İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 26 · 14 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 26

2.6

Bu bölümü yazalı günler oluyor ama paylaşamadım...

Öğrendiğimden beri de anca bugün kendime gelebildim diyebilirim. 3 gündür uyuyamıyorum.

Hepimizin başı sağ olsun çiçeklerim.

Yusuf'u, Nabi'yi, Şuranur'u, Belinay'ı, Furkan'ı, Adnan'ı, Kerem'i, Zeynep'i ve kahraman Ayla Öğretmeni hiç unutmayın olur mu? Hastanede mücadele eden yaralı miniklerimize de dualarımızı eksik etmeyelim.

Allah bir daha böyle bir acıyı yaşatmasın bize.

Milletimizi korusun her kötülükten...

Bir parça kafanızı meşgul eder umarım bölümü seversiniz,

Sizi çok ama çok seviyorum. Lütfen kendinize çok dikkat edin benim güzellerim.

-💐❤️19.04 | 04.50

Bi anda okumalar artıyor, yeni okurlar katılıyor aramıza. Bakıyorum sevgi kategorisinde #4 üz love diyince #6 dedim yeni bölüm yazayım.

Hadi geçelim mi?

Lütfen satır arası yorumlar atın tepkilerinize bayılıyorum.

Not: Karakterlere sövmek her zaman serbesttir.

3.GÖZ

Pencere kenarındaki o uzun sessizlikten sonra, Evranla daha fazla odasında kalamayacağı için -ki gözlerini sürekli kaçırarak resmen alarm vermişti- mutfağa geçmişlerdi, o sessizlik de şimdi yerini mutfaktan yükselen tıkırtılara bırakmıştı. Lavin, hediye edilen kitabı başucuna ve kabartma sanatını da ufak odasının en güzel köşesine tablolardan birinin yerine astıktan sonra, hala üzerinde hissettiği o hafifleme duygusuyla gülümsüyordu.

Evran, az önce yengesinin oturduğunu tahmin ettiği koltuktan ve salondan yayılan negatif enerjiden kaçmak ister gibi kızı takip etmiş, mutfak tezgahına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirmişti. Bakışları, Lavin içeri girdiğinde anında ona döndü. Az önceki o duygusal anın izleri hala havada asılı olsa da kızın yüzündeki hüznün yerini bir parça rahatlama almıştı.

-Vanilya şurubu eklememi istemez misin?" dedi sesi hala bir parça titrek çıkmasına rağmen içten bir gülümsemeyle omzu üzerinden adama bakarken.

-Hayır." Cevabını tahmin etmişti aslında. Evran zift gibi bir filtre kahve sevdalısıydı. Kendi bardağına üç pompa şuruptan sıkarken, gözlerini üzerinde hissediyordu, mutfağın dar alanında hareket ederken Evran'ın bakışlarının her adımını takip ettiğini biliyor eli ayağına dolanıyordu.

Evran için fincan çıkarmak adına üst dolaba uzandığında, tişörtünün yukarı sıyrılmasıyla açıkta kalan beline Evran'ın bakışları bir anlık çakılı kalmıştı. Gözleri kızın belindeki gamzelerden koluna oradan uzanmaya çalıştığı rafı saniyesinde bulunca öne atılıp bir adımda yaklaşarak bardağı tuttu. Lavin kulbundan yakalarken o doğrudan tutup çekmişti.

-Şey..Ben hallederdim." mutfağın o küçük ve dar alanında, az önceki anlık yakınlaşmanın izlerini tezgahın üzerindeki yarım kalmış kahvaltılıklara bakarak silmeye çalıştı. Ama bu yakınlık odadakinden de beterdi! Evran, bardağı verir vermez biraz geri çekilse de dolabın tam eşiğinde durmuş, bir eli cebinde, diğer eliyle de mutfağın tavanındaki o uyduruk ama sevimli avizenin sallanan ucunu incelemeye başlamıştı.

-Kahve makinem biraz gürültülü çalışıyor, şimdiden uyarayım." dedi Lavin, alt dolaptan iki tabak çıkarıp düğmeye basarken. Sesindeki o neşeli ve doğal tınıyı geri kazanmaya çalışıyordu. Sonuçta hiçbir misafirini suratı asık ağırlamazdı.

-Sorun yok." Kız önünden geçtiğinde avını takip eden bir yırtıcı gibi kaldırdı kafasını, bakışlarını avizeden çekip Lavin'e çevirdi. Kızın çıkardığı cam saklama kabını iki eliyle tutarken bacağıyla dolabı kapatıp yanına gelmesini izledi.

-Tatlı sevmiyorsun ama bunun tadına bakman lazım." dedi kapağını açar açmaz spatula çıkarırken. Odağı bir anda Evran'dan tatlıya öyle kaymıştı ki, suratındaki o kızarıklık tamamen kaybolmuştu şimdi.

-Neden?" Evran'ın sorusuna iç çekip tabaklardan birine uzandı. Spatulayla kestiği tiramisu dilimini tabağa ustalıkla aktarırken başıyla çekmeceyi gösterdi.

-O çekmecede çatallar var." Dediği çekmeceyi açıp tek çatal çıkardığında kendi tabağına da tatlı koymuş kaşlarını çatmıştı. "Aşk olsun bana da çıkarabilirdin."

-Bu senin zaten ben tatlı yemem." Lavin'in tabağına çatal koyduğunda kız dik dik yüzüne bakmaya başladı. Eğer o sorusunu görmezden geliyorsa, kendisi de pek ala çatal almazdı!

-Ben de biliyorum tatlıya bayılmadığını. Ama çok güzel oldu. Ah keşke onlara da çıkarsaydım!" Evran'a aldırmadan bir çatal daha çıkarıp tabağa koyarken adamın kaşlarının çatıldığını görmemişti.

-Kimlere?" Lavin, mutfak adasının karşı tarafına geçip tabakları koyarken kendi kendine konuşur gibi söylendi.

-Evayla ablası geldi de kahvaltıya. Kalmadılar fazla unuttum tatlı çıkarmayı." Evran, bardaklardan dolu olanı alıp kahve makinesini yeniden çalıştırırken kıza kendi kahvesini uzatıp döndüğü an makine büyük bir gürültüyle sütü köpürtmeye başlamıştı, öyle ki Evran istemsizce sırtını döndü kıza. "Söyledim sana, azıcık ses çıkarıyor."

-Bu mutfakta sessiz çalışan herhangi bir şey var mı?" dedi alaycı bir tavırla. Bakışları, Lavin'in aceleyle topladığı ama hala biraz dağınık duran renkli kavanozlarına kaydı. "Her şey... senin gibi. Biraz gürültülü ve fazlasıyla canlı."Lavin, kahve çekirdekleri makine tarafından dövülürken gözlerini kısarak ona baktı.

-Gürültülü mü? Ben mi?" Evran, cevap vermek yerine kıza doğru adımlayıp aradaki mutfak tezgahına doğru hafifçe eğildi, o ağır ferah kokusunun mutfaktaki kahve kokusuna karıştığını hissettiğinde çatalı tutan eli bir an duraksadı. İri elini uzatıp Lavin'in elinin hemen yanındaki tabağa dokundu, parmak uçlarını çatalının üzerinde gezdirdi ama gözlerini Lavin'in gözlerinden ayırmadı.

-Zihninin içinden bahsediyorum." dedi tüm ciddiyetiyle. Sesi o kadar tok ve derindi ki, Lavin makinenin çıkardığı sesi duymaz oldu bir anlığına."Susturamadığın belli, dışarıdan bile görünüyor." Lavin, elindeki fincanı bırakıp ona meydan okur gibi biraz yaklaştı. Aralarında sadece mermer tezgah vardı ama ikisi de doğrudan birbirilerine bakarken başka hiçbir şeyi görmüyorlardı.

-Belki de doğru cevapları bir türlü bulamadığım içindir." dedi Lavin cesurca. "İnsanın aklında bu kadar çok soru olunca içinden çıkması da zor oluyor." Gözleri yeniden bulutlanır gibi olunca Evran öten makinenin hazırladığı kahvesini alıp kızın yanına geldi ağır ağır adımlarla.

-Tamam. 3 soru sor." Kahvesinden bir yudum alırken kızı şaşırttığından habersizdi.

-Ne?" Lavin'in şaşkın suratına dümdüz bakıyordu, önemsiz bir şeymiş gibi omuz silkti. Aslında sorulardan nefret ederdi ve nadiren cevaplardı ama o anda kızın dikkatini dağıtmaya çalışıyordu ve başarmıştı da. O şaşkın ifade saniyeler içinde yerini tereddüte sonra paniğe bırakmıştı.

-3 soru sor en çok neyi merak ediyorsan, cevaplayacağım." Koyu kahverengi gözleri mutfakta gezinirken, alt dudağını ağzında yuvarlayarak ayaklarını sallandırdı Lavin. Aklına öyle çok soru geliyordu ki hangisini seçeceğini bilemiyordu. "Ama sorular için sen de cevap vereceksin."

-Anlaştık!" Böylesi kulağa da adil geliyordu. Bir süre düşündükten sonra hevesle atıldı. "Küçükken en sevdiğin insan kimdi?" Aslında annesiyle ilgili soru sormak istiyordu ama Evran'ın bu konudan rahatsız olabileceğini -hatta şüphelenirdi- düşündüğünden en masumane soruyu sormuştu.

-Babam." diyerek kestirip attı Evran. "Küçükken değil, hâlâ öyle." Kahvesinden büyük bir yudum alırken, Lavin'in gözleri yutkunurken oynayan adem elmasına takıldı bir an. "Senin?"

-Annem. Aslında babamı da çok seviyorum, eskiden soranlara farklı farklı cevaplar verirdim eşit olsun diye. Ama anne...farklı oluyor." Göz ucuyla Evran'a baktığında adamın yüzünden hiçbir duygunun okunmadığını görünce iç çekti. "Bu tarifi de onunla yapardık. Ayrıca yemen gerekir, sen misafirsin."

-Öyle bir kural mı var?" Evran'ın sorgulamasına rağmen bir çatal almasına bıyık altından güldü. Ama erken sevinmişti. Çatalı havada tutan adam düşünür gibi yapıp gözlerini kıstı. "Birce Hanım senin için bir sürü şey hazırlattığında apar topar gittin ama." Aklına o gün geldiğinde gözlerini hızla kaçırdı Lavin. Tam da istediği gibi köşeye sıkıştırmıştı kızı!

-O başka... O gün biliyorsun biz... Yani sen.. Ve ben... Neyse. Dikkatimi dağıtma. Soru soruyordum." Evran, tatlısından ikinci çatalı alırken dudaklarını birbirine bastırmış kafa sallamıştı. "Gerçekten çok mutlu hissettiğin bir anını anlatır mısın?"

-Yok." Tek kelimelik cevabından sonra kızın suratı tam da tahmin ettiği gibi şaşkınlığa bürünmüştü yeniden. "1 hakkın kaldı."

-Nasıl yok? Herkesin mutlu hissettiği ufacık bir an da olsa vardır.." Evran kahvesinden yudumlarken vücudunu kıza çevirdi, Lavin'in suratına yaklaşırken, açık kahveleri kızın onu olduğundan çok daha masum gösteren yüz hatlarında gezindi.

-Öyle bir anım yok. Mutlu değil, 'iyi' hissettiğim anlar var. Ama senin bahsettiğin, insanın aklında yer edinen türden bir mutluluğu... Tanımıyorum." Lavin, bu cevabın ağırlığıyla olduğu yere çivilenmiş gibi hissetti. Bir insan nasıl olur da koca bir hayat boyu tek bir gerçek mutluluk anısına sahip olmazdı? Evran'ın gözlerindeki o dipsiz boşluk, az önceki meydan okuyan tavrını bir anda silip götürdü. Nedense bu soruya genç adamın en azından babasıyla bir anısını anlatacağını ummuştu. "Soru hakkın bitti."

-Hı?" Ağzından çıkan kelimeye dudak kıvırdı.

-Soru hakkın bitti. Nasıl ya diyerek son sorunu sordun." Elbette onu da sorudan saymıştı! Evran Aslan'ın her şeyi planlıydı... "Ama ben sana en mutlu anını sormayacağım." Tepkisini ölçmek ister gibi Lavin'e uzun uzun baktı. "Can senin ilkin miydi?" Sorusu bir şimşek etkisi yaratırken, sanki yaptığı fiziksel misillemeymiş gibi geriledi kız. Yanaklarını ve boynunu yeniden kaplayan sıcaklık bu sefer kulaklarına kadar ulaşırken çatalı tabağa düştü.

-Bu özel bir soru." diye çıkıştığı anda Evran hatırlatmak ister gibi mırıldandı.

-Merak ettiğimiz her şeyi sorabiliriz diye anlaştık." Lavin başını tersi yöne çevirip gözlerini devirirken kupasını tuttu iki eliyle, dudaklarını öfkeyle birbirine bastırdığını oturduğu yerden görebiliyordu Evran.

-Bu sorunun cevabı seni ilgilendirmiyor." Evran'ın çenesi kasıldı, bakışları Lavin'in gözlerinden dudaklarına, oradan da boynundaki o hızla atan nabza kaydı. Lavin'in bu cevabı, zihnindeki o intikamcı fırtınayı dindirmeye yetmemişti ama içindeki o tuhaf koruma içgüdüsünü tetiklemişti. Aklı sıra kızın bilmeden yaptığı sınır ihlalini aynı acıyı yaşatacak bir soruyla sormuştu istemeden.

Ama bu sorunun cevabını sebepsizce merak da etmiyor değildi...

-Sorumu cevaplamadın, dedi ısrarla, sesi bir tehdit kadar alçak ama bir o kadar yakıcıydı. Lavin dalga geçip geçmediğini anlamak için döndüğünde gözleri doğrudan açık kahvelere tutunmuştu.

-Belki de cevabı zaten biliyorsundur her şeyi biliyorsun ya, dedi çenesini dikleştirerek, aradaki o son mesafeyi de yok ederken başını kaldırmıştı. Evran'ın dudakları, o nadir görülen ama insanı altüst eden gülümsemesiyle kıvrıldı. Bir elini tezgahın üzerine koyup Lavin'e doğru biraz daha yaklaştı; burnu, kızın saçlarına değecek kadar yakındı artık.

-Tahmin edebiliyorum. Daha önce tutkunun peşinden gittiğin bir ilişkin olmadığını söylemiştin. Evlendiğini düşünürsek..." Lavin, bu kadar kolay tahmin edilebilir biri olduğu için kendine küfretmekle meşguldü.

-Belki Can'dan önce oldu?" Evran'ın tek kaşı havalanınca cesurca devam etti. "Ayrıca ne biçim bir soru bu? Önemli mi kim ilkim kim değil? Ben sana soruyor muyum?!"Art arda sarf ettiği cümlelere ve bakışlarını kaçırmasına bakılırsa yalan söylüyordu. Can kesinlikle ilkiydi.

Şanslı piç.

-İlkinin kim olduğu sikimde değil." Lavin'in bakışlarını yeniden üzerine çektiğinde son derece ciddi olduğu ortadaydı. "Sadece herif şansını değerlendirememiş. Kıyaslayacak tecrübesi olmayan bir kadını memnun etmek her zaman daha kolaydır." Tespitine karşı Lavin abartıyla göz devirdi.

-Evlilik tecrübesi olmayan biri bilmeyebilir(!) ama evlilik sadece.. seks demek değildir." Bakışlarını önüne çevirdiğinde kahve bardağıyla oyalandı elinde. Evranla bu konuda konuşmak bile midesine ağrılar girmesine neden olmuştu.

-Saçmalık." doğrudan söylediği şeye kaşları çatıldı Lavin'in. "Cinsellik, her şey yolundayken %10'u oluşturur akışın içinde doğal bir parçadır üzerine çok kafa yorulmaz. Ama cinsel hayat sekteye uğradığında..." göz ucuyla huysuz huysuz kendisine bakan kızı yokladı. "veya bir sorun haline geldiğinde... evliliğin %90'ı haline gelir diye düşünüyorum."

-Hiç de öyle olmuyor!" dedi aniden karşı çıkarak ama kendini savunuyormuş gibi duyulduğu için sakin devam etmeye çalıştı. "Evliliğin %90 ı hep saygı ve özveri üzerine. Yani çoğu konuda konuşabiliyorsan, ortak bir paydada buluşabiliyorsan eğer..."

-Kelimelerin bittiği yerde tenin konuşur Lavin." cümlesini yarıda kesmesine bir şey diyememişti çünkü bunu söylerken kıza ne olduğunu anlamadan yakınlaşmıştı. "Ten konuşamazsa en ufak konu tartışmaya döner."

-Katılmıyorum sana. Bu konuda bir problem yaşamasan bile görmezden gelemeyeceğin sorunlar her şeyi mahvediy..."

-Onunla iyi sevişmediğinizi söyle."

-Ne?" Gözleri öyle iri açılmıştı ki kendini tutmasa dişlerini gösterecek kadar gülebilirdi Evran. Ama hem ortamın yükselen tansiyonu hem de Lavin'in söyledikleri dikkatini tamamen dağıttığından, bunu yapmadı.

-Can sana istediğini verebilecek biri değil." Yerinden kalkıp kızın iki yanına, ellerini koyduğunda masayla onun arasında kalmıştı. "Bunu sana ben verebilirim." Kendinden öyle emin konuşuyordu ki onun gibi insanlara imrenmişti Lavin hep...

Evran gibi, Reva gibi, Elvin Hanım gibi... Metrelerce öteden fark edilen bir özgüvene sahiplerdi. Çevrelerindeki herkesi içine çeken bir girdap misali... Lavin karşısında ne kadar dik dursa da Evran'ın bu bakışla söylediği hiçbir şey şüpheye düşürmüyordu mesela onu.

-Sevişmek için birini aramıyorum." Sesi cılız çıksa da kaşlarını kaldırmış kollarını gövdesinde kavuşturmuştu. Evran ona temas etmese de suratına görmezden gelemeyeceği kadar yaklaştı.

-Hm.." dudaklarını düşünüp bir şeyde karar kılmış gibi bükerek yalandan başını aşağı yukarı sallarken burnu Lavin'in burnuna sürtüyordu. Aniden kızın belini kavradığında hızla nefes aldı Lavin. "Seni kollarıma aldığımda titremene bayılıyorum." Kısık sesle kızın dudaklarına söylediği şeye kaşlarını çatsa da onu ittirmek için bir hamlede bulunmaması, sinsi bir tebessüm oluşturdu dudaklarında.

-Titremiyorum." Yalan söylüyordu. Hücreleri karıncalanıyor aniden kokusunu duyumsayacağı kadar yakın oluşu fazlasıyla heyecanlandırıyordu onu.

-Mhm.." Evran, eliyle yüzüne gelen saçlarını ittirdiğinde gözleriyle parmaklarını takip ediyordu ki ne olduğunu anlamadan baş parmağı dudağının kenarını sıyırdı ve tiramisudan kalan ufak kremayı alıp götürdü. Parmağından tattığı tatlıyı beğendiğini gösteren hoşnut bir ses çıkardığında Lavin yakınlarda peçete bulabilirmiş gibi biçare etrafına bakındı.

-Bulaşmış mı?.. Ben peçete alayı..." tabureden inebileceği bir boşluk olmadığını bilmesine rağmen başını öne eğdiğinde dudağının diğer kenarını yeniden sıyırdı Evran.

-Hallettim." Lavin'in çenesine parmaklarını bastırarak başını yeniden kaldırmasını sağlarken kızın şaşkınlıkla aralanan dudakları arasına yavaşça ittirdi baş parmağını. Anlık bir dürtüyle dili parmağındaki kremayı yalayıp dudakları parmağının etrafına kapanırken, alnını kızın alnına yasladı hemen. "Siktir."

-Evran..." parmağını çektiği anda bulduğu boşlukta ismini söyleyince dudaklarını kızın dudaklarına kapatmıştı bile. Alt dudağı Lavin'in dudaklarının aralığına sızarken kızı hızla kucakladı.

Kendine çektiği beden göğsüne çarparken dudaklarına değen dudaklarla onun ensesine tutunmuştu kız. Bacaklarını kavrayan eller öne çekse de sırtı hemen arkasındaki ufak tezgaha değiyordu. Başını kaldırıp öpüşüne karşılık verdiği adamın sıcak dilini ağzında hissettiğinde kalbi sıkışır gibi oldu.

-Ev-ran.." nefes nefese söylediği ismin sahibi dürtülerine sahip çıkarak geri çekildiğinde kızın tırnakları boynuna batmış, koyulaşan gözbebekleri Lavin'in dudaklarına takılmıştı.

-Lavin." Söyleyecek bir şeyi olmadığı için başını adama doğru kaldırdığında isteğini anlamış gibi dudaklarını yeniden onun ıslak dudaklarına bastırdı Evran. Bacaklarını beline doladığında kızı tek eliyle kaldırıp koltuğa doğru adımlamıştı. Boştaki eli koltuğu yoklarken ufak bir kırlenti uca savurmuş Lavin'i yatırabileceği bir alan yaratmıştı.

Dudaklarını kızın boynuna doğru kaydırsa da Lavin'in başını eğmesiyle yeniden dudaklarına çıktı. Elleri yumuşacık teninde usul usul dolaşıyor kalçalarına kadar çıksa da henüz o kadar ileri gitmiyordu. Daha önce bu kadar uzun süre öpüştüğü de yalnızca liseli olduğu zamanlardı. Lavin'e dokunduğunda hissettiği yoğunluk bu zamanı talep ediyordu.

Boyun girintisine kaydığında önce derince soludu Lavin'i, dudaklarını aralayarak kulağının hemen altındaki eti ısırırken inleyerek ensesini kavrayan kızın bacaklarını kavrayan eli sıkılaşmıştı. Art arda öpücüklerini sıcacık boynuna kondururken altında kıvranan kızın cılız parmaklarını sırtında hissediyordu. Ağırlığını yavaşça üzerine bastırdığında dudaklarını yeniden Lavin'in dudaklarıyla buluşturdu.

Dilini diline dolayıp yüzünü kavradığında hissettiği yoğunluk kadınlığına doğru inen sıcaklıkla birleşerek göğsünün deli gibi atmasına neden oluyordu. Tişörtü gittikçe sıyrılıp belini açıkta bırakırken sırtı yay gibi gerilmişti. Nefes almak için kıza verdiği ufacık izne rağmen diliyle dudaklarını sıyırdığında aralık dudakları daha da aralandı Lavin'in. Gözlerini adamın gözlerine çevirdiğinde suratının kıpkırmızı olduğuna emindi. Evran'ın açık kahvelerinden kaçıp dudaklarına ve hafif çıkmış sakallarına bakarken bu yaptığını anlayarak mırıldandı.

-Bana bak." Koyu kahvelerini hızla gözlerine çevirdiğinde dudakları hayvani bir memnuniyetle kıvrıldı. Lavin'in göz bebekleri o kadar büyümüştü ki, o masum kahveleri neredeyse tamamen siyaha dönmüştü. Soluk soluğaydı, göğüsleri Evran'ın göğsüne her çarptığında aralarındaki ateşi biraz daha harlıyordu. Alnını kızın alnından ayırmadan, parmak boğumlarıyla Lavin'in ateş gibi yanan yanağını okşadı. Sesi, arzunun ve otoritenin birbirine karıştığı o tehlikeli tonundaydı yine. "İşte böyle." dedi fısıltıyla. "Gözlerini kaçırma." Avuçladığı suratı deminki o nazik okşamasından farklı bir hareketle kavrayıp baş parmağıyla kızın şişen dudaklarını sertçe sıvazlayıp hızla boynuna indirdi elini. Avucu ağır ağır vücudunda kayarken, nefes alışı hızlanan kızın göğüslerinin inip kalkarak hareket etmesi dikkatini dağıtsa da gözlerini gözlerinden hiç ayırmadan aşağı iniyordu ki...

Telefon sesiyle sıçradı Lavin. Yine de zil sesi onun telefonuna ait olmadığı için gözleri etrafı aramamış, Evran'dan ayrılmamıştı. Genç adam aldırmadan görüntülü aramayı reddedip sessize alacaktı ki öncesinde bir mesaj bildirimi ve yeniden gelen arama sesi üzerine sıkıntıyla iç çekti. Kıza bakmayı sürdürüp arkada cebindeki telefonu çıkardı.

-Lavinleyim." Doğrudan yanıtladığı aramada verdiği bilgiyle konuşmayı kısa tutmaya çalışıyordu, vücudunu hala ayırmadığı vücudun sahibi ismini duyunca iyice kızarmış gözlerini yeniden kaçırmıştı. Uyarmak ister gibi işaret parmağını kızın yanağına "tak tak" kibarca vurdu Evran. Koyu kahveler sinirle yüzüne dönünce kibirli bir tebessüm belirdi dudaklarında.

-O zaman bu haftaki seansımız iptal mi oluyor? Ama sen de biliyorsun ki haftaya yokum!" Telefon Lavin'in de duyabileceği kadar yakın olduğundan geri çekilip fısıldadı.

-Gitmelisin. Gerçekten." Emin olmak ister gibi kıza baktığında kafasını sallamasıyla iç çekti.

-Tamam. 10 dakikaya ararım." Telefonu karşıdan cevap beklemeden kapattığında Lavin'in üzerinden yavaşça kalkıp kızın oturmasına izin vermişti. "Psikolog seansım."

-Ya..Psikoloğa gittiğini bilmiyordum." koltukta doğrulup dağılmış saçlarını elleriyle düzeltirken duyduğu kelimeyi zihninde tarttı. Evran Aslan ve bir psikolog? Bu iki kelime yan yana, bir yapbozun asla uyuşmayacak iki parçası gibi geliyordu kulağına.

-Bilen yok." Umursamazca tişörtünü düzelttiğinde kıza baktı göz ucuyla. Lavin'in düşünceli olduğunu görünce sataştı hemen. "Delirmedim daha."

-Yok delirdiğini düşünmedim zaten. Sadece senin...birine bir şeyi anlatıp üzerine bir de para ödeyebileceğini hiç düşünmemiştim." Sesindeki çekingenliğe eşlik eden o küçük tebessümü ve kıkırtısı, Evran'ın yüzündeki gerginliği bir nebze olsun dağıtmıştı. Telefonunu cebine koyduğunda duraksadı, bu saf ve dürüst yorumu, az önceki tutkulu andan kalan ağırlığı garip bir hafifliğe bırakmıştı şimdi.

Onun yanında allak bullak olmasını kesinlikle konuşmalıydı.

-Kalkma." Doğrulmak üzere olan kızın bacağına bastırdı eliyle. "Görüşeceğiz." Dudaklarını kızın yanağına bastırıp masumane bir öpücük kondurduğunda kirpiklerini kırpıştırarak ona baktı Lavin.

-Güle güle."

Koridora geçip ayakkabılarını hala koltukta kendine gelmeye çalışan kızın koyduğu dolaptan çıkarırken, gözü hiç ilişmemesi gereken bir yere kaydı aniden. Ayakkabılarını giyse de duraksamış, Lavin'in çantasından görünen ufak kutuya takılmıştı açık kahveleri.

"V20" yazılı CD'nin üzerindeki tanıdık el yazısıyla kaşları alnında kavis oluşturacak kadar şiddetle çatılırken, telefonu bir kez daha çalınca hızla kaptı CD'yi.

-Evr-" Lavin tam çıkıp çıkmadığına bakacakken aniden kapının çarpmasıyla şaşkın şaşkın başını uzattı koridora doğru. Kapı rüzgarla çarpılmış olmalı diye düşündü oysa dolap çoktan örtülmüş, Evran elinde annesine ait CDyle evden çıkmıştı bile.

Merakla cama adımladığında adamın yaklaşık bir dakika sonra kapıdan çıkıp arabasına doğru yürümesini izledi. Çıkar çıkmaz dudaklarına sıkıştırdığı sigarayı saniyeler içinde tutuştururken çakmağını cebine atmış, arabaya binmişti hızla. Hareketleri aceleci göründüğünden kaşları çatılır gibi oldu Lavin'in.

Ama arabası gözden kaybolduğunda geride kalan tatlı bir heyecanla mutfağa yol alırken ikisini de çıkmaza soktuğundan habersizdi.

♟️

Alıntılar, bilgilendirmeler ve fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Ne diyorduk,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.