İçeriğe geç

KİMLİK

Bölüm 16 · 15 dk okuma

KİMLİK

Bölüm 16

1.6 Özel Bölüm

Hadi geldim bölümleeeee. Özel dedim Devranlar ağırlıklı diye. Yorum istiyoruuuum. Öpüyorum hepinizi çok!      Rüzgar, başını elleri arasına almış Çiçek'e dövmeli kolunu dolamış kahvelerini istemsizce Can'a dikmişti. Koridorun bir ucunda yere çökmüş öylece karşısındaki duvara bakıyor yaklaşık yarım saattir yerinden bile kıpırdamıyordu, sarışının kolunu tutan parmakları nazik hareketlerle okşarken burnunu çeken kıza doğru eğildi. -Görüntü gözümün önünden gitmiyor Rüzgar. Nasıl korkmuştu görsen... İnsan bunu eşine nasıl yapar?" Yeşillerinden dökülen yaşlarla sıkıntılı bir nefes verdi genç adam. Damlalardan birini parmak uçlarıyla süpürürken diğer damlayı dudağıyla yakalamış ufak öpücükler kondurmuştu kızın elmacık kemiğine. -İnsan olan yapmaz bebeğim. İnsan değil demek ki." Ona bakmamak için yüzünü iyice Rüzgar'ın göğsüne gömüp burnunu çekti Eva. Lavin'in görüntüsü zihninden bir an bile gitmiyordu. "Halledeceğiz merak etme." -Evran'a haber vermeli miyiz?" Adamın bakışları hemen bulutlandı, belli belirsiz çilleri görünen burnunu kızın saçının ivine yerleştirirken derin bir nefes aldı. Can, çalan telefonuyla birlikte koridorda kaybolurken Reva'nın adamın arkasından hareketlendiğini gördü göz ucuyla. -Şimdi değil." Kaşları çatılan kız geri çekilerek yüzüne bakma fırsatı buldu hiçbir ipucu bırakmayan kahvelere uzun uzun dalarken. -Neden? Ama Lavinle arkadaş değiller mi artık? Hem kızın yanında destek olur." Söylediklerine kendisi de inanmıyordu aslında, kaşları yavaşça düzeldi ve bakışları hüzünlü bir hal aldı. Rüzgar cevap vermeyince gerçeği kabullenerek iç çekip söylendi. "Onun sorumluluğu olmadığını söyler değil mi? Hem Lavin'e de sormadık..." doktorun yanlarına yaklaştığını gördüğü anda ayaklanırken Rüzgar da düşüncelerinden sıyrılmıştı. Evran, Lavin'e iyi gelmezdi. -Şimdilik ciddi bir şey görünmüyor." dedi orta yaşlı adam taktığı dikdörtgen çerçeveli gözlük buz mavisi gözleri olduğundan iri gösterirken. "Bilinç kaybı kısa sürmüş. Dikiş gerektirecek ufak bir yarası vardı. Ama..."  O "ama" kelimesi Çiçek'in omuzlarını gerdi eli hızla Rüzgar'ın koluna asılmıştı. "Ama yine de ilk 24 saat önemli. Baş ağrısı artarsa, mide bulantısı olursa, bulanık görme başlarsa gelmeniz lazım. Yalnız kalmaması iyi olur. Yanında birileri muhakkak olsun çocuklar." Birileri. -Görebilir miyim peki?" Çiçek'e sadece gülümseyerek kafa sallayınca onay almak ister gibi Rüzgar'a da baktı sarışın. -Gir bebeğim ben Halit amcayla konuşayım." Babasının arkadaşı olan doktorla koridorda uzaklaşırken, vakit kaybetmeden içeri girdi Çiçek. Lavin, gözlerini açmış kolundaki serumun hızını ayarlayan kelebekle uğraşan hemşireye bakıyordu. Ağrı kesiciye ihtiyacı vardı çünkü tüm vücudu düşmenin etkisiyle sızlıyordu. Kahveleri açılan kapıdan giren havanın etkisiyle kayınca gözleri dolan Eva'yı gördü, hemen yatakta doğrulmaya çalışmıştı ama beline saplanan ağrıyla uzanmak zorunda kaldı. Hemşire ikisine de gülümseyerek geçmiş olsun dileğini iletmiş, onları bu ufacık odada yalnız bırakmıştı. -Kalkma lütfen uzan." Gözleri kızın alnındaki dikişe ve üzerindeki ufak banda takılırken, ağlamamak için alt dudağın ısırdı. "Çok canın yanıyor mu?" Lavin, onun içini rahatlatmak istercesine elini tuttu hemen. -Yanıyor." Diye itiraf etti dudaklarının titremesine engel olamayarak. Hem boğuk, hem çatallı çıkmıştı sesi. "Ama iyi olacağım." Bu sanki kendini de inandırmak istediği bir dilekmiş gibi fısıltıyla söylemişti. -Evran'a söylemek istedim ben aslında ama..." Kafasını hızla sağa sola salladı acı kahve saçlarından bir tutam yarasının üzerine düştü usulca. -Hayır hayır, söylemeyin. Onu da, sizi de çok uğraştırdım. Hem size karşı çok mahcubum." Eva'nın gözlerinde beliren merhametle gözlerinin dolmaması imkansızdı. Kahveleri buğulanırken ellerini sıkıca tuttu Çiçek. "Herkese yük oluyor gibi hissediyorum." -Sen bir yük değilsin Lavin. Benim arkadaşımsın." Zorla da olsa tebessüme zorladığı dudakları başarıyla kıvrılırken, baş parmaklarını Lavin'in ellerinde oynattı yavaşça okşar gibi. Sonra yeşilleri kızın bileğindeki morluklara takılınca, kalbi göğsünün içinde kabarıp kaburgalarına sıkışmışçasına acıyla bir nefes aldı. İkisi de başka hiçbir şey demedi. Onlar böylesine büyülü bir anı paylaşırken, hastanenin arka kapısında sigara içmeye çıkan Can telefonunu açar açmaz görüşüne giren bir el tarafından o arama kapatılmış, telefon hızla kapılmıştı. Kaşları hızla çatılırken, elaları karşısındaki kadının yüzünden önce belindeki silaha takıldı. -Siz kimsiniz? Verin telefonu." Eliyle bir hamle yaptığı anda Reva iki eliyle telefonu arkasında tutmuş çenesini dikleştirerek cesur bir adım atmıştı ona. Sinirle hamle yapacağı esnada dizine yediği ani iki tekmeyle sendelemiş arkasındaki duvara çarpmıştı istemsizce. -Şimdi sen buradan toz olup gidiyorsun o kızı da bir daha rahatsız etmiyorsun. Anlaştık mı?" Can karşı çıkar gibi ağzını açtığı anda yeşillerini dikti adama. "Ha o kız seni şikayet ettiğinde zaten edemeyeceksin ama olur ya senin gibiler bulaşır, yine ben eşeğimi sağlam kazığa bağlayayım." -Şikayet mi? Neden bahsediyorsun sen? Hem sen kim oluyorsun..." Reva, sesi yükselince birkaç kişinin dikkatinin onlara yönelmesine neden olan adama tüm içtenliğiyle gülümsedi bu sırıtma yalandan olsa da aldığı keyif gerçekti. -Reva Devran Karayev. Lavin Hanım'ın avukatıyım. Ha bir de müvekkilime saldırı girişiminde bulunmuş kişiyi uyarıyorum." Söylediğiyle yüzü ekşiyen Can'a karşı yeniden ciddileşti. Tıslar gibi dişleri arasından konuştu. "Şimdi polisleri buraya toplamadan siktir git. O annene de söyle, sana bir avukat bulsun." Telefonunu ceket cebine koyup göğsüne vururken gitme vaktinin geldiğini vurguluyordu. Annesi mi? Lavin'in avukatı mı?... Kaşları çatılsa da o anda orada durmasının hiçbir anlamı olmadığını anlayacak kadar kendindeydi Can. Sendeler adımlarla arabasına giderken ara ara omuz üzerinden Reva'ya bakmayı ihmal etmedi. Gözden kaybolduğu anda yüzündeki o kibirli ifadenin yerini koca bir hüzün kapladı kızın. Ondan şimdilik kurtulsalar da bu pisliğin Lavin'in peşini bırakmayacağı kesindi. Ne gariptir ki, Can'a dışardan bakan birisi onun eşine böyle bir şey yapabileceğini hiç düşünmezdi. Ama yapmıştı. Lavin'in öne düştüğü anda bileklerinde gördüğü morluklar dizlerindeki sıyrıklar Reva için tanıdık bir yaranın gözle görülen kabuklarıydı. İçi ürperirken, dişlerini sıktı. Tam o anda görüşüne giren Kuzey hızla kendisine yaklaşırken güçlü kollara atıverdi kendini. Reva'nın çözüldüğü anları hissederdi Karayev. Kimsenin görmediği bir buz katmanı olurdu kızın, o bakışlar donuk hal alır dudakları sıkı sıkı bastırılırdı birbirine. Sonra yeşiller uzaklara giderdi, çok uzaklara. Kuzey, Reva'nın ziyaret etmesi gerektiği acıları olduğunu biliyordu. Kız sık sık o acıların mezarlığını sular, otlarını ayıklar sonra Karayev'in toprağı avuçlarından silmesine izin verirdi. -İyisin nova." Söylediği takma isme gülümser gibi oldu Reva. -İyiyim şimdi." Eva'nın aradığını anlamak için telefonunun ekranına bile bakmasına gerek yoktu. Cevap vermeden Kuzey'in beline sarılarak adamla birlikte içeri girdi hastane kapısından. -Arkadaşı iyi mi Eva'nın? Eve gidebilir miymiş?" Sorduğu sorunun cevabını almak ister gibi yüzüne bakarken asansörü çağırmıştı. Koridordaki birkaç kişinin bakışları ikisine dönerken ne kadar büyüleyici göründüklerinde habersizlerdi. Reva'nın Kuzey'i saran elindeki pusulayla adamın onun omzunu kavrayan elindeki dövme birbirilerinin eşiydi. Tıpkı ikisi gibi. Simsiyah giyinmişlerdi ve tek renk Eva'nın sapsarı uzun saçlarıydı. -Bilmem, Rüzgarlar bekliyordu." Asansörün kapıları kapandığında yalnız olmalarına sevinerek ona daha da sokuldu sarışın. "Karayev." -Bebeğim." Hitabıyla Can'a duyduğu öfke huzurla bastırıldı. Geçmişin yarasına bir bandaj daha sarılıverdi hemen. -Lavin'i bizimkilere götürelim mi? Yalıya? Hem ona iyi gelir hem de kıza göz kulak oluruz." Reva'nın saçlarını taradı parmaklarıyla geriye doğru. -Sen nasıl istersen." Kuzey yabancılara karşı hep temkinliydi. Ne zaman yemeğe aile dışında birileri katılsa yerinde dikelir o insana karşı her an tetikte olurdu. Ama Reva bir şey rica ettiğinde o yanını törpülemek zor olmuyordu, hele birebir tanışmadığı bir kızı evine davet ediyorsa bunun mutlaka mantıklı açıklaması olmalıydı. Kadınını sorgulamadı. Birlikte el ele girdikleri hastane koridorunda Rüzgar'ın odanın kapısını açtığını görmüş, bahsettikleri kız Çiçek'in kolunda yavaşça dışarı çıkmıştı. Çıplak ayaklarına geçirdiği hastane terlikleri ve üzerindeki geceliği kısmen kapatan bir beyaz önlükle öyle dağılmış görünüyordu ki Kuzey göz ucuyla Reva'ya baktı hızla. Yeşiller önce yine kayboldu o ormanda sonra hemen süzülen ışığı takip edip kurtardı kendini. -Lavin!" Canlı sesiyle kızın sıçramasına neden olurken gülümsedi kendisinden beklenmeyecek bir samimiyetle. "Reva ben." Lavin hızla kirpiklerini kırpıştırarak baktı elini uzatan sarışına. Önce Eva'ya sonra yeniden ona çevirdiği kahveleri ilk başta şokla açılmış, sonra normale dönmüş, döner dönmez de hemen elini tutmuştu Reva'nın. Bileğindeki halka şeklinde morluk kadının yeşillerine takıldı. "Eva'nın...ablasıyım. Rüzgar'ın da üvey ablası." -Lavin ben de memnun oldum." İstemsizce Rüzgar da kendini tanıtma şekline gülünce hemen bir tekme savurdu adama. Böyle söyleyince kulağa tuhaf gelmişti sahiden! -Ne gülüyorsun ya? Yalan mı? Yani Lavin sana uzun uzun anlatırdım ama ben diyorum ki seni biz bi yalıya götürelim." Lavin, dudaklarını araladığı anda ellerini kaldırdı havaya. "Bitirmedim!" Kuzey, onu desteklercesine kalçasının yanına yerleştirdi iri elini. "Malumunuz yılbaşı yaklaşıyor!" -Daha bir ay v-" Eva'ya gözlerini belerterek baktığında kız hemen fermuar çekme işareti yapıp hayali anahtarı arkasına atmıştı. -BİTİRMEDİM YA. Neyse demem o ki sen de bizimle gel. Hem ağaca yardım edersin malum iç mimarsın hem de iyi olduğuna emin olana kadar biz de yanında olalım. " O cevabını veremeden Çiçek araya girdi bu sefer. -Ablacığım bittiyse girebilir miyim?" Reva başıyla onaylarken devam etti hevesle. "N'olur kabul et Lavin hem içim hiç rahat etmez, ben seninle gelirdim ama o eve şimdi dönmemen senin için daha iyi. Hı, ne dersin? Birkaç güncük sadece." Kız sorar gibi önce Reva'ya sonra Rüzgar'a en son da Kuzey'e baktı sanki izin alır gibi. Neden sonra başını salladı usulca. -Peki. Ama şey benim telefonum... Kırıldı da." Reva, deri ceketinin cebinde bardan çıkan bir çalışanına ait olan telefonu kıza uzattı hemen. -Bir çalışanımız işten çıktı telefon boşta şuan istediğin gibi takıl. Aileni falan arayacaksan eğer.." Lavin, Peyda'nın numarasını hatırlamaya çalışırken mırıldandı. -Hayır, arkadaşımı...Peyda'yı arayacağım. Çok teşekkür ederim." Hepsi sessizce çıkışa yürürken, Reva kendine küfretmeyi ihmal etmedi. Kızın yalnız olmasıyla canı daha da sıkılırken, ne yapabileceklerini düşünüyordu. Aslında Evran'ı arayıp alabildiği kadar bilgi almak istiyordu ama Rüzgar bunun iyi bir fikir olmadığına ikna etmişti onu. Hava gittikçe kararırken kızın sonuç belgelerini almış Devran yalısına doğru yola çıkmışlardı. Yağmur hafif çiseliyor arabanın camlarından aşağı süzülüyordu. Yalının tanıdık yoluna girdikleri sırada Peyda hala Can'a saydırmaktaydı. Lavin olayı üstü kapalı anlatmak zorunda kalmıştı ama arkadaşının her şeyi anladığını biliyordu. En azından Can'ın kavga çıkarttığını anlamıştı... Olayı detaylı anlatmak Evayla bile yapamayacağı bir itirafın kapılarını aralamak demekti ve hiç kimseye o kadar açılamazmış gibi hissediyordu. Bacaklarını istemsizce birbirine bastırdı sıkı sıkı. -Yalnız kalmayacaksın!" dedi Peyda sinirle nokta koyar gibi. -Yalnız değilim. Eva ve Rüzgar yanımda, yalıya geldik şimdi. Onlarla kalacağım bugün." İçi rahatlayan kız derin bir nefes alıp göğsünü sıvazladı. -Ohhh! Ay Allah razı olsun onlardan. Tamam ben sizi tutmayayım o zaman.  Haber et ama bana olur mu? Ben hemen geleceğim yanına iznimi ayarlayıp. Selam söyle herkese!" Kameraya Çiçek de yaklaşarak el salladı kıza ve Peyda gülümseyerek öpücük yolladı ikisine de. -Görüşürüz canım." Telefonu kapattıklarında Eva, parmağıyla işaret etti çam ağacı taşıyan iri yarı adamı göstererek, Lavin'in yüzündeki hüzünlü ifadeyi yok etmek için dikkatini dağıtma çabasıydı bu. -İlk Tunayla tanışacaksın sanırım." Neyse ki Lavin'e arabadaki yedek ayakkabılarından ve kabanını vermişti de alnındaki dikiş haricinde soru yağmuruna tutulacağı bir durum yoktu. "Rüzgar'ın üçüzü." Devranların kalabalık olduğunu biliyordu ama çocukların üçüz olduklarını bilmiyordu kaşları havalandı şaşkınlıkla. -Ya siz nerede kaldınız? Eşek kadar ağacı tek başıma taşıdım." Alnındaki teri elinin tersiyle silerken arabasından inen Reva'ya söyleniyordu bu iri yarı adam. -Ağaç senden büyüktü." Dedi kız ama soktuğu lafı anlaması anca Reva yalının taş yolundan kapıya doğru yürürken gerçekleşmişti. -Bana eşek mi dedi o? Neyse en azından Karayev'i getirmiş de şimdi diğer ağacı da o taşır." Kuzey, ona aldırmadan ağaca yönelirken Acar adamın omzuna vurmuştu. "Bana ne ya bu yeni yıl ruhunun yükü niye tek benim geniş omuzlarımda?" -Abartma." Dedi Rüzgar üçüzünün bakışları sonunda Lavin'e kayarken. "Misafirimiz var." -Tıh. Olmaz. Elf kontenjanı doldu." Kızın boyunun kısalığına vurgu yaptığı espiriyi duyan Elvin ensesine vurunca yalandan inledi. "Al işte, sana demedim anne ya sen Mrs Clausesun." -Ay Tuna çok konuşma hadi daha süsler var içeri taşınacak. Hadi bakiyim hadi! Rüzgar sen de al şu kutuları oğlum." Onları hemen yolladıklarında Tuna hala söyleniyor Rüzgar da verilen görevi uygulamaya koyuluyordu. Canlı kahveler hemen Lavin'i buldu. "Hoşgeldin, Elvin ben Lavinciğim, methini çok duydum." -Ho-Hoşbuldum Elvin Hanım." Kabanın altından giren soğuk bedenini titretirken kadın sıcacık eliyle tuttu buz kesen parmaklarını. -Üşümeyin hadi içeri geçelim." Çiçek'i öpüp kızın koluna girerken Lavin'in elini de bırakmamıştı. Kendini küçük bir çocuk gibi hissetti Lavin. "Çok güzel sıcak çikolata yaptı Tutku. Bayılırsınız." Cümleyi özellikle Tuna'nın yanından geçerken fısıldayarak söylemedi onları gülümsetti. Ailedeki obur o olmalıydı. (Doğru tespit Lavo.) Çocuklar ortada koşuşturmaktan vazgeçip oyun odasına geçerlerken Rüzgar'ın diğer üçüzü Aden onunla birlikte misafir odasına çıkmış, Eva'nın önceden haber verdiği belli olacak ki rahat bir pantolon ve uzun kollu bir trikoyu yatağın üzerine bırakmayı da unutmamıştı. Ayağına geçirdiği panduflar bileklerini sıcacık yaparken, başını içeri uzatan Tutku'ya kaydı gözleri. Koyu saçlarını tepesinde toplamış meraklı koyu kahvelerini kıza dikmişti. -Selam! Sen Lavin olmalısın!" Parmaklarıyla trikonun uçlarını çekiştirirken bileklerindeki morluğu kapattı. "Evran bahsetmişti senden." Duyduğu isimle ne diyeceğini bilemezken bir süre dudakları şaşkınlıkla aralık öylece kalıverdi. "Evinden dolayı canım! Mükemmel olmuş bu arada." -Ah doğru. Teşekkür ederim. Çok sevindim beğenmenize." Tutku, tüm içtenliğiyle gülümserken odanın kapısına doğru Lavinle yürümüş kızın yavaş adımlarına uyum sağlamıştı. "Siz de Tutku olmalısınız. Aden bahsetti de." -Sizi bizi bırakalım canım. Tutku diyebilirsin direkt. Zor bir gün geçirmiş gibisin.” Kaşlarını kızın alnındaki dikişi göstermek ister gibi kaldırınca parmak uçlarıyla ufak banda dokundu Lavin. -Öyle de denebilir. Aslında eve geçecektim ama Reva abla ısrar etti.” Merdivenleri indiklerinde ağaç süslerinin olduğu son koli de içeri girmiş Elvin dış kapıyı kapatarak sızan soğuğun önünü kesmişti. Birlikte salona girdiklerinde Lavin de büyük kırmızı topları sırayla merdivene çıkan Tuna’ya ve eşi Ece’ye uzatmaya başlamıştı işin ucundan tutmak adına. -Yarın amcamlar da gelecek! Onlarla da tanışırsın.” Dedi Tuna babasına bir bakış atmadan evvel. “Malum birilerinin aksine adam karısını ve çocuklarını kayağa götürüyor.” Acar, Lavin’e içtenlikle gülümseyip bir baş selamı verdikten sonra oğluna dik dik baktı. Kızlar için getirdiği atıştırmalıkları bej orta sehpanın üzerine bırakmıştı, Rüzgar kupalardan birini Lavin’e uzatırken, Aden de özenle hazırlanmış kanepe tabağını kapıp kızın yanına geldi. -Ulan it sen demedin mi evde olalım süsleme işleri en keyiflisi diye!” Hepsi söylediğine gülerken, Tuna geriye doğru büktü bedenini yay gibi. -Ben ışıklardan bahsettim. Hem tüm işler niye bana kaldı? Şu Alp’i Evran’ı falan getirin dedim size. Getire getire minicik kızı getirdin yardıma ulan Rüzgar!” Hemen bir kanepeyi kapıp ağzına tıkıştırdı ve Lavin’in elindeki süsleri aldı. -Evran gelir birazdan. Hediyeleri bırakacaktı. Yılbaşında yurtdışına çıkacak malum.” Tutku’nun söylediği üzerine Tuna’nın oğlu koşturarak içeri girdiğinde Lavin’e kaçamak bir bakış atmıştı hemen. Kızı gördüğü anda kızaran yanakları sırılsıklam olmuştu terden. -Dedeğğğğ Evran ağabeyin arabası geldi bi tur bineyim sen söylesene!” Acar, çocuğun saçlarını karıştırıp babasına doğru itekledi hemen. -Dur bakalım önce ben bi bineyim ne bu acele.” Torunu hemen koşarak kapıya gittiğinde Evran çoktan salona girmişti bile. Gözlerinin ilk odağı sessizce elindeki kanepeyi yemeye çalışan Lavin oldu. Kaşları kızın neden burada olduğunu anlamlandıramadığı için hemen çatılırken, kucağındaki en büyük hediye paketini alıp çalkaladı ufaklık, dikkatini dağıtmayı başarmıştı. -Ne aldın bana?” Recep adamın kalan hediyelerini içeri taşırken ağır adımlarla yanlarına gelen Evran’a bakmamaya özen gösterdi Lavin. Sanki her şeyi bir bakışta anlayacakmış gibi gözlerini kupasındaki çaya dikti. Tutku, gülümsememek için tutmuştu kendini. -Açınca görürsün.“ Sırayla Elvinle Acar başta olmak üzere herkesle tokalaşıp selamlaşırken en son Lavin’in yanına gelmiş kızın beline belli belirsiz dokunarak yanağına eğilmişti. “Lavin.” -Evran.” Onun koluna tutunarak selamına karşılık verirken ikisi de öyle gergin gözükmüştü ki aralarındaki bu hava herkes tarafından hissedilecek denli somut hale gelmişti sanki. Bal rengi gözleri kızın alnındaki dikişlere takılırken, Tutku araya girdi hemen. -Lavin, siz isterseniz Evran’a da çay alın. Mutfağı biliyorsun, hem Nesrin abla sana çok güzel kurabiyeler yaptı onların da tadına bakarsın.” Ne yaptığını anladığı için gözlerini kısan adam uzun uzun kıza bakınca , omuzlarını kaldırıp indirdi sinir bozucu bir sevimlilikle. “E hadi.” -Peki.” Lavin, yüzüne bakmamayı sürdürerek elindeki kupayı sehpaya bırakıp çıkışa yürürken attığı yavaş adımlar Evran’ı gitgide daha da kuşkulandırmıştı. Mutfağa girdikleri anda bütün çalışanların yılbaşı için getirilen dekorları oraya buraya götürmesinden dolayı çayı daha dolduramadan başbaşa kalmışlardı bile. -Kaşına n’oldu?” Tam tahmin ettiği gibi. Lavin başını sıkıntıyla omzuna doğru yatırdı saçı yaranın üzerini kapatırken. -Sadece düştüm." Dolu kupayı Evran’a uzattığında, adamın ne ara yanına geldiğini anlamadığı için sıçradı bir an. Aslında öyle yorgundu ki, en çok da derin bir uykuya ve onu sorgulayan herkesten her şeyden uzak olmaya ihtiyacı vardı. Özellikle Evran her şeyi bu kadar hızlı çözüyorken en çok ondan uzak durmalıydı. -Sadece düştün." Evran cümleyi tekrar etti olayı çözmeye çalışan dedektif edasıyla. “Ve kafanı bir yere çarptın. Bileğini burktun?” Aralarında kısa bir sessizlik oldu. Lavin gözlerini önündeki kurabiye tepsisine dikti, zencefilli adam şeklindeki kurabiyeleri üst üste dizerken sıradan bir konuymuş gibi omuz silkti. -Öyle oldu. Sen nasılsın? Ben şirkette olursun sanıyordum.” Evran'ın çenesi kasıldı ama bunu görmemişti kız, önündeki kurabiyelerden birini ikiye kırıp uzattı ona. -Bugün değil." Ses sert tonuna rağmen kızın uzattığı kurabiyeyi alırken, içerden gelen kahkaha sesleri onların bu kasvetli ve gergin haline hiç uymuyordu. “Seni burada görmeyi beklemiyordum.” -Ben de burada olmayı beklemiyordum. Ama Reva ablayı kıramadım.” Ağzına aldığı kurabiye parçasını yavaşça çiğnediği sırada Evran’ın temasıyla kaskatı kesildi. Uzun parmaklar dikişleri kapatan üç şerit bandın üzerinde gezinirken, söylendi adam. -Ne olduğunu anlatmayacak mısın?” Bugün kimsenin ona dokunmasını istemediği için geri adım attı hemen. Düzelmeye ihtiyacı olmayan perçemini kulağının arkasına ittirip kaçamak bir bakış attı Evran’a. Bu hareketi onu afallatmıştı, tüy gibi değen parmakların yavaşça inmesinden anlamıştı. Başını yavaşça tersi yöne çevirdi Lavin dolan gözlerine engel olarak. Can’ın söyledikleri aklına geldikçe kalbi sıkışıyordu. -Endişe etmene gerek yok Evran. Ben iyiyim, sadece düştüm o kadar.” Evran'ın bakışları sertleşmedi. Ama yumuşadı da, sanki sonlandırması gereken bir deneyin kobayı gibi dikkatle inceledi Lavin’i, canını acıtmamaya özen göstermedi haliyle. -Can’ın haberi var mı?” Bir kumar oynayarak ortaya attığı soruya karşın beti benzi atan kıza daha dikkatli bakıyordu şimdi. Renk vermemek çok zordu, kalan son parça kurabiyeyi güç bela ağzına attı Lavin. O ufacık figür dilinde büyüdü, büyüdü, lokması yutması güç bir taşa döndü adeta. -Olmasına gerek yok. Bu seni de ilgilendirmez ayrıca.” Hırçın tavrına karşı dudak büker gibi olsa da cam servis tabağının kapağını kapattığı sırada Lavin’in açılan bileğine takıldı kahveleri. Bileğindeki morluğa tepkisiz kalmaya çalışırken kupayı tutan parmakları daha sıkı sarmıştı seramiği. -Lavin!” Aniden mutfağa giren kişi Tutku’dan başkası değildi. “Eğer biraz uzanmak istersen duş da odan da hazırmış! Malum uzun bir gün oldu. İstersen akşam yemeğinden önce dinlen biraz.” -Çok iyi olur. Teşekkür ederim Tutku.” Kıza tüm içtenliğiyle gülümserken yanına gelen Tutku onun kolunu sıvazlamış, Lavin başını eğip sessizce mutfaktan çıkarken tüm ilgisini Evran’a yöneltmişti. Şimdi inceleme sırası ondaydı, dudaklarındaki kibirli tebessümü kupanın arkasına saklayarak büyük bir yudum alırken adamın elindeki yarım kurabiyeyi tezgaha bırakmasını ve çayını alıp arkasını dönmesine dayanamadı. “Hop hop! Ne o, kaçıyor musun?” Bakışlarındaki meydan okumaya göz devirdi adam. Zaten gördüklerini anlamlandırmaya çalışıyordu bir de bunu Tutku’nun önünde yapmak hayli zordu. Öyle ya psikoloğu olan bu cadı ona kök söktürürdü şimdi! -Kaçmıyorum.” Dedi kendini bile şaşırtan ani bir karar alarak. “Yemeğe kalıyorum bir sakıncası yoksa.” -Yok canım yok…” arkasını dönen Evran’ı durdurmak için ekledi. “DAAAAA.” Hızla yanına gelip kupayı adamın elinden almış ve onu alt edecek cümleyi hemencecik kurmuştu. “Sen çay içmezsin, kahve orada.” İçinden kahkaha atmak gelse de sadece bilmiş bir gülümsemeyle yetinip çayını höpürdeterek içerek Evran’ı karmakarışık hislerle bırakmıştı. Elindeki kupayı lavabonun içine bırakırken, sıkıntılı bir nefes aldı adam. Gittikçe içine çekildiği bu girdap, kurtulması imkansız hale gelmekle yetinmiyor onda dayanılmaz bir merak uyandırıyordu aynı zamanda. Hem Lavin’e ne olduğunu bilmesi gerekiyordu hem bu isteği neden duyduğunu sorgulamamak… İkisi bir anda olamazdı. Bu yüzden ani bir karar alıp yalıyı terk etmeyi düşünürken, Lavin’den uzak durması gerektiğinin de farkındaydı. Ama kaçtığı yollar yine ona çıkacaktı. **** Böyle böylee. Bölümün devamı gelsin miiii. Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için, INSTAGRAM: tutkudevran Kendinize çok iyi bakın. Ve çoook ama çoook, Sevin,sevilin.❤️❤️❤️

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

17. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.