İçeriğe geç

Kimin Bu Anılar

Bölüm 8 · 15 dk okuma

Kimin Bu Anılar

Bölüm 8

Âsa Ve Karınca

Merhaba sevgili dostum. Benim için berbat olarak nitelendireceğim yıl sonunda bitti. Bu gün Ocak'ın biri. Yeni başladığım bu hayatta akışta bir şeyler henüz değişmese de, bir gün iye gideceğine eminim. Gece herhangi bir eğlence ve ya farklı bir şey yapmadım, uyudum. Daha önce bir kaç kez güzel yıl başı kutladım bende. Arkadaşlarım ile oturur sohbet eder, bir şeyler yer, içerdik. Benim için iyi girdiğim halde kötü geçen onca yıla rağmen, bu yıl hiç bir şey yapmadım. Yılın nasıl geçeceğinin nasıl girdiğimle alakası nın olmadığını öğreneli çok zaman geçti. Bu benim bu yıl vereceğim kararların, beni neye yönlendireceği ile alakalı. Ne kadar sağlıklı kararlar verebiliyorsanız o kadar sağlıklı bir hayat yaşıyorsunuz demektir. Aman benim sağlıklı olanı diğerinden ayırt etme şeklim bile farklı olduğundan, bende kendimce sağlıklı kararlar verdiğimi sanırım hep. Ama kararın neticesine baktığımda çok da yerinde olmadığını anlarım. Bu verdiğim kararlardan hayati pişmanlıklar duyduğum anlamına gelmez tabi. Çünkü en azından benim şimdiden tecrübe edindiğim şeyleri bir çok yaşıtlarım daha yaşamadı, bunu da görüyorum. Onlara göre belki de yaşadığım bu rezil hayat, benim için onlardan bir adım daha önde düşüne bilmemi sağlamıştır hep. Kendim hariç bir çok insana sağlıklı tavsiyeler verir, sorunları çözer ve bazen insanlara iyi geldiğimi düşünürüm. Ama dediğim gibi kendim hariç dostum.
Bu yıl Selim abi ile gireceğimiz yeni hayata çoktan hazırım. Dün gece de telefonda uzun uzun konuştuk, o da buna hazır ve umutlu. Belki de bu güne kadar beni toparlayıp, destek olacak kişi odur diye düşünüyorum. Dün gece uyumadan önce Selim abi ve Onur' la konuştum. Sonra bir şeyler yiyip uyudum. Pazar olduğu için çalışmıyorum, o yüzden 10 a kadar uyudum ve uyanıp bir kahvaltı yaptıktan sonra çıktım. Şimdi bağ evimdeyim Muhammet abi ile oda da oturuyoruz. Şermin teyzeleri görmek iyi geldi. Onlara büyük değer vermeye başladım. görünce mutlu olduğumda farkettim bunu.
Dur kısa kısa bir kaç yıl başı anımdan bahsedelim, hem bu şekilde o anda yanımda olan insanları da tanıştırmış olurum sana. Onlara daha sonra değineceğimi hissediyorum ama bu günden biraz anlatmak ön hazırlık sayılabilir. Ama önce başlarda verdiğim kısa bilgide belirtmediğim yılı bir belirtelim 2023 e girdik dostum. Şimdi kısaca anlatacağım anılarıma gidelim ve bir kaç eski dostu tanıyalım.
2020 ye Emir abi ve Onur' la girdik. İkisi ilede liseden beri tanışıyorum. Onur sınıf arkadaşım Artvinli. Gerçekten tanıdığım en saf ve en temiz arkadaşım diye bilirim. Ama onunla asla hakkettiği gibi bir dostluk kurmadık, çünkü benim o zamanlar aşırı neşeli ve hareketli olan kişiliğime karşın, o daha sakin ve sessiz biriydi. Ama yine de çok iyi anlaşırız, yurtta beraber kalırdık. O ve ben uzak olduğumuz için eve sık sık gitmezdik ve yurtta çok az kişi kalınca ben genelde onların odaya giderdim ve beraber uyurduk. O zamanlar şimdi komik gelse de, ben cinlerden karabasandan falan korkardım. Gelçi bir ben değil yurdun tamamı korkardı. Çünkü bir çok ergen kafayı aynı yurtta yatılı bırakınca çeşitli korku hikayeleri bir anda gerçeğe dönüşürdü geceleri. Hayal gücümün de etkisi ile duyduğum en ufak sesi paranormal sayar ve varlık dışı olduğuna inanırdım. Neyse, benim tuttuğum ve sonradan Emir abi Onur ve Emir'in kuzeni liseye giden Mert ile bu evde yaşıyorduk. O yıl başında da yine ben ne yaptım hatırlamıyorum ama sanırım bir şeyler hazırladım ya da aldık ve oturup güzelce sohbetler edip yiyip içtik.
Onurun hayalleri genellikle ilk adım atmayı gerektirecek ve bir kere başladıktan sonra da biraz kararlılıkla heyecanlı ve hareketli geçecek bir yaşama uluşmaktı. Ama asıl önemli olan o ilk adımı atacak cesaret ve kararlılığı tam manası ile gösteremiyordu .
Emir' in hayalleri ile arasında daha çok parasal sorunlar vardı. Onun hayalleri daha sağlam garantili ve standartları yüksek bir hayattı. Ama o, kendini gerçekten güzel ifade ederdi. Emir abi ilede lisede tanıştık. O bizden bir sınıf üstteydi, son sınıfı da bitirip gitti. Benim için iyi arkadaş olabileceğim gözü ile baktığım Emir, beni hiç de sevmedi. Ve uzun sürmeyen kısa süreli bir arkadaşlık yaşadık lisede. Ama o çıkıp gidince geriye birkaç küçük anı kaldı. Ardından üniversite ye geçtiğimde Kafkas Üniversitesi yetenek sınavına girdi. Ve bir yıl boşta kalmayı tercih edince, bizimle aynı yıl burada sınavdaydı, görünce şaşırdım. Çünkü o gerçekten yetenekliydi, bir yıl açıkta kalmasını geçtim, Kars 'a gelmesi Emir için tuhaftı çünkü o buraya mecbur değildi. Sonralarda sevgilisi için burayı tercih ettiğini öğrendim tabi. Sınavın nasıl geçtiğini, kimlerin olduğunu veya sınavla ilgili sonradan yaşananları bir gün anlatırım. Çünkü bunlarda önemli, ama ben birinci Emir de ikinci olarak girdik. Onu gerçekten tebrik ediyorum. Emir ile ilgili biraz daha konuşmak istiyorum. Çünkü onunla ilgili anılarıma biraz değinmek iyi geldi dostum. Lisede küçük olan anılarımız aynı sınıfa girince zamanla gelişen samimiyetle arttı hemde yadsınamaz şekilde. Onunla ilk yılın yarısına kadar çok samimiydik, sonra küstük, sonra uzun bir süre sonra barıştık ve aynı eve çıktık. Çok anı paylaştık, birbirimiz hakkında en derin duygularımızı saklamadan anlattık. Beraber ağladık, güldük. Beraber yoklukta çektik varlıkta, ama iki arkadaşın paylaşa bileceği bir sürü anı paylaştık. Bizi yan yana görmeyen diğerini sorar oldu. Onun sayesinde lisede çok da samimi olmadığım sevgilisi Hanife ilede dostluğumuz gelişti. Sonra aslında anlatmaya başlasam çok çok uzayacak sayısız ortak anı yaşadık. Ve bir şekilde olgun bir birey gibi düşüne bildiğini sandığım bu insanla, şimdi düşünse kendini utandıracak sebeplerden dolayı küstük. O benle küsünce Hanife de küstü. Şimdi bakıyorum da o kadar çok acıdımki bize, ufacık çocuk kafalarımız yüzünden kafalırımızdan söküp atamadığımız halde zorla uzaklaşmayı seçtik. Aynı sınıfta olduğumuz halde birbirimizin yüzüne bakmaz, aynı cevapları vermez, aynı şeylere gülmez olduk. Zaman zaman ortak hayaller kurduğumuzu unuttuk. Fikirlerimizin, ideallerimizin birbirine yakın olduğunu silip attığımızı sandık. Bence Emir bunda daha başarılı oldu, çünkü ben şu an düşününce beni derinden üzen bu arkadaşı, insan kaybını hep hatırladım. Her zaman onu hatırlatacak ufacık anlarda dostluğumuza üzüldüm, ama o kolay bir şekilde silip atabilmişti. Bu açıdan tekrar tebrik ediyorum. Bir kaç kere tekrar iletişime geçmek için deneyimde bulundum, ama yanıtsız kalınca ben de vazgeçtim. Şimdi ikimiz iki ayrı yabancıya dönüşmüşüzdür. O ayrı bir insan oldu, ben ayrı bir insan. Çok başka hayatlar yaşıyoruz, ya da bana öyle geliyor. Ben bambaşka bir yol seçtim. O okudu, üniversitede yaptığı resimlerine sık sık baktım ve beğenimin kat ve kat arttığını söyleyebilirim. Hanife ile ilişkileri ilerlemiş bunun haberini mutlulukla aldım. Onların hakkında gelecek iyi haberlere hep merakla yaklaştım. Ama şu anda iki farklı insana dönüşen bu iki eski dostun, daha önce anlattığım birkaç dostluk hikayesine ne kadar benzediğini, üzülerek seyrediyorum dış bir göz olarak. Emir'den bu kadar uzun bahsetmemin sebebi budur. Daha sonra belki birkaç kez daha değinirim. Bitmiş olan dostluğumuz burada birkaç hafızada daha küçücük bir yer kaplasın istemiş olabilirim. Ama unutmayı seçenler için, yapacak bir şey yoktur.
Onur ile olan arkadaşlığımız hala devam ediyor, ona yine değinirim.
Bir diğer yılbaşı anımla devam etmek istiyorum. 2021'e sözleşmeli er olarak girdiğim askerlikte 16 günümde girdim. Corona olabilirim ihtimaline karşı karantina bölüğündeydim. O gün hastaneye çıkmıştım, test yaptırmıştım. Akşam yılbaşı olacağı için de, birkaç abur cubur almış ve odada yalnız oturup yemiştim, sonra da uyudum. Sözleşmeli erlik sürecime dair hatırlamak istemeyeceğim bir sürü anım olduğu için, orada gerçekten sevdiğim birkaç arkadaşımdan da başka bir sefer bahsetmek isterim.
2022'ye girerken sözleşmeli erliği daha çok yeni bırakmıştım. Metin ile güzel bir alışveriş yaptık, birkaç içecek aldık ve evimize geçtik. Çok güzel yemekler yaptım. Metin'le yan yana iken ve hatta uzakken bile alkol içmediğimizi belirtmek isterim. Yıl başında da kola, gazoz gibi şeylerle soframızı güzelce hazırladık. Oturup çok sevdiğimiz bir film olan "Aile Arasında" yı izledik. Yemek yerken dışarıdaki havai fişek seslerinden yeni yıla girdiğimizi anladık. Ve uzun güzel bir sohbet ettik. Metin benim liseden kalan sayılı arkadaşlarımdan. Ama onun yeri biraz daha farklı. Çünkü o Kars'ta olduğum süreçler boyunca her an yanımdaydı. Ben veya o Kars'ta isek mutlaka yan yana olurduk. Anlatabileceğim sayısız anımız var. Umarım bunlara değinecek fırsatım olur. Hatta bir gün Metin'le bir araya geldiğimde anılarımızı birlikte kitap haline getirmeyi bile düşünebilirim. Bu kitap bittikten sonra yaşanacaklara garanti veremiyor olduğum halde. Dediğim gibi Metin Kars'taki çok çok özel olan birkaç insandan biri. Son zamanlarda onunla da yeterince görüşemiyoruz ama yine de bizim arkadaşlığımız mesafelere yenik düşmez diye düşünüyorum. Metin'le güzel bir yılbaşı geçirdik. Bizi birkaç arkadaşımız birkaç yere davet etti, biz de birkaç arkadaşımızı bizimle birlikte yılbaşına girmeye davet ettik. Bizim davet ettiklerimiz gelmedi, bizi davet edenlerde, en son bizi davet etti. Biz de en son çağrıldığımız yere gitmeyecek kadar aklı selim insanlar olduğumuz için, bu teklifleri reddettik. 2022'ye böyle girdim, berbat bir yıldı. Bu yıl yaşadıklarıma defalarca değineceğime inanıyorum. Sonuçta geçirdiğim onca yıla rağmen bu yıl beni sana ulaştıran şeyleri tetikledi. 2023 yılına nasıl girdiğimi zaten az da olsa anlattım. Arayan bir kaç arkadaşımla konuştum ve uyudum. Bu yıldan beklentilerim seni bunlara karıştırmayı pek istemesem de, şu anda başımızda olan iktidar Parti'nin gitmesi, ve yaşamaya devam etmek. İlki neden var ve bana neden bunu söyledin diye düşünüyorsan. İkincisi sadece beni ilgilendiriyor çünkü. Ama ilki, milyonlarca insanı ilgilendiriyor ve milyonlarca insanın hayatının iyi olması için ilk dileğimin bence gerçekleşmesi gerekiyor.
Benim sana anlatacaklarım bir yılbaşı gecesinde yaşanmadı ama zaman olarak yılın bu zamanlarına denk geldiğini hatırlıyorum. Hemde sırf bu olayın nihayete erdiğini görmek için birkaç beden değiştirip yinede o ortamdan ayrılmadığımı itiraf ediyorum. Orta Asya denilen bölgede bu günün Hazar Denizine yakın bir devletin, yüksek, dağlık bir bölgesinde, küçük bir köyü merkez edinmiş bir dergahın kapılarına gidiyoruz dostum.
Ben bu dergahın içindeki bir canlıyı kendime ilk merkez edindiğimde tercihimi bir karıncadan yana kullandım. Bu canlıyı seçmenin bir çok avantajından biri de tavanda, duvarda kısaca her yerde geziyor, dergahta yaşanan olayları gözlemliyordum.
Şimdi şu soruyu sorabiliriz neden bir bedene girmemiz gerek. Bunu şöyle izah edeyim bu belli aralıklar ile bir zorunluluk. Detaylı açıklamasını ilerde yaparım çünkü ademoğlu Adem sana güvenmeye başlamış olsada ben henüz en derin sırlarımı açamam.
Seçtiğim bir kaç karınca bedeni bazen zaman bazen de yolda yürürken üzerime basan bir ademoğlu yüzünden yaşanmaz hale geldiğinde, bulunduğum bedenden bir diğerine geçiyordum.
Dergahın şeyh-i Müslümanlık dinini gerçek mana da anlayan yer yüzünden geçmiş sayılı insanlardandı. Dergaha gelen her düşüküne, her yoksula kendi yemeğinden ikram eder, imaretinde sayısız insanın ve hayvanın karnı doyardı. İslam'ı yorumlarken herkes gibi cümleleri kıvırmaz, kesin ve mutlak konuşurdu. Duasını okurken tanrısının melekleri mekanın her yerinde ona eşlik ederlerdi. Onların duaları çok daha yürektendi tabii.
Biz çeşitli haşerelerin bu kutsal mekanda ne işi var diye soracak olursan. Bulaşıkları yıkayan ve şeyhin işe aldı kişi tarafından tabaklarda kalan kırıntılar ve ekmek parçaları ile beslenirdik. Onu Şeyh, uzak köy halklarından geldiğinde, bulaşık yıkamakla görevlendirmişti. Yaklaşık 12 koca yıldır bu adam sürekli neredeyse hiç kimseyle konuşmadan, şeyhinin verdiği işi yapıyordu. Bizleri de hatta dergahın etrafındaki çeşitli kuş ve hayvanları da bu adam besliyordu, tabaklarda kalan artıklarla.
Ama ben en çok Şeyhi severdim. Onun da çevresindeki birkaç müridini aşırı sevdiğini gözlemledim. Derken Şeyh hastalandı, bu bir yaz ortasıydı. Hastalandığını duyan ve methini duymuş birçok ülkeden, birçok şehirden ve köyden sayısız insan akın etti Şeyhin dergahına. Yaşından dolayı Şeyhin bu hastalıktan kurtulamayacağı kesin gözüyle görülüyordu. Bu yüzden insanlar son bir kez duasını almak ve yüzünü görmek için akın ettiler. Her yerden gelen yaşlı, genç ve onun da çok sevdiği müritleri ona ölmeden önce dergaha bir hoca seçmelerini söyledi. Şeyh Efendi son zamanlarda bastonla yürümeye başlarken kullandığı âsa sayılabilecek boydaki bir sopayı, yatağının başından alıp ortaya, yere fırlattı. Ve onun elindeyken kopuzunda yemyeşil bir yaprak duran bastonun yaprağı düştü. Aynı yuvada yaşadığım birçok karınca hemen bu yaprağın başına üşüştü. Hatta bazıları yemeye başlamıştı. Ben hayretler içinde odanın üstündeki kirişlerden birinde Şeyhin yüzüne odaklanmış ve dudakların arasından çıkacak her cümleye dikkat kesilmiştim. Konuştu ve "kim bu âsayı eline aldığında o yaprağı tekrar yeşertirse benim de varisim odur" dedi. Bunu söyledikten yaklaşık birkaç gün sonra öldüğünde, yılın bu zamanlarıydı. Şeyh öldükten sonra dergahta birçok iş eskisi gibi yürümeye devam etti. Yine insanlar gelip yemeklerini yedi, yine hayvanlar ve böcekler doydu, yine çeşitli sohbetler yapıldı. Ama hiçbirinde Şeyhin söylediği kadar derin manalar yoktu. Meleklerden de önemli eksilmeler yaşandı.
İlk önce odada bulunan insanlara verildi âsa. Tutan elinde bir dua okuyor, bir ağlıyor, bir secdeye gidiyor ama kimse bu âsayı yeşertemiyor, oradakilerden. Ardından bir çok yere haber salındı ve bu âsayı yeşertebilecek bir mürit arandı. Bir insan, bir nefer arandı sayısız yerden, sayısız insanlar geldiler. Gün gün duyan geldi, umudu olan geldi, seven geldi, aşık geldi, düşkün geldi, gelen geldi. Sonra Şeyhin ölümünün 1 yılının dolduğu gün, yani yine yılın bu zamanlarında kimse âsayı yeşertmeyi başaramamıştı. Binlercesine rağmen. O gün Şeyhi anmak ve hakkında dualar okumak için toplandılar. O odadaki herkes denemişti tabii ki âsayı yeşertmeyi. Burada bulunanların ve dışarıdaki sayısız insanın hiçbiri bunu başaramamıştı. Sonra iç odadan küçük bir çocuk geldi, elbiseleri yırtıktı. Sohbeti dinlemek için insanların gözüne çok da batmayacak bir yerde oturdu. Sonra o an konuşan eski Şeyhin müritlerinden genç yaşta olanı, küçük çocuğu âsayı tutmaya davet etti. Çocuk daha önce denemişti. Evet o bile, yine de Şeyhinin müridine uydu ve âsayı tutmak için insanların bakışları arasında müride kadar vardı. Âsayı tuttu, tahmin ettiğiniz gibi yeşertemedi. Çevredekiler hafif bir tebessümle başlarını öne eğdi. Mürit çocuğa yerine geçmesini söyledi kısık bir sesle. Çocuk müridin karşısına geçti gözlerinin içine baktı ve âsayı denemeyen, dergahta tek bir kişinin kaldığını söyledi. Herkes hayret etti. Odadaki herkes denemişti, köydeki herkes denemişti, kim kalmıştı, hiç kimse. Biz öyle sanıyorduk. Çocuk ağzını açtı ve bazılarını güldürecek bir kişiyi söyledi. Hiçbirimizin ismini bilmediği "bulaşıkçı" gülenler çabuk sustu, sohbeti anlatan mürit gerçekten denemeyen birilerinin kaldığını şaşırmıştı. Ona bakanlar hızla ciddiyetini topladı. Ve bulaşıkçı çağrıldı, sormak için.
Orada geçirdiğim yıllar boyunca bizi besleyen ve bütün bunlar yaşanırken benim bile varlığını unuttuğum bulaşıkçı içeriye girdiğinde, ben gördüğüm manzara karşısında, karınca bedenimi terk edip, tekrar saf bir enerji olarak, odada yerimi aldım. Bunu yapmamın sebebi bulaşıkçı içeri girer girmez odaya gökyüzünden meleklerin akın etmesiydi. Sadece melekler değildi gördüklerim. Tanrılarının katından gelmiş iyi ruhlarda vardı. Öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, ruh ve melekler aleminden. Bu şaşkınlığımı bir karınca bedenine hapsetmeyi kendime uygun görmedim. Bulaşıkçı içeriye girdiğinde o an o mecliste bulunan insanların birçoğu kalplerindeki kibiri belli eden nitelikte burun kıvırdılar. Bir tek sohbeti yapan mürit kalktı ayağı, bulaşıkçı müridin önüne kadar geldi. Odadakilere selam verdi ve müride kendisini neden çağırdığını sorar gözlerle baktı. Mürit ona ne zamandır burada çalıştığını sorup, daha önce âsayı tutup tutmadığını merak ettiğini söyledi. Bulaşıkçı yaklaşık 13 yıldır burada çalışıyordu. Ve daha önce âsayı hiç tutmamıştı söylediğine göre. Mürid ona onu kimin dergaha aldığını ve 13 yıldır ne yaptığını sordu. Bulaşıkçının cevabı beni olmasa da odadakileri hayrete düşürdü. Çünkü birçoğu daha onu ilk kez görüyordu. Bulaşıkçıyı yaklaşık 13 yıl önce Şeyh işe almıştı. Bitkin ve perişan halde dergaha geldiği gün, ona sadece bulaşıkları yıkamasını ve orada dergaha elinden gelen en iyi şekilde hizmet etmesini söylemişti. Şeyhinin verdiği görevi bir emir bilen mürid, 13 yıl boyunca bulaşıkları yıkamış, dergahın çeşitli yerlerinde temizlik yapmış, dergaha giren hayvanları, kuşları, bizim gibi börtü böceği beslemişti.
Mürit ona âsayı uzattı. Bulaşıkçı elini uzatıp âsayı tutmaktan imtina etti. Mürit ona âsayı almasını söyledi. Bulaşıkçı bunu yapamayacağını söyledi. Şeyhinin âsasına, o kimdi ki dokunabilecekti. Bu sözü üzerine gökten inen meleklerin sayısı kat ve kat arttı. Cismen bir yer kaplamayacak kadar küçülebilen ruh ve melekler odaya sığmaz, pencerelerden taşar oldu. Onların o manevi ışığını bu odada bulunan ademoğulları keşke görebilseydi. Ben bile küçülüp onlara yer açmıştım. Bu hayret verecek olayın yaşanacağı esnada.
Mürit ona ikinci kez âsayı tutmasını, bunun zamanında şeyhinin bir isteği olduğunu söyledi. Bulaşıkçı şöyle cevap verdi, "şeyhimin emri ise yaparız. " Âsayı uzanıp müridin elinden aldı. O âsayı tutar tutmaz birçok melek üstümüzde dönmeye ve sevinç çığlıkları atmaya başladı. Ruhlar için burası bir düğün yerine dönmüştü, benim içinse hayret verici bir an yaşanıyordu. Âsayı tuttu ve o kurumuş sopadan tıpkı eskiden Şeyhin elinde de olduğu gibi bir yaprak yetişti. Tam da kabzada. Bunu gören içerdeki insanlar, bazıları hayretten dilini yutacak oldu. Bazıları ağladı, bazıları bu kim olduğu bilinmeyen bulaşıkçının önüne gelip eteklerine kapandı. Mürid olduğu yerde diz çöktü. Bulaşıkçı etrafına şöyle bir baktı, bunun yaşanıyor olması onun için çok hayret vericiydi. Ama bir şey onu daha şimdiden kızdırdı. Önünde diz çöken ve eteğine kapanan bu insan topluluğu ona bir tanrı muamelesi yapacak oldu ki, şeyhi buna asla izin vermezdi. Ayağa kalkmalarını ve sohbete başlamayı teklif etti. Bu teklifi üzerine manevi alemdeki melekler ve ruhlar sükun içinde kendilerine yer seçtiler. Tıpkı şeyhin olduğu günlerdeki gibi sayıları kat ve kat artmıştı, bir gün öncesine göre. Bulaşıkçı elinde âsa ile, müridin de işaret etmesi üzerine şeyhin eski yerine oturdu. Herkes ağzından çıkacak bir lafı bekliyordu. Bizler de dahil. Bulaşıkçı konuşmaya başlar başlamaz odadaki her varlık şeyhin bu bedende yeniden döndüğünü sandı. Çünkü neredeyse onun sesiyle ve onun bilgeliği ile konuşuyordu bu bulaşıkçı. Sohbet bitti şeyhlerinin ölüm yıl dönümünde onun anısına dualar edildi ve yeni şey kısa zamanda tüm diyarlarda duyuldu. Onu da görmek için sayısız insan akın etti. Yeni Şeyh de önceki gibi dergahında sayısız insanı, hayvanı kuşu doyurdu. Çok büyük hayırlar işledi. Bu dünyadan tanrısının sevgisini kazanmış bir Şeyh olarak göçtü bizim düşkün bulaşıkçı.
Gelelim bu eski bulaşıkçı ve yeni Şeyhin, tıpkı eski Şeyh gibi nasıl konuşup, nasıl bu kadar bilgili olduğuna. Tabii ki bunun bir sebebi vardı. Öyle içinde iyilik olmayan, bilgi olmayan, ruhu boş olan bir insanın böyle bir mucize göstereceğine inanmış olamazsın. Sebebi şudur sevgili dostum. Bunu ben daha önce fark etmedim ama bulaşıkçının anlattığına göre o dergaha katıldığı ilk gün, Şeyhinin ona verdiği emirle bulaşıkhaneye girmişti. Ama gündüzleri çalışıp gece iş kalmadığında, Şeyhi uyumadan önce ondan dersler almıştı. Bu Ş1eyhinin yanında çalıştığı 12 yıl böyle sürmüştü. Her gece aksatmaksızın Şeyhinin yanına gitmiş, ondan ve bilgisinden faydalanmıştı. Gündüzleri bulaşık yıkarken içinden Şeyhinden öğrendiklerini tekrarlamıştı. Ve kendince gerçek manada bilgiye ve ilme ulaşmıştı. Yani verilen ve sadakat değerine getirilen bir emrin meyvesi, yeri geldiğinde böyle bir şeyle sonuçlanmıştı.
Sana hatırlatmak istiyorum dostum, her gün çevremizde veya çevrende silik olarak nitelendirebileceğimiz bazen selam verip selam almayacağımız sayısız insanla karşılaşırız. Bazılarına dilenci deriz, bazıları kasiyerdir, bazıları avukattır, doktordur, polistir, öğretmendir, hatta bugün bu Ademoğlu Adem'in de yaptığı gibi kapı kapı gezip insanlara bir şeyler satmaya çalışıyordur. Ama mecbur olduğumuz veya tercih ettiğimiz hiçbir meslek, hiçbir iş, hiçbir uğraş asla içimizdeki kişiyi tam manasıyla yansıtamazdı. Ademoğlu Adem'den buna zaten eminim. Ama gördüğüm diğer hayatlarla da bunun gerçekten doğru olduğuna seni temin ederim. Veya o an orada ağzından çıkan birkaç cümle ile sınıflandırmak, bir yere oturtmak, toplumun yaptığı en büyük hatalardandır. Görmemiz gereken asıl kaide bir insanın zihnini ne kadar geliştirip, ruhunu ne kadar beslediğidir. Çünkü bazen yanlış kararlar verdiğimizde, bazen de mecburiyetle, bazen bile isteye yanlış yer, mekan ve kılıkta oluruz. Ama bu bizim gerçek kişiliğimizi asla değiştirmez. Unutma dostum biz hissetmeyiz ama yıldızlar birer güneştir ve en az bizimki kadar sıcaktır. Her zaman göremiyor veya hissetmiyor oluşumuz bu gerçeği değiştirmez.
Yaşadığım bir çok Hayat içerisinde, yılbaşı denen ve yılın bu zamanı kutlanan bu günlerde gördüğüm büyük veya küçük birçok anım var. Ama bugün bunu hatırlıyor olmamın sebebini çıkaramıyorum. Tek bildiğim bu anının beni gerçekten iyi hissettirdiği. Neyse biz umalım da bu yıl güzel şeyler yaşayalım.

Bölüm sonu

1 yorum