İçeriğe geç

Kimin Bu Anılar

Bölüm 9 · 10 dk okuma

Kimin Bu Anılar

Bölüm 9

Ruh Çökerten

Günlerdir ufak ufak değinsemde gel birazda işin nasıl gittiği ve burada çalışırken oluşan ruh halim hakkında konuşalım. Girdiğim şirkette herkes bana çok iyi davranıyor. Aslında zaten iyi insanlar ve bunu bana da yansıtıyorlar. Akşamları ofise döndüğümde eğer vaktim varsa ofiste yapılan yemekten yiyorum. Zeynep abla ve Yasemin ablanın iyi yemek ve kahve yaptığını söylemeliyim. Zeynep abla Saim abinin eşi Yasemin ablada Özgür abinin eşi bir de Özhan Abi var. Özgür abi Özhan Abi ve Zeynep abla kardeşler. Yani herkesin bir şekilde akraba olduğu bu ofiste bana kendilerinden biri gibi davranıyorlar. Ancak önemli bir sorunum olduğunu söyleye biliriz dostum ben buraya sahada satış yapmak için girdim ama bir türlü istediğim verimi alamıyorum. Geçen hafta bir satışla kapattım bu hafta da henüz satmadım. Bu durum beni maddi olarak sıkıştırdığı kadar manevi olarak da acı veriyor. Çünkü her gün sayısız kapı çalıyorum, sayısız arabaya afiş bırakıyorum, birçok insana kartımı veriyorum, birçok insanla olumlu görüşmeler yapıyorum, bunların tamamından dönüş alamıyorum, dönüş aldıklarımda bir şekilde almaktan vazgeçiyor. Çalıştığım halde verim alamıyor, günlerdir durmaksızın yürüyorum. Günde sadece birkaç kez sigara için mola veriyorum. Sağ ayağımda büyük olasılıkla aşırı yürümeye bağlı olarak bir ağrı başladı. 2 hafta önce bu günlerde ayağımın üzeri morardı, acıya aldırış etmeden çalışmaya devam etmeye çalışıyorum. Saim abiden ayağım ağrıdığı için izin almak istedim birkaç kez ama zaten satışım da olmadığı için bu tür bahanelerin arkasına sığındığımı düşünmesini istemedim. Ağrıdan kimseye bahsetmedim hafif bir acı olduğunu birkaç kez belirttim ama zaman zaman dayanılmaz olduğunu, ayağımın morardığını sanırım bir ben biliyorum. Kazanamıyor olduğum için Saim abiden daha önce borç aldığımı da söylemiştim diye hatırlıyorum. Bu da beni üzen bir başka durum. Çünkü yeterli miktarda para kazanamıyor oluşum doğru dürüst beslenemem ve Sürekli maddi bir sıkıntı içerisinde olmam ile vücut buluyor. Bu işten ayrılıp başka bir işe girme fikri birkaç kez aklıma geldi, ama beni çat kapı kapılarına gittiğim ve bu halimle işe alan Saim abiyi yarı yolda bırakmayı asla istemiyorum. Ve öyle de olacak, kendisi eğer beni işten çıkarmaya karar verirse bunu sükunetle karşılayacağımı biliyorum, ancak yeni bir iş bulma süreci biraz uzun sürebilir. Aslında hemen ve para sağlayacak bir işe ihtiyacım olduğu su götürmez bir gerçek. Saim abinin yanında çalışmak uzun vadede bana iyi kazandırabilir, buna eminim aynı zamanda dediğim gibi onları yüz üstü bırakamam. Ancak sürekli paraya olan ihtiyacım ve satış yapamayışım beni ona karşı utanç verici bir duruma düşürüyor. Bir yandan da sürekli kafamın içinde dönen maddi problemler zaten hastalıklı olan zihnimi kötü şeyler düşünmeye sevk ediyor. Ama ben verebileceğim bütün özveriyi ortaya koyuyorum ve çalışıyorum. Hem fiziken hemde ruhen.

Bir parça kapladığım sayısız candan gördüğüm kadarı ile dostum. İnsanoğlu emek verip karşılığını en erken isteyen varlık. Örnek vermeme gerek yok Ademoğlu Adem önünde. Genç yaşına rağmen birçok işe girişti ve hepsinin meyvesini hemen yiyip, sıkıntılarının hemen biteceğini sandı. Böyle olmayınca da hep kendini kötüyü düşünmeye sevk etti. Verdiği en büyük emek resim yolunda ilerlemesi iken, tüm emeklerini, zamanını, yeteneğini ve bilgisini çöpe atıp vaz geçti. Neden vazgeçtiğini sözü kendisi ele aldığında anlatsın. Ama kabiliyeti çevresindeki herkesin takdirini kazanırken o tamda iyi bir kariyer yapabileceği bu yolu berbat etti ve vaz geçmeyi seçti.

Sözleşmeli er olarak aylarca zor bir eğitim aldı, aylarca görev yaptı ve daha yeni para kazanmaya başlayıp maddi olarak durumunu düzeltecek iken, yine kendi kafasındaki kendi ile olan sohbetleri neticesinde bıraktı. İçinde yazmaya dair inanılmaz bir aşk vardı ve defalarca başlayıp yarım bıraktı. Yaşadığı köyde ailesi ile birlikte dafalarca ve aylarca çobanlık yapıp sonra kaçtı. Tiyatro sahnesine çıkmayı çok istedi, bu onun için bir hayaldi, ve Kars'da bir kursa girip muhteşem arkadaşlar edindi, iyi bir rol kaptı, provalara ve derslere gitti, sonra sahnelenmesine az bir zaman kaldığında tüm emeğini zayi edip bıraktı vaz geçti. Bir dönem kendine has bir tarzla, çok hoş ve duygu yüklü şiirler yazdı ve tam gelişme gösterirken bıraktı. Daha buraya geleli 1 ay olmadan bir işten çıkıp diğerine geçti. Şimdiki de onu sürekli beden ve ruhen yoruyor. Ve bunu da bırakırmı kestiremiyorum. Aynı bedeni paylaştığımız ruhu genç bedenine rağmen, bitkin ve yorgun. Işığı çok az ve güçsüz, bu uzun zamandır böyle. Ara ara küçük parıltılar gösteriyor ve bazen birşeyler için hareketleniyor ama ondanda çabuk vaz geçiyor. Eski ışıltısını ona ne kazandırır bilemiyorum, ama onun yeniden parlak ve güçlü ruhunu görmeyi isterim. Bazen bu bedende sadece ben varım gibi oluyor. Adem'in ruhu bu zamanlarda öyle kararıyor öyle sönüyor ki nedenini bulamadığım bir şekilde bedeni sadece bana bırakıp çekiliyor. Bu gibi durumlarda Adem'i benim yönlendirdiğimi sanmanı istemem, benim tek yaptığım ruhi varlığımla hayatta kalıyor olmasını sağlamak. Bir bedende iki ruhla bir yaşam sürdürmek benim alışık olduğum bir şey. Ama genellikle aynı bedende bulunduğum ruhlar içlerinde bulundukları bedene görevinin tam gerektirdiği gibi hayat ve yaşam akıtırlar. Adem'in ruhu bunu bazı zamanlar söylediğim gibi bana bırakıyor. Kafasının içindeki problemler içinden çıkılamayacak kadar büyüdüğünde, zihninde yaptığı toplantı denilebilecek kadar kalabalık bir ses grubuyla karşılaşıyor. Bu toplantıların onun hayrına olmadığı kesin, çünkü verdiği kararlar kendisi için hep bir adım geriye atmasını gerektirecek kararlar. Ona soracak olursan verdiği kararlardan aşırı derecede pişmanlık hiç duymadı. Çünkü yaptığı her şeyi belki daha önce de söylediği gibi tecrübe olarak görüyor. Yaşıtlarına göre daha fazla riski aldı bir çok yaşam şekli gördü ve deneyimledi. Ama aldığı riskler onu onlardan geride bıraktı. Bu duruma çok fazla içerlediği yok. Neyse bırakalım da biraz da kendisi bahsetsin.

Bir insanı başarıya götüren şeyin ne olduğuna dair herkes çeşitli şeyler söyler. Bazıları en önemlisinin disiplin olduğunu, bazıları risk almanın, bazıları çalışmanın, bazıları yeteneğin, bazıları ailenin, bazıları coğrafyanın önemli olduğunu vurgular. Ama herkes ortak bir noktada birleşecek olursa bunun şu olacağı kanaatindeyim. Kişinin öncelikle zihnen yaşayabileceği her şeye hazır hale gelmesidir. Bu çok önemlidir. Neden mi? Çünkü eğer her zaman yaşayabileceğiniz en iyi şeyi düşünürseniz başınıza gelecek en kötü şey de, ne kadar disiplinli, kararlı, çalışkan, azimli olsanız da vazgeçebilirsiniz. Hep kötüyü düşünürseniz ne kadar sağlam bir yapınız olsa da bir gün yorulur ve vazgeçersiniz. Hem ışık hem karanlık olabilmelisiniz, sağlam bir gelecek inşa edebilmek için. Benim fikrim bu yönde. Genç yaşıma rağmen bunu sana ne hakla söylüyorum veya bunu bir öğüt olarak mı veriyorum bilmiyorum sevgili dostum. Ama ışık olmadan karanlığın, karanlık olmadan ışığın bir önemi olmadığını defalarca duymuşuzdur ve bu böyledir. Yani bir hayata atıldığınızda veya bir karar verip plan yaptığınızda, hep iyi ve kötü ihtimalleri yan yana görebilmelisiniz. Biri birinden biraz daha ağır basmaya başladığında, şu an konuşurken çok sağlıklı gibi görünen zihnimin, her zaman bulunduğu ruh halindeki gibi, hastalıklı bir yapıya dönüşürsün. Bu tür düşüncelere kapıldığınızda size bir yapı demek gerçekten yerinde olur. Sebebi şu şekilde söylenebilir. Çünkü bir canlı kendisi için iyi ve kötünün ne olduğunu farkındadır, bunları eşit olarak görür ona göre davranır, tedbir alır, çalışır hazırlıklı dır. Ama siz her şeye karşı hazırlıksız bir şekilde bekleyip, zamanın sizi savurmasına, hayatın sizi yormasına, insanların kırmasına izin verdiğiniz müddetçe bir yapısınızdır. Ve inanın dostum. Artık her ne olursa olsun, hayat gerçek manada sizin küçücük varlığınızın farkında bile olmadan akıp geçmeye devam ederken, yok olup gittiğinizde arkanızda bıraktığınız kadarsınızdır. Yani eğer bir yapıya dönüşürseniz arkanızda herhangi bir şey bırakamazsınız. Ama eğer bir canlı bir kişiye dönüşebilirseniz, bunu fikirlerinizle, zihninizle başarabilirseniz hayat akıp gitse de siz kalıcı bir canlıya dönüşmüş olursunuz. Sevgili dostum böyle sizli bizli konuşarak gerçek manada bir şeyler söylediğimi hissetmeye çalışıyorum, çünkü buna gerçekten ihtiyacım var. Kendime dönecek olursam şu anda evdeyim. Pazar olduğu için çalışmıyorum. Gün belirtmeyeli epey oldu. Bugün Ocağın 8'i Selim abinin gelmesini gerçekten istiyorum artık. Aslında gelmesi beni biraz tedirgin etmeye de başladı doğrusunu söyleyecek olursak. Çünkü ben oradayken yaptığımız planlara göre ben para kazanmaya başlamış hatta birikim yapmış olacaktım o geldiğinde. Ama o gelene kadar doğru dürüst geçimimi sağlayacak kadar anca kazandım. Birikimi soracak olursan sıfır . İşimle alakalı sorunlardan zaten bahsetmiştim. Selim abinin gelecek olmasını o kadar istememe rağmen şimdi neden canımı sıktığını soracak olursan, her ne kadar bana iyi davransa da, hatta birkaç telefon konuşmamızda çalışmama bile gerek olmayacağını söylese de ben kendimi bir makine olarak düşünmeyi çok istesem de böyle yapamadığımdan, duyguyla baktığımda, bunu yapmanın bir keneye yakışacağını düşünüyorum. Çünkü o canlıların yiyip kanında sakladığı besinleri sırtlarına yapışarak emen çirkin, iğrenç, menfaatçi bir varlıktır. Bütün bu saydığım çirkin özelliklere kendimi asla yakıştıramadım, öyle bir insan da değilim. Şimdilik çalışıyorum. Selim abi geldiğinde işler ne derece değişir bilmiyorum, ama gelişinin iyi olmasını temenni ediyorum ve buna inanıyorum. Selim abi gelmeden önce büyük olasılıkla Mustafa abi gelmiş olacak. Hatta bu hafta içerisinde gelir diye düşünüyorum. O gelirse bir süre güzel zaman geçiririm, en azından gündüzleri birkaç kez buluşuruz ve otururuz, sohbet ederiz. Sohbeti gerçekten iyi geliyor. Ali abi ile de zaten uzun zamandır konuşamıyoruz müsaitliği pek olmuyor. Ama bütün bunların dışında sana sayısız güzel anımın olduğunu söylediğim eski arkadaşlarımla alakalı ufacık bir konuya değinmek istiyorum. Dediğim gibi seni seninle olan sohbetimi bir sosyal platformda yayınlamaya başladım. Ve insanların buradan okuyup en azından kitap haline gelene kadar birkaç kişinin bizimle aynı kafileye katılacağını umuyorum. Ama en yakın arkadaşlarıma bile bunu okutmayı başaramadım. Şu anda düzenli okuyucum olarak sadece Mustafa abi var, diğerlerinin okuduğundan emin değilim. Çünkü okusalardı bir yorum yaparlardı. Metin var benim en yakın arkadaşım olarak gördüğüm kişi kendisi bugüne kadar. Belki hala öyle, ama ikimizde de olduğu gibi hastalıklı zihinlere sahip olduğumuzdan, neden olduğunu bilmediğim şekilde aramalarıma cevap vermiyor, mesajlarıma geri dönmüyor. Bir şeylere kırılmış veya bir şeyleri kafaya takıp kendisi içerisinde sorun yapmış olması muhtemel. Veya gerçekten mutludur, çünkü ben arkadaşlarımın bana sadece yanlarında kimse yokken veya ihtiyaçları düştüğünde yazıp sormalarına alışığım. Ama Metin'i bu çerçevenin dışında tutmaya çalışırdım. Zaman zaman böyle olsa da Metin sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla her gün girip fotoğraflar paylaşıp insanlarla eğlenebilecek kadar zamanı olan birisi. Şu durumda en azından attığım bir mesaja geri dönmesi gerekirdi diye düşünüyorum. Bütün bunları yapmayınca aramızda oluşacak herhangi bir soğukluğun sorumluluğu bende değil artık. Çünkü ben ona defalarca ulaşmaya çalıştım, ki zaten elimde olmayan sebeplerden dolayı aşırı derecede sıkıntıda olduğumu ve hayatın her zaman benim için çok daha kötüye gittiğini kendisi de bilir. Buna rağmen beni yalnız bırakmayı seçmiş olmasına üzülüyorum. Ama çok da şaşırmış değilim çünkü söylediğim gibi dostum ben buna alıştım. Daha önce Selim abinin hayatına giren arkadaşlarının anlattıkları kadarıyla menfaatçi insanlar olduğunu sana söylemiştim. Benim hayatıma giren insanların da bundan pek farkı olmadığına değindim . Ama gerçek manada gerçek şeffaf bir pencereden baktığımda ben birçok arkadaşım için hatta neredeyse tamamına yakınında işleri bittikten sonra kenara atabilecekleri bir nesneydim bunu kendime acayarak dile getirebiliyorum . Buna zaman zaman izin de veriyorum. Çünkü ben sosyal bir çevre olmadan nasıl hayatta kalırım onu bilmiyorum. Bugün burada bir odada büçük bir yatağın üzerinde uzanmış oturuyor oluşum beni saçma sapan şeyler düşünmeye teşvik ediyor olsa da, gerçekten sosyal bir çevreye alışığım. Şimdi sosyallik kendini kullandırmak mı diye soracaksın dostum. Ama şunu düşünmeni istiyorum, kendini düşün dostum kaç arkadaşınla gerçek menfaat ilişkisi dışında konuşabiliyorsun veya hangi arkadaşınla buluşup bir şeyleri halletmeye çalışırken senin görevlerin onunkini geçmiyor veya hangisiyle sohbet ederken senin dertlerinin onunkinin yanında küçücük kaldığını gösterecek cümleler kullanmaya çalışmıyor, hangisi seni gerçekten anlamaya çalışıyor. Hangisi senin en düşkün olduğun zamanda ararsan telefonu açar, hangisi gel dersen gelir. İşte dostum bu gerçekten benim de canımı yakıyor ama kendimi kullandırtıyorum dediğimde bunu kastetmiştim. Yani ben senin öyle sana söylediğim bütün bu her şeyi zaten yapıyordum ama karşı taraftan bunların hiçbirini görmedim yanlış hatırlamıyorsam. Ben şimdiye kadar kimseye çok zordayım gel demedim, herhalde kimsede bana demedi, varsa da birkaç tane hatırlamıyorum. Ama şunu söylemeliyim dostum kimseye çok zordayım gel demesem bile yanımda olun dediğim halde arkasını dönen sayısız arkadaşım var. Ama ben birinin bana ihtiyacı olduğunu gördüğümde onun yanından asla ayrılmam ayrılmadım da ayrıldıysam da hatırlamıyorum. Hatırlamıyorum kelimesini gerçekten seviyorum çünkü bir şey yaşanmışsa Ve bunu unutmak istiyorsam unutabiliyorum. Geçenlerde yaptığım bir araştırmaya ve okuduğum birkaç makaleye göre insanlar bir şeyleri sürekli unutmak istediklerinde gerçek manada unutabiliyorlarmış. Ama bu ilerleyen yaşlarda Alzheimer olmalarına sebep oluyormuş. Sanırım bende de buna benzer belirtiler var. Neyse laf lafı açtı işler karmaşıklaştı Ben biraz daha saçmalamadan konuyu kapatıyorum. Ruhen gerçek manada iyi değilim. Kendine iyi bak. Tekrar konuşup eskisi gibi anılarımızda kaybolacağımız bir sohbet içerisinde buluşmak üzere.

Adem bize bu sözler ile veda etti ama şimdi sözü ben almak istiyorum. Değerli dostum az önce bahsettiğim ruhsal sorunlarının Adem ne yaptığını az çok sende bu sözlerinden anlamışsındır. Kafasının içinde bir cümbüş var, zihini düğün yeri gibi. Hangi kelimeleri ne sıra ile seçeceğine bile doğru düzgün kadar veremez halde şanslıyız ki sen varsın. Bu fikirleri kafasının içinde oluşturduğu meclise sunsa emin ol çok zararlı kalkardı ama seninle konuşuyor olması benim bile ummadığım şekilde ona iyi geliyor. Hem seni bende seviyorum dostum, çünkü bende senin sayende kadim bir ruhun anılarını başka zihinlere açabiliyorum. Sevgili dostum Adem bu yürek batağından çıkana kadar görüşemezsek kendine iyi bak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.