BEĞENMEYİ VE YORUM BIRAKMAYI UNUTMAYIN PLS. x
Hadi başlayalııııım!
3. GÖZ
Eva, Lavin'in yanaklarına can gelmiş ve mutluluğunun adeta yüzünü kapladığı halini görünce gülümsemeden edemiyordu. Hemen yanında oturan ablası Reva'yı koluyla dürttüğünde salatalık kemirerek Lavin'in çizimlerine bakan sarışın kafasını kaldırdı. Lavin'i yeşil gözleriyle işaret eden kardeşinin bakışlarını takip ederek çay dolduran kıza baktığında kendisine çevrilmiş iki çift renkli gözü hissetmiş gibi döndü onlara Lavin.
-Bir şey mi oldu?" Çaydanlığı ufak altlığın üzerine yerleştirdi, Reva'nın aldığı pembe kurdeleli cam bardaklarını önce kızların önüne koyup kendi çayını da tabağının yanına koyarak yerine oturduğunda, Reva da uzattığı ayaklarını koltuk kenarından indirmiş yerinde dikelmişti kollarını masaya dayarken.
-Yooo, bilmem haberler sende!" Eva sadece masum bir gülümsemeyle onun mutluluğuna bakıyordu ama ablasının aniden sorduğu soruyla önce sinsi sinsi sırıtan Reva'ya sonra Lavin'e baktı.
-Haber mi? Ne haberi?" Lavin de sorgular gibi arkadaşına bakınca Reva çay bardağını sıcaklığına aldırmadan avuçlayıp abartılı höpürdeterek çayını yudumladı. İki saf kız da öylece bakarken gözlerini devirdi.
-Ne haberi olacak? Şu köşedeki orkide mi desem masadaki papatya dolu ufak vazo mu?" Göz kırptı Lavin'e. "Ne iş?" Eva sadece arkadaşına odaklandığı için diğer hiçbir detaya dikkat etmemiş doğrudan kahvaltı hazırlarken kıza yardıma gitmişti ama Reva'nın gözünden hiçbir şey kaçmıyordu.
-Şey.. Evran aldı ama sandığın gibi değil." Reva "tabii tabii" dercesine kafa sallayıp tabağına zeytin koyarken, Lavin kızaran yanaklarıyla Eva'ya döndü. "Birini özür amaçlı yolladı diğerini de mahkeme çıkışı..."
-Yaa, Evran mahkeme çıkışına mı geldi?" Kirpiklerini kırpıştıra kırpıştıra eline yanağını yaslayıp gülümseyen arkadaşıyla daha da çıkmaza girerken ağzına simitten ufak bir parça atıp kızların buharı tüten yumurtalarını bir çırpıda soyup tabaklarına zıplattı Reva.
-Bir şey sanmadık ki canım... Haber sende dedik, sakin!" Göz kırptığında Lavin'in gülesi gelmişti ama hızlanan kalbi ve gergin yüzünde bir kas dahi oynamamıştı, Eva getirdiği gül reçelini ekmeğe sürerken arkadaşını sıkıştırmak istemese de merakına yenik düşerek alttan alta sordu.
-Yani... Hoş tabii. Böyle orkide, papatyalar..." Önüne düşen perçemini kulağının arkasına kıstırırken çiçeklere göz ucuyla baktı Lavin. Orkidesi gittikçe çiçeklendikçe o da keyifleniyordu aslında...
-Tabii canım." Alt dudağını bükerek anlamlı anlamlı etrafına baktı Reva. "Evran hep böyle çiçekçi açar zaten." Sonra aklına gelmiş gibi döndü Lavin'e. "Siz öpüşmemişsinizdir de şimdi!" Far görmüş tavşan gibi kalan kıza omuz silkti. "Takılıyorum bakma."
-Şey..." Lavin'in kekelemesiyle gözlerini iri iri açan Eva hızla kızın koluna dokundu. Anlayışlı yeşilleri arkadaşının mutluluğuna ortak olmanın sevinciyle parlıyordu.
-Anlatmak zorunda de-" Reva avucunu masaya çarptı hızla.
-Zorundasın. Dökül." Çayını daha keyifli yudumlarken ağzındaki zeytin çekirdeğini yumruk yaptığı eline bırakıp tabağa yuvarladı. Üçünden doğru düzgün kahvaltı yapan tek kişi oydu.
-Ben aslında bilmiyorum. Yani biz konuşuyoruz... Arkadaş...gibi değiliz." Ellerini kaldırdı teslim olan bir suçlu misali. "Sevgili de hiç değiliz!" Kolları iki yana düştü sonra. "Sadece aramızda böyle tuhaf..."
-Bir enerji var. İten ama aynı zamanda çeken bir enerji." Üstüne basmasıyla Lavin kafa salladığında Reva dilini üst dişlerinde gezdirdi. "Sexual tension." Lavin'in yanaklarının kızardığını görünce Eva'ya baktı ve dudak büktü. "Ben iyi bilirim."
-Tabii sizin Kuzey ağabeyle aranızda da böyle bir çekim olmuştu." Lavin, konunun ondan uzaklaşmasıyla rahatlayarak kafasını kaldırdığında Reva düşünür gibi yapıyordu.
-Eh. Pek sayılmaz. Ben Kuzeyle sevişmek istemedim daha çok onu gebertirim diye düşünüyordum." Açıklamak ister gibi Lavin'e baktı. "İşlettiğim barı elimden almaya çalışıyordu da. O dönem uyuşturucu da satıyordu tabii." Boğazına kaçan çayla öksürünce Eva kızın sırtına vurdu. "Helal helal. Yavaş iç. Neyse sonra baktım..." çok duygusal bir şey açıklayacakmış gibi gözlerini kıstı. "Adam taş gibi. Dedim bunun bi seksi var."
-Abla!" Eva'nın gülerek söylediği şeye karşı kızın burnunu sıkarak karşılık verdi Reva.
-Bi seksi var?" Lavin'in sorar gibi tekrarladığı cümleyle dudakları kıvrıldı sarışının.
-Yani baktım bu adamı öldüresim yok. E sevgili olacak kafada da değildik o dönem. Ben de dedim ki bi seksi var ondan sonra karar veririm."
-Sevgili olup olmayacağına mı?" Eva'nın saf sorusuna göz devirip cıkladı.
-Tıh. Öldürüp öldürmeyeceğime." Lavin, çatalıyla peynirini eşelerken gözlerini tabağına çevirmişti.
-Benim Evranla bir planım yok aslında. Ondan hala çekiniyorum." Karşısındaki insanlar Evran'ı tanıdığı için içten içe onlara karşı da utanmadan edemiyordu Lavin, kızlara güvenmediğinden değil, onları arada bırakmayı hiç istemediğinden. "Yani bilmiyorum. Size garip gelecek ama ben Evran'a yaklaşamıyorum. Sanki ona ne sorsam kızıyor gibi... Ufacık bir soruda her şey bir anda tepetaklak oluyor."
Eva da Rüzgar aracılığıyla Evranla aynı ortamda bulunmuştu hep. Ama adam hakkında bildikleri Lavin'den fazla değildi. İletişimleri hep belirli bir ölçüde ve mesafede olmuştu.
-Yani ben Evranla çok yakın değilim." diyerek kızı bilmeden rahatlattı Eva. "O genelde sessizdir. Sadece anneannesi Birce Hanım'ın çok tatlı bir kadın olduğunu biliyorum. Bir de bir keresinde kız arkadaşıyla tanışmıştım."
-Eylül mü?" Aniden ağzından çıkan isimle iki kız da kendisine dönünce yerinde sindi. "Yani karşılaşmıştık da yalıda."
-Yok hayır. Arsel isminde esmer uzun boylu bir kadındı. Sevgili olduklarını bile anlamamıştım Evran hep çok mesafeliydi, hoş onu hiçbir kadınla mıçmıç da görmedim yalan yok." Reva, bunun hala 2. Kuzey vakası olduğunu düşünüyordu. Çünkü Kuzey de tıpkı bu adam gibi nemrutun tekiydi. Lavin'e "bak" dercesine kaşlarıyla işaret edince kahvaltısını yapmaya devam eden kız iç çekti.
-Hep mesafeli aslında, bu yüzden aramızdaki o yakınlığın benim hayal ürünüm olduğunu bile düşünüyorum bazen... Sonra bir anda yaklaştığımızda da ne bileyim." Gözleri çiçeklere takıldı. "Ne hissedeceğini şaşırıyor insan. Belki de bana öyle geliyor."
-Bir şey hissetme o zaman." dedi Reva yaptığı ballı ekmeklerin birini Eva'ya birini ona uzatırken, dünyanın en basit şeyiymiş gibi söylemişti bunu. "Kızım sen özgürsün artık özgür. Bir bak etrafına ya!" Uzun camlarından dışarı açılan pencereye elini uzattı. "Baksana mis. Kendini düşün azıcık. Bırak Evran ne düşünmüş etmiş yok mesafeliymiş yakınmış, şu hayatı birazcık yaşa. İstediğin gibi yaşa ya!" Lavin, istemsizce gülümsediğinde kaçamak bir bakış attı Eva'ya da.
-Özgürüm değil mi?" Reva, çay bardağını sertçe masaya vurdu.
-Tabii ya! Özgürsün bırak artık düşünme kimseyi. Evranla konuşmak mı istiyorsun, iyi konuş! Sana ters mi yapıyor? Bırak ne hali varsa görsün! Eceli gelen yiğit cadde ortasından yürür!" Evayla kız kıkırdadığında kendisi de güldü. "Ha şöyle. Ağız tadıyla bir flört, bir fanfinifon dinlerim diye geldim. Duyduğum şeye bak. Yok paşamız mesafeliymiş de yok sessizmiş. Bana bak Lavin, sana kimsenin demediği bir şey diyeyim mi?" Zaten çoktan diyeceğini demişti, Lavin daha önce bu kadar filtresiz birine denk gelmemişti. Peyda da orada olsaydı ikisi durdurulamaz bir ikili olurlardı. "Ar-" telefon masanın üzerinde aniden titremeye başladığında üçü de senkronize olmuş gibi ekrana baktı.
"Gelen Arama: Evran"
Bir süre çalmaya devam eden telefonu akıl edip açan Lavin, hoparlöre basmıştı.
-Alo?" Karşı taraftan gelen korna sesine bakılırsa Evran araba kullanıyor olmalıydı.
-Günaydın. Müsait miydin?" Elindeki simidi tabağa tıklatırken gözlerini Evayla Reva'ya çevirmişti.
-Günaydın, müsait sayılırım. Nasılsın?" Lavin, hoparlörden yükselen o derin ve pürüzlü sesin etkisiyle bir an için masadaki kızları unuttu. Evran'ın tok sesi, sabahın dinginliğini yırtan kararlı bir tınıyla ufacık salonunda yankılanmıştı.
-Sana kahveye gelecektim, uygunsan." Sorusunu görmezden gelmesi de cabasıydı! Eva ve Reva birbirlerine bakıp sinsi gülüşlerini bastırmaya çalışırken, Reva hızla telefonuna bir şeyler yazıp Lavin'in burnunun dibine soktu.
-Aslında benim mis-" ekranda yazanları okudu içinden.
"1 saate müsait olurum de!"
Lavin, misafirleri olduğunu söyleyecekti ama ikisi de ısrarla kafa sallayınca boğazını yalandan temizleyip sesindeki heyecanı dizginlemeye çalışarak cevap verdi.
-Tabii gelebilirsin ama şu an pek uygun değilim aslında. Bir saate kadar müsait olurum sanırım..olur mu?" Olur mu diye kibarca eklemesine Reva göz devirip elini "ohoo" dercesine sallarken Eva gülmeden edememişti. Hattın diğer ucundaki sessizlik bir an için uzadı.
-Bir işin mi vardı? Bir yere mi gideceksin?" Reva bu kez başını uzatıp kıza doğru "Hayır de, gizemli kal!" diye fısıldayarak bağırdı. (Evet fısıldayarak bağırdı.) Lavin, arkadaşının ve Evran'ın baskısı altında iyice gerilirken alt dudağını dişledi.
-Yani... Biraz öyle görünüyor diyelim. Bir saat sonra daha rahat olurum." Evran'ın sessizliğine rağmen arabadan gelen ikaz seslerini duyduğundan aramayı hala kapatmadığını anladı.
-Tamamdır. Bir saate sendeyim." Telefonu bir şey demesine izin vermeden kapandığında ayaklandı.
-Ayy ayıp oldu şimdi yüzüne kapatmış oldum." Koşarak prize takılı şarj aletinin ucunu yakalarken koltuğun üzerine çıkmıştı, Eva ballı ekmeğini yiyip çayını yudumlarken Reva da sırıtarak sandalyesine yaslandı.
-Olsun canım, telafi edersiniz." Lavinle uğraşmak çok keyifliydi çünkü hissettiklerini resmen yüzünden okuyabiliyordunuz. Kızaran yanakları bakışlarını kaçırması onu ele veriyordu mesela, düşünceli olduğunda aniden dalıp gitmesi de...
-Size daha ayıp oldu asıl. Misafirim var diyecektim." Reva'nın yaptığı ballı ekmeği alırken Eva kafasını sağa sola salladı hemen.
-Hayır ya. Hem biz emrivaki yaptık sana resmen pilatesten sonra çat diye geldik. Yakınlardayken görelim seni diye." Gece erkenden uyuduğundan sabahın 4 çeyreğinde kalkmış tüm evi temizlemişti ütüsünü bile yapmıştı. Aldığı duştan sonra tam saçlarını kurulamış sabah kahvesini yudumluyordu ki Eva'nın spor çıkışı attığı mesajla hemen kahvaltılık bir şeyler hazırlamış onları salondaki ufak yemek masasına buyur etmişti.
-İyi ki geldiniz. Çok mutlu oldum ne güzel oldu." Eva'nın dostluğu ona çok iyi geliyordu artık gün içinde de sık sık mesajlaşıyorlardı. Mutfaktan yükselen müzik eşliğinde kahvaltılarını yaparken, tabağıyla fincanını üst üste koyan Reva'dan zafer nidası yükseldi.
-Bence de çok iyi oldu! Bırak biraz kapında ağaç olsun paşamız. Hem bence biz de şunları yerleştirip yavaştan kalkalım artık, öğlen trafiği canlanır şimdi." Eva, Lavin'in endişeli yüzünü okşayıp gülümsedi.
-Ellerine sağlık, şu kahvaltı ve çay nasıl iyi geldi anlatamam." Reva çoktan ayaklanmış masadaki birkaç şeyi kucağında mutfağa taşımıştı bile. Bu kadar varlıklı olmalarına rağmen resmen bir garson profesyonelliğinde hızlı hareket edip Lavin'i yerine oturturlen Eva da kızın kolunu tutarak kalkmasını engelledi. "Can seni rahatsız etmiyor değil mi?" Bu soruyu bilerek Reva uzaklaşınca sormuştu çünkü rahatsız ediyorsa ablasının aniden vereceği tepkiyle Lavin'i daha da korkutabilme ihtimali vardı.
-Yok. Kendisi doğrudan etmiyor ama.. Dayımlarla konuşmuş bu hafta benimle görüşmek istediler." İç çekerek Eva'nın yeşillerine baktı. "Züleyha an- teyze de abartmıştır şimdi."
-Geldiklerinde benim de yanında olmamı ister misin?" Eva'nın söylediğiyle kızın elini okşadı.
-Yok canım. Dayım anlayışlıdır, bir sorun olacağını sanmam." diyerek gözlerini açıp kapattı güven vermek istercesine. Reva da yanlarına gelip ıslak ellerini kurularken, Evayla Lavin toparlanmıştı. "Biraz daha kalsaydınız."
-Geliriz yine! Sen de sık sık gel tamam mı? Aa bak hatta ne diyeceğim bu cumartesi toplu bir yemek oradan da bar yapalım diyoruz." Reva, Eva'yı gösterdi başıyla. "Şöyle güzel bir kurtlarımızı dökeriz şarkı söyleriz."
-Olur gelmeye çalışırım." Kızlar kapıya doğru süzülüp Lavin'e sıkıca sarıldıktan sonra ayaküstü sohbet etmeyi de ihmal etmemişlerdi. Gülüşerek asansöre doğru yürüyen ikiliye el sallayıp kapıyı kapattıktan yaklaşık beş dakika sonra kapı zili, Lavin'in kalbinin ritmini bozacak bir iki tıklatmayla çaldı.
Kapıyı açmadan önce gözü aynaya takılırken duş sonrası öylece kuruttuğu dağınık saçlarını gelişigüzel düzeltti. Gelen elbette Evrandı.
-Hoşgeldin." Kızın gözleri doğrudan kendi gözlerine baktığı için elindeki kutuyu bile fark etmemişti. "Erken geldin." Kaşları çatılırken göz ucuyla içeri baktı.
-Müsait değil misin?" Kapıyı ardına kadar açarken geri çekilmiş ona yolu açmıştı ama hala Evran'ın hedefindeydi. Kızın yeşil terlikleriyle tamamen zıt bir koyu mor tişörtü kalçalarına kadar iniyor giydiği şortun sadece bir kısmının görünmesine neden oluyordu. Bileğindeki arkadaş bilekliği ve kulaklarındaki ufak halka küpeler dışında hiçbir şey yoktu. Yüzünün duruluğu ve dışarı çıktığı zamanlarda yaptığı o minimal makyajın olmayışı onu sandığından daha çekici bile yapmıştı.
İçeri girdiğinde üzerindeki deri ceketin soğuğu ve erkeksi ferah parfümü hızla koridora yayıldı. Bakışları doğrudan mutfak masasına, henüz tam olarak toplanmamış üç kişilik bambu servislere takıldı. Ceketini çıkarırken kızın cılız parmaklarını kollarında hissederek omzu üzerinden baktı Lavin'e.
-Misafirlerin mi vardı?" diye sordu, sesinin normal çıkması için çabalasa da bir sorgu odasındaymışçasına mesafeli ve de meraklıydı. Lavin, Reva'nın "gizemli ol" tavsiyesini anımsayarak omuz silkti.
-Evet öyle oldu." Evran'ın ceketini ufak dolaba asarken içeri geçmek üzere olan adamın kolunu kendinden beklenmeyecek bir reflekle tuttu hemen. "Şey... Ayakkabılarını çıkarır mısın yerleri yeni sildim de." Evran dalga geçip geçmediğini anlamak için yüzüne baktı ama uzun kirpikleri bir an bile kıpırdamıyor, zoraki tebessümü ve kızaran suratı doğruyu söylediğini apaçık haykırıyordu.
-Tamam." Ayakkabılarını çıkardığında kızın eğilmesiyle o da eğilmiş alınları birbirine çarpmıştı.
-Ayh!" Evran'ın çarpmasıyla sarsılırken, kapıyı kapatan adam hızla ayakkabılarını almış kutuyu tuttuğu elini kızın beline sarmıştı hemen. Gerçekten ayakkabılarını almasına izin vereceğini mi düşünmüştü?
-İyi misin?" Alnını ovuştururken başını kaldırmamaya çalıştı, çünkü burnuyla Evran'ın göğsü arasındaki mesafe sadece birkaç santimdi.
-Hıhı bir anda çarpınca... Şey sen şöyle koy istersen." Arkasındaki dolabın kapağını iteklediğinde Evran gözlerini ondan çekmeden eğilmiş ayakkabıları beyaz rafın üzerine attığında Lavin'e burun buruna gelmişti. "Te..terlik ister misin?"
-Varsa." Açık kahveler öyle yakındı ki yüzüne, başını arkaya ittirerek aralarına mesafe koymaya çalıştı Lavin aniden onun çekim alanına girince vücudunu o tuhaf sıcaklık yeniden kaplamıştı.
-Hıhı var. Şey bir saniye." Arkasını dönüp alt çekmeceye eğildiğinde hemen önünde eğilen kıza istemsizce kayan açık kahveler onun parlak saçlarında gezindi. "Bu olur sanırım." Önüne atılan terlikleri yavaşça giydiği anda mutfağa yönelecekken arkasından gelen ağır adımları hissediyordu. Evran'ın ısrarcı bakışları Lavin'in ensesini yakarken, daha salona varmamışlardı ki kapı bu kez sert, adeta hesap sorar gibi art art vurulmaya başlandı. "Bir şey mi unuttular acaba-" kendi kendine söylenen Lavin'in rengi bir anda kireç gibi olmuştu, Evran da onun gerginliğini yüzünden okurken kendisinden önce kapıya koşturan kızın gelenin kim olduğunu görmek için bakmasını izledi.
Gelen davetsiz misafir ne yazık ki yengesinden başkası değildi.
Geleneklerin ve ahlak bekçiliğinin canlı timsali yengesi... Çatık kaşlarıyla doğrudan kapıya bakıyordu. Koşturarak Evran'ın yanına geldiğinde fısıldadı.
-Yengem gelmiş... Evran, lütfen yatak odasına geçer misin? Lütfen!" Genç adamın yetiştirilme tarzı bambaşka olduğu için bu durumu tuhaf bulduğu yüzünden okunuyordu ama yengesinin Evran'ı görmesine hiç hazır değildi. Avuçlarını birbirine bastırırken kapı bir kere daha çaldı. "Şuan seni burada görürse hiçbir şeyi açıklayamam. Lütfen." Evran, kaşlarını çatarak itiraz edecek oldu ama Lavin'in gözlerindeki o saf korkuyu, titreyen ellerini görünce sustu. Sorgusuzca işaret edilen odaya doğru geçtiğinde kız panikten elindeki kutuyu hâlâ fark etmemişti, kapıyı arkasından yavaşça kapattığında derin bir nefes alıp kapıya koşturmuştu.
Yengesi, yüzünde her zamanki o somurtkan ama yargılayıcı ifadeyle içeri daldı.
-Yengecim hoşgeldin. Ver-" çantasını almak için uzansa da yengesi çekiştirip içeri girdi hemen ayakkabılarını çıkarırken, Lavin de terleyen ellerini tişörtüne silmişti.
-Valla hiç hoş gelmedim Lavin. Hem nerede kaldın ağaç oldum iki saattir kapıda. Ne telefonun açık ne bir şey..." Söylene söylene salona geçerken ufak koridordaki tabloya yan gözle bakıp sessiz sessiz tövbe diye mırıldanmıştı.
-Lavabodaydım da öyle alelacele çıktım kusura bakma. Aç mısın? Değilsen çay getireyim sana ya da kahve ne içersin?" Yengesi başını iki yana salladığında içten içe sevindi Lavin. Evran içerideyken burada onunla rahatça oturup kahve içemeyecekti çünkü.
-Yok kızım ben ne yemeğe ne çaya geldim. Gel otur da seninle bir konuşalım." Koltuğa oturup yanına vurduğunda kız lafını ikiletmeden yanına geçti kadının. Başörtüsünün düğümünü açıp derin bir nefes alırken Lavin'in şorttan görünen bacaklarına, sonra ufak yemek masasına, çiçeklere ve eşyalarına baktı bir süre. "Duydum ki...Canla boşanmışsınız kızım. Biz mahkemeye gelmedik biliyorsun gerçi dayın bana git dedi ama... Bana kalırsa sen çok acele ettin. Niye böyle kafana göre işler yapıyorsun hiç anlamadık. Bir başımıza bıraktın bizi el aleme karşı." Lavin'i tepeden tırnağa süzmeye başladı. Sesi, her kelimesiyle genç kızın ruhuna bir kırbaç gibi iniyordu.
-Yenge, ben de boşanmak için can atmıyordum. Ama anlaşamadık biz onunla hele son kav..." sinek kovalar gibi elini havada savurdu kadın. Altın bilezikleri çınlamıştı.
-Dur bir lafımı bitireyim Lavin. Tıh tıh tıh. İnsanın ağzına lafı tıkıyorsun, Canla da böyle olduysa boşanırsınız tabii. Şu hale bak... Pısırık pısırık oturuyorsun ne idüğü belirsiz insanların evlerinde... Kocanı elinde tutamadın, bir yuvayı yürütemedin. Şimdi ne yapacaksın? Dul bir kadın olarak bu şehirde böyle tek başına... Kızım bu evi sana bulan adamı ağzından düşürmüyor kaynanan!"Yatak odasının kapısı ardında, Evran'ın her kelimeyi dinliyor olduğu gerçeğiyle küçücük kalmış gibi hissetti Lavin. Kızın sesinin nasıl titrediğini, nasıl ezildiğini duyabilirdi. Lavin, dolan gözlerini yengesinden kaçırarak elleriyle oynamaya başladı başını öne eğerek. Sesinin düz çıkmasına özen göstererek başladı konuşmaya.
-Yenge... O öyle değil. Biz anlaşamadık Canla. Ne Züleyha an- teyze..." düzeltmesiyle yengesinin kaşları havalandı. "Ne de Can bu evliliği kurtarmak için çaba sarfetmedi zaten. Can beni aldattı yenge, sen bunca zamandır kendi evlerinde bana kira ödettiklerini biliyor muydun mesela söylediler mi sana bunu da?" Yengesinin yüzünde sıkıntılı bir ifade oluşunca bir ümit devam ettti konuşmaya. "Hem o son kavgamızda Can..." fısıldayarak devam etti Evran'ın duymaması için. "Çok saldırgandı. Bu evin sahibi benim iş aracılığıyla tanıştığım biri ayrıca. Burs verdikleri öğrenci çıktığı için kısa süreliğine yerine yerleştim Züleyha teyzenin dediği gibi bir durum yok. Size yük olmak istemediğim için kabul ettim." bunu söylerken yengesi başını çevirmiş yan yan bakmıştı Lavin'e. "Boşanmak dünyanın sonu değil ki hem..."
-Tabii, size göre değil! Sizin kuşağın ne saygısı var ne sabrı Lavin. Kendinizi ne sanıyorsunuz acaba? Kızım sen daha kendi başına alışveriş yapabilir misin ki, kalkmış hayat kuracağım diyorsun. Rezalet! Can iyi kötü başındaydı. Hem gelmiş beni aldattı diyorsun, çok kadın geçti bu yollardan... Senin bu halini gören de tek sen aldatıldın sanar! Her erkek rahmetli baban gibi nefsine hakim değil ki!" Lavin, içindeki o küçük kız çocuğunun hıçkırıklarını duyabiliyordu. Tıpkı zamanında yengesinin misafirleri gelince herkesin acıyarak ona baktığı, odasından çıkmadığı ve ailesiyle olan resmine bakıp ağladığı zamanlardaki gibi...
Ama o an, yatak odasının kapısının ardında varlığını bildiği o kişiden mi, yoksa Reva'nın "Özgürsün artık!" diyen sesini duyar gibi olduğundan mı bilinmez; içinde bir şeylerin tamamen tuzla buz olduğunu hissetti.
Başını kaldırdı aniden, gözleri bomboş bakıyordu. Gözyaşlarını silmedi ama bakışlarını yengesinin gözlerine dikti.
-Yengeciğim, bitti mi?"
Kadın şaşkınlıkla bakakalmıştı. "Ne?"
-Söyleyeceklerin diyorum, eğer bittiyse işlerim var benim. Malum haftasonu tek boş günüm, bu hafta dayımla geldiğinizde rahatça konuşuruz."
-Beni kovuyor musun Lavin?"
-Ne haddime... Sadece Can'a karşı beni savunmak yerine benim pısırıklığım ya da evliliğimi aldatıldığım gerçeğini göz ardı ederek yürütemeyişim senin değil, benim sorumluluğum. Kaldı ki size yük olmamak için burada tek başıma düzenimi kurmaya çalışıyorum. Ben kendimi tanımaya, kendimi sevmeye uğraşıyorum. Çabalıyorum... Ve inan bana, senin bu söylediklerin bana hiç yardımcı olmuyor, çok yaralıyor. Canımı çok yakıyor yenge." Yengesi hayatında ilk kez Lavin'den böyle bir çıkış görmenin şokuyla ağzı açık kalmıştı. Gözleri dolu dolu karşısına dikilmiş olan kız bildiği Lavin'den farklıydı. Henüz bir aslan gibi kükrememişti belki ama o fıstık kabuğunun altından ilk kez bir filiz vermişti.
-Sen... Sen çok değişmişsin kızım! " dedi aniden ayaklanarak. "Kim öğretiyor sana bu lafları bilmem..." kapıya doğru yürüdüğünde Lavin onu durdurmak için bir hamlede bulunmadı.
-Kimse öğretmiyor yenge. Sadece artık benim yanımda olun istiyorum." Sesi öyle naifti ki ona çıkışmak bile kötülük gibi geliyordu. Ama yengesi aldırmadı, öfkeyle çantasını yeniden koluna takıp kapı eşiğinde ayakkabılarını giyerken söylendi.
-Ben karışmam Lavin. Gün gelir kapımıza 'yandım' diye gelirsen bu dediklerini hatırlatırım! Hadi selametle!" diyerek hızla sırtını döndüğünde kapıdan çıkmış, arkasına bile bakmadan söylenerek asansöre doğru yürümüştü. Elini kaldırsa da, yengesi hiç arkasını dönmemiş en nihayetinde o da elini indirmek zorunda kalmıştı.
Kapıyı kapattığı an Lavin olduğu yere çökmek ve bir süre kalkmamak istedi. Ama yapmadı, yapamazdı. Dimdik durup titrek bir nefes çekti içine. Islak yanaklarını ellerinin tersiyle kurulayıp utançla kızaran suratını Evran'dan gizlemek istiyordu ama yüzleşmek zorundaydı.
Koridorun sonundaki yatak odasının kapısını yavaşça açtığında gözleri hemen cam kenarında oturan Evran'ı buldu.
Kulağındaki kulaklıklarıyla köşedeki ufak minderde oturmuş telefonuyla uğraşıyordu müzik sesini duyabiliyordu Lavin. Hiçbir şey duymadığını kapıyı açtığında bile bakmadığında anlayınca, derin bir nefes aldı. İçi rahatlamıştı şimdi, bu söylenenlerin hepsini Evran'ın duymuş olduğu gerçeğinin yarattığı endişeyle açmıştı kapıyı.
Varlığını hissetmiş gibi açık kahvelerini kıza çeviren adamın yanına adımladı. Gözlerinde ne bir acıma ne de bir üzüntü vardı sadece daha önce nadiren gördüğü anlayış yatıyordu. Lavin'in gelişiyle ayaklandığında telefonunu kapatıp kulaklığını çıkardı.
-Sen müzik mi dinliyordun?" Lavin'in sorusunu duymamıştı bile, kızın ıslak kirpiklerine takıldı gözleri. Ama duygularını öyle iyi maskeliyordu ki tepkisini ölçmek imkansızdı.
-Misafirinle konuşmanın özel olacağını düşündüm." Lavin'e doğru birkaç adım attı. "Paniklemiştin." Reva'nın bahsettiği ve ortaya çıkan o "sexual tension" şimdi daha durgundu ve gururla harmanlanmıştı.
-Yengem bazen yanlış anlamaya müsait olabiliyor. Seni de tanımadığı için... Böyle bir durumun içine girmeni istemedim aslında."
-Yanlış anlaşılacak bir şey yok." dedi Evran kaşlarını çatsa da sesi her zamankinden daha yumuşaktı. Lavin, hafif bir tebessümle ona baktığında kızın yanağını avuçladı.
Hala bir parça pısırıktı belki, hala elleri titriyordu ama ilk kez kendi evinin kapısını, ruhuna zarar veren birine kapatmıştı en azından. Evran'ın bundan haberi olmasa da yanında olması Lavin'e iyi gelmişti. Bir kez daha.
Gözleri pencere kenarındaki kutuya takıldığında Evran'ın kolunun üzerinden bakmaya çalıştı.
-O...kutu ne?" Islak kirpiklerinin çevrelediği gözleri çocuksu bir neşeyle parlayınca aralarından çekilip kutuya yürümesini izledi Evran.
-Ev hediyen." Dudakları arasından kaçan bir kıkırtıyla pencere kenarına çökerken kutuyu elleri arasına almış Evran'ın yanına gelmesi için kenara kaymıştı hemen.
-Neden zahmet ettin ki?" Kutu oldukça ağırdı ve bacaklarını baskılıyordu, buna rağmen kutunun kapağını sanki içinden narin bir kuş fırlayıp uçarak gidecekmiş gibi büyük bir titizlikle açtı. Üzerindeki şık ambalaj kağıdını iki yana sıyırdığında gördüğü şeyle nefesi kesildi.
Kara kutunun içinden çıkan o devasa ve ağır Kelly Wearstler ismini gördüğünde gözleri parlamıştı. Sayfaları çevirdiğinde ilk sayfadaki o ıslak imzayı fark etmesiyle şaşkınlıkla aralandı ağzı. Hayranı olduğu kadının imzaladığı bir şeyi tutuyordu elinde. Ama asıl şoku, kitabın altındaki o ağır, kumaşa sarılı parçayı çıkarınca ikinci kez yaşadı.
Kumaşı sıyırdığında eline gelen ham travertenin o soğuk ama doğal dokusu bir o kadar soğuk parmak uçlarına değdi. Bu obje, yalının duvarına Rüzgar'ın işlediği o soyut figürün adeta minyatür bir ruh ikiziydi. Kıvrımları, ışığın düştüğü o gölgeli alanlar... Bir çift yoktu burada belki ancak boynu geriye kıvrılmış özgür bir kadın ve avucunda tuttuğu bir avuç kabartmalı çiçek vardı. Bunu duvarına asabilirdi...
-Evran... Bu aynı...Yalının duvarındaki tasarım gibi." Aklına evleri kira olduğu için(!) duvarları boyatmasına karşı çıkan Can gelse de, mutluluğunun gölgelenmemesi için defetti bu anıyı.
Evran, kızın yanına, dar pencere kenarına çökmüştü. Sırtını duvara yaslayıp kollarını göğsünde birleştirirken, bakışları Lavin'in bu detayı hemen anlamasının verdiği memnuniyetle yumuşadı. Uzun bacaklarını kendine doğru çekip omzunu duvara dayadığında, Lavin'in hediyeye bakarkenki o saf mutluluğunu izledi.
Kızın boğazına bir düğüm oturduğundan habersizdi. Az önce yengesinden duyduğu o aşağılayıcı "en azından yanında Can vardı" sözlerinin aksine, karşısındaki adam onun ruhunu ve özgürlüğünü kutluyordu. Daha fazla dayanamadı. Elindeki kutuyu yavaşça ayaklarının önüne bıraktı ve ne olduğunu anlamadan kollarını Evran'ın boynuna doladı.
Bu, bir sığınma değil, bir teşekkür ve bir kabullenişti.
Evran'ın bu ani temasla kaskatı kesildiğini hissetti önce, onun dünyasında fiziksel temas her zaman bir mesafe kontrolüydü özellikle böyle duygusal anlarda, ama Lavin'in bu kadar içten, bu kadar teslimiyetçi sarılışı gardını indirmişti. Kollarını kızın ince beline doladı, yüzünü onun şampuan kokulu saçlarına gömdü. Bir eliyle saçlarını şefkatle okşarken, parmakları sanki Lavin'in az önce kırılan gururunu tamir eder gibi dikkatle geziniyordu. Onun göğsünde hissettiği güçlü kalp atışını duydukça daha da sıkı sarıldı adama.
Reva haklıydı; eceli gelen yiğit caddeden yürürdü ve belki o cadde de bir limana çıkabilirdi değil mi?
Dakikalarca öylece, kelimelere ihtiyaç duymadan kalabilirdi. Ama Evran'ı sıkmamak için yavaşça geri çekildiğinde tüm ağırlığını adamın üzerine verdiği için ancak yüzü birkaç santim öteye gidebilmişti. Gözleri hala nemliydi ama suratındaki tebessüm o hüznün kalıcı kırıntılarını yok etmişti bile.
-Teşekkür ederim Evran." dedi tüm içtenliğiyle. "Bu uzun zamandır aldığım en güzel şey."
Evran ise aynı şeyi Lavin için düşünüyordu.
♟️
Böyle böyle böyleeee....
Lavin?
Evran?
Ya ben?Şakaşaka.
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM: tutkudevran
Kendinize çooook iyi bakın aşkla kalın! Ve ne zaman isterseniz Instagramdan bana yazabilirsiniz. Elimden geldiğince kontrol etmeye çalışıyorum uygulama bazen hata verse de. Hadi kaçtım, ha unutmadan, hep hep hep
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️