HANYANG TARİHİ BİNASI — 22:30
Gece vakti aniden bastıran sağanak yağmur, şantiyedeki geçici cam ofisin camlarını dövüyordu. Şehir şebekesindeki arıza nedeniyle ana ışıklar kesilmiş, restorasyon alanını sadece acil durum sarı projektörleri aydınlatıyordu.
Jungkook, masasının üzerindeki paftaları toplarken elindeki kahve bardağı titredi. Üç gündür uykusuzdu. Taehyung’un varlığı, aynı binada nefes alıyor oluşu bile sinir sistemini altüst etmeye yetiyordu.
Ofisin cam kapısı açıldı. Taehyung içeri girdi. Üzerindeki ceket ıslanmıştı. Ceketini silkip kenardaki askılığa astı.
"Ana jeneratör devre dışı kaldı," dedi Taehyung soğukkanlılıkla. "Sabaha kadar çizimleri elle revize etmek zorundayız. Kurul yarın 09:00'da burada olacak."
"Seninle aynı masada çalışmayacağım," dedi Jungkook, çantasını fermuarlayarak. "Kendi odama gidiyorum. Çizimleri sabah kontrol edersin."
Jungkook kapıya doğru yürüdü ama Taehyung tam kapının önünde durup geçişi kapattı.
"Çocuklaşmayı bırak Jeon," dedi Taehyung sert bir tonla. "Bu proje ikimizin de kariyeri. O Gece yaşananları bahane edip kaçamazsın."
"Ben kaçmıyorum!" Jungkook, Taehyung’un göğsüne doğru bir adım daha attı. "Sadece senin o kibrini ve ukala suratını çekmek istemiyorum!"
"Bana bak!" Taehyung tek bir hareketle Jungkook’u kolundan tutup cam duvara yapıştırdı.
Camın soğukluğu Jungkook’un sırtına işlerken, Taehyung’un sıcak ve iri bedeni tam önüne kuruldu. İkisinin nefesleri sarı ışığın altında birbirine karıştı. Alkol yoktu, zihinleri tamamen açıktı; ama aralarındaki nefret öyle bir raddeye gelmişti ki, fiziksel temas kaçınılmaz bir elektrik yaratıyordu.
"Benden nefret ettiğini söylüyorsun," dedi Taehyung, parmaklarını Jungkook’un çenesine gömerek. "Ama ne zaman sana yaklaşsam kalbin deliler gibi atmaya başlııyor. Bu nefret değil Jeon. Bu, kabullenmeye korktuğun bir arzu."
Jungkook, Taehyung’un gözlerinin içine dik dik baktı. "Bu sadece öfke Taehyung. Seni yok etme isteği."
"O zaman denesene," dedi Taehyung fısıltıyla. Dudaklarını Jungkook’un dudaklarına milimler kalana kadar yaklaştırdı. "Beni yok et."
Jungkook’un elleri Taehyung’un gömleğinin yakasını kavradı. İkisi de sınırı aşmanın eşiğindeydi. Jungkook tam adamı itecek ya da dudaklarına yapışacakken, dışarıdaki acil durum jeneratörü büyük bir gürültüyle çalıştı ve projektörler yüksek bir ışıkla yandı.
İkisi de aniden irkilerek geri çekildi.
Taehyung derin bir nefes alıp üstünü düzeltti. Gözlüklerini taktı. "Çizim masasına geç Jeon. İşimiz uzun."
Jungkook sinirle terini sildi, yutkundu ve hiçbir şey söylemeden masaya oturdu. Sınır aşılmamıştı ama ikisi de biliyordu: Bir sonraki kırılma noktasında aralarındaki bu inatçılık duvarı tamamen yıkılacaktı.