İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 14 · 12 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 14

1.4

Şirkete doğru yürürken, binlerce düşünce aralarında yarışa girmiş gibi hızlıca geçiyordu aklımdan. Evran'ın belki de hayatımdaki en zor anlarımdan olan şu günlerde ettiği yardımı unutamazdım. Ona kaç kere borçlandığımı düşünüyordum şuana kadar. Beni hastaneye götürmesini, arabasına hızla binmeme izin vermesini ve kalacak bir yer bulmasını sayarsam üç ediyordu. Canla tartışmasını saymak istemiyordum çünkü hatırladıkça yumruklarımı sıkmaktan alıkoyamıyordum kendimi. -Lavin." Duyduğum sesle şirketin ana kapısına giden adımlarım aniden durdu. Düşüncelerimin yöneldiği okların çıktığı isim tam da karşımdaydı. Yavaşça omzumdan arkama baktığımda Can'ı gören gözlerimin irice açılmasına engel olamadım. Allak bullak olan düşüncelerimden sıyrılan öfke yüzümü ele geçirirken dudaklarımı birbirine bastırıp arkamı dönecekken hissetmiş olacak ki hızla öne atıldı. "Lavin lütfen." -Bırak." Kolumu tutan parmakları ısrarla çekiştirince dirseğimi avucundan kurtarıp döndüm ona. İşe yeni başlayan ablanın mahçup bir tebessümle bize bakıp içeri girdiğini görünce gözlerim saatine kaydı. Mesainin başlamasına yarım saat vardı, onunla hemen konuşup buradan göndermeliydim çünkü iş arkadaşlarımın bu manzarayı görmesini istemiyordum. "Ne istiyorsun benden?" -Dün gece neredeydin?" Israrla sorduğu soruya bir cevap vermezsem işlerin daha da çıkmaza gireceğini fark ettim. O konuşmayı yapmamın tam sırasıydı. Bir şeyleri kendime saklayarak ne elde edebilirdim ki? Çemkirmesi gereken bendim. İçindeki çığlıkları hep susturan da ben değil miydim zaten? -Arabamda uyudum." Dedim kendimden bile beklemediğim bir sakinlikle. Kolumu bırakırken etrafına bakındı ve arabamı buldu gözleri. İrislerinde kök salan sinirin yerini utanç alırken ensesini sıvazladı bir adım gerileyerek. -Lavin." Onun konuşmasına izin vermek istemiyordum. Beni ikna etmesini, bana dokunmasını, söyleyeceklerinin kalbimi tamir etme ihtimalini düşünmek bile istemiyordum. Özellikle annesinin attığı tokadının ağırlığı yüzüme çökmüştü resmen. Ona söylemem gerekirdi belki de ama o an aklımdaki tek şey güvenime olan ihanetiydi. -Candanla seni gördüm." diyiverdim aniden. Söylediklerim taş olup göğsüne çarpmış gibi afallayıp aramıza mesafe koysa da, hemen maskesini takmayı ihmal etmemişti. Ne tuhaftı ki bunu açıkça görebiliyordum şimdi. O 2 saniyecik zamanda gözlerinde beliren korkuyu kaçırmam imkansızdı. Avının en ufak hatasını bekleyen yırtıcı gibi hissediyordum, kollarım kaskatı kesilip omuzlarım iyice düşerken derin bir nefes aldım. "Biz nişanlıyken aranızda olan ilişkiden haberim var. Annen üzerine yemin edip hiçbir şey olmadığını iddia ettiğin o ilişkiyi öğrendim de diyebiliriz." -Lavin, sana yemin ederim." Tahammülüm kalmamıştı, nefesimi dişlerim arasından salarken elimi havada savurdum onu durdurmak için. -Sakın." Tek kelimelik uyarımı hazmedememiş olacak ki alt dudağını ağzında yuvarlayıp gözlerini gökyüzüne çevirdi sıkıntılı bir nefes vererek. "Bana yalan söylemene gerek yok artık." Son kelimemde sesimin titremesine engel olamamıştım. -Sana yalan söylemiyorum, biz nişanlıyken..." çantamın saplarına parmaklarımı sıkıca geçirirken gözlerimi bile kırpmadan doğrudan ona bakıyordum. "Bir şeyler oldu tamam ama evliliğimiz boyunca onunla konuşmadım bile. Şu iş olana kadar onu görmedim de. Ne telefonda konuştum ne de yazıştım." -Neden böyle söylüyorsun şimdi? Senin için neler yapabileceğini unutmamanı istemedi mi senden?" Dedim hıncımı alamamış olacağım ki istemsizce bir adım atmış onunla neredeyse göğüs göğüse gelmiştim. "Sana öyle dedi değil mi? Aynı bu şekilde yakınlaştığınız zaman." Çenemle yeri gösterir gibi başımı eğdim. "Otoparkta!" Saçlarım önüme gelip görüşümü engellerken nefesim ufak tutamları uçuşturmuştu. -Sen beni mi takip ettin? " sesindeki şaşkınlıkla karışık kurban tonuyla neredeyse çıldıracak gibi oldum. Öfkemi saran sakinliğin ipleri parça parça sökülürken dişlerimi gıcırdattım istemsizce. Dün gece alamadığım uykunun üzerine yediğim tokat sabrımın son kırıntılarını süpürmüş, yerini tahammülsüz ve huysuz bir ruha teslim etmişti. "Sana inanamıyorum." Söylediğine açıklama yapmak yerine alayla güldüm bu yüzden. -Ben de sana inanamıyorum. Ama hayır, çalıştığın dosyanın USB sini getirmek için arkandan geldim, takip etmedim. Gizli flörtlerinle otoparkta buluştuğunu bilsem hiç zahmet etmezdim." Benden böyle bir çıkış beklemiyordu, art arda sıraladığım cümlelere karşılık veremediği için çaresiz kalışını izlemekten keyif bile alamıyordum. Canım yanıyordu, saçmalamayı göze alıp çırpınmasını görmeyi isterdim. Evranla tartışmak, annesine olanları anlatmak yerine şuan, burada, karşımda dururken bana mantıklı açıklama yapmasını istedim. Aramızda büyüyen sessizliğe dayanamıyordum artık. İkimizin de düşündüğü ama dillendiremediği o cümleyi zihnimdeki bütün sesleri susturmak ister gibi gözlerimi kapatarak bir çırpıda söyledim. "Bir süre ayrı kalmamız iyi olacak. Benim düşünmem lazım." -Lavin, bunu bize yapma. Zamanında işlediğim bir günahın bedelini bize şimdi ödetme yalvarırım." Ellerini bileklerime uzattığında parmaklarımı kendime çektim. -Bir şey yaptığım yok Can. Biraz düşünmek istiyorum." Aramıza ördüğüm duvarlara yeniden beliren öfkesini hissedebiliyordum. Ortamızda duran gerginlik neredeyse elle tutulacak türdendi. -Nerede kalacaksın?" Sorduğu soruya kalkan kaşlarıma engel olamadım, bozulduğumu anlamış olacak ki hemen ellerini kaldırdı savunmaya geçer gibi. "Ben annemde kalabilirim, başka bir yere gitme diye dedim." Evran'ın teklifini söylemem ters tepebilirdi. Bu yüzden iç çekip başımı salladım sadece. Hem eşyalarımı toplamak için zamanım olurdu. -İyi olur." Başka bir şey demeden sessizce arabasına ilerlerken dolan gözlerime engel olamadım. Açıklama yapmasının işe yaramayacağını bildiğinden mi yoksa beni buna değer görmediğinden mi böyle yapıyor diye düşünmeden edemedim. Sevgi böyle bir şey miydi? Sorumlulukla birleşince herkesin arkasını dönüp gidebileceği, vazgeçip sessiz kalacağı kadar görmezden gelinmesi kolay mıydı? Her an gözlerimden kaçıp yanaklarıma sığınabilecek yaşların varlığıyla kendimi içeri attığımda sıcak hava üşümekten çatlayan parmaklarıma sızmıştı. Parmak uçlarımı avuçlarıma sürterken hızla ofise geçtim, hizmetli abla sessizce önüme çay koyduğunda dolan gözlerimi, kirpiklerimi hızla kırpıştırarak ona çevirdim. Ağlamamak için zor duruyordum. -İçin ısınır diye getirdim. Ben yeni başladım işe daha doğrusu iki gün oldu amma senin işin başından aşkındı." Gülümsemek için zorladım kendimi ama becerebilmiş miydim bilmiyordum. "Ayşe ben." -Lavin ben de memnun oldum. Teşekkür ederim çay için." Sesimin titremesini durduracakmış gibi kupaya sardım parmaklarımı. O da halimi anlamış olacak ki elindeki toz beziyle diğer masaları silmek için uzaklaşmıştı ufak bir tebessümün ardından. Kulaklıklarımı takıp çalışmaya başladığımda zor bela çayımı yudumladım. Bergamotun araması dilimdeki acılığın yerine hoş bir tat bırakırken, sıcak buhar burnuma ve ıslanan alt kirpiklerime çarpıyordu. Maillerime bakmaya çalışsam da, çayı yudumlasam da hiç tat alamıyordum, Can'ın yüzü gözümün önünden bir türlü gitmiyordu. Sahi ne yapacaktım? Bir süre düşünmek istediğimi söylediğimde koruduğu sakinlik boşanmak istediğimde ya da evden çıktığımda da var olacak mıydı? Sarhoş görüntüsü aklıma gelince alnımı ovaladım. Hiç sanmıyordum. Telefonumun sesi beni gerçek dünyaya getirirken ofisin yavaş yavaş dolmaya başladığını fark ederek toparladım kendimi. Dünkü kombinle oturduğumu fark eden elbette olacaktı ama buna tasalanmak şuanda yersizdi. -Hayatımm!" Derya'nın aniden yanağıma kondurduğu öpücükle zoraki bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. "Günaydın! Burada mı sabahladın?" Bir şey dememe izin vermemesine sevinecektim neredeyse çantasını masasına atıp hızla koltuğuyla yanıma geldi. "Aman neyse! Bil bakalım ne oldu!" Neden bahsettiğini anlamamıştım ama ipucusu sanki masamda gizliymiş gibi kaşlarıyla işaret etti önümü. Eskiz kâğıtları, ölçü notları, kumaş örnekleri... Bilgisayar ekranında açık duran dosyaya kaydı gözlerim. Süreyya Hanım'ın yalısının salonu. Geniş, sessiz, iddiasız. Hiçbir şey gözünü zorlamıyor, hiçbir parça "buradayım" diye bağırmıyordu. Sabırsız bir şekilde sekmeyi kapatıp geriye sadece Evran'ın yalısını bırakarak el çırptı. "Bingo!" -Evran Aslan'ın yalısı mı? Ne oldu ki?" Kalemi elimden yavaşça bırakıp ona döndüğümde kabanını çıkarıp özenle maşaladığı saçlarını omuzlarından geriye attı. O kadar sağlıklı ve dinç görünüyordu ki imrenmemek imkansızdı, özellikle kendi vücudum son günlerde bana bu kadar yabancıyken; nedensizce çabuk yoruluyor, aniden ağırlaşıyordum. İçimde açıklayamadığım bir eksilme vardı, adı henüz konmamış bir boşluk gibi. Hastaneye kaldırıldığım günden beri kendimi pek iyi hissetmiyordum. Hoş yaşadıklarım yenilir yutulur şeyler değildi ya. Düşüncelerimde kaybolmamak için gözlerimi onunkilerden ayırmazken ve bu merakım onu şevklendirirken kapı açıldı. Jale Hanım'ın ayak seslerini tanımıştım, sivri topukları böyle hızlı duyulan tek kişi oydu, beynim onca şeyin arasından bunu algılamış olacak ki yerimden kalkmamla içeri girmesi bir olmuştu. Öfkeli ya da gergin değildi, haber ne ise iyi bir şey olsa gerekti. -Lavinciğim, günaydın!" Dedi şen şakrak bir sesle. Lavinciğim? İki adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp elindeki ekranı açık vaziyette tableti masanın kenarına bıraktı. Ekran bu hareketiyle iyice aydınlanırken, bakmadan önce ne göreceğimi hissetmiştim adeta. Yine de kalbim, sanki ilk kez bu maili görüyormuşum gibi tekledi. Yalı. Tabii ya. Dönüşler olumlu olmalıydı. Nolur olsun, dedim içimden. Bir işim yolunda gitseydi bari. Mekân artık bana ait bir fantezi ve gerçeğe dönmüş bir proje değildi; başkalarının bakışına açılmıştı. Bu hem tuhaf bir kırılganlık hissi yarattı  o an içimde hem de sevindirdi beni. -Bunu bugün birkaç yere gönderdim, dedi Jale Hanım ceketinin eteklerinden çekiştirerek. "E tabi. Geri dönüşler de çok hızlı oldu." Maile bakmamak için kendimi zor tutuyordum. Boğazım kurumuştu. -Nereden dönüşler aldınız?" Gözlerim Deryayla onun arasında mekik dokurken arkadaşım ondan önce davranmıştı. -Maison Française Türkiye!" İsmi duyduğum an gözlerim irice açıldı, içimde bir şey yerinden oynamıştı. Ne sevinçti bu ne de şaşkınlık. Daha çok, uzun süredir kapalı duran bir kapının ağır ağır açılması gibi huzurlu ve bir o kadar büyüleyiciydi. Bu yetmezmiş gibi Jale Hanım ekledi. -Mekânı istiyorlar, dedi cümlesinin sonunda derin bir nefes vererek hemen öncesinde kısaca duraksadı sanki yeterince heyecanlanmamışım gibi bana zaman tanırken. "Kapak dosyası olarak." Yerimde kıpırdamadan edemedim. İkisinin de yüzünü göreceğim şekilde geri çekilirken kalbim öyle hızlanmıştı ki çevremdeki birkaç alkışı bile duyamayacak kadar sağırlaşmıştım bir anda. Hoş alışkındım duygularımı içerde tutmaya ancak uzun zamandır ilk defa kendimle gurur duyuyordum. -Sessiz ama çok güçlü." demişler diye devam etti öncesinde ellerini havaya kaldırıp görünmez bir küreyi tutuyormuş gibi. "Ev sahibi iş adamı kadar dizaynın da sesi duyuluyor dediler!" Uzun zamandır kendi sesimi duyamıyordum. Ama o yalıya Evran Aslan'ın sesini yansıtabilmiş olmam gülümsetti beni. Bizim evimizde Can'ın eşyaları arasına sığışan ufak tefek eşyalarımın sesi vardı. Ama bu... kısmen Evran üzerinden yansıttığım kendi sesimdi de. "Bizimle röportaj yapmak istiyorlar, Lavin. İlhamını, yaklaşımını, bu evi nasıl okuduğunu ve elbette Evran Beyle çalışmanı anlatmanı." Gözleri Derya'da duraksayınca başımı çevirmiş daha demin yüzünde güller açan arkadaşımın resmen saniyeler içinde çöktüğüne şahit oldum. "Deryacığım biliyorum sen de emek verdin ancak Lavin başından beri proje sahibi olduğu için böyle bir karar aldım." -Önemli değil Jale Hanım. Onun hakkı elbette! N'apalım önümüzdeki işlerde proje başında olmaya bakarım ben de!" Cümlelerini art arda her kelimesi altına binlerce iğne saklayarak dökerken çenesini kaldırmış elmacık kemiklerine uzanıp gözlerine ulaşmayan bir tebessümle bakmıştı Jale Hanım'a. "Tebrikler Lavin." Teşekkür etmeme fırsat kalmadan uzaklaşırken öylece kalakaldım. -Aman neyse!" Dedi elini havada sallayarak onun bıraktığı havayı dağıtmaya çalışır gibi. "Hadi odama gel de konuşalım!" Patronumun neşeyle attığı adımları takip ederken gözüm su sebilinin yanında kızlarla konuşan Derya'ya kaydı istemsizce. Hepsinin aynı anda bana baktığını fark edince iç çekerek önüme döndüm. Bunun için kendimi üzmemeye odaklandım, çünkü bugünün tek güzel haberi buydu, gelecekle ilgili kaygılarımı bir kenara bırakmak istedim bir anlığına. Oysa gerçek sadece birkaç saat uzağımdaydı. ***       Hastanelerden oldum olası nefret ediyordum. İnsanların iyileşmek umuduyla geldiği, hem doğuma hem ölüme tanıklık eden bu yer oldum olası ürkütücü gelmişti bana. Benim için sadece kayıpları hatırlattığından kalbimdeki yarayı eşelemekten başka bir şey değildi dolu koridorların tanıdık kokusunu solumak. Yanaklarımı şişirerek ayaklarımı öne geri salladım istemsizce. Danışmanın neden beni aradığını bile bilmiyordum. Buna rağmen benden istenilen taramaya girmiştim. Reglim bu kadar ciddi miydi gerçekten? Yoksa sonuçlarım başka birininki ile mi karışmıştı? "Lavin Bilgen, geçen işleminiz sonrası kontrolünüzü hatırlatmak için aramıştık... mümkünse bu hafta içinde gelin." Söyledikleri tek şey buydu. İşlem dedikleri hastaneye giriş işlemi miydi? İnsanlar güçsüz düşüp bayıldığı için ne zamandan beri kontrole geliyordu? Kaşlarımın çatılı olduğu ismimi söyleyen hemşireye baktığımda fark ettim. "Lavin Hanım, gelebilirsiniz." Hemşire beni odaya buyur ettiğinde, içimde tarifini bilmediğim bir gerilim dolaşıyordu. Odanın duvarları acil servisten kalma yorgun bir beyazın devamıydı, ışık tavanın köşelerinden sarkan lambalardan yere dökülüyor sanki her şeyin üzerinde donuk bir sis bırakıyordu. Geçen seferkinden farklı bir doktordu, kemiksiz dikdörtgen gözlüğünü düzeltip sonuçlarım olduğunu düşündüğüm kağıtları kurcaladı. -Operasyon sonrası kontrolünüz normal görünüyor, Lavin Hanım." dedi sanki hava durumu anlatır gibi tekdüze bir sesle. Operasyon? O kelime, tavanın tam ortasından kopup kafama çarpan bir moloz gibi üstüme çöktü. Göz kapaklarım ağırlaştı. Parmak uçlarım uyuştu. -Operasyon? Bir yanlışlık olması lazım, en son menstrual dönemimde güçsüz kalıp düştüğüm zaman gelmiştim de ben.." Doktor cümleyi sürdürdü sanki verdiğim bu bilgi önemsiz bir detaymış gibi kağıtları köşedeki yığının üzerine bırakıp gözlük kabını açarak. -İki haftalık gebelik dokusu tamamen temizlenmiş. Rahim duvarınız iyi durumda. Bundan sonra dikkat etmeniz gereken-" Gebelik? -N-ne?" Sesim kendi dilimde değildi, bir yabancının boğuk fısıltısı gibiydi ama onu susturabilmişti neyse ki. Kalp atışlarım hızlanırken gözlerim karardı. "Gebelik... dokusu mu?" Göğsüm hızla inip kalkarken, avcumu duvara yaslamıştım. Hemşire hızla yanıma gelirken doktor başını kaldırdı. Bakışı bir anlığına boşlukta asılı kaldı, yüzünden, gerçeğin benden gizlendiğini anladığı o çaresiz anı okuyabiliyordum. -Eşiniz... size söylemedi mi?" Bedenimi taşıyan ayaklarımın buz kestiğini ve dizlerimin bağların tek tek koptuğunu hissettim. Bir sandalye gibi oracıkta katlanabilirdim sanki. Oda daraldı, ışık boğucu bir hâl aldı. -Ben... hamile miydim?" dedim dolan gözlerimle karşımda her şeyden habersiz oluşumdan habersiz iki insan kaybıma verdiğim tepkiye şahit olurken, dudaklarım birbirine çarpa çarpa. Bir kadın ne kadar küçülebilirse, o kadar küçüldüm. Cevabını bile duymadım. Kalbimin sesi kulaklarımın uğuldamasına neden olmuştu. Dinlemek anlamsızdı, hiçbir şeyi geri alamazdım. Dengem sarsılırken ayaklarım beni nasıl koridora taşıdı bilmiyordum. Dünya benden çok uzaktaydı, ben içimde bir çukurun içine düşüyordum. Ne kaybettiğimi bilmediğim bir yasın ağırlığı, beynimin arka duvarlarına çarparak büyüyordu. Karanlık, göğsümün içinde yuvarlanıp karnıma otururken kaybettiğim o varlığı şimdi hissetmeye çalışır gibi istemsizce dokundum küçücük canın tutunamadığı bedenime. Kulaklarımdaki sesler yavaşça kaybolurken hemşirenin sorduğu soruya ne olduğunu anlamadan kafa sallayarak cevap verip yürümeye çalıştım. Attığım her adımda duvardan destek alırken duyduğum tanıdık sesle kaskatı kesildim. Evran. Onun sesiydi. Yanında acilde gördüğüm danışman vardı, adam endişeli bir halde ona bakarken kaşlarını çatıp tıslar gibi söylendi. -Lavin Hanım çağrılmadan önce haber vermen gerekirdi." sesi sert bir o kadar da stresli geliyordu kulağa. Tabii ya, o da buradaydı. Can, Can'ın annesi, hatta Peyda.. En yakın arkadaşım bile benden saklamıştı, kalbim sıkıştı. -Efendim bu kontrol hastalarımıza hatırlatılır, Eşi olan beyefendiyi aradım ancak.." Boğazım düğümlendi. Sanki ayakta durmaya değil parçalanmaya programlıydım. Onları neden dinlediğime bile anlam veremedim yanlarından hızla geçtim kalan son gücümle, gözlerim yaşla bulanmıştı ama adımlarım benim yarattığım ağır bir sessizliğin içinden geçer gibi temkinliydi. Evran'ın bana döndüğünü fark ettim; yüzünde şaşkınlık, endişe ve sormaya cesaret edemediği bir şeyler vardı. Sanki ikisi ne kadar arkamda kalırsa o kadar rahata çıkacakmışım gibi hızla hastanenin otomatik kapısında dışarı attım kendimi soğuk hava yüzüme bir tokat gibi çarparken. İçimdeki o çukur gittikçe genişledi, yerini kocaman bir boşluğa bıraktı. Bütün evliliğim, güvenim, sığındığım herkes o çukurdan aşağı yuvarlanıyordu. Benden sakladıkları operasyon... Kaybımın benden gizlenmesi... Kendi bedenimin bile bana ait olmadığını hissettiğim o korkunç gerçek...Hiç kimsem yoktu. Kocam yok, ailem yok, yanımda kalacak bir dostum bile yoktu. Kayıplarım bile benden habersizdi, sessizdi, yasım bile bana ait değilmiş gibiydi. Neden böyleydi benim hayatım? Hep başkalarının elinde olan iplerim koca bir yumak yapılmış elime tutuşturulmuştu. Arkamdan Evran'ın ayak seslerini duydum. Acım boğazımda cam kırığı gibi takıldı. Döndüm, gözyaşlarımı elimin tersiyle süpürüp doğrudan yüzüne bakarken. -Siz de biliyordunuz değil mi?" Sesim istediğimin aksine çatlak, titrek bir yaprak gibi çıkmıştı. Evran'ın yüzünde suçlulukla karışık sıkıntılı bir ifade belirdi, sadece başını sallamakla yetindiğinde alt dudağıma geçirdim dişlerimi kafamı hızla ters yöne çevirip. Onun gibi lafını esirgemeyen birinin bile inkâr edemeyişi, gerçeğin çoktan benden çalınmış olduğunu söylemeye yetiyordu. O anda anladım. Kabullendim. Yıllardır kabul etmediğim, paçalarımdan çekiştiren gerçeği kollarından tutup kucakladım. Sahiplendim. Ben yalnızdım. Ve kaybettiğim şey, bana asla söyleme cesareti göstermedikleri bir hayatın ihtimaliydi. ♟️ INSTAGRAM: tutkudevran ❤️ Ankete cevap verin olur muuuu? Çok ama çoooook, Sevin, sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.