İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 27 · 20 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 27

2.7

Size şöyle bi

Lavin - Evran

Bırakayım.

3. GÖZ

Lavin, elinde iki kahve ve çikolatalı kurabiyenin olduğu torbayla bekleme salonunda beklerken, saatine yeniden baktı. Çoktan akşam 9 olmuştu bile hatta çalışanlardan sadece 2 yönetici asistan kalmıştı ama Evran'ı görmek için bekliyordu. Karnı guruldamaya başlayınca çantasındaki acil durum bisküvisinden bir tane ağzına atmıştı ki giriş kapısından içeri giren Rüzgar'ın sesini duydu.

-Lavin!" Elinde kaskıyla ona doğru gelen genç adam kızın kucağında tuttuğu çanta ve torbaya bakıp Lavin'in yorgun gözlerine çevirdi açık kahvelerini. Motorla geldiğinden olsa gerek cildi soluklaşmış belirsiz çilleri daha görünür hale gelmişti. "Ne işin var burada?"

-Şey Evran'ı görmeye gelmiştim. Kahve almaya gittim ama döndüğümde de toplantıda olduğunu söylediler." Kaşları çatılırken gözü bir anlığına danışmadaki sekreterliğe döndü. "Sen neden buradasın? Bir sorun mu var?" Ensesini sıkıntıyla ovalarken kızı şüphelendirmemek için gülümsedi.

-Yok sorun yok. Evran'a yemek borcum vardı onun için uğradım. Ama sıkıntı -" cümlesini tamamlayamadan kız bisküvi paketini kıvırıp çantasına atmış hemen ayaklanmıştı.

-Ben bilmiyordum. Özür dilerim. Şey sen gir, hatta şunu da al." Rüzgar'a kahve torbasını uzattığında hala sıcacık olan kahve bardaklarının ince ağızlığından cılız bir duman çıkıyordu. "Ben sonra uğrarım acelesi yok. Hem zaten geç oldu."

-Olmaz öyle, birlikte geçelim." Bunu söylese de kızın gelmemesi en iyisiydi. Buraya gelmesindeki tek neden Birce Hanım'ın ricasıydı. Günlerdir Evran'a ulaşamıyor ondan bir haber alamıyordu kadın, Lavin'in ağzını yoklamaya çalışsa da soluğu Devran yalısında almış genç adamdan yardım istemişti.

-Yok gerçekten gideyim. Hem yarın mesaim var. Size iyi eğlenceler." Rüzgar kahve torbasını aldığında çekinerek ekledi. "Sen..Ona uğradığımı söylersin. "

-Söylerim tabii. Dikkat et kendine Lavin." Genç adamın yüzünden bir şey anlamak en az Evran'ınki kadar güçtü. Aralarındaki tek fark Rüzgar'ın suratında "her şeyin yolunda" olduğuna dair bir izlenim vardı hep, daha çok huzurlu bir manzaraya benzetilebilirdi. Evran'ın ise düşüncelerini okumak imkansız olsa da onların hiçbirinin olumlu olmadığına emin olabilirdiniz, ürkütücü okyanus tablosundan farksızdı.

Rüzgar'ı geride bırakıp asansöre yürüdüğünde omzu üzerinden son kez ardına bakmış giriş katına gitmek için düğmeye bastığında koridorda göz gezdirince genç adamın, onun aksine odaya hemen girebildiğini görmüştü.

Evranla birkaç mesaj dışında -ki bunlarda değil yakınlıktan bahsetmek gerçek bir sohbetten söz etmek imkansızdı- konuşmamışlardı bile. Onu bir anda bu kadar uzaklaştıran şeyi merak etse de, Reva'nın dediğini yapmaya karar vermişti Lavin. Hayatına bakmalı, merkezine kendisi hariç de kimseyi koymamalıydı.

O zaman neden mesaiden çıkar çıkmaz soluğu burada almıştı peki?

Günlerdir yoğun çalışma temposuna aldırmamıştı da Evranla aniden aralarına giren mesafe dert olmuştu ona! İç çekerek arabasına binerken, camdan onu izleyen adam Rüzgar'ın koyduğu kahve bardağına çevirdi kafasını.

-Lavin almış. Sana vermemi istedi." Hiçbir şey söylemeden beyaz karton bardağı dudaklarına götürürken, Rüzgar'ın gözleri küllükteki izmaritlere kaydı. "Ne durumdasın?" Sıradan sorduğu soruyla birlikte ilgisini üzerine çekerken koltuğa iyice yayıldı.

-İyidir çalışıyorum. Sende ne var ne yok?" Sigara paketini açıp uzattığında Rüzgar tam da tahmin ettiği gibi kafa sallayınca alayla gülüp ofisin camını itekledi. "İçmeyeceğini tahmin ettim nezaketen sormuştum."

-Ben de nezaketen Birce Hanım'ın isteğiyle geldim." Doğrudan konuya girmesi Rüzgarla arkadaş olmasının nedenlerinden sadece biriydi. Açık camın üzerine kahve bardağını koyarken sigarasının ucunu yaktı. "Seni merak etti." Derin bir nefesi içine çekerken turuncu alev hızla yayılmış tütünden dumanı sızdırmıştı. "Lavin de merak etmiş."

-Onu da Birce Hanım mı göndermiş?" Evran'ın soruyu sorma şekline kaşlarını çattı Rüzgar. Hiçbir şey anlatmasa da bu tarz konuşmasının alt metni hep oluyordu. Sigarasından derin bir nefes çektiğinde Rüzgar küllüğü kapıp yanına gitti dostunun.

-Yok. Seni görmeye gelmiş o. Uğradığını söylememi istedi." Alayla kıvrılan dudaklarını bükerek dumanı hızla havaya saldığında gözleri doğrudan arabası uzaklaşan kızın geçtiği yola bakıyordu.

-Kesin öyledir." Kahvesinden bir yudum alırken sigarasını Rüzgar'ın getirdiği küllüğe yaklaştırıp silkeledi külü.

-Şüphen mi var?" Açık kahvelerindeki alaycı parıltı hiç hoşuna gitmiyordu, Evran'ı ciddiyetsiz göstermekle kalmıyor karşısındaki kişiye önemsiz de hissettiriyordu bu bakışı. O an, Lavin'in orada olmaması gerçekten de en doğru karardı diye düşündü.

-Birce Hanım seni göndermişse onu da göndermiştir. Bu ara yakınlar onlar." Lavin'in, Elvinle de çalıştığını duymuştu Rüzgar ama Birce Hanımla yakınlaşıp Evran'ı kontrol etmek için buraya geldiğini hiç sanmıyordu.

-Sanmam. Senin için gelmişti, Birce Hanımla alakalı bir şey de söylemedi. Seninle yemeğe çıkacağımızı söyleyince gitti." Ne ara bitirdiğini anlamadığı sigarayı söndürürken kahvesinden bir yudum daha alıp masasına yürüdü. Ceketini omzuna atarken Rüzgar'ın koluna vurdu.

-Siktir et benim daha iyi bir planım var."

***

Güneş, boğazın suları üzerinde henüz parlamaya başlamamıştı, sabahın serinliği yalının yüksek tavanlı salonlarına sinmişti. Lavin, erkenden geldiği yalıda toplantının başlaması için Elvin'i beklerken, Birce Hanım'ın kahvaltı önerisi üzerine mutfakta taze çekilmiş kahve kokuları arasında hazırlık yapan Şermin Hanım'a zorla yardım etmeye çalışıyordu. Birce Hanım ise son birkaç gündür yüzünde asılı kalan o endişeli ifadeyle mutfak pencerenin önünde durmuş, bahçe kapısını gözlüyordu.

-Huyu değil bu çocuğun Elvin."dedi Birce Hanım telefondaki kadına, sesi yorgun ve endişeli geliyordu kulağa. Her ne kadar topuzu ve harikulade makyajı özenli dursa da gözlerinin altının kızardığını görmüştü Lavin. "Arıyorum açmıyor, mesaj atıyorum dönmüyor. Rüzgar'ı gönderdim dün gece, o da 'çalışıyor' deyip kestirip attı."

Kadının topukluları salona yönelirken o da tepsiye yerleştirdiği porselen fincanları düzeltti, oradan oraya koşturup kahvaltılık atıştırmalıklar hazırlayan Şermin Hanım'a güven vermek istercesine gülümsedi ama duyduklarından sonra endişelenmişti, kendi kalbi de dünden beri göğüs kafesine sığmıyordu. Dün gece şirkette gördüğü Rüzgar'ın aslında Birce Hanım'ın ricasıyla gittiğini şimdi öğrenmişti, Evran'ı böyle davranmaya iten nedenin ne olduğunu düşünüp durmak midesini allak bullak etmişti.

-Ah Lavinciğim, siz lavabodasınız sanıyordum." Lavin'i karşısında görmesiyle iki eliyle tuttuğu telefonunu köşeye atıp kıza yaklaştı hemen. "Evran için endişelendim Elvinle konuşuyordum."

-Yok Şermin Hanım'a yardımcı olmak istedim Elvin Hanım'ı beklerken. Evran'a gelince..." Kadın bir ümit bakışlarını ona çevirince sıkıntıyla iç çekti. "Ben de son zamanlarda konuşamadım kendisiyle. Ama belki yoğundur Birce Hanım, biliyorsunuz iş hayatı çok hareketli." diyebildi sadece. Tepsiyi Şermin'in aniden yere düşürmesiyle ufak servis tabakları paramparça olurken hepsi yerinde sıçradı.

-Ah Şermin dikkatli ol lütfen! Ah! Kapı-" kapının sesiyle ikisini mutfakta öylece bırakıp hızla çıkarken Lavin de eğilerek kadına yardım etmeye çalıştı. Kırık iri porselen parçalarını üst üste koyarken, Şermin Hanım bırakmasını söylüyordu ama gelen isimden habersizlerdi.

Bekledikleri misafir, Elvin değildi gelen, Evrandı, ceketini omzuna atmış, gömleğinin üst düğmeleri pervasızca açılmış şekilde içeri girmişti. Elindeki anahtarlığı girişteki dolaba atarken adımları her zamanki o nizami seyrinde değildi, hafiften sendeliyordu. Bakışları bulutlu, göz altları ise uykusuzluktan ve alkolden morarmıştı. İçeriye girdiği an, ağır bir alkol ve keskin sigara kokusu o ferah denizle karışık lavanta havasını bir bıçak gibi bölmüştü.

-Evran!" Birce Hanım hızla ona doğru yürüdü, ellerini adamın yüzüne koymak istedi ama Evran sert bir manevrayla geri çekilmişti. "Nerelerdeydin? Çok meraklandım."

-Meraklanma." dedi Evran sanki dünyanın en normal şeyini söylemiş gibi umursamaz bir tavırla, sesi testere ağzı kadar pürüzlü ve acımasız çıkmıştı.

-Aa..Oğlum meraklanma da ne demek? Nerelerdesin sen günlerdir yüzünü doğru dürüst göremiyorum. Dün gece eve bile gelmedin. Bak, La-" ceketini rastgele koltuğa atarken, alayla güldü.

-Oğlum..." bir anda durup elleri ceplerinde döndü kadına. Kahkaha atmadı ama yüzündeki o çarpık gülümseme kahkahadan çok daha can yakıcıydı. Başını yavaşça kapının eşiğinde donup kalmış olan kadına çevirdi. Gözlerindeki o hayvani öfke, Birce Hanım'ın dizlerinin bağını çözmeye yetmişti. "Yüzümü görmeyi bekliyordun. Ne güzel. Tam aile saadeti."

-Evrancığım lütfen düzgünce konuşur musun benimle. Neler oluyor anlat bana. Bilmeden bir şey mi yaptım?" Yaşlı kadının dudakları kadar sesi de titriyordu. Onun bu iki yüzlülüğüne(?) suratını buruşturdu Evran.

-Ne mi oluyor?" Ceketinin cebinden çıkardığı üzeri tozlanmış CD kutusunu havaya kaldırdı. Sesi bir anda tüm yalıda yankılanan bir kükremeye dönüşecek gibi yükselince kadının korktuğunu gördü, kendini tutmaya çalışarak dişlerini sıkıp konuşmasına devam etti. "Bu CD'nin... Bir yabancının çantasında ne işi vardı Birce Hanım? Cevap ver."

Ne olduğunu bile anlamadığı CD kutusunu havada sallanırken, Birce Hanım şaşkınlıkla geri çekildi şimdi inci kolyesini tutan elleri de titriyordu.

-Ha-Hangi CD? Ne CD si ki o? Evran sen neyden bahsediyorsun? Oğlum, bak ben gerçekten anlamıyorum." Aslında bakışları her şeyi anlatıyordu ama Evran'ın alkolle bulanıklaşan zihni öfkesiyle birleşince tüm hücrelerini ele geçirmişti.

-Kızının CD'si!" diye dayanamayarak bağırdı. Sesi o kadar yüksekti ki, irkilerek Şermin Hanımla aynı anda başını kaldırdı Lavin, eli de sivri porselen parçaya takılıp kesilmişti. "Nasıl olur da Lavin'in çantasından çıkıyor bu? Sen mi verdin ona? Beni takip etmesi için, bana yaklaşması için mi verdin?" Birce Hanım'ın yüzündeki kan çekildi, suratı bembeyaz oldu. Ağzını açabilse itham edildiği şeyi inkar da edebilirdi ama tıslayarak söylenen genç adama öylece bakakalmıştı.

-Be-Ben..." suratındaki ifadeyle afalladı Evran. Sırrı açığa çıkmış gibi değil de neye uğradığını şaşırmış hali vardı. "Ben kimseye hiçbir şey vermedim. Lavin'in çantasında mıydı? Evran, yemin ediyorum ki benim haberim yok." Lavin, elindeki parçaları ne ara yere bıraktığını hatırlamıyordu. Adımları istemsizce mutfağın kapısına doğru hızlandı ayağa kalkar kalkmaz. Birce Hanım'ın tedirgin bakışları hemen mutfaktan çıkan kızı bulmuştu. "Lavinciğim, Ev-Evran... Evran bi-bir CD'den bahsediyor."

Aslında nerede bulduğunu ikisi de biliyordu. Hatta Evran söyler söylemez Birce Hanım'ın da aklına tek bir yer geliyordu ama CD'yi nereden bulduğunu söylemek demek atölyeden bahsetmek demekti. Evran'ın açık kahveleri aniden gözlerini hapsederken, Lavin Birce Hanım'ın yalvaran bakışlarına bakmamak için kendini zor tuttu.

Çenesini dikleştirirken, Evran sorusunun cevabının anneannesinde değil de onda olduğunu anlamıştı.

-CD'yi Elvin Hanım verdi." diyiverdi aniden. Birce Hanım gözlerini rahatlamayla kapatınca devam etti. "Bana Birce Hanım'a iletmemi söyledi. Ben de-"

-Yalan söyleme." Evran bir adımda dibinde bitmişti. Alkolün etkisiyle daha da ağırlaşan nefesi Lavin'in yüzüne çarptı. "Elvin Hanım böyle bir şeyi sana neden emanet etsin kendisi vermek yerine?" Kızın kolunu aniden tuttu, bakışları öyle yabancılaşmıştı ki ensesindeki tüylerin dimdik olduğunu hissetti. "Kim gönderdi seni?"

-Oğlum, dur!" Birce Hanım araya girmeye çalıştı ama kalbini tutarak sendelemişti. "Evrancığım, çocuk gibi davranma nolursun, bak canını yakıyorsun kızcağızın..."

-Benim canımı kimin yaktığının önemi var mı?" elindeki CD'yi dresuarın üzerine fırlattı öfkeyle. Plastik kutunun kırılma sesi sessizlikte patladı. Kızın kolunu bırakır bırakmaz merdivenleri çıkarken, Lavin'in gözlerinden bir damla yaş süzülmüştü, gözlerindeki o sakinliğin yerini büyük bir hüzün almıştı şimdi, dev dalgalarıyla kıyıya vuruyordu.

Arkasına bile bakmadan merdivenleri çıkıp gözden kaybolan adamın ardından Birce Hanım'ın olduğu yere çökmesiyle hemen kadının yanına koştu, nefesi hırıltılı geliyor göğsü hızla inip kalkıyordu. Evran'ın ceketini fırlattığı koltuğa oturttu kadını.

-Birce Hanım..." sesi fısıltıdan farksızdı ama kadının kendisini duyduğunu hüzünlü bakışlarını üzerine çevirmesiyle anladı. "Ben atölyede buldum o CD yi . Size getirdim sanıyordum, çantamdaydı. Ama yemin ederim ki açmadım." Başına giren şiddetli ağrıyla gözleri kapanınca, eğildi hemen. "Siz - siz iyi misiniz? Ben doktoru arayayım..."

-Hayır... hayır arama canım.." diye karşı çıktı yaşlı kadın, elini Lavin'in omzuna koyarak. Göğsü hala hızla inip kalkıyordu. "İyiyim... sadece tansiyonum düştü ilacımı alacağım. Lavinciğim..." buz gibi parmaklarını kızın eline kapattı hemen. "yalvarırım... beni bırakın da siz gidin peşinden. Onu o halde bırakmayın. Ben oldukça iyiyim, Şermin yanımda... Lütfen, sizden ricam Evran'a bakın." Kız tereddüt etse de olanların tek sorumlusu da kendisi olduğundan mı yoksa Birce Hanım'ın gözlerindeki o çaresizliği gördüğünden mi bilinmez ayağa kalktı yeniden.

Şermin Hanım yerini alırken titreyen bacaklarıyla merdivenleri tırmandı ağır ağır. Attığı her adımla kalbi daha da hızlı çarpıyordu şimdi.

Evran'ın karşısına çıkmaya cesareti yoktu.

Ona yalan söylediği yetmezmiş gibi bir de CD de her ne varsa duyduğu güveni -ki güvendiği de şüpheliydi- paramparça etmiş olmalıydı.

Geniş odasının kapısı kapalıydı. İçeriden gelen cam kırılma sesiyle kapıya uzanan parmakları irkilerek çekildi.

Derin bir nefes alıp gözlerini kapattı cesaretini toplamak için, sonrasında aniden açtı kapıyı, içeri girip kapıyı ardından sessizce örterken gözleri önce sırtı dönük öylece duran Evran'ı sonra paramparça olmuş viski bardağını buldu. Kolunu hemen pencerenin yanında duvara dayamış, başı önde, omuzları sarsılarak nefes alıyordu. O devasa, yıkılmaz Evran Aslan, bu açıdan bakınca sadece yaralı bir hayvan gibi savunmasız ancak bir o kadar tehlikeli görünüyordu.

Lavin sessizce yaklaştı ona. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Evran'ın vücudundan yayılan o yoğun gerginliği hissedebiliyordu.

-Evran..." sesi titrek ve tüm gücü çekilmiş gibi çıkmıştı.

-Git buradan Lavin." dedi Evran, arkası dönük olmasına rağmen delici bakışlarını hisseder gibi ürperdi kız. Sesi deminki gibi yüksek değildi ama çok daha sertti. "Beni rahat bırak." Lavin en doğrusu bu olsa da yapmadı, dışarı çıkmayı reddettiği gibi yaklaştı ona. Tam arkasına geçtiğinde, kesilmeyen elini tereddütle adamın o geniş, gergin sırtına koydu.

Evran'ın, dokunuşuyla birlikte kaskatı kesildiğini parmaklarının artındaki kaslarının oynayışından hissetti, bu sefer onu itmemişti.

-O CD'yi hiç açmadım. Birce Hanım bilmiyordu bile, sadece vermeye fırsatım..." açık camdan esen rüzgar ve birkaç kuşun cıvıltısının güzelliğine karşın odanın içinde öylesine gergin bir hava vardı ki kaskatı kesildi ikisi de.

-Sus." dedi Evran lafını bıçak gibi bölerken.

-Olmadı." Konuşmasına devam etmek istiyordu Lavin, alnını adamın iki kürek kemiğinin arasına yasladı bir adım daha atarak. "Yemin ederim ikimiz de hiç dokunmadık. Çantamda kalmış unutmuştum. Ama o CD de her ne varsa, senin canını bu kadar yakıyorsa, ben bütün sorumluluğu üstlenirim. İstersen bağır, istersen beni kov... ama burada tek başına kalmana izin veremem." Evran omzu üzerinden yavaşça döndü kıza. Başını sırtına yaslamış gözlerini kapatmıştı. Sanki döndüğünü hissetmiş gibi başını kaldırdığında adamın kan çanağı kahvelerini gördü.

Sakinleşmiş miydi?

Gözlerinde hala şüphe kırıntıları mı vardı yoksa?

Öyle boş bakıyordu ki Lavin sanki orada yokmuş ve hayal görüyormuş gibi hissederek kıpırdandı yerinde.

Yalan söylediği için çok utanıyordu. Ama atölyeyi Evran'a söylerse Birce Hanım'a haksızlık etmiş olacaktı. Üstelik o CD yi sormadan yanına almak onun suçuydu, faturasını kadına kesmek doğru değildi.

-Evran... Ailem üzerine yemin ederim ki içinde her ne varsa bakmadım." diyebildi çaresizce. Vücudunu kendisine çevirmesiyle geri çekilip aralarına bir adım mesafe koyarken gözleri doldu. "Yemin ederim bakmadım." yüzünü hızla avuçlarının arasına alan parmakları kızın tenine sertçe gömülürken, ağzı şaşkınlıkla aralanmıştı Lavin'in.

-Neden?" diye sordu Evran, kalın sesi şefkatli parmaklarının aksine o kadar aksi çıkmıştı ki gözlerini kaçırdı Lavin. "Neden her şeyin altından sen çıkıyorsun?" Kimsin sen?" Başparmakları kızın yumuşacık yanaklarında gezinirken sinirle iç çekip ellerini indirdi. Açık kahveleri kızın sakladığı parmak ucundan sızan kanı takip ederken kaşları çatıldı hızla. "Elin."

-Ya- yanlışlıkla kestim." Kızı bileğinden çekiştirince adımlarını hızla takip etmek zorunda kaldı. "Nereye? Konuşuyorduk-" dışarı çıkarmaya çalıştığını zannederken aniden banyoya sürüklenirken, aralık duran kapıyı tekmeleyerek kızı içeri soktu Evran. Tuttuğu bileği yavaşça suyun altına getirirken kısmen kurumuş kanın lavaboya suyla karışıp akmaya başlamasını izledi. Parmak uçlarıyla yavaşça ovarken boştaki eliyle dolapları kurcaladı. Bulduğu yara bandı kutusunu açarken suyu kapatmış köşedeki havluluktan kopardığı kağıt havluyu kızın eline kapatmıştı.

Lavin, aynı anda birden fazla şeyi sakinliğine rağmen hızla yapışını izlerken kirpiklerini hayranlıkla kırpıştırdı sadece. Eline yapışan havluyla parmaklarını kurularken yara bandını açan Evran'dan uzaklaştı hemen.

-Bana kızgın mısın?" cevap vermek yerine koluna davranınca geri kaçtı.

-Elini ver." Söylediği kulağa cazip gelse de omuz silkti Lavin.

-Kızdın mı onu söyle önce." Kızaran gözleri saniyeler içinde yeniden duygusuz bir hale bürünürken, yaklaştı kıza.

-Elini ver." Lavin, ellerini arkasında birleştirip geri geri yürümeye başladı Evran da her adımda onunla gelirken sırtı duvara çarptı. "Lavin!"

-Kızdığını söylemeden olmaz." İsmini söyler söylemez bu cümleyi tek çırpıda söylerken dizlerini büküp aralarındaki mesafeyi arttırmaya çalıştı hala ellerini kaçırırken.

-Kızdım. Oldu mu? Ver şimdi elini." Dürüstlüğüne karşın somurtmadan edemezken elini yavaşça kaldırdı. Evran açtığı şeffaf yara bandını güzelce sararken kızın gözlerini üzerinde hissediyordu.

-Özür dilerim." Yara bandının kağıdını çöpe atarken hala eliyle kızın parmağını tutuyordu. Paketi yeniden eski yerine koyup kapağı kapattığında Lavin'in parmağını yavaşça bıraktı.

Lavin, anlık bir cesaretle parmağını yeniden onun avucuna dokundururken, gözlerini kıza çevirdi yavaşça.

-Bitti mi?" Elini çekip odaya yürüdüğünde Lavin de olduğu yerde kalakalmıştı. Kaşları havalanırken lavabonun önünde durarak sordu.

-Hı? Ne bitti mi?" Evran gömleğini çıkarırken gözlerini kaçırmadan edemedi. Arkasını dönse de bu sefer aynadan yansımasını görüyordu.

Kirli sepetine yürüyüp gömleği beyazlara atan genç adam kemerine davrandı.

-Özrünü de diledin. Çıkabilirsin." Lavin, aynadaki yansımaya da bakmamaya çalışarak banyonun soğuk mermerine sırtını yasladı. Evran'ın "Çıkabilirsin." komutu her ne kadar kovma gibi dursa da, bunun kendi içine çekilme çabası olduğunu biliyordu hem ayakları da zemine adeta mühürlenmişti. O, kemerinin tokasını çözerken metalik sesi sessiz banyoda yankılandı. Kemeri birkaç aksesuarın olduğu bölmeye fırlatırken kızın yerinden kıpırdamadığını hissedince odaya geçti.

Birkaç saniye sonra pantolonunun yerini gri bir eşofman altı almıştı. Elinde büzdüğü pantolon da hızla kirli sepetini boylarken Lavin, adamın yorgun omuzlarındaki o ağır yükü de, sadece bir kumaş parçasıyla değil, tüm ruhuyla kıyafetleri gibi üzerinden atmaya çalıştığını görebiliyordu; dışarı çıkmak yerine, az önce Evran'ın yaptığı gibi bir adım atıp aralarındaki mesafeyi kapattı.

Yüzünü yıkayan Evran onun kokusunu duyumsayınca bir an duraksasa da aldırmadan suratını suyla iyice ovuşturmuş hemen kızın yanındaki kağıt havludan koparmıştı. Bakışları aynada birleştiğinde, adamın gözlerindeki o duvarın hiç sarsılmadığını gördü. Eve geldiği anın aksine ise daha sakin görünüyordu, alkolün etkisi gittikçe azalmış gibiydi.

-Gitmek istemiyorum." dedi Lavin kendinden beklenmeyecek bir kararlılıkla. Sesi bu defa hiç titrememişti. Koyu kahvelerini kaçırmadı, sırtını dayadığı soğuk mermerden güç alarak doğruldu. Evran'ın yarı çıplak göğsüne yaklaşırken başını kaldırıp doğrudan ona baktı. Gözlerindeki yaşları geri itip çenesini hafifçe kaldırdı. "Ama evet. Söyleyeceğim her şeyi söyledim." Sesi, az önceki titrekliğinden arınmış, net bir tınıya bürünmüştü. "Belki şimdi değil, belki yarın da değil... Ama bir gün göreceksin. Sana yalan söylemediğimi, sen de anlayacaksın."

Evran, elindeki ıslak kağıt havluyu bıkkın bir nefes vererek buruşturup fırlattı lavaboya, yavaşça kıza döndü. Kanlanmış gözleri, Lavin'in yüzünde daha başka bir cevabı arıyor gibiydi. Aralarındaki o daracık mesafeyi tamamen yok edene kadar durmadı neredeyse göğsü kızın yüzüne çarpacaktı, öyle yakındı. Eğilip yüzünü Lavin'in yüzüne yaklaştırdığında, alkolün ve hayal kırıklığının harmanlandığı nefesi kızın tenini yaktı.

-Benden hiçbir şey saklamadığına yemin edebilir misin?" diye sordu sakince, sesi bir fısıltı kadar alçak ancak zehirliydi. "Her şeyin bu kadar basit olduğuna, benden tek bir şey saklamadığına yemin et." Lavin'in boğazı düğümlendi, yutkunmamak için kendini zor tuttu çünkü Evran'ın gözleri önce dudaklarına sonra boynuna kaymıştı.

Atölye, Birce Hanım'ın ricası, o ufacık yerde saklanan bir hayat... Dudakları sonsuza dek kapanmış gibi kıpırtısızdı. Evran'ın delici bakışları altında gitgide ezildiğini hissedince küçücük kaldı, adamın alayla bir nefes verdiğini görünce gözlerini hızla kaçırıp yerdeki karolara sabitledi. Bu sessizliği, Evran için en büyük cevaptı zaten.

Genç adam acı bir gülüşle geri çekildi. Başını iki yana sallarken yüzündeki o hayal kırıklığı, az önceki öfkesinden daha sarsıcıydı.

-Lavin, bana yalan söylediğini düşünmüyorum." dedi buz gibi bir sesle. "Bunu biliyorum. Bakışlarından, kaçışlarından... belli oluyor. O yüzden her ne için yalan söylüyorsan şunu iyi bil özrünün değeri yok. Varmış gibi davranıp vicdanını rahatlatmayacağım." Lavin, kaçırdığı gözlerini yeniden ona çevirdi üzüntüyle. İçindeki o büyük çaresizliğin dışarı taşmasına izin vermeden, fısıltıdan farksız ama sarsılmaz bir sesle konuştu.

-Sana zarar verecek bir şeyi senden saklamıyorum ki ben! Vicdanımı rahatlatmak için özür dilemiyorum. Sadece hayat..." derin bir nefes aldı geri çekilerek. "Hayat...senin gördüğün gibi sadece siyah ve beyazdan ibaret değil. Birini yargılamak bu kadar kolay mı?" Ellerini kaldırırken sitem ediyordu ona.

Öyle istiyordu ki her şeyi anlatmayı... Ama Birce Hanım'a sormadan yapamazdı bunu. Üstelik onun yüzünden kadın öyle sarsılmıştı ki, şimdi bunun konusunu açmak bile istemiyordu Lavin. Kendini köpekler tarafından köşeye sıkıştırılmış bir kedi yavrusu gibi hissediyordu o anda.

-Gerçeği saklamak, yalan söylemek aynı şey. " kızın sitemkar ellerine ve o sarsılmaz görünen duruşuna rağmen hüzün dolu bakışlarına kayıtsız kalmaya çalıştı. Birini yargılamak onun için nefes almak kadar kolaydı, çünkü içinde yaşadığı dünya ona başka türlüsünü öğretmemişti. Bileklerini tutan parmaklarını gevşetti ama bırakmadı; aksine, Lavin'in avuçlarını çıplak göğsündeki o ritmik sızıya biraz daha bastırdı. "Seni yargılamıyorun." Teni öyle sıcacıktı ki Lavin'in buz gibi olan elleri hemencecik ısınmıştı. Orada avucunun altında atan kalbin ritmine odaklanmak istese de söylediklerine kulak verdi. "Sadece gerçeğin en çıplak ve en dürüst halini tercih ediyorum. Sen kurtarıcı gibi davranıp yalan söyleyerek kendi vicdanını temize çekiyorsun."

Söylediği şeylerde doğruluk payı olup olmadığını düşündü Lavin. Sahiden böyle mi yapıyordu? Yalan söyleyerek kendini kurtarıcı mı zannediyordu? Yoksa Birce Hanım'a verdiği sözü Evran'ın ona duyduğu güveninin bile önüne mi koyuyordu?

Lavin, profesyonel olmayı mı öğrenmişti birden bire?

Yoksa bunu saklamasındaki tek neden Evran'ın geride kalan tek aile ferdini kırmasını istemediği için olabilir miydi?...

Ellerini adamın teninden çekmedi. Aksine, parmak uçlarını o sert göğüs kafesinde bir tüy gibi gezdirdi.

-Sana asla zarar vermem." diye fısıldadı. Bu bir sözden ziyade, bir kabullenişti. Seçimini yapmıştı. Doğruyu söylerse Birce Hanım'a kızacaktı Evran, öyle ya kızmayacak olsa yaşlı kadın çoktan söylerdi. Ve anneannesiyle arasını bozmak isteyeceği son şeydi. Onun aksine, Evran'ın onu gerçekten seven ve hep yanında olan bir aile üyesi vardı. Bunu ondan alamazdı. Gözleri dolarken, devam etti. "Bunu şu an göremeyecek kadar körleşmiş olabilirsin, sorun değil. Sadece şunu bil, ben senin güvenine ihanet etmem." Evran'ın bakışlarındaki o vahşi parıltı bir anlığına söner gibi oldu. Lavin parmak uçlarında atan kalbe doğru çevirdi gözlerini, sanki göğsünün en derininde değilmiş de dokunabilirmiş gibi kıpırdattı parmaklarını okşarcasına, aralarındaki mesafe gittikçe azalırken Evran geri çekilecek gücü buldu kendinde. "Dinlensen iyi olur." dedi Lavin hiç bozuntuya vermeden, sesi bitkin çıkmıştı ama yüzüne bir gülümseme yerleştirmeye çalıştı ellerini iki yanına indirirken.

Evran hiçbir şey söylemeyince de o gülümseme uzun süre vazoda unutulmuş bir çiçek gibi mecburen soldu, bu sessiz reddedişin ağırlığı altında daha fazla kalamayacağını da anladı. Yaralı parmağındaki bandın sızısını hissederek banyodan çıktı. Odanın içinden geçerken yerdeki kırık cam parçalarına basmamaya özen gösterdi ve arkasına bile bakmadan, sessizce kapıyı kapatıp çıkmak üzereyken vücudu aniden geriye savruldu. Beline dolanan kola şaşkınca bakarken omzuna yaslanan başla birlikte kalakaldı.

Dışarıda Boğaz'ın suları çekiliyor, içeride ise iki yaralı ruh, cam kırıklarının ortasında birbirine tutunuyordu.

-Uyuyana kadar kal." Evran'ın sessizce mırıldandığı şeyle birlikte başını çevirmek isterken hemen boynuna sürtünen burun buna engel olmuştu. Heyecanla hızlanan kalbini kontrol altında tutmaya çalışırken sessiz kalma sırası ondaydı. Kızın yutkunduğunu hissedince sinsi bir şekilde kıvırdı dudağını. "Kalbin çok hızlı atıyor."

-Se-sen..Öyle bir anda çekinc..." Evran suratını kızın boynundan hızla çekip kesti sözünü. Kolu hala onun beline dolanmış vaziyetteydi.

-Kalacak mısın?" Lavin'in omzu üzerinden bakışlarından bile cevabı belli olsa da beraberinde kafasını sallamasıyla birlikte kolunu yavaşça çekip bileğini tuttu. Arkasından kızı sürüklerken yatağa adımladı ve kusursuz katlanmış pikeyi kaldırıp oturdu yatağa.

-Yok ben giremem yatağa. Üstüm başım şey olur şimdi." Bunu söylemesiyle birlikte Evran gözleriyle onu baştan aşağı süzünce üzerindeki gömleğin eteklerini çekiştirdi. "Yat sen yat!" Bir şey demeden yatağa girdiğinde kolunu başının altında kıvırmış kıza uzun uzun bakmaya devam etmişti. Böyle tuhaf bir açıdan daha da dikkatini dağıtınca Lavin, mecburen hemen yanına oturdu.

Öyle gergindi ki önce bir süre yere sonra duvarlara bakınmaya başladı.

-Lavin."

-Hı." Parmakları elinin üzerine kapanınca bakışları yeniden Evran'a döndü.

-Elin acıyor mu?" Kafasını hızla sağa sola salladı. Yanakları kızardığı için onu süzmeyi bırakıp gittikçe sızlamaya başlayan gözlerini kapattı genç adam.

-Yok, geçti." Yaralı parmağını Evran'ın eli üzerinde dolandırdı.

-Hemen mi?" Sesi daha yorgun çıkınca Lavin istemsizce gülümsemişti.

-Hemen geçti." Derin bir iç çekerken diğer elini yavaşça Evran'ın saçlarına uzattı. Parıldayan ıslak tutamlardan birini yavaşça düzeltirken iyice eğilmişti.

Fark edip etmediğini anlamak için bir süre duraksarken, gözlerini açmadığı için usul usul okşamaya devam etti saçlarını. Kestane kahvesi tutamlar öyle yumuşacıktı ki gülümseyerek hemen yastığın ucuna oturdu, şimdi neredeyse başı dizlerine gelecekti.

Göğsünün düzenli nefes alışverişleriyle inip kalkmasına bakılırsa uyumuştu bile. Ufak tutamları parmak uçlarıyla tararken, Evran'ın uykusunda bile çatılan kaşları, zihninin derinliklerinde hala o CD'deki görüntülerle boğuştuğunun kanıtı mıydı diye düşünmeden edemedi. Parmaklarını adamın saçları arasında kıvırırken kalbinin üzerindeki o ağır, görünmez taşın daha da büyüdüğünü, nefesini kestiğini hissetti.

İçindeki ses, susturamadığı o gerçekçi tarafı, bir kırbaç gibi yüzüne çarpıyordu gerçekleri. Ona yalan söyledin, diyordu vicdanı. Hayat siyah beyaz değil dedin ama o sana hep dürüst davrandı.

Birce Hanım'ın titreyen elleri, Evran'ın hayvani bir öfkeyle parlayan gözleri ve kendisinin arada kalan çaresizliği düştü aklına. Evran'ı bu kadar öfkelendirenin ne olduğunu merak etti. Onun çatık kaşlarına yeniden baktı, acaba o CD'de onu böylesine etkileyen o ufacık video neydi?

Güvenden bahsediyordu ama güvenin temelini sarsan bizzat kendi sessizliği ve beraberinde gelen bu gürültülü gerçekti. "İhanet etmem" dedin Lavin ama bu sessizlik zaten bir ihanet değil mi?" diye sordu kendine.

Evran'ın düzenli nefesleri bileğine çarparken, onun sığınacak bir liman arar gibi başını dizinin dibine yaklaştırması içini sızlattı. Ona şefkat verirken, gerçeği esirgiyordu. Eğer anlatmazsa, gerçekleri elbet bir gün öğrendiğinde o siyah-beyaz dünyasında, Lavin de "diğerleri" gibi bir gölgeye dönüşebilirdi.

Bundan nedense çok korkuyordu.

-Affet beni." diye fısıldadı odayı dolduran sessizliğe. Sesi o kadar kısıktı ki, kendisi bile gerçekliğinden emin olamadı.

Dışarıda rüzgar şiddetini artırmış Boğaz'ın suları yalıya meydan okumaya başlamışsa da güneş de iyice yüzünü göstermişti. Lavin, uyuyan adamın huzursuz yüzünü son bir kez süzdü. Hem Elvin Hanım da gelmişse bekletmek olmazdı.

Belki... Belki Birce Hanımla konuşup bu duruma bir çözüm de bulabilirdi. Yavaşça ayaklandı, eğilip adamın saçlarının arasına, hissedilmeyecek kadar hafif bir öpücük bıraktı, üstünü örttü.

Hayatta bazen en büyük yalanlar, en büyük sevgilere bedel doğuyordu. Ve bu hesaplaşma, güneş doğduğunda ödenemeyecek, ertelendikçe birikecek bir bedel olarak başucunda beklese de; Evran'ın yaralarına, yenisini -özelikle güvensizlikle- eklememeye kararlıydı.

♟️

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Lütfen yıldızlamayı ve MUTLAKA YORUM YAĞDIRMAYI BENİ YORUMLARA BOĞMAYI BİLDİRİMLERİMİ ÇÖKERTMEYİ UNUTMAYIN tm. Dilediğiniz zaman Instadan yazın benim birtaneciklerim, güzel kızlarım. Unutmadan,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.