İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 15 · 12 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 15

1.5

Hastanenin önünde bankların dizili olduğu ufak bahçedeki ağaçlardan düşen sarımtırak yapraklar ayaklarının dibine usul usul düşüyordu gözyaşları gibi. Lavin burnunu çekip parmaklarının tersiyle yüzünü kurutmaya çalışırken Evran yanına sessizce oturup ceketindeki cep mendilini usulca uzattı kıza. Gözlerinde biriken sıvı görüşünü bulanıklaştırırken başını hafifçe eğip aldı uzatılan ipek bordo rengi kumaşı cılız parmakları.  -Konuşmak ister misin?" Evran'ın sorusuyla birlikte dudakları aralansa da ağlamanın şiddetiyle bir hıçkırık kaçınca ağzını kapatıp yutkundu sadece. "Lavin, yaşadığın kaybı senden saklamak benim fikrim değildi. Eğer söylemediğim için bana kızgınsan.." cümlesini tamamlayamadan kız kafasını kaldırınca temkinli davrandığını kasılan gövdesinden anladı kendisi de. Lavin'in onu yanlış anlamasını umursuyor muydu? -Sizin... Senin bir suçun yok. Hayatımda bir yerin yoktu, bana bu gerçeği söylemek de sana düşmezdi. Sadece ben..." gözleri yeniden dolunca ağaca doğru tırmandı dolan kahveleri ellerini havada sallayarak yaşları iteklermiş gibi yaparken. "Ben hazmedemiyorum artık. Kendi hayatımın bu kadar dışında kalmayı, kaybettiğimi bilmediğim bir varlığın acısını yaşamama bile izin verilmemesini..." irisleri kafatasına doğru yavaşça kaydığında benek benek beliren bir karaltı yüzünden kirpiklerini kırpıştıra kırpıştıra sımsıkı yumdu gözlerini. -İyi misin?" Sorduğu sorunun aptallığıyla kendine kızıp kızın kolunu tuttu hafifçe. Etrafında göz gezdirip birkaç ambulans görevlisi ve hemşire dışında kimse olmadığını görünce Lavin'i göğsüne doğru çekti yavaşça. "Derin nefes al Lavin." Evran'ın ne kadar yakın olduğunu burnuna çarpan odunsu baharatlı parfümünden hissetse de gözlerini kapalı tutmayı tercih etti. Titrek derin bir nefesi içine yavaşça çekerken ciğerlerini dolduran tanıdık bir his,  genzinde biriken hıçkırıkların yavaş yavaş şiddetini azalttı. Kolunu kavrayan parmaklar omzunu yavaşça okşarken, avucundaki mendili sıkan tutuşu gevşedi Lavin'in. -Pardon, rahatsız ettim çakmağınız var mıydı acaba?" Hastane personalinin sesiyle ikisi de birbirinden mümkün olduğunca hızlı uzaklaşırken, Evran haricinde her yere bakan kızın aksine adam oldukça rahattı. Ceketinin iç cebinden çıkardığı metal çakmağı kadına uzatırken o da gülümseyerek sigarasını dudakları arasına sıkıştırmıştı, mavi ateş yavaşça sigara ucunu tutuştururken kapatıp geri uzatmıştı. "Teşekkür ederim, kusura bakmayın tekrardan." Yanlarından uzaklaştığında Lavin neredeyse bankın köşesine kadar kaymıştı, bacaklarını hemen yanındaki ağaca doğru çevirmiş parmakları arasındaki mendille oynuyordu. Evran, konuşmak için acele etmedi. Sigara paketinden bir sigara çıkarıp yakarken, çakmağın metalik açılma sesinden dolayı göz ucuyla ona baktı Lavin. Elini ateşin arkasına siper edip rüzgarı keserken sigarasından uzun bir nefes çekip turuncu alevin hızla kaplamasını sağladı. Çakmağı kapatacağı sırada gözleri kıza ilişti. Teklif edermişçesine paketi ona uzattığında, geçen seferkinin aksine bu sefer parmakları usulca desteden birini aldı yavaşça. Sigarayı tutan parmakları titrerken çakmağı yeniden yakarak yaklaştırdı Evran. Onu taklit eder gibi derin bir nefes çekerek ucunu tutuştururken öksürmemek için hızlı bir nefes verip dolan gözlerini kaçırdı Lavin. -Sigaraya başladığını bilmiyordum." Aldığı beceriksiz nefesler söylediğinin doğruluğunu kanıtlıyordu da. -Başlamadım zaten." Cümlenin sonu sigara dumanıyla birlikte havaya karıştı kelimeleri netti ama sesindeki boşluk, Lavin'in söylediğinden çok söylemediği şeylerle dolu ve duygudan bir o kadar yoksundu. Sigarayı dudaklarının kenarında tutuyor, ilk dumanı ciğerlerine tam çekmeye cesaret edemeden yarım bir nefesle dışarı veriyordu, boğazı hâlâ ağlamaktan yanıyor, göz kapakları ağırlaşıyor, göğsünde biriken o tuhaf his hiçbir yere gitmiyordu. Evran'ın bakışlarının üzerinde olduğunu biliyordu ama dönüp bakmadı. Bakarsa, bir duygunun yeniden çatlaktan sızılıp akmasından korkuyordu. Bakışlarında ısrarcı olmayan adam sigarasından telaşsız bir nefes aldı. Dumanı dışarı salmadı hemen, beraberinde biraz daha havanın girmesine izin vermiş ciğerlerine sinene kadar içine çekmişti. Konuşmadı da. Lavin'in şu an en az ihtiyacı olan şeyin cümleler olduğunu biliyordu. İnsan bazı anlarda anlatılmak değil, yalnız bırakılmak isterdi; ama tamamen de yalnız kalmadığını bilmek... İnce bir çizgideydi. Hele Lavin'i yeni tanıyan biri olarak orada oturması da saçmalıktı ya, şuanda gitmemesinin tek nedeni kızın herkese küskün tavrıydı. -Garip." dedi aniden onu düşünceleri arasından çekip çıkarırken, sesi düşündüğünden daha kısıktı gerçi. "Yanımda senin olman." Evran, suratını ele geçirmeye yetmeyen bir tebessümle oynattı dudaklarını. Kendisi de bunu düşünüyordu. -Hayatta beklenmedik şeyler olur."  Cümlesi bittiğinde yüzünü buruşturdu Lavin, gözlerini kısmak yetmeyince kapattı. Sanki kelimeler havada asılı kalırsa, tekrar geri dönüp ona çarpacaklardı. Evran başını hafifçe ona çevirdi tepkisini ölçmek adına. Aralarında hâlâ mesafe vardı ama artık ikisi de bunun sadece fiziksel bir boşluk olmadığını biliyordu. Birbirilerini yeni yeni anlıyor, öğreniyorlardı. "Acı," dedi Evran sonunda, sesi sakin ama sert bir yerden geliyordu, "bilgiyle değil, bağla ilgili." Onun konuşmaya devam edeceğini bile düşünmemişti kız, akı kızarmış gözlerini ona çevirirken alaycı bir nefes verdi. -Benim bağım bile yoktu ki." -Vardı." dedi Evran karşı çıkarak. "Sadece senden gizlendi." Bu sefer o başını çevirdi. Kızın gözleri fazla kızarmış, ıslanmıştı; alt kapakları şiş, kirpikleri birbirine yapışmıştı ama bakışlarındaki boşluk daha tehlikeliydi. Bir anlığına Evran'ın yüzünde gezindi o gözler. Kaçacak bir yer arar gibi. Bulamayınca da bakmayı ısrarla sürdürdü. -En çok da bu koyuyor ya. Herkes biliyordu. Ben hariç." Sigarayı parmaklarının arasında iyice bastırıp ezdi; külleri kucağına düştü. Söndürmedi. Umursamadı. "Can... zamanı gelince söyleriz belki dedi. Peyda... beni koruduğunu sandı. Annesi..." aklına yediği tokat gelince alayla güldü. "Kim bilir ne düşündü. Doktor bile benimle değil, onlarla konuşmuş." Yutkundu. "Ben ne zaman bu kadar önemsizleştim Evran? İnsan ne zaman önemsiz olduğunu anlar?" Evran'ın çenesi kasıldı. Cevap vermek için ağzını açmadı. Çünkü doğru cevabın, Lavin'in duymaya hazır olmadığı kadar sert olduğunu biliyordu. Dürüstlüğünü gizlemeye gerek görmeyen biriydi, kız da o yüzden sormuştu sorusunu ama onu daha da parçalamaya hazır değildi. Bunun yerine, sigarasını söndürüp bankın kenarına bıraktı. Yavaşça ona doğru eğildi ama dokunmadı. -Önemsiz değilsin." dedi sadece. "İnsanlar sevdiklerini korumak için aptalca hatalar yapar." Bu, Lavin'in direncini kıran cümle oldu. Omuzları çöktü. Başını dizlerinin arasına eğdi. -Sevdiklerini..." sesindeki kinayeyi anlamamak için aptal olmak lazımdı. Mendil hâlâ parmaklarının arasındaydı ama artık hiçbir işe yaramıyordu çünkü gözlerinde yaş kalmamıştı. Nefesi yeniden hızlandı; göğsü kısa kısa inip kalktı. Evran bu sefer ağlamasını beklemedi zaten. Kolunu uzatıp Lavin'in sırtına koydu; bastırmadan, sanki orada olduğunu hatırlatmak ister gibi. -Bak," dedi sakin bir sesle. "Lavin bana bak." Kahveler buluştuğunda kararlılığıyla başını yaklaştırdı adam. "Kimseyi anlamak zorunda da değilsin. Ağlamak zorunda da... Ama illa dağılacaksan, yalnız olmadığını bil." -Bana bir söz verebilir misin peki?" Lavin'in sorduğu soruyla başını geriye ittirmişti bir darbe almış gibi. Bunu beklemiyordu. "Benden hiçbir şeyi saklamayacağına söz verir misin? Ne olursa olsun?" parfümün odunsu sıcaklığı tekrar burnuna doldu bunu sorarken. -Söz."  Lavin'in dudakları titredi zoraki bir tebessümle onları yukarı oynatmaya çalışırken alt dudağı içeri kıvrılmıştı. -Teşekkür ederim." bu sefer hiç beklemediği bir şeyi yaptı, Evran'ın kollarına tutunup başını adamın omzuna yasladı sanki reddedecekmiş gibi utanıp yüzünü ağaca çevirirken, hızla kalkıp inen göğsü ve iç çekişleri sessiz sessiz ağladığını kanıtlarken, kızın parmaklarına yakışmayan sigarayı kendisininki ile birlikte tutup yere attı usulca Evran, onu kollarının arasına almadı, teselli etmedi, yalan söylemedi. Karmakarışık duygularla çatıldı kaşları. Bir yanı Lavin'in yanında durmaktan hiç şikayetçi değildi diğer yanı da şikayetçi olmamasına huzursuzlanmaya başlamıştı. Sadece oradaydı. Ve bu, ilk kez, biri için yeterliydi. *** Yazlık kıyafetlerini dizdiği koliyi de bantlarken organizer kutuların ve takıların olduğu koliyi son kez gözden geçirip Can'ın ona aldığı mücevheri görünce duraksadı. Altın bilekliği incelerken, Peyda'nın ağlamaklı sesini duydu yeniden telefonun diğer ucundan. -Lavin, bak sana yemin ederim ben de istemedim saklamak. İki gözüm önüme aksın, yarına uyanmak nasip olmasın ya! Bak... Bak tamam küs kız bağır çağır ama yalvarırım kırılma bana." Arkadaşı yaklaşık yarım saattir, 4 gündür konuşmadığı Lavin'in neden aramadığını öğrendiği an girdiği şoku hemen bir kenara atmış, uzun uzun dil döküyordu. O affettim dese de kırılır, içine atardı. Biliyordu. -Tamam Peyda." Dedi elindeki ufak kutu parmaklarından kayıp kutuya düşerken dikkatini küçük fotoğraf çekmişti. Anne babasının ellerini tutarak gülümsediği kareye baktı uzun uzun, baş parmağı onların suratında gezinirken. Hayat çok kısaydı, sanki dün çekilmiş gibi hissettiren o küçücük anıya girip saklanmak nasıl isterdi... Acaba annesi ne öğütlerdi ona? Babası Can'a ne derdi? Bu evliliği onaylarlar mıydı? Sahi onlar nasıl bir damat istemişti acaba Lavin için.. -Önemli değil artık." diyiverdi birden. "Önemi yok, oldu bitti işte. Boşanacağız hem zaten." İç çekip, kolinin kapatlarını kapatırken kalın bantın yapışkan ucunu sabitleyip aşağı doğru hızla çekti, tiz bir ses beraberinde gelmişti. "Her şerde vardır bir hayır." -Söz bir daha senden hiçbir şey saklamayacağım! Bak görüntülü konuşalım hatta!" Aniden ekrana baktığında kamerasını açan kızı görünce gülümsemeden edemedi. "Yemin ederim! Ay ben şeytana daha doğrusu Can'a uydum!" Bunu saklamanın onun fikri olmasına şaşırmamıştı Lavin. İçindeki sıkıntıyı dağıtmak için derin bir nefes alırken, Peyda gizli bir bilgi verirmiş gibi yaklaştı ekrana. "Ay Lavi! O Evran nasıl yardım etti ama! Allah razı olsun, benim de içim rahatladı. En azından sana göz kulak olan biri var." -Aman Peyda ne göz kulağı. Adamın da başına bela oldum, nereden çıktı bu diyordur içinden şimdi." Önemsiz gibi sıraladığı cümlelerin ardındaki mahcubiyetin varlığından emin olan dostu hızla kafasını salladı sağa sola. -Hiç öyle düşünme! O adam da biliyor senin iyi niyetli olduğunu canım öyle olmasa sana yardım etmek ister mi?" Lavin hak verir gibi olurken hızla ekledi. "Hem sen demedin mi sert mesafeli biri diye şimdi böyle iyilik yaptıysa hak ettiğin içindir!" -Öyle mi diyorsun?" Peyda, çayından koca bir yudum alırken güven vermek için gözlerini sımsıkı kapatınca aldığı derin nefesi yavaşça salıverdi. "Eva da aradı demin." Yudumu boğazında takılınca öksürürken, hızla kendini toparlayıp ekrana baktı. -Ayyy o kıza ben bayılıyorum. Lavin ölümü gör o aileyle tanış bak! Hele bunun bi ablası var Reva diye yürüyen dişil enerji ya. BEN O OLMAK İSTİYORUM!" Arkadaşının nefes almadan söylediği cümlelere içtenlikle güldü. -Dur ya kaptırdın kendini hemen. Görüşmek istedi, buralarda bir ka..." odanın ağır ağır aralanan kapısıyla telefonu tutan parmak uçları bembeyaz olurken, kalbi aniden avuçlanan bir güvercin gibi panikle çırpınmaya başladı göğsünde. Vücudundaki bütün kan yüzüne tırmanırken, Peyda'nın sesini algılayamadı bir an. "Ben... Ben seni arayacağım birazdan." -Yok ya!" Can'ın sesini duymadan önce kapatmış olduğunu umduğu telefonu yere bırakırken ayaklandı hemen. "Hiç rahatsız olma konuşun siz." Kızarmış elaları önce Lavin'e sonra telefona kayarken, hızla yerden aldığı cihazı geldiği koridorun ucuna fırlattı bütün öfkesiyle. Ağzından şokla çıkan çığlık kendisini de şaşırtmış olacak ki hızla ağzına kapattı elini kız. "Siktiğimin arkadaşıyla konuş benimle konuşma!" -Can n'apıyorsun sen?! Ben Peydayla konuşuyordum." Alayla alt dudağını büküp "hıh" diye bir ses çıkardı adam, gözlerinde kibirle karışık bir öfke vardı. Sanki kız ona yalan söylüyormuş ve oda kanıtlarla doluymuş gibi ellerini iki yana açtı hırsla. -Hadi ya! Ben Evran da buradadır diye düşündüm. Dur bakalım saklanmış mı?" Aniden banyo kapısını açıp içeri baktıktan sonra koridora çıkarken ardından gitti Lavin suratını ekşitmiş anlamsız ithamına sinirlenecek fırsatı bile olmamıştı. "EVRAN ASLAN! Elma elma!" Salona girdiğinde avaz avaz bağıran adamı sakinleştirme umuduyla kolundan tutması ve duvara savrulması bir olmuştu. -Can..." başı hızla kolona çarparken sersemledi ama onu görecek halde değildi Can. Vahşi bir hayvan gibi paytak paytak önce mutfağa gidip hırsla kapattığı kapının ortasındaki camı titretmiş salona geri geldiğinde duvara sinmiş, yediği darbeyle gözleri yerde gezen kızı görmüştü. -O herif nasıl göz kulak oluyor sana?" Lavin'in kolunu hırsla kavradığında kızın gövdesi onun sert göğsüne çarpmıştı şiddetle. "Ne yapıyor senin için anlat!" Kafasının arkası öyle zonkluyordu ki, eli istemsizce oraya gitmişti Lavin'in. Nitekim yerdeki boş bakışları Can'ın yüzünü bulduğunda elalarla saf bir nefret vardı. "Lavin, seviştiniz mi?" -Ne?" Öfkeyle avucunu duvara vurdu art arda kızın bedenini arada sıkıştırırken, ne Lavin'in yüzünde acıyla beliren ifadeyi görmüştü ne de kırılan kalbini. -Seviştiniz mi o herifle? Yattınız mı diyorum!" Her kelimesi öfkesini daha da harlarken, alkollü nefesi Lavin'in yüzüne çarpıyor, kızı daha da korkutuyordu. Öğlenin bu saatinde içmezdi Can, ayrı kalmalarını bu kadar önemsemiş miydi? İçip kendini kaybedecek, Evranla yakınlaştıklarını düşünecek kadar?.. -Ha-Hayır." Dedi panikle titreyen ellerini havaya kaldırıp. "Yemin ederim hiçbir şey yaşamadık. Yemin ederim!" Gözlerini iri iri açmıştı karşısındaki adamı ikna etmek için ifadesinin gerçekliğine tüm pençelerini geçirerek. Evranla sarılmamışlardı bile. -Yalan söyleme bana! Bana sakın yalan söyleme Lavin! Ne demeye öyle dedi Peyda o zaman? Nasıl göz kulak oluyor sana o herif?" Kalacak yeri bulduğunu nasıl anlatacaktı ki? Bununla ilgili en ufak bir cümle bile Can'ı daha da öfkelendirmekten başka bir işe yaramazdı... Bacaklarındaki tüm gücü korkudan çekilirken, eli ayağı buz kesmişti. Aklına ona söyleyebileceği hiçbir şey gelmiyordu ve cevabını bekledikçe adamın gözlerindeki son duygu kırıntılarının yavaş yavaş silindiğine tanık oldu. -Kalacak bir yerim olmayacağı için şirketin öğrencilere sağladığı bir apartı..." Can baş parmağını dudağına bastırdığında kaşları çatıldı hızla. Daha deminki o yıkıcı öfkesinin yerini sakin bir yırtıcı alırken tısladı. -Şşşş... Yok yok yok. Apart mapart yok. Biz ayrılmadık." Lavin'in duygu geçişlerine alışmaya fırsatı kalmadan, bileğine yapışan güçlü parmaklarla dizleri boşaldı. Yüzü aniden duvara dönerken vücudunu kızın sırtına yasladı Can. "Sen benim olduğunu unuttun sanırım. Ama ben sana hatırlatırım..." -Can! Can hayır!" Dizlerini hareket ettirmeye çalıştığında teni gittikçe duvara sürtünüyor, ayakları zeminde kayıp duruyordu. Kemerin tokasının sesini duyduğunda panikle çırpındı, tenine saplanan parmaklar gittikçe batıyor neredeyse kemiğine ulaşacak kadar kuvvetli sıkıyordu onu. Üstündeki geceliğe tutunan parmaklarla kalbi öyle hızlanmıştı ki gözleri kararmaya midesi bulanmaya başlamıştı. Vücuduyla onu itmeye çalıştığında Can'ın onu duvara vurmasıyla başını zar zor korudu, alnı çerçeveye çarpmanın etkisiyle kanarken boynundaki tüm damarları parçalanacakmışçasına bağırdı. "İMDAAAT! N'olur biri yardım etsin bana yalvarırım nolur!" Can, avucunu dudaklarına bastırmaya çalıştığı anda kalan son gücüyle dişlerini eline geçirip ısırdı. Acıyla bulduğu o ufacık boşlukla beraber içinde beliren umuttan güç alarak onu hızla geri ittirdiğinde hızla salon kapısından çıkmış dış kapıya koşturmuştu. Kapıyı bile ikinci deneyişinde anca açan titreyen parmaklarına ayakları de eşlik edince yere kapaklanmış, duyduğu tiz ses onu içine girdiği dehşetten kurtarmıştı. -La-vin.LAVİN!" Merdivenleri çıkan Eva'nın elindeki saksıyı hızla yere atıp yanına koşmasıyla ayağa kalkarken, hemen arkalarında beliren Can'ı görünce kızı arkasına aldı sarışın. "U-UZAK DUR!" Bileğindeki saatten Rüzgar'a acil çağrı bırakırken Lavin'i tuttu sıkı sıkı. "UZAK DUR!" Gözleri kızın yakası hırpalanmış geceliğine sonra Can'ın kemerine takılırken korkuyla yutkundu. -Bu onunla benim aramda!" Diye kükredi Can, Çiçekle aralarındaki mesafeyi kapatır kapatmaz Lavin kıza siper olurken bir koluna o bir koluna Çiçek asılmıştı. "Siktirin gidin lan hayatımızdan!" Komşuları kapıyı açıp çığlık attığında hırsla Lavin'i kendisine doğru çekiştirdi. "GİR LAN İÇERİ! Karışmayın siz!" Alkollü olduğunu anlamak zor değildi. Dengesiz hali, bakışları ve fütursuzca hareketleri onu ele verse de gücünden hiçbir şey eksilmemişti ne yazık ki. Eva'nın kızı bırakması için sarışının bileğine yapıştığında Can'ı ittirmeye çalıştı Lavin. -Dokunma ona yeter! Bırak tamam gelicem! DOKUNMA!" bu söylediğini bile anlamakta geciktiği için çekiştirmeye devam ettiği o iki saniyede arkadaşını arkasına çekip korumaya çalışırken Eva'yı duvara bastırmış, merdiven boşluğuna denk gelen sarsılmış bedeni Can'a bile tutunamadan geriye düşerken başı tırabzana çarpmış, beli ve bacakları sırayla merdivenlerden aşağı kayarken bilincini yavaşça yitirmeye başlamıştı. Gördüğü son görüntü kendisine doğru koşan Rüzgar ve bir kadının silik hayaliydi. *** INSTAGRAM: tutkudevran Yorum bırakın lütfeeen🩷🌸 Sevdiyseniz yıldızınızı da alırımmmm. Ha bir de ne diyorduk?? Sevin,sevilin.❤️‍🩹❤️‍🩹❤️‍🩹

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.