Gece yarısı liman sessizdi. Dalga sesleri, ahşap iskelelere vuruyor; denizin tuzlu kokusu, Emre’nin ciğerlerine doluyordu. Zırhını çıkarmış, sıradan bir kılıç ve koyu renk bir pelerinle yola çıkmıştı. Muhafız üniformasıyla buraya gelmek intihardan farksız olurdu.Ay ışığı, boş sandıkları ve iplerle bağlanmış fıçılara vuruyordu. Ama Emre’nin dikkatini çeken şey, limanın kenarında dizilmiş büyük kasalardı. Kasaların üzerinde Rasim Bey’in ticaret damgası vardı: *Altın işlemeli bir gül motifi.*Sessizce yaklaştı. Tahta kasaların birini yokladı; ağırdı. Kapağı aralayınca, içinde sıradan kumaş ruloları göründü. Ama kumaşların arasında parlayan metal bir parça gözünden kaçmadı. Elini uzattı, hafifçe kaldırdı: bir kılıçtı bu. Emre’nin şüphesi kesinleşmişti. Rasim, şehre gizlice silah sokuyordu. Ama neden? Halk arasında bir isyan çıkarmak için mi, yoksa başka bir güçle gizli anlaşması mı vardı?Tam bu sırada, arkasından boğuk bir ses duydu: “Burada ne işin var, yabancı?”* Emre hızla arkasını döndü. Elinde fener taşıyan iki adam, karanlıkta onu fark etmişti. Fenerin ışığı yüzüne vurunca, saklanacak yer kalmamıştı.Emre, kılıcını çekti. “Yoldan geçiyordum. Yanlış yere geldim.” dedi sakin bir sesle.Adamların biri alayla güldü. “Yanlış yere gelenlerin genelde sabaha ulaşamadığını bilir misin?” Diğeri belinden hançerini çekti. Çatışma aniden başladı. İlk adam feneri yere atıp saldırdı. Emre, kılıcını ustaca savurdu; adamın saldırısını savuşturup omzuna hızlı bir darbe indirdi. Adam sendeleyip yere düştü.Ama ikinci adam hızlıydı. Hançeriyle Emre’nin pelerinini yakaladı, onu kendine doğru çekti. Emre zor anlar yaşadı; hançerin ucu göğsüne yaklaşırken, elini bileğine geçirip tüm gücüyle çevirdi. Adam acıyla bağırdı, hançer yere düştü. Bir diz darbesiyle adamı sersemletti.Nefes nefeseydi. Ama ikisi de bayılmamıştı. Tam onları etkisiz hale getirmek için hamle yapacakken, limanın karanlık ucundan bir grup daha adam belirdi. Ellerinde sopalar, zincirler vardı. En az dört kişilerdi.Emre’nin kalbi hızla çarptı. Tek başına bir orduya karşı koyamazdı. Sessizce geri çekildi, dar bir ara sokağa yöneldi. Kaçmak zorundaydı; Rasim’in adamlarının planlarını öğrenmişti ama kanıt toplamadan harekete geçemezdi.Sopaların ahşap zemine vuruş sesleri, küfürler ve bağırışlar arkasından geliyordu. Emre, gölgeler arasından koşarak limanın dışına ulaştı. Son bir hamleyle duvardan atladı, karanlık sokaklara karıştı. Sarayın yolunu tuttuğunda, nefesi hâlâ düzensizdi. Kendi kendine mırıldandı: “Silahlar… Rasim sadece zenginlik peşinde değil. Daha büyük bir planı var.” Ve o anda, aklında tek bir şey belirdi: Eğer Rasim gerçekten isyan hazırlığı içindeyse, yalnızca Defne’nin değil, bütün krallığın geleceği tehlikedeydi.Ama Emre’nin bilmediği şey, limandaki kaçışının fark edilmesiydi. Rasim’in adamları, sabah olduğunda kime haber vereceklerini gayet iyi biliyordu...
Bölüm 4
Limandaki Gölgeler
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.