelisin haklı çıktığın için." Evran'ın o pişkin, hiçbir şey olmamış gibi sorduğu "Sorun ne Lavin?" sorusu, Lavin'in içindeki minicik sabır kırıntısını da yakıp kül etmişti bile. Son söylediğini duymayacak kadar öfkelendi ancak ona dönmedi. Gözleri uzaktaki karanlık sokağın taşlarındaydı, çünkü ona bakarsa, o kahvelerdeki buzun kendi korunu söndüreceğini ve canını yakacağını biliyordu. O kahvelerde gördüğü ve göreceği duygusuzluk daha da savunmasız hissettirecekti.

-Beni mi cezalandırıyorsun?" diye sordu Lavin sabırla, başını yavaşça kaldırarak. Ama gözlerine bakmamakta direndi, çenesine, deri ceketinin yakasına dikti bakışlarını. "Yanına onu alıp gelerek, bana o masada 'imkansız' diyerek... Beni ne kadar incitebileceğini mi ölçüyorsun? Eğer buysa niyetin, tebrik ederim."

-Seni incitmiyorum Lavin." diye böldü onu Evran, sesi bir anlığına yükselmişti, itham edildiği içindi belki de. "Bir fotoğrafla Can'ın aklını karıştırmasına izin verdin, benden şüphe duydun, ben de seni yanıltmak yerine haklı çıkarıyorum." Sigarasından derin bir nefes çekip dumanı geceye savurdu. Lavin'in bu dik duruşu, alışık olduğu uysallığın dışındaydı ve bu durum içten içe onu huzursuz etse de, o da tıpkı kız gibi vakur duruşunu koruyordu. "Bu senin seçimindi." dedi Evran topu ona atarak, sesi öğrencisine ders veren bir profesör misali eğitmen sakinliğine sahipti. Lavin acıyla gülümsedi. Başını hala kaldırmamıştı, saçları yanağına bir tül gibi kapanıyordu esen rüzgarla birlikte.

-Ben sadece bir soru sordum Evran. Seçimini yapan sensin." dedi sesi bu sefer daha kırılgan ve titrek çıkarken. "Can'ın bana gösterdiği o fotoğrafın canımı yaktığını sanmıştım. Asıl canımı yakan, senin o fotoğraftaki yalanı gerçeğe dönüştürmek için harcadığın bu çaba oldu." Evran dumanı nefretle üfledi havaya, bir adımda yaklaştı kıza. Aralarındaki mesafe azaldıkça kulübün içeriden gelen bas, Lavin'in kalp atışlarıyla karışıyordu.

-Sen çok masumsun çünkü.(!)" Sesindeki öfkeye karşı kendisi öyle sakindi ki ilk defa gücün, belki de şansın, ondan yana olduğunu hissetti Lavin. Haksızdı. "Canla evliyken benimle tanışan sensin. Bu aşamada benim senden şüphelenmem gerekirdi." Söylediklerindeki imayı anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Canla evliyken çoktan başka gemiye yelken açtığını söylemeye çalışıyordu, kendi suçunu örtbas etmek için, üstü çıkmak için... Lavin, üzerine basılmaktan çatlayacak hali kalmamış sonbahar yaprağı gibi sessiz kaldı bir süre.

-Ben Canla evliliğim boyunca ona hem ruhen hem bedenen sadık kaldım hep." dedi sonra aniden. Evran, dudaklarını sigaradan koparıp bir şey söyleyecek gibi olunca da izin vermemek için hızla elini kaldırdı, susturdu onu. "Onun beni aldattığını öğrendiğimde, ben değil seninle yakınlaşmayı, bu gerçeği nasıl hazmedeceğimi bile düşünemedim. Evran, bana inanıp inanmaman artık umrumda değil. Hani kendince bir adalet terazin var ya senin?" Gözünden hain bir yaş kaydığı anda kaldırdığı elinin tersiyle hızla sildi. Öfkelendiğinde, kırıldığında bir şeyleri açıklarken aniden bastıran bu ağlama krizinden oldu olası nefret ediyordu. Hala ona bakmamakta kararlıydı. "Gerçekten o terazinin hiç şaşmadığına inanıyor musun sen?"

Evran, Tutku'nun odasındaki o "terazi" benzetmesinin şimdi Lavin'in ağzından dökülmesiyle sarsıldı. Kızın karşısında bu kadar savunmasız ama bir o kadar da suçlayıcı durması, içindeki o duvarı bir kez daha çatlatır gibi oldu. Lavin onun sessizliğine karşı acı bir kahkaha atmak istedi ama boğazındaki yumru buna izin vermiyordu.

-Senden şüpheleneceğim bir şey yok artık inan. Şüphemi haklı çıkardığın için teşekkür ederim sadece." Kızın, karşısında bir yaprak gibi titrerken kurduğu bu cümle, Evran'ın zırhında onarılması güç bir gedik açmıştı. Ancak o, yenilgiyi bir zehir gibi gören bünyesiyle geri adım atmak yerine, elindeki sigarayı hırsla küllüğe bastırıp Lavin'in yakınına geldi.

-Senin çok övündüğün sadakatin..." sesi bir bıçak kadar keskin ve kin doluydu, duyduğu suçluluk hissi nereden çıkmıştı bilmiyordu fakat Lavin'in söyledikleri canını fazlasıyla sıkmıştı. "Kendi vicdanını rahatlatmak için uydurduğun bir kılıf. Sen Can'dan intikamını almak için beni kullandın. Şimdi de bu kurban rolüyle beni suçlu ilan ediyorsun. Senin uysallığının altında, yaptıklarının sana yapılma ihtimalinin getirdiği korku yatıyor. Üstelik Candanla..." söyleyeceği şey aslında her şeyi değiştiremese de bir tünelde ışık olabilirdi ama yapmadı. Lavin'in duyduğu bu ağır ithamla sarsılmasına izin verdi. Göğüs kafesine bir balyoz inmişti sanki, nefesi boğazında düğümlenmişti göğsü ağır ağır inip kalkıyordu, köprücük kemikleri daha belirgindi şimdi. Evran'ın kendi hamlesini haklı çıkarmak için ona attığı bu son çamur, gözlerindeki o sönmekte olan parıltıyı da alıp götürmüştü. Kirpikleri ağırlaştı, o her saniye taşmaya hazır yaş bulutları sonunda sağanak olup yanaklarından süzülecek gibi oldu. Hiçbir şey demeden öylece karşıya bakmaya devam etti.

Kelimeler artık bu adamın karşısında hükmünü yitirmişti. Bunu kabullendi Lavin.

Evran gibi biri sevmeyi bırak, onu asla anlamayacaktı bir kere. Her zaman en kötü varsayımı gerçek gibi kabullenen, onun hakkında en aşağılık ihtimalleri doğru sayan biriyle ne kadar uğraşabilirdi ki?

Bu düşüncesini haklı çıkararak kızın perişan halini arkasında bırakıp hışımla kulübün kapısına yönelmişti bile. İçerideki gürültüye geri dönecek, o sahte alkışların ve boş konuşmaların arasında ruhunu susturacaktı. Tam koridora çıkmışken, karşısında, kollarını göğsünde kavuşturmuş Elvin'i buldu. Elvin, afallayan genç adama elindeki bandanayı gözleriyle işaret etti. Parmak uçlarında Lavin'in kalabalıktan sıyrılırken fark etmeden düşürdüğü o saten, siyah-bej renkli desenli saç bandı duruyordu.

-Lavin bunu düşürmüş." dedi sesi her zamanki neşesinden arınmış, otoriter bir tondaydı. Evran'ın gözlerinin içine dik dik baktı. "Yetişip ona verirsen sevinirim Evrancığım, arkasından çıktığını gördüm." Evran, kadının bakışlarındaki o açık uyarısını gördü. Rica etmiyordu, emrediyordu. Anneannesiyle yakınlığı da aklına gelince aralarındaki sorunu yansıtmamak adına kadının elindeki kumaş parçasını kaptı. Bandanayı parmaklarının arasında ezercesine sıkarak başıyla onaylarken kadın arkasını döner dönmez o da tekrar kapıya ve oradan da merdivenlerin açıldığı arka sokağa, karanlığın içine doğru yürümeye koyuldu.

Bir yandan da etrafına bakınıyor Lavin'in arabasını bulmaya çalışıyordu. Ardı sıra arabaların dizildiği sokağa saptığında, duyduğu sesle temkinli adımları yavaşladı. Boğuk, hıçkırıklara karışan bir mırıltıydı bu. Birinin orada olduğunu, Lavin'in belki de birini aramış olabileceğini düşünerek kulak kesildi hemen.

Duyduklarını anlamlandırmaya çalışırken kaşlarını çattı ve biraz daha yaklaştı sesin kaynağına doğru. Adımları gayriihtiyari bir gizlilikle yaklaştı kızın arabasının arkasına.

Lavin, bagaj kapağına yaslanmış, yere çökmüştü. Kollarının arasında sıska, tüyleri karışmış minicik kirli bir sokak kedisi vardı ,yanlarından geçen bir motorun gürültüsüyle korkup iyice sokuldu daha fazla ağlamamak için kendini tutmaya çalışan kıza. Zarif omuzları şiddetle sarsılıyor, hıçkırıkları gecenin sessizliğini yırtıyordu.

-Kimsen yok mu?" diye fısıldadı Lavin, sesi hıçkırıklarının arasında kaybolurken. Hırpalanmış kediyi göğsüne daha da sıkı bastırdı sahiplenir gibi, sanki dünyadaki tüm kimsesizliği o minik bedenden sökmeye çalışıyordu ancak kendisinin de kediden aşağı kalır yanı yoktu. "Senin de mi gidecek bir yerin yok?" ciyaklayarak kendisine sokulan kedinin minik başına şefkat dolu öpücükler kondururken iç çekmelerinin şiddeti her okşamasında arttı. "Olsun. Bak ben buradayım. Seni eve götürürüm, yanımda olursun. Sonra geçer, tamam mı?" Kedi aralarında anlaşmışlar gibi kirli patilerini Lavin'in göğsüne koyup kafasını kaldırdığında, ağlamasına rağmen gülümseme çabasıyla dudaklarını kıvırdı Lavin. "Elbet geçer miniciğim."

Evran, elindeki bandanayı sıkan parmaklarının uyuştuğunu hissetti. Lavin'in bir insanla değil, bir kediyle bu kadar çıplak bir acıyı paylaşıyor olması, tüm savunma mekanizmalarını sorgulattırıyor neredeyse yerle bir ediyordu. Onun uysallığının bir oyun değil, saf duygulardan beslendiği gerçeğini yeni idrak edebiliyorsa da kabullenemiyordu. Bu kadar ağlayacağını bile düşünmezken bir kediye de sahip çıkacak kadar merhametini kaybetmemesi sarsmıştı onu.

Lavin, burnunu çekerek kediyi kucakladı, arabaya tutunup ayağa kalktığı an ise Evran görünmemek için geriledi, başka bir arabanın arkasına geçti hemen. Onunla yüzleşmekten ilk defa kaçınıyordu.

Gözyaşlarını silmeye bile tenezzül etmeden arabanın yanına gelip kapısını açan kız ondan bihaberdi, önceliği olan yavru kediyi yan koltuğuna nazikçe yerleştirdi. Yanaklarındaki yaşlar esen rüzgarla cildinde kayarken, kirlenmiş avuçlarıyla yaşları süpürdü aldırmadan, hızla arabasının şoför koltuğuna bindi ve ikisinin de kemerini takıp motoru çalıştırdı.

Evran, karanlığın gölgesinde, elinde bir bandana ve ruhunda tarif edemediği bir ağırlıkla, uzaklaşan arabanın kırmızı stop lambalarını izledi. Lavin gitmişti; arkasında sadece dumanlı bir sokak ve Evran'ın hayatında ilk defa tartmaya korktuğu bir terazi bırakarak.

♟️

Böyle böyle böyleeee.

Yorum bırakın ve buraya geldiyseniz YILDIZLAYIN çiçeklerimm xo

Not: Lavin bunun altında kalmaz diyenler + lasın.

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM : tutkudevran

Şimdilik kaçtım. EN KISA ZAMANDA GÖRÜŞELİM Mİ? O zamana kadarrrr,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.