İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 24 · 10 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 24

2.4

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum çiçeklerim bölüm öncesi.

Hadi başlayalım.

Yıldızlamayı ve yorum yapmayı unutmayıııın.

3. GÖZ

Anahtar kilitte hala paslı olmanın verdiği o tıkırtılı sesiyle yavaşça döndüğünde, içeriden yükselen tiner ve eski kağıt kokusu Lavin'in yüzüne çarpmıştı bile, çantasını düzeltip başını yavaşça içeri uzattığında boş olduğunu anlayarak gövdesini de beraberinde sürüklemiş kapıyı ardından kapattığına emin olduğunda derin bir nefes almıştı. Evran onu eve bıraksa da buraya gelip çalışmaya karar vermişti, sadece bir atölye değil, Birce Hanım'ın itinayla sakladığı bu mezarlığa fırsat buldukça göz atma ihtiyacı hissediyordu.

Elvin'in maillerini mini laptopundan açmak için masayı boşalttı, alanı dolduğu için donup kalan ekranının açılmasını beklerken çantasını yere bıraktı geçen sefer gördüğünü anımsadığı koltuğu almak için o ufak boya lekesinin yanına doğru adımladı yeniden. Gözü köşeye yığılmış kağıtların arasındaki CD'ye takılırken adımları yavaşladı. Sanki biri onu izliyormuş gibi etrafına bakındı önce, güneşin vurduğu birikintiye elini uzattı. Parmakları resmen titriyordu.

Belki önemsiz bir şeydi, hatta her şeyi yeniden dekore edecekleri ve iyileştirme planı düşünülürse bu kağıtların sonsuza kadar tam o noktada kalacağı da yoktu ama bir ölünün ardında bıraktıklarına yıllar sonra dokunacak olmak tuhaf hissettiriyordu. Parmak uçları soğuk CD kutusunu tutup çekti ve elinin üstüne düşen ufak rulo tuval zemine seriliverdi.

Üzerindeki toz tabakası havalanıp güneş ışığının altında coşkuyla dans ederken, gördüğü şeyle dudakları hafifçe aralandı. Bu beklediği türden bir manzara ya da soyut çalışma değildi. Karakalemle, özenerek ve inanılmaz bir yetenekle detaylandırarak çizilmiş, henüz 9-10 yaşlarında görünen ufak bir erkek çocuğunun resmiydi. Merdivenlerin başında oturmuş kollarını bacaklarının etrafına sarmış doğrudan karşıya bakıyordu. Çocuğun bakışlarındaki o tanıdık, mermer kadar soğuk ve mesafeli ifade, büktüğü dudağı, dağınık saçları...

-Evran," diye fısıldadı Lavin resme daha dikkatli bakarak. Parmakları CD'ye daha sıkı tutunmuştu, sanki bir şey arıyormuş gibi kağıdın her köşesine bakarken ufak bir kelime gözüne çarptı, Evran'ın annesinin imzası olduğunu düşündüğü işaretin altında.

"Prensime..."

Ruloyu tekrar çevirerek eski yerine koyarken bir anlığına CD'yi de bırakmak istedi ama bilgisayarından gelen sesin üzerine merakına yenik düşmüştü. Tedirgin adımlarla laptopun yanına sandalyeyi sürüklerken, titreyen ellerini masaya yerleştirdi önce.

Bilgisayarın ana ekranıyla bakışırken CD kutusunu yavaşça açmış üzerinde "V20" yazan CDyi eski laptopunun dvd player kısmına yerleştirmişti. Açılan dosyada videonun sadece 2 dakikacık olduğunu görünce yanaklarını şişirdi. Çok da önemli bir şey olamazdı değil mi?

Telefonu titrediğinde korkuyla yerinde sıçradı.

Evran

"Müsait misin?"

Avuçlarının terlediğini hissederken panikle kavradı telefonunu. Ekranı kapanana kadar mesajla bakışırken, alt dudağını kemiriyordu. Sanki adam karşısındaymış gibi kızardı yanakları.

"Hayır pek değilim"

"Bir sorun mu var?"

Yüzsüzlüğüne sinirlendi, sanki onun hayatını kurcalamıyormuş gibi bir de adama sorun olup olmadığını soruyordu. Ani bir kararla CD'yi çıkarıp kutusuna yerleştirirken doğrudan Birce Hanım'a vermeyi uygun gördü. Evran'ın hayatına böyle bodoslama girmesi hiç doğru olmazdı. Üstelik tanımadığı bir kadının çizimlerine bile bakmıştı istemeden... Ona ne oluyordu böyle? Ne zaman başkasının özellikle Evran gibi birinin sınırlarına girecek kadar aşmıştı kendini?

Telefonu yeniden titredi.

Evran

"Hayır"

Evran

"Aklıma bir şey takıldı"

Kaşları yavaşça çatılırken, CD kutusunu çantasına atıp merakla mesaja tıkladı. Gerginliğini atması için uygulamadan müzik listesini açmayı da unutmadı. Buranın havası ne kadar ferah olursa olsun boğucuydu da.

"Ne takıldı? 🤔"

Sohbette beklerken ondan gelecek mesajı beklemenin saçma olduğunu düşünerek kapattı ekranını. Ve tam o anda yeniden aydınlandı titreme eşliğinde.

Evran

"Bana ev hediyesi almadın"

Çatılan kaşları havalanırken yüzündeki gerginliğin yerini tebessüm almıştı yavaşça. Alt dudağını ağzında yuvarlarken beyaz kutucuğa bastı. "Ev hediyesi mi?" diye mırıldandı kendi kendine, ekranın ışığı loş atölyede yüzünü aydınlatırken. Gerginliği, yerini tatlı bir şaşkınlığa bırakmıştı. Parmakları klavyenin üzerinde hızlıca gezindi.

"Senin gibi birinin ev hediyesine ihtiyacı olduğunu sanmıyordum. Her şey tam gibi duruyordu dışarıdan bakılınca."

Cevap saniyeler içinde düştü ekrana.

Evran

"Hediye ihtiyaç değildir"

Lavin hafifçe kıkırdadı, omuzlarındaki o ağır tozlu hava dağılır gibi oldu.

"Haklısın. Telafi edeceğim"

"İstediğin bir şey var mı peki?"

Evran'ın da yazıyor olduğunu görünce duraksadı. Karşılıklı mesajlaşmaları ne tuhaftı. Acaba o da kendisi kadar garip hissediyor muydu diye merak etti.

Evran

"Bekliyorum"

Sonrasında "İstediğin bir şey var mı peki?" Mesajını alıntılamıştı.

Evran

"😏"

Yanakları ısınınca sadece "Bekliyorum" mesajına panikle " 👍🏻" emojisi koyup yanıtladı Lavin. Telefonunu hemen kapatırken, saçlarını elinde sallayarak ensesini yellemiş kendini toparlamıştı. Elvin'in attığı maillere bakıp çalışmaya başladığında hiçbir mesaja yanıt vermeden karnından sesler gelene kadar odaklanmıştı işine.

Gözleri ekrana bakmaktan ağrımaya başlayınca sırtını bir yay misali gerip etrafına bakındı. Güneş çoktan çekilmeye başlamıştı, üstelik yarın yarım gün çalışacak olmasına rağmen yapılması gereken işler ve mesaiye kalması gerekeceği aklına gelince suratını ekşitti. Bu atölye için Elvin Hanımla çalışmak ne kadar keyifli ve öğreticiyse Jale Hanım'ın imaları o kadar yıpratıcı olacaktı. Üstelik mahkeme hakkında sorular soracağı da kesindi. Tabii Derya'nın da...

Yanaklarını şişirirken toparlanmaya başladı. Çantasını koluna takıp son kez etrafına bakınırken telefonu yeniden titreyince hızla açmış bu sefer Birce Hanım'ın ismini görmüştü ekranda.

"Lavin, kusura bakmayın rahatsız ediyorum. Yarın sabah müsaitseniz atölyede görüşebilir miyiz diye sormak istedim, Elvinciğimin de bize eşlik etmesini çok istiyorum."

İşe öğleden sonra gideceği için bu fikre ılımlı baktı Lavin. Hem saatlerce çalıştığı için Elvin Hanımla birebir görüşmesi daha bile iyi olurdu. Eve gider gitmez daha da çalışmalı yarına hazır olmalıydı.

"Tabii ki seve seve."

Mesajı yanlış bildirime cevap olarak attığını, kadının attığı mesajın bildiriminin ekrandan silinmemesiyle fark edince hızla uygulamaya girdi.

Tam da tahmin ettiği gibi Evran'a cevap vermişti!

Hızla silmeye çalışırken "benden sil" seçeneğine yanlışlıkla basınca telefonu kafasına vurdu.

-OFF OFF!!"

-Lavin?" Duyduğu sesle başını kaldırırken arama tuşuna bastığını anlaması uzun sürmemişti.

-Alo? Evran?" Arayan kendisi değilmiş gibi teyit edermişçesine ismini söylemesi de cabasıydı. Gözlerini yumdu sıkı sıkı utancından. "Ben özür dilerim, mesajı Birce Hanım'a atıyordum da."

-Birce Hanım'a?" Sorusuna cevap veremeden karşısındaki kadına döndü Evran şüpheyle. "Lavin attığın mesaja tabii seve seve demiş."

-Ay söylemeseydin onu tekrar yazardım. Ben sen yanlış anlama diye.. Hani üstte senin attığın mesajda şey..." ne diyeceğini toparlayamazken sesinden keyif aldığı anlaşılan Evran oyunu sürdürdü.

-Yanlışlıkla bana attığını söylüyor." Birce Hanım'ın arkadan sesi gelince alnını şaplakladı Lavin. "Ben ilettim Lavinciğim. Yarın görüşmek üzere ev hediyemi unutmazsan sevinirim." Telefonu kapattığında ağzı açık önce ekrana sonra etrafına baktı kız.

"Evran mesajına emoji bıraktı."

"🆗 "

***

İstanbul'un inatçı sabah ayazı, o dik yokuşlu dar sokaklarında yankılanan hızlı topuk seslerine eşlik ediyordu. Lavin, omzundaki kol çantasını düzeltirken elindeki dosyayı da zaptetmeye çalışıyordu, kalbinin ritmini dizginleyemiyordu. Acaba Birce Hanım'ı Evran mı getirecekti?

Yok daha neler...

Bu aptalca fikirlerin aklına sürekli gelip onu daha da utandırması yetmezmiş gibi aldığı hediye çantasını daha da ağırlaştırmıştı. Üstelik emin olamadığı için, her zaman birine hediye verirken hissettiği o tatlı heyecan değil karnını ağrıtan bir gerginlik vardı üzerinde. Dün akşam evine dönerken yol üzerindeki o ufak antika butikte gördüğü, obsidyen taşının soğuk asaletini taşıyan küllüğün ne derece hediye sayıldığını tartıyordu kafasında. Onu alırken ne düşünmüştü sahiden?

Raflardaki ufak saatlere ve asıl ihtişamlı olan vazolara bakınırken aniden gözüne ilişmişti. Kenarları oksitlenmiş gümüş kakmalarla çevrelenmiş, ışığı emen o zifiri karanlık taş..

Evran'ın parmakları arasındaki sigaranın dumanını, o dumanın adamın sert yüz hatlarını nasıl yumuşattığını ve gerginliğini silip süpürdüğü anımsamıştı bir an. Sanki o soğuk taşa dokunduğunda da Evran'ın ruhundan bir parçayı avuçlarına almış gibi hissetmişti. Dükkan sahibi hediyesini paketlemesini rica ettiğinde ona öylesine bakmış o da hemen kendini savunmak ister gibi "önemli biri için..." diye belirtmiş, somra "yani patronum!" diyerek çevirmeye çalışırken kızarmış, en son da "sayılır..." diyerek daha da batırmış hemen ödemeyi yapıp pancar gibi suratla ayrılmıştı oradan.

Sokağın köşesini dönerken, hemen önündeki aracı fark etmemişti bile. Ama önüne düşen karaltıyla başını yerden kaldırdı yavaşça, gözlerini kısarak bakındı, dudakları arasından sebepsizce "Birce Han—" diye söylenmek üzereydi ki, o tanıdık, genizden gelen tok ses sokağın sessizliğini bıçak gibi kesti.

-Günaydın." Evran, siyah kabanının içinde, elindeki sigaranın son dumanını sabahın ayazına bırakırken adeta bir tablonun gölgesi gibi duruyordu. Elindeki izmariti yere atıp ayakkabısıyla çiğnedi. Lavin yutkundu, bakışlarını kaçırmaya çalıştı ama Evran'ın gözleri çoktan hedefini bulmuştu bile. Topukluların sesinden anlamıştı kızın geldiğini.

-Günaydın." Dedi çantasını yeniden düzeltirken. Adamın açık kahverengi gözleri, Lavin'in pürüzsüz teninde bir isyan gibi parlayan o koyu kırmızı rujuna doğru indi ağır ağır. Uzun, saniyeleri dakikalara bölen itinalı bir süzüştü bu. Lavin, o bakışların altında rujunu sanki gizleyebilirmiş gibi dudaklarını birbirine bastırdı hemen. "Birce Hanım?"

-Ben erken çıktım. O henüz gelmedi." Koyu kahvelerini sürekli kaçırsa da adamın yüzünde beliren kibirli gülüşü görür gibi olunca hızla dikleştirdi çenesini.

-Anladım..." sesi ne yazık ki bir nefes kadar cılız çıkmıştı diklenmesine rağmen. Sonra kendisine adeta bir yük olan hediye aklına gelince üşüyen ellerini çantasınım sapına taktı, o şık koyu kırmızı paketi çıkardı Evran onu izlerken. "Söz verdiğim hediye. Evin için." Uzattığı paketi alırken parmakları Lavin'in tenini sıyırdı. O kısa temas, kızın tüm vücuduna bir elektrik akımı gibi aniden yayılmış, ikisini de çarpmıştı. Düşündüğü gibi paketi hemen açmadı, sadece ağırlığını hissetti ve bir adım atarak Lavin'in üzerine yürüdü. Lavin de içgüdüsel bir adım geri atarken, sırtının soğuk bir taş duvara çarptığını hissettiğinde artık kaçacak tek santim bile kalmamıştı. Kızın bileğini tutup hafifçe okşadı.

Aralarındaki mesafe o kadar azalmıştı ki, yüzleri birbirine iyice yaklaşmıştı. Lavin, adamın tütün ve parfüm karışımı o yoğun kokusunu doğrudan çekiyordu içine. Evran'ın bakışları, bu yakınlığa rağmen hala o kırmızı dudaklarda takılı kalmıştı, sanki orada bir şey arıyormuş gibiydi.

-Rujunu bozmak istemiyorum..." diye homurdandı, kendiyle konuşuyordu sanki!Sesi o kadar pürüzlü ve derindendi ki, Lavin bir an bunun hayal olabileceğini düşündü. Devamında paketi yavaşça açan parmakları paketin içine dikkatle kıvrıldı. Küllüğü yavaşça kavradığında çatılan kaşları, çekip aldığı hediyeyi görünce düzleşmişti. Kenarlarındaki ince gümüş işlemeler, taşın vahşi karanlığını dizginlemeye çalışan birer güçsüz kelepçe gibiydi. Evran, başparmağının ucuyla taşın o keskin, soğuk yüzeyini okşadı. Beklediğinden çok daha ağır, çok daha "onun" gibiydi bu parça. Lavin, bakışlarını adamın ellerinden kaçırıp sokağın sonuna bakarken hafifçe gülümsedi, o çocuksu ama içten naifliğiyle fısıldadı.

-Artık küllerini camdan dışarı, denize doğru savurmazsın diye düşündüm... Onları koyacağın, bir yer olsun istedim. Çöpe gidene kadar yani."Evran'ın elindeki obsidyeni kavrayan parmakları kasılmıştı. Başını yavaşça kaldırdı; gözleri önce Lavin'in birbirine kenetlediği titreyen ellerine, sonra o bembeyaz teninde bir isyan gibi duran koyu kirpiklerine takıldı. Bir süre hiç konuşmadı. Sadece taşın soğukluğu ile kızın bu tuhaf ev hediyesinin anlamsız varlığının getirdiği tuhaf his arasında bir köprü kurmaya çalışıyor gibiydi.

-Bir yer..." dedi Evran, sesi her zamankinden daha pürüzlü, daha hesapsız geliyordu kulağa. Gelişigüzel konuştuğu ve hislerinin o çatlak arasından sızdığı nadir anlardan biriydi.

-Tabii kullanmak zorunda değilsin. Sadece gördüğüm diğer hediyeler içime sinmedi de.. Malum vazo..." Susmaya karar kıldı onun konuşmasına izin vermediğini fark ederken. Küllüğü tekrar kutusuna koyarken bakışlarını kızın gözlerinden bir saniye bile ayırmamıştı Evran.

-Teşekkür ederim Lavin. Hayatımda aldığım en..." doğru kelimeyi bulmak istercesine düşündü. "yerinde hediye bu."

-Rica ederim. İyi günlerde kullan... Yani olabildiğince az kullan!" Lavin istemsizce güldüğünde o da gülümsemişti, elindeki kutuyu sıkıca tutarken boştaki elini kızın beline yaslayıp çekti onu kendine, yüzünü yavaşça kızın boynuna gömdü. Dudakları, Lavin'in nabzının en hızlı attığı o sıcak çukurda gezindi önce. Uzun, yakıcı ve sahiplenici bir öpücük bıraktı oraya. Lavin gözlerini kapattı, parmakları istemsizce adamın kabanının sert kumaşını kavramıştı ama o, kızın soğuk teninden yayılan sıcacık tatlı kokuya sokulmuştu biraz daha. Burnunu dudaklarıyla birlikte teninde ileri geri sürttü ve kızın elini aralarında siper etmesiyle yavaşça geri çekildiğinde, burunları hala birbirine değiyordu, bakışları o puslu havada birbirine kenetlendi.

Lavin alt dudağını ısırıp gözlerini kaçırmıştı ama yanakları allığından ayrı bir kızarıklıkla kaplanmıştı bile. Bu adamın her cümlesinde, her hareketinde satır aralarına gizlenmiş bir yoğunluk ya da bir meydan okuma vardı ve itinayla kaçmaya çalışıyordu bu durumdan.

-Kırmızı yakışmış." Lavin'in çenesini çok hafifçe kaldırdı, gözlerini gözlerine hapsetmek için eğildi. Cümlesinin devamında yeniden dudaklarına baktığında Lavin de istemsizce onun dudaklarına bakmış sonra geri çekilmişti hemen.

-Teşekkür ederim." dedi duvarla adam arasından hızla çıkarak. Onun uzak durmasındaki bu çekingen tavır Evran'ı daha da teşvik ediyordu adeta. Her kaçışında bir kademe daha atttırdığı ilgisi onu hem heyecanlandırıyor hem de korkutuyordu. "Ben gideyim artık hem Birce Hanım gelir birazdan. Bilgisayarımın açılması falan uzun sürer de öyle işte neyse görüşürüz-" Hızla uzaklaşırken Evran geri çekilip arabasına yaslanmıştı.

Bir sigara daha yakarken Lavin'in arkasından baktı. Topukluları ve heyecanı birleşince attığı tuhaf adımlara rağmen rüzgarla birlikte savrulan saçları ve kısa ceketinin kapatamadığı bacakları öyle güzel görünüyordu ki sigarasından uzun bir nefes çekerken dudakları kıvrıldı Evran'ın. Kız omzu üzerinden baktığı sırada neyse ki açık kahveleri doğrudan yüzüne bakıyordu, onun arabaya yaslanmış rahat tavrıyla sigara içmesi Lavin'i daha da gererken atölyenin kapısına gelir gelmez anahtarı bulmuş adama bakmamaya çalışarak kilidi açsa da istemsizce bir daha dönmüştü o tarafa.

Evran'a elini kaldırdığı anda adam telefonuna gelen mesajla sigarasını dudakları arasına kıstırıp telefonunu çıkarırken utançla içeri atıp hızla kapıyı çarparak kapatan kızın ardından başını sağa sola salladı.

Lavin'in bu çekingenliği aralarındaki yoğun elektriğe karşı öyle güçsüzdü ki, bunu kızın da hissettiğine yemin edebilirdi.

Telefonuna gelen mesajı okudu.

"Candan Hanımla yemek rezervasyonunuz oluşturuldu Evran Bey."

İşte bu hamlesinde ise kızın ne hissedeceğine dair hiçbir fikri yoktu.

♟️

Evran'ın planı ne olabilir?

Lavin öğrenince tepkisi ne olacak?

Yeni bölüm en geç Cuma gelecek. Uzun ve inişli çıkışlı olacak birazcık. 🪄

Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,

INSTAGRAM: tutkudevran

Ve unutmadan, çoooook ama çoook,

Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.