OTEL SUİTİ — 08:30
Sabahın ilk ışıkları perde aralarından sızıp yatağın üzerindeki dağınıklığı aydınlattı. Yerde yırtılmış gömlekler, kırık düğmeler ve dökülmüş içkiler vardı.
Jungkook, zonklayan bir baş ağrısıyla gözlerini açtı. Bedenindeki her bir kas acıyordu, özellikle de bacaklarının arası ve beli. Yanına döndüğünde, Taehyung’un çıplak sırtını ve omzundaki tırnak izlerini gördü.
Zihnine gecenin parçaları birer birer düştü: Asansördeki öpücük, yataktaki vahşi temas, attığı iniltiler...
Jungkook dehşet içinde yataktan fırladı. Bacakları titreyerek yerdeki clothes'larını toplamaya başladı.
O sırada Taehyung da kıpırdandı. Yatakta doğruldu, çarşafı beline çekti. Dağınık gümüşi saçları ve uykulu gözleriyle Jungkook’a baktı. Yüzündeki o donuk ifade anında geri gelmişti ama gözlerinde hafif bir şok vardı.
"Jeon..." dedi Taehyung, sesi pürüzlüydü.
"Tek bir kelime bile etme," dedi Jungkook, dişlerinin arasından. Pantolonunu hızla giyerken elleri titriyordu. "Tek. Bir. Kelime. Bile."
Taehyung yataktan kalktı, çıplak gövdesiyle Jungkook’un önüne dikildi. "Bu bir hataydı. Çok alkollüydük."
Jungkook başını kaldırıp Taehyung’un gözlerine nefretle baktı. Gözleri dolmuştu ama bu üzüntüden değil, kendine ve Taehyung’a olan devasa öfkesindendi.
"Hata mı?" dedi Jungkook. "Sen sadece fırsatçı, iğrenç bir adamsın. Bu gecekini unutacaksın Taehyung. Eğer şantiyede ya da projede bunun imasını bile yaparsan seni mahvederim."
Taehyung’un da çenesi kasıldı, gururu incinmişti. "Merak etme Jeon. Benim için de bir anlık alkol hatasından başka bir şey değildi. Çizim masasına döndüğümüzde yine sadece benim dediklerim olacak."
Jungkook gömleğini bile iliklemeden ceketini üzerine alıp otel odasının kapısını sertçe vurarak çıktı.
Aralarındaki inatçılık ve nefret bitmemişti; aksine, bu kırılma noktasıyla birlikte daha da yıkıcı, daha da bileyici bir hal almıştı...