Sahile inen yokuş, öğleden sonra güneşinde parlayan taşlarla doluydu.
Diren, marketten aldığı birkaç parça şeyi bez çantaya doldurmuş, her
zamanki gibi sessizce yürüyordu. Bu kasaba ne kadar küçükse, insanların
konuşma isteği o kadar büyüktü. Ama Diren kimseye yüz vermemeyi
öğrenmişti.
Küçük bir çocuk ona “merhaba” dediğinde sadece başını eğdi.
Bir kadın “Bu yaz da ne kadar büyümüşsün!” deyince, gülümsedi bile
sayılmazdı.
Ama iskeleye gelince durdu. Aynı yerde, aynı şekilde, yine oradaydı: Aren.
Kitabını bırakmış, denize bakıyordu. Diren’in adımlarını duyunca başını
çevirdi. Gözlerinde şaşırmamış bir sakinlik vardı. Sanki onun geleceğini
biliyormuş gibi.
Diren hiç durmadan yürümeye devam etti. Tam yanından geçerken, Aren
konuştu:
“İnsan buralarda çok az kelimeyle anlaşabiliyor, fark ettin mi?”
Diren yavaşladı. Cümleyi anlayıp anlamamak arasında kaldı.
“Ne demek bu?”
Aren hafifçe gülümsedi.
“Burada insanlar ya fazla konuşuyor ya da hiç konuşmuyor. Ortasını bulmak zor.”
Diren gözlerini kısıp ona baktı.
“Sen hangisisin?”
“Bilmem,” dedi Aren. “Sen hangisinden hoşlanıyorsan, belki o olurum.”
Diren, bu cevaptan hoşlanmadı. Dikenlerini biraz daha sivriltti:
“Ben kimsenin bir şeylere dönüşmesini istemem. Hele benim için hiç.”
Aren, başını iki yana sallayarak ayağa kalktı. Diren fark etti; o sandığından
biraz daha uzundu.
“Zaten kimse kimse için değişmemeli,” dedi. “Ama konuşmak zorunda da
değiliz. Yan yana durabiliriz mesela. O bile yeterli olur bazen.”
Diren’in gözleri ona bir an fazlaca takıldı. Böyle içten, böyle sade… Bu kadar
az şey söyleyip bu kadar etki yaratan insanlara alışık değildi. Bir şeyler
demek istedi ama… sustu.
“Görüşürüz,” dedi sonunda.
Ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Ama ilk kez… kalbi sessiz
yürümüyordu.
Aynı akşam, sahilde Meryem'le buluştular.
Meryem gözlerini Diren’in yüzüne dikti.
“O çocukla konuştun bugün,” dedi, sesi fazla sıradan olmaya çalışırken.
“Konuştuk sayılmaz.”
“Yüzünde ilk kez farklı bir ifade var. Azıcık da olsa mutlu gibisin.”
Diren gözlerini kaçırdı.
“Yoruldum sadece. Fazla anlam yükleme her şeye.”
Meryem bir süre sessiz kaldı.
Sonra gülümsedi, ama içinde bir şey kırılıyordu yavaş yavaş.
Çünkü Meryem, o yazın sadece güneşten değil, gölgelerden de
besleneceğini biliyordu.