İçeriğe geç

Kibirli Mimar

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Kibirli Mimar

Bölüm 9

SOĞUK SAVAŞ

HANYANG TARİHİ BİNASI — 14:00

Otel gecesinin üzerinden üç gün geçmişti. Şantiyedeki hava, Karpatlar’ın dondurucu rüzgarından bile daha soğuktu. İkisi de aralarındaki o "kazayı" profesyonel bir zırhın arkasına saklamaya çalışıyordu; ancak göz göze geldikleri her an, o zırhta derin çatlaklar oluşuyordu.

Jungkook, ana restorasyon salonundaki devasa iskelenin üçüncü katında durmuş, tavan fresklerinin koruma katmanını inceliyordu. Yüzünde koruyucu maske, elinde lazer tarayıcı vardı. Boynundaki morluğu kapatmak için boğazlı siyah kazağını yaz sıcağına yakın havaya rağmen çıkarmamıştı.

Aşağıdan gelen tok adım sesleri salonun yüksek tavanında yankılandı. Taehyung, elinde baret ve şantiye planlarıyla iskelenin dibinde durdu. Kusursuz siyah gömleğinin kollarını katlamış, keskin bakışlarını yukarı dikmişti.

"Bay Jeon," dedi Taehyung. Sesi, sanki üç gece önce o suit odada Jungkook'un adını inleyerek haykıran adam değilmişçesine dondurucu ve resmiydi. "Doğu kanadının statik raporlarını hala onaylamamışsınız. Sırf bana inat etmek için işi geciktiriyorsunuz."

Jungkook iskelenin demirlerine tutunup aşağı baktı. Maskesini çenesine indirdi. Bakışlarındaki nefret kıvılcımları hala dipdiriydi.

"Statik raporundaki çelik kolon açıları yanlış, Bay Kim," dedi Jungkook, gürültülü jeneratör sesini bastırarak. "O açıyla girerseniz tarihi dokudaki yük dağılımını bozarsınız. Ben işimi yapıyorum, sizin gibi 'kestirmeden' gitmiyorum."

Taehyung iskelenin demir merdivenlerini hızla tırmanmaya başladı. Adımları yankılanırken Jungkook istifini bozmadan elindeki tarayıcıya döndü. Ancak Taehyung yanına ulaştığında, dar iskele platformunda iki adamın arasındaki mesafe bir metreye kadar düştü.

"Kestirmeden gitmek mi?" dedi Taehyung, Jungkook’un arkasında durarak. Sesi alçaldı, sadece ikisinin duyabileceği bir frekansa indi. "Benim hesaplamalarım milimetriktir Jeon. Sizin gibi duygularımla hareket edip projeyi riske atmam."

Jungkook aniden Taehyung’a döndü. Sırtı iskelenin koruma demirine yaslandı. "Ben duygularımla hareket etmiyorum!"

"Öyle mi?" Taehyung bir adım daha attı. Jungkook’un boğazlı kazağının yakasına bakışları kaydı. "O zaman neden üç gündür yüzüme bakamıyorsun? Neden tek bir teknik tartışmada bile gözlerini kaçırıyorsun?"

Jungkook çenesini sıktı, gözlerini Taehyung’un kızıl-kahve gözlerine dikti. "Çünkü o gece yaşanan iğrenç hatayı düşündükçe midem bulanıyor. Senden de, kendimden de nefret ediyorum. Şimdi in aşağı ve işimi yapmama izin ver."

Taehyung’un yüzündeki o mesafeli maske bir anlığına çatladı. Gözlerinde tehlikeli bir karanlık belirdi. Elini kaldırıp iskelenin demirine, tam Jungkook’un başının yanına sertçe dayadı.

"Midelerin bulandığı zamanları iyi hatırlıyorum Jeon," dedi Taehyung fısıltıyla. "O gece altımda inlerken hiç de öyle görünmüyordun."

"KAPA ÇENENİ!" Jungkook, Taehyung’u göğsünden sertçe itti.

Taehyung bir an dengesini kaybeder gibi oldu ama kenardaki halata tutundu. İkisi de iskelenin tepesinde nefes nefese birbirine baktı. Düşmanlıkları, aralarındaki o karanlık arzunun benzinle beslenmesi gibi daha da parlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.